Algılarımız Acıyı mı Besliyor?

'Psikoloji' forumunda Siraç tarafından 11 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Algılarımız Acıyı mı Besliyor? konusu
    Algılarımız Acıyı mı Besliyor?

    Bazen acı dış kaynaklı olur bazen de iç kaynaklı. Başkalarının sözleri ya da eylemleri acı verir kimi zaman ama bundan daha çok acı veren bizim bunları algılayış ve yorumlayış tercihimizdir. Karşımızdakine söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi zihnimizde tekrar tekrar düzenleyişimiz, kurduğumuz karşı atak senaryoyu defalarca hayal dünyamızda canlandırmamızdır daha çok canımızı acıtan.

    Acıdaki büyük pay sahiplerinden biridir algılarımız. Algılarımız duygularımızı ve dolayısıyla eylemlerimizi yönlendirmektedir. İlişkilerimiz ve hayatımıza dair ne varsa algılarımızın etkisindedir. Ve biz genelde algılama biçimimizle acıyı destekleriz farkında olmadan. Canımız acıdığında eylemlerimiz, duygularımız, bakışımız, zihinsel yaklaşımımız ve sözlerimiz bir değişim sürecine girerler. Acının kişiyi sevkettiği bu olumsuz değişim kontrol edilebilirse acı desteklenmemiş olur aksi takdirde söz, bakış, zihin, duygu ve eylemleri ile kişi acıyı besler ve kişinin içinde büyüttüğü, dışarıdan gelen hüzünden çok daha kapsamlı olur.
    Acıyı besleyenler ile beslemeyenler için farklılıklar çoktur ne var ki en belirgin farklılıkları söylem, eylem, zihin, odak ve duygusal farklılıklarda görebiliriz. Algılarını acılarına besin etmeyenlerin eylemleri ilkeye, söylemleri yapıma, bakışları hayra, duyguları bütünlüğe ve zihinleri üretime yönelir.

    Eylemlerde farklılık; ilkeye dayanmayan eylem acıya dayanır.

    Olayları yorumlamada neyi ölçü aldığımız, algımızın sınırlarını ve ayarını belirler. Kendinden taraf olmayı tercih eden kişi, algı ayarını bozmakta ve kirletmektedir. Beni haklı çıkarmayı amaç edinen yorumlama; benin ölçüleri ile sınırlandırılmış ve bozulmuş olur. Oysaki algıların merkezin de ben değil, ilkeler yer almalıdır. Ancak ilkelere dayalı bir yorumlama acılara merhem olabilir.


    İlke hakikati korur ego ise kendini
    İlke paylaştırır ego ise sahiplenir
    İlke özür diletir ego ise savunur
    İlke affeder ego ise cezalandırabilir
    İlke gülümsetir ego ise üzebilir
    İlke birleştirir ego ise yalnızlaştırabilir
    İlke yapıcıdır ego ise yıkıcı olabilir
    İlke adil olmayı gerektirir ego ise bencil olabilir
    İlke olumlu duyguları besler ego ise beslemeyebilir
    ……..

    Eylemler ego ile güçlü bağlantılar kurduğunda içimizdeki huzursuzluk dışımızdakinden daha büyüktür ve bunu dindirmek için ilkelere ihtiyacımız vardır.

    Söylemde farklılık; yapıcı olmayan söylemler, acı yapıcıdır.

    Çoğu zaman öylesine kullandığımız ve üzerinde düşünmeden ağzımızdan çıkıveren söylemlerimiz kimi zaman kendimizin, kimi zaman da diğerlerinin acı kaynağı olur. Bu kaynağı yine sözcüklerle beslemeyi tercih edenler çoğalttıkları şeyin zarardan başka ne getirmesini umuyorlar?

    Yapıcı olmayan, zararlı amaçlara hizmet eden söylemler her ne kadar muhatabı hedef alıyor gibi gözükse de; zararın muhatabı kişinin kendisidir aslında. İnciterek kendini rahatlatma gayreti, içeride mevcut önemli bir rahatsızlığın habercisidir. Olumsuz söylemler bu rahatsızlığın tedavisini sağlayamaz ve içimizde varlığını devam ettiren acıyı dindiremez. Söylemlerimizi değiştirdiğimizde mevcut durum da değişmeye başlar.

    Her söz söyleyenin hayatında olumlu ya da olumsuz bir yer edinir. Hiçbir ifade öylesine söylenmiş ve kaybolup gitmiş değildir. Olumsuz söylemlerle hayatımızda genişlettiğimiz zararlı etki alanı diğerlerinden çok sahibini etkiler ve kişi acısını hafifletmek için bu olumsuz etki alanından kurtulmak zorundadır. Bunun için yapıcı ifadeler söylemek gelmiyorsa içinden kişinin, en azından susmayı tercih edebilir.

    Görüşte farklılık; hayrı görme çalışmayan bakış, acıyı görür.

    Gözlükleriniz kirlendiyse baktığınız her şeyi olduğundan farklı görürsünüz. Renklerde, netlikte, v.b. sapmalar olur. Bundan kurtulmak için gözlüklerinizi temizlemeniz yeterli olabilir ama ya bakışınız kirlendiyse ….
    Bazı insanların bakışları olumsuzluğa ayarlıdır. O kadar ki; olumlu bir şeyi görmekte zorlanırlar ve onlara baksana şu da şöyle güzel diye özellikle göstermeniz gerekir. Görüş farklılaştıkça algı farklılaşır. O halde nedir görüşü farklılaştıran? Kendi nazarın ile değil, hikmet nazarı ile bakmaya çalışmak. Olayları kendine göre yorumladığında kişi, hayrı şer şerri hayır sanabilir, oysaki şerde bir hayır olabileceğini bilip o hayrı bulmaya odaklandığında; algıları kişiyi hayra taşır. Yok, eğer kişi hayırdaki şerre odaklandıysa algı ne yapsın, şerri göstermekten başka.

    Duygusal farklılık; Savaş alanına dönen duygu alanı, acı alanıdır.

    Algılarımız duygularımızı etkilediği gibi duygularımız da algılarımızı etkiler. Sevdiğimiz birinin yaptığı bir şeyi beğenmesek de hoş görebiliriz ama bunu sevmediğimiz biri yaptığında olay ciddi bir soruna bile dönüşebilir. Bu anlamda olumlu duygular algılarımızda yapıcı etki taşır. Olumsuz duygularımızı ne kadar aza indirgeyebilirsek, algılarımız temizlenmiş ve acılarımız azalmış olur.

    Kin, öfke, haset, nefret,v.b. duygular içimizde bir savaşa sebep oldukları yetmezmiş gibi bu savaşı dışarı taşımamızda da etkili olurlar. Bir insana nefret duyarak içimizdeki sevgiye karşı bir savaş başlatmışızdır, zihnimizde düşüncelerimizde devam eder bu çatışma ve sonra eylem olarak kendini gösterir. Ne kadar çok olumsuz duygu barındırdığımız ne kadar savaşa müdahil olduğumuzun göstergesidir. İçinde bir yığın savaş varken insanın, acılarının olması olağan değil mi? Her savaş bir acı ve hüzün değil mi? Kişinin acılarını dindirmesi, doğru algılaması, doğru yorumlaması ve doğru olanı yapması; savaşlarını sonlandırmasıyla ilintilidir.

    Zihinsel farklılık; fikir üretmeyen zihin, acıyı besler.

    Zihinsel durumumuz acıyla olan durumuzu belirlemede etkilidir. Geçmiş, şimdi ve gelecek her zaman dilimi için kişi zihninde hedefler veya fikirler beslemiyorsa acıyı besliyordur.

    Kişi bazen geçmişe döner ve yaşadığı acı olayları tekrar tekrar zihninde yaşayarak acısını ziyadeleştirir. Oysaki yaşadıklarından mesaj çıkarmak ve aynı sorunlarla ikinci kez karşılaşmamak için neler yapabileceğine dair fikir üretmek için yararlansa zihninden, acıyı değil zihnini beslemiş olur. Çünkü fikir üreten zihin acı üretmez ve fikir üretmeyen zihin….

    Veya şimdiyle ilgilenir. Eğer gelişimimiz için birşeyler yapmıyorsak mevcut durumun monotonluğuna kapılabiliriz. Bu kez etrafımızda olan bitenle, onun ne dediği, bunun ne yaptığı ile ilgilenmeye başlarız. Bu durumda küçük şeylerle uğraşmak ve gereksiz şeylere takılmak sıkıntı vermeye başlar. Hedefleri, fikirleri olmayan zihinler küçük şeylerle uğraşmanın acısını yaşarlar. Potansiyelinin çok altında ve var oluş amacına aykırı kullanıldığında zihnin, acıya merhem olması beklenebilir mi?

    Geleceğe yönelik korkular ve endişeler zihnimizde yerini koruduğu sürece canımızı acıtan birşeyler de içimizde varlığını korur. Tamamen bilinmez bir durum için olumsuz senaryolar hem zihnimizi kirletmekte hem geleceğimizi. Senaryoları değil hedefleri olan kişi geleceğe umutla bakabilir. Senaryosu olan sadece kurgular ama hedefi olanlar uygularlar.


    Acıyı besleyen ve acıyla beslenen iki grubun birinde olmamayı tercih edenler için hayatın içinde yeri bulunun bir parçadır acı. Onu tamamen hayattan çıkartırsak tabloda hep bir eksiklik kalır ve acıya olduğundan fazla yer ayırdığımızda da tablonun bütünlüğü bozulur. Acıyı toblodaki doğru yere oturtarak güzel bir hayat tablosunu oluşturmaksa maksat; ne tamamen onsuz, ne hep onunla latif bir tablo oluşturamayız. Ona tablonuzda ne kadar yer verdiniz?


    Ayfer Toprak

     

Bu Sayfayı Paylaş