Ankaranın başkent oluşu tarihi hakkında bilgiler

'Ankara Tanıtımı' forumunda Mavi_Sema tarafından 2 Nisan 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ankaranın başkent oluşu tarihi hakkında bilgiler konusu Ankara nasıl başkent oldu
    Ankaranın başkent oluşu hakkında bilgi

    Mustafa Kemal Paşa, Mayıs 1919’da İstanbul’dan Anadolu’ya hareketinden önce Padişah Mehmet Vahdettin’in huzuruna çıktığı zaman ilginç bir ayrıntıyı farkeder: Konuşurken padişahın gözleri ikide bir sarayın penceresinden görülen düşman zırhlılarına kaymaktadır. Atatürk, birkaç yıl sonra, 16 Ocak 1923 günü İzmit’te gazetecilere verdiği demeçte düşüncesini açıklar ve:

    “Bir geminin topundan telâşa düşecek bir yerde (İstanbul’da) hükümet merkezi olamaz” der.

    Denilebilir ki, Mustafa Kemal Paşa, daha 1919’da, Samsun’a çıkmadan önce kafasına koymuştur: Sırası gelince başkent İstanbul’dan Anadolu’ya taşınacaktır.

    Gerçekten Türk Kurtuluş Savaşı boyunca Ankara’nın adım adım başkent olmaya doğru gittiği ve buna hazırlandığı görülür: Daha 1919 Şubat’ında Atatürk ve birkaç yakın arkadaşı, Ankara’yı bir “mukavemet merkezi” yapmayı tasarlamışlar15. Bu tasan doğrultusunda, 20. Kolordu karargâhı Ankara’ya kaydırılır ve bu kolordunun başına Atatürk’ün güvendiği sınıf arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa getirilir. Fuat Paşa, Orta Anadolu’da merkezi bir konumu olan Ankara’ya hâkim olur. Burada İtilâf devletlerinin veya işbirlikçi Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin at oynatmalarına izin vermez. Ankara, millî hareketin daha ilk günlerinde güvenilir bir merkez olur ve Mustafa Kemal’in arkasında yer alır.

    Ankara’ya yerleşen Ali Fuat Paşa, Afyon yöresine kadar güvenlikten sorumlu bir komutan olarak çalışır. Bütün Batı Anadolu haberleri de ondan sorulur. Tüm Batı Anadolu’dan ve başkent İstanbul’dan haber alıp Doğu Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştırmak da ona düşer. Ankara millî hareket içinde önem kazanmağa başlar.

    Ankara, daha 1919 yazında, millî hareketin güvenli dayanak noktalarından biridir. İstanbul’dan Anadolu’ya geçen ve Mustafa Kemal’e katılmak isteyenler güvenli bir yer olarak önce Ankara’ya ve Ali Fuat Paşa’ya gelirler ve Ankara’dan doğuya yollanırlar. Millî hareketin öncülerinden olan Hüseyin Rauf (Orbay)da Anadolu’da Mustafa Kemal ile buluşmadan önce ilk güvenilir yer olarak Ankara’ya gelmiştir.

    Erzurum ve Sivas kongreleri döneminde Ankara’nın önemi daha da artar. O günlerde kongre merkezleri ile İstanbul arasında çok yoğun ve çok önemli haberleşmeler, yazışmalar olur. Bütün bu yazışmalarda Ankara, güvenli bir köprü rolü oynar. Bir role istasyonu gibi çalışır. Kongre merkezlerinden İstanbul’a ulaştırılacak en önemli, en gizli haberler, önce Ankara’ya verilir, oradan Ali Fuat Paşa aracılığıyla başkente ulaştırılır. İstanbul’dan gelen haberler de aynı yolla kongre merkezlerine, Mustafa Kemal Paşa’ya iletilir. Ankara’da Ali Fuat Paşa, Mustafa Kemal Paşa’dan sık sık şöyle buyruklar alır ve bunların gereğini yapar:

    “Aşağıdaki tel yazısını güvenli bir yolla İstanbul’a çektirip ulaştırmanız ve aynı yolla ivedi bir yanıt almanız rica olunur.”16

    Özellikle Sivas Kongresi sırasında Ankara önemli rol oynar. Ali Fuat Paşa bu konuda şunları yazar:

    “20. Kolordu’nun merkezi olan Ankara, Sivas Kongresi arifesinde büyük bir ehemmiyet kazanmıştı. Garpta milliyetperverler için en emin bir melce olmuş, millî mukavemetin hareket üssü haline gelmişti...

    Ben şahsen Sivas Kongresi’nde bulunmadım. Ancak bütün hazırlıklar ile pek yakından alâkadar oldum. Gerek mıntıkam ve gerek kontrolüm altında bulundurduğum vilâyetlerde murahhasların seçilmesi ve bunların emniyetle Sivas’a gönderilmelerini temin için çalıştım. Bu tarihlerde Ankara ilk merkez vazifesini görmüştü. Azaların büyük bir kısmı Ankara’da toplanmışlar ve buradan Sivas’a hareket etmişlerdi. Heyet-i Temsiliye’nin Garbî Anadolu ve İstanbul ile olan bütün temasları vasıtamızla olmuştu...”17

    Ali Fuat Paşa’nın “kontrolüm altında bulundurduğum vilâyetler” dediği, çok geniş bir bölgeydi ve şu yöreleri kapsıyordu: Konya, Kastamonu, Çorum, Eskişehir, Kütahya, Isparta, Burdur ve Afyon. Ankara bütün bu bölgeleri millî harekete bağlamak yönünde etkiliyordu ve etkilemişti.

    Sivas Kongresi’nin güvenliği için Ankara, bir kalkan rolü oynamış, batıdan gelebilecek saldırılara göğüs germişti. Ankara’da alınan önlemler sayesinde Sivas Kongresi’ne Batıdan ciddi bir saldırıyla karşılaşılmamıştır. İstanbul Hükümeti, Ankara üzerinden Sivas’a saldırmayı göze alamamış ve ancak Malatya yönünden Harput valisi aracılığıyla Sivas Kongresi’ne karşı başarısız kalan bir baskın düzenlemeğe kalkışmıştır.

    Millî hareketin daha ilk günlerinde Ankara’nın Mustafa Kemal’in arkasında yer alması, İstanbul Hükümeti’nin gözünden kaçmadı. Hükümet, 1919 Ağustos sonunda Ali Fuat Paşa’yı Yirminci Kolordu Komutanlığı görevinden almağa kalkıştı. Fuat Paşa, Atatürk’ten aldığı buyruk üzerine komutayı bırakmadı.

    İstanbul Hükümeti aynı zamanda Ankara Valisi Muhittin Paşa’yı harekete geçirmeyi denedi. 31 Temmuz 1919 günlü bir gizli emirle, askerlerin, “merkezi Ankara olmak üzere büyük bir millî kuvvet kurulmasına” kalkıştıklarını ve “Ankara’ya her taraftan delegeler çağırıldığını” valiye bildirdi ve “bu gibi işlere kalkışan ve kışkırtmalara önayak olan kimseleri hemen yakalayıp İstanbul’a göndermesini” istedi18. Ama Vali Muhittin Paşa, millî harekete karşı zararlı çalışmalar yapmağa yeterince zaman bulamadı. Tutuklanıp Sivas’a yollandı. Ankara’nın İstanbul ile bağları büsbütün koparıldı.

    Sivas Kongresi günlerinde, Eylül 1919’da Ankara, Heyet-i Temsiliye’ye bağlandı.

    Sivas Kongresi’nden sonra Türkiye’de mebus seçimlerine gidilmesi ve Osmanlı Parlamentosu’nun toplanması konuları gündeme geldi. Mustafa Kemal Paşa, Son Osmanlı Meclisi’nin İstanbul’da değil, Anadolu’da toplanması gerektiğini savundu. Hem İstanbul’a, hem de yakın arkadaşlarına görüşünü kabul ettirmeğe uğraştı. Meclisin toplantı yeri tartışması, dolaylı olarak başkent işini de ortaya çıkarıyordu. Mustafa Kemal, açıkça başkenti Anadolu’ya taşıyalım demiyordu. Ama başkent İstanbul’un güvenli bir yer olmadığını belirtiyor ve şöyle diyordu:

    “Düşman donanma toplarının etkisinde, işgal kuvvetlerinin ayakları altında... bulunan başkent (İstanbul) bugün tam anlamıyla kuşatılmış durumdadır. Burada Osmanlı egemenliği manen ve eylemli olarak geçersizdir. Buna Rum ve Ermenilerin başkaldırıcı durumlarını da eklersek, İstanbul’da Mebuslar Meclisi’nin güven altında olamayacağını, iş göremeyeceğini anlamakta kuşku olmaz...” 19

    Bu gibi gerekçelerle Mustafa Kemal Paşa, Meclisin Anadolu’da toplanmasını istiyordu. Açıkça söylemese de gerçekte, İstanbul’un başkentlik statüsünü tartışma konusu yapmış oluyordu. Parlamento Anadolu’da toplanınca, Türkiye siyasetinin ağırlık merkezi İstanbul’dan Anadolu’ya kayacaktı. Gözler, ister istemez Anadolu’ya çevrilecek; Anadolu ön plâna geçecek; İstanbul ise kenarda kalacaktı. Meclisin Anadolu’da toplanması, başkentin İstanbul’dan Anadolu’ya taşınmasına doğru bir adım olacaktı.

    Atatürk’ün yakın arkadaşları bile Meclisin Anadolu’da toplanmasına karşı çıktılar. Kâzım Karabekir Paşa, Meclisin Anadolu’da toplanmasının başkentin taşınması anlamına geleceğini belirtti ve bunu “tehlikeli” gördü. Karabekir Paşa şöyle yazıyor:

    “Meclis hariçte olmaz. Çünkü payitahtın mahalli ahıra (başka yere) nakli demektir... İstanbul yalnız Osmanlıların değil yüz milyonlarca ehli İslâmın payitahtıdır. Hariçte toplanmak payitahtın nakli telakkisi olup şimdiden güftügüzara (dedikodulara) yol açtığı cihetle bunun evakıb-ı vahimesi (vahim sonuçlan) kemal-i ehemmiyetle nazar-ı dikkatte tutulmalıdır... Meclis-i millî hariçte mahzurludur...

    Dosyayı inceledikten sonra meclisin İstanbul haricinde toplanmasının tehlikeli bir iş olacağını kabul ettim.”20

    İstanbul Hükümeti ve Padişah da, doğal olarak, Meclisin Anadolu’da toplanmasına şiddetle karşıydılar. Kendi bakımlarından haksız da sayılmazlardı. Çünkü, İstanbul Hükümeti zaten “İstanbul Belediye Meclisi” durumuna düşmüş ve İstanbul surları dışında sözünü geçiremez olmuş idi. Meclis-i Millî de Anadolu’ya geçerse başkent İstanbul büsbütün sönebilir, Türkiye’nin siyasal merkezi meclis toplantı yeri Anadolu’ya kayabilirdi. Düşman propagandası da İstanbul Hükümeti’nin bam teline basıyordu: “Meclis Anadolu’ya giderse, başkent de Anadolu’ya gitmiş olur, başkent Anadolu’ya gidince de İstanbul elden gider” deniyordu.

    Kısacası, 1920 başlarında ortam henüz elverişli değildi. Meclisi Anadolu’da toplamak ve başkenti İstanbul’dan Ankara’ya taşımak için bir süre daha beklemek gerekecekti.

    Bu arada Ankara, başkent adayı olarak sivriliyordu. 27 Aralık 1919 günü Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye üyeleri Ankara’ya geldiler. Ankara, Heyet-i Temsiliye Merkezi oldu. Heyet-i Temsiliye, bir bakıma de facto hükümet durumundaydı. Anadolu’ya fiilen hükmediyordu. Ankara, bu fiili hükümetin merkezi oldu. Atatürk, “cephelere ve İstanbul’a demiryolu ile bağlı ve genel durumu yönetme bakımından Sivas’dan hiçbir ayrılığı olmayan Ankara”yı merkez yapmak için en uygun yer olarak görmüştü21. Ama Sivas’tan Ankara’ya taşınma ve hele Ankara’nın devamlı bir merkez yapılması düşüncesi bir süre gizli tutuldu. Sanki Ankara geçici bir merkezmiş gibi gösterildi. Atatürk, Ankara’ya geldiği gün yayınladığı duyuruda, “şimdilik Heyet-i Temsiliye merkezi Ankara’dır” diyordu22. Mazhar Müfit Kansu, “Ankara’nın daimi merkez olmasını kararlaştırmıştık. Fakat... mahrem (gizli) tutuyorduk” der23.

    Atatürk’ün Ankara’ya gelişi, Ankara tarihinin bir dönüm noktasıdır. Haklı olarak her yıl kutladığımız 27 Aralık günü, Ankara’nın alın yazısını kökten değiştirmiştir. O günden sonradır ki Ankara kenti, başkent olmaya doğru hızla ilerlemiştir. Ankara halkı da kendisine düşen görevi hakkıyla yerine getirmiştir.

    Ankaralılar, Mustafa Kemal Paşa’yı ve Heyet-i Temsiliye üyelerini olağanüstü sıcak bir sevgiyle karşıladılar. Hemen onların yardımına yetiştiler. Heyet-i Temsiliye Ankara’ya parasız gelmişti. Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, yurtsever ve aydın Müftü Rıfat (Börekçi) eliyle Heyet-i Temsiliye’ye hemen 1000 lira yetiştirdi24.

    Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Ankara Merkezi’nin karar ve hesap defterleri, Nâşit Hakkı Uluğ tarafından gün yüzüne çıkarıldı ve yayımlandı25. Bu pek değerli belgelerden, Ankaralıların 1919-1920 yıllarında Kurtuluş Savaşı’na yardımları ayrıntılarıyla görülüyor.

    Bu defterlerden anlaşıldığına göre, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Ankara Merkezi, 29 Ekim günü resmen kurulunca hemen yardım toplama işine başlamış. 1919 kasım ve aralık aylarında 1720 lira 70 kuruş toplayabilmiş. Ankaralılar, güçlerine göre, ilk çırpıda 100 kuruş ile 20.000 kuruş arasında yardımda bulunmuşlar. Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi de 200 kuruş ile ilk para katkısında bulunanlardan biridir.

    Heyet-i Temsiliye’nin Sivas’tan Ankara’ya geleceği anlaşılınca, Ankaralılar kolları sıvamışlar, para toplama işini hızlandırmışlar. Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya gelişinin ilk günlerinde ağırlanması, toplanan bu parayla sağlanmış. Bağlı sancaklardan ve kazalardan da Ankara’ya para gönderilmiş. Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Heyet-i Temsiliye için ilk altı ayda 2.630 küsur lira harcamıştır.

    16 Mart 1920 günü İstanbul’un işgali, Ankaralılar için yeni masraf kapısı açmıştı. Ankara’da açılacak Millet Meclisi binasının birçok eksiği vardı. Binanın damında kiremit, duvarlarında sıva, badana yoktu ve içi de boştu. Bu binayı hızla yetiştirebilmek ve tarihî Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gecikmeden açılabilmesini sağlamak için Ankaralılar olağanüstü gayret sarfettiler. Bir ay içinde Ankara Müdafa-i Hukuk Cemiyeti, TBMM binası için 5068 lira harcadı. O zamanın ölçülerine göre bu oldukça büyük bir para idi, Ankaralıların bu cömertçe ve yurtseverce yardımları sayesindedir ki TBMM çok gecikmeden açılabilmiştir.

    Ankaralıların para yardımları, TBMM açıldıktan sonra da sürmüştür, örneğin 5 Mayıs 1920 günü, millî davanın propagandası için “Heyet-i İrşadiye” başkanı Şair Mehmet Akif’e (Ersoy) 20.000 kuruş verilmiştir. Temmuz 1920 tarihine kadar Ankaralılar, Kurtuluş Savaşı’na toplam 912.340 kuruş yardım yapmışlardır. Ankara’nın o günkü nüfusu ve yoksulluğu gözönüne getirilince, toplanan bu para pek önemli ve değerli idi. Tam zamanında ve tam yerine harcanmıştır. Bu yurtseverce yardımlarıyla Ankaralılar, yeni Türk Devleti’nin temeline harç koymuşlardır. Bu sayede de Ankara, epeyce puan toplamış, biraz daha sivrilmiş ve başkent olmaya doğru yola çıkmıştır, denilebilir.

    İstanbul’un işgali Ankara’yı ön plâna çıkardı. Gözler Ankara’ya çevrildi. Ankara’yı karargâh yapmış olan Heyet-i Temsiliye hemen devletin sorumluluğunu üzerine aldı. Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa, bir yandan İstanbul’un işgalini şiddetle protesto etti, öte yandan da Ankara’da “olağanüstü yetkili” bir meclisin toplanacağını duyurdu.

    22 Nisan 1920 günü Mustafa Kemal Paşa, bütün yurda şu önemli genelgeyi yayınladı:

    “Tanrı’nın yardımıyla Nisan’ın 23’ü Cuma günü (Ankara’da) Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından o günden sonra bütün sivil ve askerî makamların ve bütün ulusun başvuracağı en yüce kat, adı geçen meclis olacaktır. Bilgilerinize sunulur.”26 TBMM 23 Nisan 1920 günü açılınca, bütün ulusun başvuracağı en yüce kat oldu. Böylece Ankara tam anlamıyla bir “merkez” durumuna geldi.

    2 Mayıs 1920 günü Ankara’da ilk hükümet kuruldu. Yeni hükümetin kurulmasıyla da Ankara fiilen hükümet merkezi oldu. Yalnız Türkiye’nin değil, dış dünyanın da dikkatleri Ankara’ya çevrildi. Dost düşman gözünde Ankara artık gerçek bir merkezdir ve hukuken de Türkiye’nin başkenti olmaya adaydır.
     

Bu Sayfayı Paylaş