Almanya'daki Türk Çocuklarinin Egitim Sorunlarinin

'Yurtdışında Yaşam ve Eğitim' forumunda EbruLi tarafından 22 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. EbruLi

    EbruLi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Almanya'daki Türk Çocuklarinin Egitim Sorunlarinin konusu Önsöz
    Bugün, Türkiye’den 1960’lı yıllarda gelen göçmen işçilerin nesli neredeyse dördüncü kuşağa varmıştır. Türkler sonuçta 40 seneden beri Almanya’da yaşamaktadır. Bu duruma yüzeysel bakıldığında, Türklerin Almanya’daki hayata uyum süreçinin bitmiş olduğu düşüncesi ortaya çıkar. Fakat genelleştirmelerin ne kadar yanıltıcı olduğunu, eğitim sorununa değinerek ıspatlamak kolaydır. Bu yazının amaçı, başta Essen-Duisburg Üniversitesinin kurumu olan Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı’nın (Zft) 2005 yılının Kuzey Ren Vestfalya eyaletine (NRW) dair anket araştırmasından yararlanarak Almanya’daki yaşayan Türk toplumunun eğitim sorununun kaynaklarını araştırmaktır.

    Misafir Işçi Kuşağı
    NRW’de yaklaşık 700.000 Türk vatandaşı veya Türk kökenli Alman vatandaşı yaşıyor. Bunların yüzde 51’i okula Türkiye’de gitmişken, yüzde 2’si hiç okula gitmemiş ve geri kalan kısım okul eğitimini Almanya’da almıştır. Doğal olarak bu Almanya’da okula gitmiş kesim daha çok 30 yaşından küçükleri kapsamaktadır ve bunların içinde Türkiye’den aile birleşimi yolu ile gelenlerin sayısı çok azdır. Ankette misafir işçi olarak gelenlerden hiç biri Almanya’da okula gitmemiş, fakat onlardan sonra gelen nesilde yüzde 89’u Almanya’da okula gitmiştir. Bu demektir ki, Almanca öğrenmek ve Almanya’ya adapte olmak, iş yerlerinden hariç, Türk misafir işçi nesline bırakılmıştır. Sonuçta onlar işçi olarak gelmişlerdir ve Alman ve Türk tarafının düşüncelerini göre, er ya da geç, biraz para biriktirdikten sonra anavatanlarına geri döneceklerdi. Yani kimsenin aklında onlara dil ve kültürel farklılıkları öğretmek gelmemiştir ve zaten Türklerin çoğu da buna fazla çaba göstermemiştir. Tabi ki bunların arasında da istisna örnekler bulunmaktadır.

    İkinci kuşak
    Bilindiği gibi, misafir işçi nesli anavatana geri dönüşünü uzatarak, ailesini yavaş yavaş yanına getirmeye başlamıştır. Öncelikle eşlerini getirerek çocuklarını Türkiye’de bırakmışlardır. Geri dönmek iyice geleceğe bırakıldığı zaman, çocuklar da gurbete getirilmiştir. Sonraki ğamak gelen nesile böylece bir yandan Türkiye’de okuma şansı verilmiştir. Lakin istatistiğe bakıldığında böyle bir tablo ortaya çıkıyor: Bugünkü 45-59 yaşında olanların yüzde 22,7’si Türkiye’de lise mezunu, yüzde 12,3’ü ortaokul mezunu, yüzde 52,9’u ilkokul mezunu olmuştur. Fakat bu neslin Almanya’da okuma başarısı çok etkili değildir: yüzde 4,3’ü Hauptschule, yüzde 3,8’i Realschule, yüzde 3,3’ü Fachabitur ve yüzde 0,9’u Abitur diploması elde edebilmiştir. Aslında ebeveynler çocuklarına okuma imkânını tanımışlardır, fakat maalesef Lise mezunu bile olsa, bu o zamanın gençlerine az yarayışlı olmuştur, çünkü onlara en gerekeni Almanca dil bilgisiydi.

    Üçüncü kuşağa doğru
    “Alman devleti 1973’te misafir işçi daveti dönemini bitirmiş ve yabancıların sayısının azalmasını umut etmekteydi. Fakat aile birleşimi ve doğumlardan dolayı sürekli artan yabancı rakamları hükümeti hayret içinde bırakmıştır. O zamanın hükümeti bu gelişme karşında yine de: uyuma evet - göçe hayır diyerek Türklerin geri dönmesi için kapıyı açık tutuyordu. Eğitim sorununa bu düşünce böyle yansıyordu:
    Çocuklar Alman okul sistemine entegre olmalılardı fakat anavatanlarının kültürü ile teması koparmamalılardı, geri dönme opsiyonu açık tutulmalıydı. Bu demektir ki, gençlerin geri dönüşünü sağlamak için, onlara anadillerini ve kültürlerini unuturmamak gerekliydi. Bunun sonuçu ”iki dili okuma yazma bilmeyenlerdi”. Gençler, ne anadilerinin ne de okul arakaşlarının dillerini tam olarak biliyorlardı ve böylece sosyal dışlama yaşadılar ve bir iş için yeterli derecede eğitimli olamadılar. Bu durum özellikle Almanya’ya büyük yaşta gelen gençler için geçerliydi. Böylece kültürel şok yaşayan işsiz gençler Almanya’nın korkulu rüya haline gelmiştir.”
    Bu durumdan Türkleri de sorumlu tutmalı. Geri dönüş düşüncesinde olan aileler çocuklara bu konuda fazla destek olamamışlardır. Genellikle babalar iş telaşı ile meşgul anneler ise bir kelime Almanca bilmezlerdi. Çocukların sorunları ile kimse ilgilenmezdi. Kuşkusuz küçük yaşta gelen ve hemen okula verilen çocuklar daha şanslı olmuştur.
    Bugünkü 30-44 yaşındaki yetişkinlerde bu yanlış politika ve ailenin geri dönüş çabasından etkilenenlerdir , fakat yine de eğitimin öneminin arttığı görülebiliyor: yüzde 17, 9’u Türkiye’de veya Almanya’da ilkokul, yüzde 15,4’ü ortaokul, yüzde 19,8’i lise mezunudur. Almanya’da yüzde 26,7 Hauptschulabschluss, yüzde 10,8 Realschulabschluss, yüzde 5,1’i Fachabitur ve yüzde 3,9’u Abitur diploması elde edebilmiştir. Başbakan Kohl ‘ün iktidar döneminde her zaman Türkler geri dönmeye teşvik edilmiştir, çünkü Almanya 90’lı yıllara kadar göç diyarı olduğuna alışamamıştır. Fakat 80’li yılların son döneminde Türklerin çoğunun kesin olarak geri dönmeyeceği herkes için belli olmuştur. Bunu zor güç kabul eden devlet artık uyum konusuna değinmeye başlamıştır.

    (Kısa Özet)
    • Göç diyarı olduğunu kabul edemeyen Almanya, Türkleri kısa zamana kadar geri dönmeyi teşvik ederek, Türklerin uyumu için çok az çaba göstermiştir. Türklerin her alanda gettolaşmasına karşı çıkamamış ve dil sorununa karşı formül bulamamıştır. • Türkler ise uyum için çaba göstermemiş ve seneler boyunuca dönüş hayalleri içinde ne kendilerini ne de çocuklarına gelişme imkanı tanımıştır. Almanlar ile teması iş alanında sürdürmüş ve bütün sosyal yaşamını Türkler ile bir arada sürdürerek kendilerini dışlamışlardır. Netice olarak “paralel toplum” ortaya çıkmıştır, örneğin Berlin-Kreuzberg, Duisburg-Marxloh, Köln-Mühlheim vs. gibi şehir bölgelerindeki Türk semtlerindeki genel yaşam tabloları.

    Gündemdeki Eğitim Sorunu
    Bu bozuk düzenin kaybedenleri kuşkusuz bugünkü gençler ve çocuklardır. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD)2003 yılındaki açıklamalarına göre yabancı ve Alman çocuklarının okuldaki gelişim farkı örneğin matematikte, üç seneden ibarettir. Bunun kaynağı yabancı aileler ortamında Almanca konuşulmadığı ve çocuklar arka planları ne olursa olsun, Alman çocuklar ile kıyaslanarak hemen Hauptschule’ya gönderildiğidir. 2003/4 ögrenim yılında Türk çocuklarının yüzde 49,3’ü Hauptschule’ya, yüzde 20,9’u Realschule’ya, yüzde 17,9’u entegre Gesamtschule’ya ve yüzde 12’si Gymnasium’a gitmektedir. Bunun yaklaşık yüzde 11’i okulundan diplomsız ayrılmaktadır. Vurgulamak gerekir ki, yukarıdaki özetlenen durumun istisnası vardır. Bügün hiç mi Türk doktor, avukat, öğretmen, mühendis yoktur? Ama bunlar maalesef istisnadır. Başka ülkelerden gelen ve bir iki nesil içinde sorunsuz adapte olan yabancılara karşın bu daha da vahim bir durumdur. Aileler ortamında Almanca konuşulmamasının nedeni yukarıda özetlendiği gibi hem devletin kabahati hem ailelerin kabahati olan gelişmelerdir. Devlet öğretmedi, Türkler öğrenmek istemedi, öğrenenlerin çoğu ise “önce Türkçe öğretelim” diyerek durumu idare etmeye çalıştı. O halde kim bu çocuğa dil öğretecek? Tabi ki çoğu çocuklar şanslıdırlar ve ailelerinden bebeklikerinden beri Almanca öğreniyorlar veya Almanlar ile iç içe yaşayarak dili öğreniyorlar veya belirili bir kapasiteye sahip ise Almanca dil bilgisizliğini Kindergarten’da gideriyorlar. Diğer çocuklar ise okulun başında zorluklarla mücadele etmeye başlıyor. Kısa bir süre sonra, yani dört yıl sonra, öğretmenler kurulu bu çocuğu sınıfın geneli ile kıyaslayıp Hauptschule’ya göndermekten başka bir yol bulamıyorlar. Bu okullarda geleceğe dair bir perspektif veremiyor ve bir “artık okulu” olarak kalıyor. Bu da demektir ki Almanya’da yaygın olan şans eşitiliği prensibi burada bir rol oynamaktadır. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) Alman okul sistemi bu yüzden iyi bir derece elde edemiyor. Günah keçisi kim? Bi türlü Almanca’yı iyi bir düzeyde öğrenmeyen Türk aileleri mi? Yoksa ihmalleri yüzünden Alman hükümetleri mi? Yoksa haksız okul sistemi mi? Cevap hepisinden bir şey olmalıdır.
     

Bu Sayfayı Paylaş