Alevilikte insan kavramı

'Diğer Dinler İnançlar' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 28 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Alevilikte insan kavramı konusu ALEVİLİKTE İNSAN KAVRAMI
    Alevilik İnsan kavramı üzerine oturmuş bir inanc kurumudur. Bir inanç kurumu olan Alevilik te insan kavramının gelişmesini, biçimlenmesini sağlıyan düşünce ürünlerinin değişik kaynaklardan geldiği Hünkar Haci Bektaş Veli nin bilgi teknesinde yoğrulup biçimlendiği, yeni bir yapı kazandığı bellidir. Bu konunun anlaşılıp açıklanması için başvurulması gereken en güvenilir kaynak yine Alevi Ozanının siiri dir. Alevi siirinin aşağı yukarı 750 yıla yaklaşan, bir geçmişi vardır. Kaynaklar bize ilk Alevi ozanı olarak Yunus Emreyi gösteriyor. Çağın en güçlü en ileri en gelişmiş siir örneğini veren, bir bakıma Anadoluda Alevi şiirinin kurucusu sayılan, Yunus un düşünceleride Çağına göre çok ileri bir aşamadadır. Bu olay birdenbire ortaya çıkmamış. Daha gerilere giden, daha eski kaynaklardan yararlanan bir düşünce akımının izi üzerinde olsa gerek. Siirlerde gördüğümüz, insanla, varlık türleriyle, evrenle ilgili kavramları incelediğimizde Bunların ilkçag Anadolu uygarlık ürünlerinden kaynaklanıp beslendiğini bir ülçüde anlarız. Alevilikte insanla ilgili düşünceleri şiirlerde dağınık olarak buluruz. Ancak bu dağnılıkta bir bütünlük vardir, o da insan konusunda ileri sürülen görüşlerin bir yerde birleşkesidir. İnsanın özeliği, kaynağı, yapısı ile bağlantılı olan bu düşünceler belli bir sonuca varır. Birbiriyle kaynaşır, sözgelişi Yunus Emre de insan neyse XX.yy. Alevi ozanında da odur. İnsanın özüne bakan açı değişmiyor. Alevilik te insan değişik kaynaklardan gelen kavramlarla açıklanır. Önce onun bütünlüğünü kuran, biçimlendiren özlere, öğelere bakılır. İnsana görünen yanından, elle tutulan, belli bir yerkaplayan varlığından yaklaşılır. Bunları ayrı, ayrı gözden geçirme gereği vardır. Insan gövde-ruh ikilisinden kurulu bir bütündür, onun bir yanı düya´ya, bir yanı Tanrıya, tanrısal evrene bağlıdır. Dünyaya bağlı olan yanı gövdedir. Tanri ya bağlı olan bölümü ruhtur. İnsan bir gövde varlığı olarak dört ilkeden kurulmuştur. Tasavvufta, Anasırrı erbaa adını alan bu dört ilke de yel, od, (Ateş) toprak, su diye bilinir. İnsan bu dört ilkeden oluşarak biçimlenmiştir. Yunus Emre ruhun nerden gelip nereye gittiğini, ne biçim bir varlık olduğunu Bilecek kimse yoktur, O aldığı tanrısal buyruk gereğince gövdeyi devindirir harekete getirir, onun görevi budur diyor. “Carki felek yoğidi canlarımız var iken” Derken Yunus un söylemek istediği ruhun bütün evren yaratılmadan Önce var olduğudur. Gövdeye can veren ruh tanrısal bir öz olduğundan bütün yaratılmışlardan öncedir. Tasavvufta bu türlü bir ruh düşncesinin yeni eflatunculuktan kaynaklandigini ve Yunus uda etkilediği kesindir. “Canlar Canı buldum bu canım yağma olsun” dizesinde Can sözcüğü sevgili Tanrı anlamındadır. İnsan bir sevgi varlığıdır. onu bütün öteki canlılardan ayıran bu sevgi yeteneği ile donatılmış olmasıdır. Bu sevginin değışik amaçları vardır. Biri Tanrıya duyulan sevgidir, öteki insanların birbirlerine duyduklari sevgidir. Alevilikte bu sevgi temeldir, ilkedir ve inanç sevgi özerine kurulmuştur. Aleviliğin anladığı İnsan öteki inanç ve dinlere benzemez. Sünni islam kuruluşlarda İnsan yaratılmıştır. Bu nedenle de gelip geçidir. Bir kuldur. Onun Tanrı katında tek görevi Tanrının buyruklarını yerine getirmek, şeriatın gösterdiği yolda yürümek, kendini ibadete vermek tüm tanrısal emirleri yerine getirmektir. Bundan sonrası tanrının bileceği bir iştir.Tanri buyruğu karşısında insanın söyleyeceği bir söz yoktur. İnsan ancak bir görev varlığıdır. Yaşadığı sürece bu görevini yerine getirmekle sorumludur. Ölümle görev biter, yaşarken yapılanların yargısı başlar. Bilinmeyen bir gelecekte, yargı günü gelince bütün insanlar yeniden dirilecek, sorguya çekilecek yargılanacak. Şeriat dilinde buna kıyamet denir. Bundan kaçınılmaz. Tanri nin önsüz sonsuz buyruğu geregidir. Bütün insanlar önceden belirlenen bir yolda gidecekler. Tanri böyle buyurmuştur, böyle düzenlemiştir. Yine şeriat dilinde buna kader denir. İnsanların yapip edecekleri önceden Tanrı düşüncesinde belirlenmis, gösterilmiş, sağlanmıştır. İnsan bu alınyazısının dışına çıkamaz. İnsanın onun dışında düşünce bağımsızlığı özgürlüğü yoktur. İnsan kader dışında istediğini yapamaz, dilediğini seçemez. Başka bir davranış biçimi benimsiyemez. Üstelik insan kendi elinde olmayan, insan yaratılmadan önce Tanrının belirlediği bu kurallardan sorumludur. Başka bir deyişle insan kendi elinden çıkmayan davranış biçimlerine uyacak, kendine buyurulanları yapacak. sonra da bunlardan sorumlu tutulacak. Bütün yapıp edeceklerinin belirlenmesinde etkisi olmayan insan, kendisini yaratan Tanrının buyruklarından dolayı sorumlu varlık durumuna geliyor. İnsanın kaderinde varsa birini öldürecek, birinin evini yakacak, ocağını söndürecek, suçların en ağırını işliyecek, günah sayılan yasaklanmış bir işi, bu kader gereği yapacak. Bundan dolayi cehnneme gidecek. İslam dininin, onun temel yasası olan seriat´ın suç anlayışı aşaği yukarı böyledir. Özet olarak söylemek gerekirse insan yoktan yaratılmıştır. Bütün yapıp edecekleri kendi isteği dışında düzenlenen kaderde vardır. Buna karşılık, yine sorumludur. Günü gelince yargılanacak, ettiklerinin karşılığını görecektir. Alevilikte böyle bir insan anlayışı yoktur. İnsan seven sevilen bir varlıktır. Onun belli bir yeri beli aşamalardan geçerek ulaştığı bir olgunluk basamağı vardır. İnsan düşünen , inanan yargılıyan, uman, geleceğe yönelen, bu konuda belli tasarıları düşünceleri olan bir varlıktır. Alevilik insan anlayışı ile sunni islam anlayışı arasıda kolay kolay doldurulmaz bir uçurum, geniş bir boşluk vardır. Bu boşluğun önemini anlamak için Alevilikte İnsanla ilgili düşüncelere bakalim.
    1) İnsan yaratılmış olsa bile islamın ileri sürdüğü gibi bütün yetkileri, yetenekleri elinden alınmış yalnız bir buyruk varlığı olarak ortaya konmuş değildir. İnsan taşıdığı öz (can-ruh) bakımından tanrısal kaynaktan gelir.
    Ev vel benem ahir benem canlara can olan benem
    diyen Yunus Emre insanın öncül olduğunu, başlangıçta var olduğu gibi sonradan da var olacağını, insanın ölümsüzlüğünü dile getiriyor. Başka bir şiirinde de O kadiri kün feyekün lütfedici Rahman benem diyerek insanla Tanrı birliğini, insanin tanrısal bir özle donatildığını açıklıyor. Evvel kadim onden sonra zevali yok sultan benem dizesinde insanın ölümsüz olduğu, onun şeriatın ileri sürdüğü gibi bir başlangıcının da sonunun da olmayacagi düsüncesi açıklığa kavuşmaktadir. İnsanla Tanrı arasındaki öz birliği, insanın tanrısal bir nitelik taşıdığı inanci bütün Alevi ozanlarınca benimsenmis, işlenmiş çağlar boyunca sürüp giden köklü bir gelenek niteliği kazanmıştır.
    HAK KI ISTER ISEN ADEMDE ARA IRAKTA MEKKE DE HACDA DEĞİLDİR
    diyen Kaygusuz Abdal (XIV.yy.) Tanrı nın, insanın özünde bulunduğu inancını savunur. İnsanın, öteki varlıklar gibi, geçici (fani) olduğunu düşünmek doğru değildir. İnsan bütün varlıklardan öncedir. Önsüzdür, sonsuzdur, başka bir deyişle ezelidir, ebedidir. Bu görüşü siiri (XVIII.yy.) su dizelerde dile getirmektedir.
    Cihan varolmadan ketmi ademde Hak ile birlikte yekdaş idim ben yarattı bu mülkü çünkü o demde yaptım tasvirini nakkaş idim ben Evren daha var olmadan önce yokluk egemenken, ben Tanrı ile birlikteydim. Bir insan olarak onun özünde vardim.
    Kadri (XIX.yy.) insanın önsüzlüğü, geleneğini sürdürerek eski ozanların izinden yürüyerek şunları söylüyor. Eğer akıl isen dinle bu pendi Bir muazzam beytiz Hak binasıyız Hakaretle gönül yıkma efendi Biz bu kainatın ibtidasıyız Yoğ iken Ademle Hava alemde Hak ile Hak idik sırrı mübhemde dizelerinde Edib Harabi (XIX.yy.) insanın Tanri özünde varolduğunu, bu nedenle kadim (önsüz) bulunduğunu ileri sürüyor.
    Alevi inancında ser çeşme örnek insan imam Ali dir. ondan bütün yaratıcılığın gücü, gizlilikleri görünüş alanına çıkmıştır. Tanrı Ali ye böyle nitelik, böyle bir yücelik vermiştir. Bundan dolayi Ali evrenin özüdür. olgunluğun, arınmışlığın tek örneğidir. Tuttum aynayi yüzüme Ali göründü gözüme Nazar eyledim özüme Ali göründü gözüme Yunus Emre insanın yüceliğini, bütün varlıkların özü olduğunu, ne aranırsa ondan bulunabileceğini açıklıyor. Yine Kaygusuz insanın tanrısal bir nitelik taşıdığını söyliyor. Tanrının bütün yaratıcı gücünü gösteren belirtiler insan yüzünde görünüş alanına çıkmıştır. İnsana bakınca onun hangi yücelik aşamasında bulunduğunu gönül bilgisi taşıyan bir kimse (arif) kavrıyabilir. Yine Kaygusuz; Evliya ya eğri bakma Kevn u mekan elindedir Mülke hüküm süren odur iki cihan elindedir. derken ermiş kişinin hangi anlayış aşamasında bulunduğunu, hangi tanrısal niteliklerle donatıldiğını seriyor gözler önüne. Bu inancın bu söyleyiş türünün Yunus Emre den geldiği onun açtığı yol üzerinde olduğu besbelli. Burada ozanları birleştiren akım tasavvuftur. Bütün düşüncelerin biriktiği deniz odur. İnsan tanrısal bir varlıktır. Onun özünde bulunan bu yücelik dolayısıla bütün eksikliklerden sıyrılmış olması, arınmış bulunması gerekir. Başka türlü söylersek, insanın ereği olgunlaşmak, en yüksek varlık aşamasına yaraşır bir ruh yüceliğine, gönül enginliğine varmak içindir. Gerekeni yapmaktır. Bu da birer gösteriş, birer görev biçiminde olan ibadetle başarılamaz. Yunus şeriatın beş kuralından biri olan hacı gönül yapmaktan önemli saymıyor. Onun gözünde önemli olan hac değil insan gönlüdür. Yunusa göre gönül Tanrı evidir. Mansur ile varup dara çekildim Yusufla kul olup bile satıldım Şamda İsa ile göğe çekildim Musa ile dahi tür dan gelirim dörtlügü gelişigüzel söylenmiş değil. bir inanc geleneği üzerinde yürümenin gereğini açıklamak için düzenlenmiştir. Seyit Nesimi (XVII,yy.) bu dörtlükte düşündüğünü, inandığını açıklıyor. Alevi inancinda Ali arınmiş, yücelmiş tanrısal özle kaynaşmış kamil insan örneğidir. Bu yüzden inancımız da kamil insan büyük bir önem taşır. Olgun insan olmanın başlıca yolu ruhun özüne aykırı davranışlardan, eylemlerden sakınmasıdır. Bununda belli yolları vardır. Kimseyi incitmiyeceksin bütün davranışlarında ölçülü, iyi, güzel, tutarlı, saygılı olacaksin.

    Hasan Göl
     

Bu Sayfayı Paylaş