Allah ile Tanrı arasındaki fark

'Dini Sohbetler Dini Forum' forumunda DilzaR tarafından 24 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Allah ile Tanrı arasındaki fark konusu "ALLAH"
    Ötede bir Tanrı değildir!
    “İslâm Dini”ni bildiren Hazreti Muhammed kutsal kitap Kurân'ı Kerim ile "TANRI" kavramını reddeder; "Tanrı"nın varolmayıp; "sadece ALLAH'ın mevcud" olduğunu vurgular!. Bu gerçeğin farkında mıyız?
    Bu bölümde, Kurân'ı Kerim'in açıklayıp bildirdiği "ALLAH" kavramının, bütün inançlardaki "TANRI" kavramından niçin son derece farklı olduğunu açık seçik göreceksiniz…
    * * *
    En ilkelinden gelişmişine kadar, hemen herkesin, düşüncesinde bir "TANRI" kavramı vardır… O'na kızar, O'nu sever, O'nu yargılar; zaman zaman yaptığı yanlış(!) işleri yüzünden O'nu itham eder; âdeta O'nu yukarıda bir yıldızda ya da galaksinin herhangi bir yerinde boşlukta oturmakta olan tonton bir dede, ya da celâlli bir sultan gibi hayal ederiz!..
    “ALLAH” konusunda kendilerine bilgi ulaşmamış; biraz daha geniş düşünenler ise, bu hayâlimizde var kabul ettiğimiz bu "TANRI"nın gerçekte varolmasının mümkün olmadığını belirterek; "biz tanrıya inanmıyoruz" derler ve bu yüzden de "ateist-tanrı tanımaz" olarak adlandırılırlar…
    Oysa gerçekte, ne tanrı tanımazların (ateistlerin), ne de duyduklarına göre hiç düşünmeden şartlanma yollu bir tanrı var sananların; Hz. Muhammed'in açıkladığı "ALLAH"tan haberleri yoktur!
    Bu yüzden de "Tanrı" ile "ALLAH" kavramlarını aynı zannedip; hatta sanki iyi bir iş yapıyor sanısı ile "ALLAH" yerine dillerine "TANRI" ismini dolarlar…
    Aslında yaptıkları doğrudur; zira onlar, gerçekten "ALLAH"tan ve "ALLAH" kavramından söz etmeyip, hayâllerinde varsaydıkları "TANRILARINDAN" bahsetmektedirler…
    Şunu kesinlikle bilelim ki…
    Rasulullah Muhammed Mustafa aleyhisselâm ve Kurân'ı Kerim şu çok önemli gerçeği vurgulamaktadır;
    ÖTEDE ya da ÖTENDE bir TANRI yoktur; SADECE "ALLAH" vardır!.."ALLAH"ı hakkıyla idraka çalışmadılar…(22-74)
    Ayeti bizim bu konudaki ihmalimize işaret eder…
    Biline ki…
    Dilimizdeki "TANRI", "İLAH", "MABUD" kelimeleri ile bunların İngilizce'deki karşılığı olan "GOD", Fransızca'da karşılığı olan "DIEU", Almanca'da karşılığı olan "GOT" kelimeleri hep "TAPINILACAK ÖTE bir varlık" kavramını ifade eden kelimelerdir!.
    Yani, insanlar, bu kelimeler ile ÖTEDEKİ bir mâbuda, ilâha, tanrıya işaret ederler!..
    "ALLAH" kelimesi ise ÖZEL olarak bir varlığın ismidir!.. Ki biz, O varlığa işaret etmek; O varlığı tanıtmak için, ya çeşitli vasıflarıyla tarif ederiz; ya da bu vasıflarını çeşitli isimlerle işaret ederiz…
    Ancak, bütün bu isimler, hep, O varlığın, sadece ve sadece çeşitli vasıflarına işaret eder; ve o vasfı yönünden O'nu tarif eder…
    Mesela, bu fâkîre "HULÛSİ" derler…
    Bu isim, O'nun özel ismidir…Herhangi bir lisana bu ismi çeviremezsiniz…İngilizce de olsa, Fransızca da olsa hep gene "HULÛSİ" denmek zorunluluğu vardır…
    İşte bunun gibi, "ALLAH" isminin de, ÖZEL bir varlığın ÖZEL ismi olması nedeniyle, başka bir kelimeye çevrilmesi, veya başka bir kelimeyle anılması mümkün değildir…
    Esasen, yukarıda belirttiğimiz gibi, diğer kelimeler "tanrısallık kavramına" işaret ederken; "ALLAH" kelimesi ise tamamıyla ÖZEL bir VARLIĞA işaret eden ÖZEL bir isimdir…
    Bu sebepledir ki, tanrısallık ifade eden hiç bir kelime, asla "ALLAH" kelimesinin yerini tutamaz!..
    "ALLAH" yerine "TANRI" kelimesini kullananlar, bunu ya cahillikten, bilgisizlikten kullanmaktadırlar; ya da kavrayış yani idrak yetersizliğinden konuyu değerlendirmedikleri için yapmaktadırlar…
    İşte, böyle özel bir ismi olan ve "CÜZ" kavramından dahi münezzeh bulunan varlığa, kişi, "ALLAH" dediği zaman, bu kavram yanı sıra bir de "CÜZ" tasavvur ederse; ya da bir "CÜZ" kabul ederse, bu hangi isim ve kavram altında olursa olsun, o kişi "ALLAH"a şirk koşmuş olur; yani "ALLAH" gerçeğini örtmüş ve bir "TANRI" kabullenmiş olur!..
    Ki bu durumda da şu ayetle uyarılır:

    —ALLAH YANI SIRA TANRI OLUŞTURMA!..
    Sonra aşağılanmış ve kendi başına bırakılmış olursun… (17-22)
    İşte bu konuda ikinci bir uyarı daha:

    —"ALLAH" YANI SIRA TANRI EDİNME!. (28-88)

    Yani varolan gerçek mutlak varlık "ALLAH" iken; sen "ALLAH" kavramından gaflete düşüp, "ALLAH" ismiyle işaret edilen varlığı ötende bir TANRI gibi düşünüp; böylece TANRI edinmiş duruma düşme!..
    Ötede, ya da ötende bir tanrı kabul etmek suretiyle, farkında olmadan "ALLAH" kavramı ve anlamı dışına çıkarak; "tanrı" kavramı içine girersin…
    Böylece de Kurân'ı Kerim'in açıklamış olduğu "vahdet" idrakından kendini mahrum etmiş olursun…
    Ve böylece de "nefsine en büyük zulmü yapmış olursun"
    "TANRI YOKTUR, SADECE ALLAH VARDIR" mesajıyla insanlara gerçeği anlatmaya başlayan Hazreti Muhammed'in vurguladığı bu gerçek, KELİME-İ TEVHİD şeklinde formüle edilmişti…
    “İslâm Dini”nin temelini, "LA İLAHE İLLALLAH" sözünün manası oluşturur.
    "La ilahe İllallah" ne demektir?
    Bu söz basit olarak ele alınırsa;
    "TANRI yoktur sadece ALLAH vardır" anlamında değerlendirilir…
    Eğer kelimelerin anlamı üzerinde durursak…
    "La İlahe"de; "La" yoktur; "İlahe", TANRI demektir yani tapınılacak tanrı yoktur, demektir.
    Şimdi burada şu noktaya dikkat edelim…
    Kelime-i Tevhid, "La ilahe" ile başlıyor… Ve başlangıçta, kesin bir hüküm vurgulanıyor. "Yoktur tapınılacak varlık!"; "la ilahe"!..
    DİKKAT:
    “La ilahe” deniyor. “Tanrı yoktur”; deniyor.
    Adamlar kalkıp biz “İLAHİYATÇI”yız diyorlar… “İLAHLA uğraşıyoruz; konumuz “İLAH”tır, “İLAHİYAT”tır; diyorlar… İLAH'ÇILIK öğrenip, öğretiyorlar!.
    Sonra da İslâm'dan ve KURÂN'dan sözediyorlar.
    KURÂN ve İSLÂM DİNİ'ni ne kadar anladıkları belli değil mi?
    “ALLAH” konusunu ne kadar iyi anladıkları nasıl belli oluyor!
    Akabinde Kelimei TEVHİD'de, bir açıklama geliyor… "İlla" "sadece", "ALLAH"… vardır!..
    "İLLA ALLAH" yani "sadece ALLAH"!..
    Birinci mana olarak, bu cümleden açığa çıkan gerçek şudur…
    "Tapınılacak TANRI yoktur"… Evet, burada, kesin olarak, tapınılacak bir öte tanrı olmadığını vurguladıktan sonra, "İLLA ALLAH" diyor…"İLLA", yukarıda açıklamaya çalıştığımız üzere, "ancak" manasına anlaşılabileceği gibi, buradaki kullanım şeklinde görüldüğü üzere "SADECE" anlamında dahi kullanılır…
    Evet, "İLLA", "ALLAH" kelimesiyle bir arada kullanıldığı zaman kesinlikle "SADECE" anlamında algılamak zorundadır; zira "ALLAH"tan gayrı vücud sahibi yoktur ki, "ALLAH" ona kıyaslansın veya o şeyle benzer kefeye konarak ona nispetle tarif edilsin!.. Bu hususu da geniş şekilde Hz. "MUHAMMED NEYİ OKUDU" isimli kitabımızda açıkladık.
    İşte bu sebepten dolayıdır ki, "İLLA" kelimesi "ALLAH" ismiyle yan yana kullanıldığı zaman bunu daima "SADECE" kelimesiyle tercüme etmek zorundayız…
    Nitekim bu mana İngilizce'ye tercüme edilirken:
    "There is no god BUT ALLAH"
    şeklinde değil;
    "There is no god ONLY ALLAH"
    şeklinde tercüme edilmelidir…
    Ki böylece, İslâm Dini'nin getirmiş olduğu VAHDET-TEKLİK inanç veya düşünce sistemi fark edilebilsin.
    Evet, sadece "ALLAH" vardır ki, "O ALLAH, tapılacak bir tanrı değildir", anlamı mevcuttur bu açıklamada…Çünkü başta, kesin olarak "LA İLAHE" yani "tapılacak TANRI yoktur"; hükmü veriliyor!..
    Öyle ise "ALLAH", İnsanın dışında, ötesinde; ve hatta bu var gördüğümüz varlıkların dışında ve ötesinde tapınılacak bir TANRI değildir!..
    "ALLAH"ın "AHAD" oluşunu şayet iyice idrak edersek, görürüz ki -basiretle-, bir ALLAH, bir de, yanı sıra kainat gibi, iki ayrı yapı mevcut değildir!
    Yani bir "ALLAH" var, bir de alemler mevcut, değil!..
    Başka bir deyişle, bir içinde yaşadığımız alemler, kainat mevcut; bir de bunların ötesinde, bunlardan ayrı, bunların dışında bir "TANRI mevcut" anlayışı, tümüyle batıldır!..
    Hazreti MUHAMMED'İN açıkladığı "ALLAH" bir TANRI değildir!..
    Hazreti MUHAMMED'in açıkladığı "ALLAH", AHAD'dır!..
    Hazreti MUHAMMED'in açıkladığı "ALLAH", sonsuz manalara sahip olup, her an bunları seyir halindedir!..
    İSLÂM'ın "Tevhid" inancı, yani, Hazreti Muhammed'in açıkladığı inanç sistemi, TAPILACAK TANRI OLMADIĞI; ALLAH'ın AHAD olduğu ve dolayısıyla bir TANRI'nın mevcut olmadığı; insanların, bütün yaşamları boyunca kendilerinden meydana gelecek fiillerin neticelerine katlanacağı esasına dayanır!..Nitekim Kurân'ı Kerim'in çeşitli ayetlerinde hep, insanın bilfiil kendi çalışmalarının, yaptıklarının karşılığını alacağı şöyle vurgulanır:
    -"İnsan için kendi çalışmalarının karşılığı dışında hiç bir şey yoktur!.." (53-39)
    -"Yaptıklarınızdan başka bir şeyden dolayı karşılık göremezsiniz." (37-39)
    -"Yaptıklarınızın karşılığına (neticesine) ereceksiniz." (36-54)
    -"Herkes için yaptıklarına göre dereceler vardır. Bu da kendilerine haksızlık edilmeyerek, çalışmalarının karşılığını almaları içindir." (46-19)
    -"Siz çok büyük ızdırap verecek azabı tadacaksınız; ancak bu, yaptıklarınızın neticesi olarak başınıza gelecektir!.." (37-38/39)
    Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü üzere, insan dünyada yaptığı çalışmalarının karşılığını göreceğine göre, âcil olarak ilk yapması gereken şey ölüm ötesi yaşamın ne olduğunu araştırmak ve "ALLAH"ın ne olduğunu idrak etmektir…
    Hazreti Muhammed aleyhisselama "ALLAH nedir" diye soranlara cevap, "ALLAH" tarafından bizzat veriliyor Kurân'ı Kerimde, "İHLÂS" Sûresinde:
    "De ki, O ALLAH AHAD'dır;ALLAH SAMED'dir;
    LEM YELİD ve LEM YÛLED'dir;
    ve LEM YEKÛN LEHU KÜFUVEN AHAD'dır!.."
    "Hz. MUHAMMED'İN açıkladığı ALLAH"ın ne olduğunu açıklayan bu surede öncelikle, kelimelerin geniş manası üzerinde duralım… Ve sonra da bu manaların getirmekte olduğu sonuçlar üzerinde düşünmeye başlayalım…
    "ALLAH AHAD"dır…Yani, sınırsız, sonsuz, cüzlere ve zerrelere bölünmesi söz konusu olmayan TEK'dir…
    Şimdi bu tanımlamayı iyi düşünelim!..
    Cüzlere, zerrelere bölünüp parçalanması mümkün olmayan "AHAD", ya sonlu sınırlı bir tektir, ki bu takdirde evrenin herhangi bir yerinde oturmaktadır(!); ya da sonsuz, sınırsız cüzlere ayrılmaz TEK'tir ki, bu takdirde de ancak ve sadece, tekrar ediyorum ancak ve sadece "KENDİSİ" mevcuttur!..
    "AHAD" olan "ALLAH"ın dışında herhangi bir varlığın mevcûdiyetini ileri sürmek önce akıl ve mantığa, sonra da izan ve insafa sığmaz!..
    Düşünelim…
    Şayet "ALLAH"tan ayrı, "ALLAH"ın dışında bir varlık var ise…Bu varlık ile "ALLAH" arasındaki sınır nerededir?.. Bu sınırı nerede çizeceksiniz?..
    Ya varlık, mevcut, sınırsız sonsuz TEK'tir, ikinci bir varlık yoktur!..
    Ya da sınırlı sonlu, evrenin içinde bir yerde, veya evrenin dışında MEKANI OLAN bir TANRI mevcuttur (!)..?
    Burada idrak edilmesi en önemli olan şey "SINIRSIZLIK-SONSUZLUK" kavramıdır…
    Şimdi bu "sınırsızlık-sonsuzluk" kavramını en - boy - derinlik olarak değil, boyutsal olarak kavramaya çalışalım…
    GERÇEKTE, mevcut olan TEK, bölünmez, parçalanmaz, sınırsız-sonsuz olan TEK'tir!.. AHAD'dır!.. Eşi, misli, benzeri, mikro ya da makro planda kendisinin dışında hiç bir şey olmayan "ALLAH AHAD"dır!..
    Ancak biz, mevcut algılama araçlarımıza bağımlı olarak, o TEK yapıyı, çok parçalardan oluşmuş bir bütün gibi değerlendirme yanılgısı içindeyiz!.. Çünkü, beynimiz, kesitsel algılama araçlarına göre hüküm vermekte!..
    Oysa beyin, kesitsel algılama araçlarının yani beş duyusunun son derece sınırlı değerlendirme kapasitesi ile kayıtlı kalmasa… Bu sınırlar içinde algıladığı verileri,sadece, evrendeki sayısız varlıklardan birer kesit veya birer örnek kabul etse…
    Sonra derin bir tefekkür ile, algılayabildiği örneklerden; daha nelerin mevcut olabileceğini tespit edebilse… Ve sonra, onların yapısal derinliklerine doğru, boyutsal bir seyahat yaparak, evrensel ÖZ ile karşılaşsa… Ve nihayet kendi "ben"liğinin dahi o evrensel "ÖZ" içinde "yok" oluşunu fark edebilse…
    İşte bu işin çok önemli bir yanı…
    Konunun ikinci önemli yanı da şurası…
    Hazreti MUHAMMED'in açıkladığı "ALLAH", "AHAD" yani sınırsız-sonsuz, zerrelere ayrılmaz olduğuna ve bu durum her yöne ve her BOYUTA şamil bulunduğuna göre; bu takdirde O'nun varlığı yanı sıra, var olabilecek ikinci bir varlık, nerede, hangi BOYUTTA veya hangi başlangıç noktasında O'nun varlığına bir sınır çizerek, kendine yer açabilecektir?!..
    "AHAD ALLAH" dışında var kabul edilecek ikinci bir varlığın, TANRI'nın yeri neresidir?..
    "ALLAH"ın içinde mi, yoksa dışında mı?!..
    "ALLAH", sonsuz-sınırsızdır, dedik…
    "ALLAH"ın sınırsız-sonsuz oluşu dolayısıyla bir MERKEZİ olması da muhaldir!..
    Bir şeyin merkezi olması için, onun sınırları olması, bu sınırların köşelerinin kesiştiği noktanın da merkez kabul edilmesi gerekir…
    Halbuki, "ALLAH"ın sınırı yoktur…
    Sınırı olmayan şeyin, merkezi de olmaz!.. Merkezi olmayan şeyin özü, içi ve dışı da olmaz!..
    Bizim beş duyusal yaşamımıza ve beş duyudan ileri gelen madde kabulümüze göre, bir nesnenin içi ve dışı vardır; özü vardır kabuğu vardır!.. Oysa, merkezi olmayan şeyin özü ve kabuğundan, içi ve dışından söz edilemez!.
    Nitekim bu mana Kurân'ı Kerim'de bir ayette şöyle vurgulanmaktadır:
    "HU ve'l Evvelü vel Âhirü ve Zâhiru vel Bâtın"
    "O, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın'dır"
    Yani, Zâhir, Bâtın, Evvel ve Âhir diye bildiğin hep "O"dur!.. Bunlar, gerçekte TEK bir şeydir!.. Yani, gerçekte zâhir ve bâtın diye iki ayrı şey yoktur!.
    "Evvel, Âhir, ZÂhir, Bâtın" kelimeleri ile işaret ettiğin şey hep "O"dur!..
    Sen, "O"na, ister "Zâhir" de, ister de, "Bâtın" de, ister "Âhir" de, ister "Evvel" de; dediğin, işaret ettiğin, tarif ettiğin hep "O"dur!..
    Zira, "Zâhir-Bâtın" ayırımı senin beş duyundan doğmaktadır!.. Beş duyu ile algılayabildiğine "zâhir" diyorsun, algılayamadığına "bâtın"!..
    Oysa altı, yedi, oniki duyu ile algılama durumundan olsaydın, senin için zâhirler de değişecekti, bâtınlar da!.. Ve sen, bugün zâhir dediğine bâtın; bâtın dediğine zâhir demek durumunda olacaktın.
    "ALLAH" ise sınırsız-sonsuz TEK olması hasebiyle, "ZÂHİR" VE "BÂTIN" kavramlarından beridir, münezzehtir!..
    Evet, merkezi, içi-dışı, zahiri-batını, başı-sonu olmayan; bu gibi anlamlardan ve oluşlardan beri olan varlığın, bir yerde son bulup; o noktadan sonra, ikinci bir ayrı varlığın başlamasından söz edebilir misiniz?..
    Elbette hayır!..
    İşte, bu yüzden fark ederiz ki, düşünebilen, hayâl edebilen her noktada, "ZAT"ıyla ve dolayısıyla tüm özellikleriyle ancak ve ancak, sadece ve sadece KENDİSİ yani, "AHAD" olan "ALLAH" mevcuttur!..
    "O"nun dışında, ikinci bir varlığın vücudundan söz eden ise, tümüyle derin düşünce yetersizliğinden doğan yanılgı içerisindedir!.. Ki bu durumun dindeki adı da "ŞİRK"tir!..
    "ALLAH", "AHAD" olduğuna göre… Kendi varlığı yanı sıra ikinci bir varlıktan söz edilemez!..
    Ve gene, "O"nun zerrelere ayrılması şeklinde zaman boyutuna girmesi de söz konusu değildir… "ALLAH SAMED'dir"…
    "SAMED" kelimesinin anlamında derinlemesine bir araştırma yaparsak, şu manalar ile karşılaşırız bilebildiğimiz kadarıyla:
    "Hiç boşluğu olmayan, eksiksiz, gediksiz, deliksiz, nüfuz edilemeyen… Bir şey girmez, bir şey çıkmaz!.. Som…" Hani som altın deriz ya; işte öyle… Yani bir diğer ifade ile "sırf"!..
    Görüldüğü gibi bütün bu manalar esas itibariyle "AHAD" isminin manasını bütünleyen, ışıklayan, açıklamalar şeklindedir.
    Öyle ise "ALLAH DOĞURMAMIŞTIR" uyarısı hangi manalarda anlaşılacaktır?
    İlk anlayacağınız mana şudur:
    "ALLAH" kendisinden ikinci bir varlık meydana getirmemiştir!..
    Ya da başka bir ifade şekliyle; "ALLAH"ın varlığından meydana gelmiş ikinci bir varlık mevcut değildir!..
    Çünkü O, cüzlere, zerrelere bölünmesi parçalanması mümkün olmayan TEK'tir, yani "AHAD"tır!..
    1- Sınırsız sonsuzdur ki, bu yüzden ikinci bir varlığı kendi içinde veya dışında meydana getirmesi sözkonusu olamaz.
    2- "AHAD" oluşu dolayısıyla cüzlere, zerrelere ayrılmaz ki, O'ndan meydana gelen ikinci bir parça olsun!..
    İşte bu yüzden, "ALLAH"tan meydana gelmiş, O'nun doğurduğu, O'nun özellikleri ile de olsa, ikinci bir varlığın mevcudiyetinden asla söz edilemez!
    Netice…
    "ALLAH" ne başka bir varlık tarafından doğurulmuş yani meydana gelmiştir; ne de O'nun doğurduğu, yani O'nun varlığından meydana gelmiş ikinci bir varlık mevcuttur!..
    Bu arada açıklamadığımız bir husus daha var…
    Onu da görelim…
    Şimdi de "LEM YULED"i anlayalım…
    "Doğmamıştır" dendiğine göre burada bize şu idrak ettirilmek isteniyor demektir.
    "ALLAH, başka bir varlıktan meydana gelmemiştir!.."
    "ALLAH"ın başka bir varlık tarafından meydana getirilmesi nasıl düşünülebilir ki?.. Zira O, "AHAD"dır!..
    Yani, sınırsız-sonsuz, cüzlere bölünme kabul etmez TEK'tir!..
    "ALLAH"ı, meydana getirecek bir varlık düşünebilmek için, "ALLAH"ın ister yönsel, ister BOYUTSAL bir SINIRI olması gerekir ki; o sınırın ötesinde O'nu meydana getirecek ikinci bir varlık olsun!!!.. Ve sonra da o ikinci varlık kendisinden "ALLAH"ı meydana getirsin!!!..
    "ALLAH", "AHAD"dır!..
    "AHAD" olan "ALLAH" ise, sınırsız-sonsuz, zerrelere bölünmezdir…
    Bu sebeple de, kendisinin bir noktada bitip, o noktadan sonra ikinci bir varlığın başlamasından söz edilemez!..
    Bu yüzden de "ALLAH"ı meydana getiren, DOĞURAN, ikinci bir varlıktan bahsedilemez, böyle bir şey düşünülemez!..
    İşte, "LEM YULED" uyarısının bize anlatmak istediği, anlayışımız kadarıyla budur…
    * * *
    Geldik bu tarif metnindeki son uyarıya…
    "LEM YEKÛN LEHU KÜFUVEN AHAD"
    "O'nun dengi, misli, mikro ya da makro benzeri mevcut değildir, AHAD'tır."
    Burada şu ayeti de hatırlayalım:
    "…LEYSE KEMİSLİHİ ŞEY'A…" (42-11)
    "İster mikro, ister makro planda O'nun misli olabilecek hiç bir şey mevcut değildir."
    Bu arada, konuya vukufu olmayanların düşecekleri bir hatayı önleme amacıyla, şu hususu da belirtmeden geçmeyelim Kurân'ı Kerim'de çeşitli yerlerde "İlâhımız", "İlâhınız" gibi ifadeler geçmekte; ancak akabinde de "İLAH"ın, "ALLAH" olduğu vurgulanmaktadır…
    Peki bu duruma göre, "ALLAH"ın, bir "İlah" yani "tanrı" olduğu ileri sürülemez mi?
    Sürülemez!..
    Bu gibi tanımlamalar, "İlah"a yani "tanrı"ya tapanlara yapılan açıklamalardır.
    Yani onlara denilmektedir ki;
    "Sizin, İLAH sandığınız, TANRI dediğiniz şey mevcut değildir; gerçekte var olan SADECE "ALLAH"tır!.. Sizin ve bizim "İlah" dediğimiz gerçekte hep aynı ve “TEK”tir…Ve dahi, O da "ALLAH"tır.."
    KURÂN, yaptığı uyarılarla “İLÂH” kavramının geçersiz olduğunu vurgularken, ne gariptir ki, bugün “DİN”I MESLEK olarak kendilerine seçenler, “İLÂHİYATÇI” olarak kendilerini tanımlamaktadırlar.
    “İSLAM DİNİ”nin reddettiği bir konu ve kavram olan “İLÂHİYAT”ı kendilerine meslek olarak seçenlere ne denebilir bilmiyorum.
    Kelimei Tevhid de ve Kelimei Şehadet de “LA İLAHE….” denilerek konuya girenlerin kendilerini “İLÂHİYATÇI” olarak vasıflandırmaları bir ibret konusudur herhalde… Belki de inançları doğrultusunda gerçekten hakkettikleri için o isimle tarif ediyorlar kendilerini!.
    Evet, bütün bu açıklamalardan amaç, bu kişilerin belirli bir "tanrı" varsayımından kurtulup, "ALLAH"ı idrak etmeye çalışmalarıdır…
    Şimdi, elimizi vicdanımıza koyarak düşünelim…
    Varlığına iman ettiğimiz, ya da inanmadığımız, ancak her iki halde de "ALLAH" adını verdiğimiz TANRI ile; burada târif edilen Hazreti MUHAMMED'in açıkladığı "ALLAH" aynı mıdır?..
    Hazreti MUHAMMED'in açıkladığı "ALLAH" için "TANRI" kelimesi kullanılabilir mi, ya da "TANRILIK" mefhumu kabul edilebilir mi?..Düşünülebilir mi?!..
    Sonuç olarak şunu kesinlikle bilelim ki…
    Kurân'ı Kerim'de ve Hz. Muhammed'in açıkladığı "ALLAH" kavramında, ötede ya da ötende yani senin dışında bir tanrı kavramından söz edilmeyip; sadece kendisi var olan sonsuz - SINIRSIZ "TEK" fark ettirilmeye çalışılmaktadır…
     

Bu Sayfayı Paylaş