Aleviler Neden Camiye Gitmezler

'Dini Sohbetler Dini Forum' forumunda Mavi_Sema tarafından 5 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Aleviler Neden Camiye Gitmezler konusu Aleviler Neden Camiye Gitmezler



    Anadolu Alevileri Allah'a inanırlar. Allah'ın birliğine, Hz. Muhammet'in

    peygamberliğine ve Hz. Ali'nin veliliğine inançları tamdır. Hatta bunu;

    "Allah-Muahammet-Ali" üçlemesi ile ifade ederler.


    Ayrıca Kuran'ı kutsal kitapları olarak görürler. Kuran, Hz. Muhammet zamanında

    değil de daha sonraki halifelerden, önce Ebubekir, sonra Ömer tarafından

    sahabelerden alınan bilgilerle yazıya geçilmesi sırasında tartışmalar nedeni ile

    toplanan bazı ayetlerin ve hadislerin yok edildiğini, yakıldığını da iddia ederler.

    Eldeki Kuran'ın 3. halife Osman zamanında oluşmuş olduğundan da bazı çekinceleri

    vardır. Bu düşüncelerini eskiler; "Kuran'a kalem karıştı" diye ifade ederler.

    Ayrıca, 620 yıllarının Bedevi Arap toplumunun sosyolojik yapısına uygun

    getirilen kurallarla değişen sosyal ve toplumsal şartlara rağmen dünyanın sürgit

    bu kurallarla yönetilmeye kalkılmasının sıkıntılar yaratacığını düşünürler.

    Bu nedenlerle Allah'ın dünyamız ve insanlık için söyledikleri Kuran'ı Batıni

    yoruma tabi tutarlar. Kuran'ın ilham kaynağı olması gerektiğine inanırlar. Bu

    nedenle de Hz. Ali'yi "Kuran'ı Natık" yani "Konuşan Kuran" olarak değerlendirir

    ve buyruklarına önem verirler.

    Namazın 5 vakit veya 3 vakit olmasını, 30 gün tutulan Ramazan orucunu, ?slamın 5

    şartından biri olarak görmezler.

    Örneğin, Kuran'da 5 vakit namaz kılmanın ne sayısı, ne şekli, ne de yeri

    olmadığına Aleviler inanırlar. Namazın bu biçimde ve 5 vakit kılınmasının ?slama

    Emeviler ve Abbasiler zamanında konan kurallardan biri olduğuna inanırlar.

    ?iilerin namazı 5 değil de 3 vakit kılmalarını da ?iilerin namazı 5 değil de 3

    vakit kılmalarını da ?iilerin oluşturduğu bir kural olarak değerlendirirler.

    ?slamın 5 şartı olarak ifade edilen şartların da Kuran'da olmadığını, bunların

    da ?slama sonraki dönemlerde girdiğini kabul ederler. 30 gün orucun da Kuran'da

    olmadığını söylerler.

    Gerçekten de Kuran incelendiğinde; oruç ve ibadetten bahseder. Ama ne orucun

    süresi, ne de ibadetin biçimi ve sayısı Kuran'da yoktur.

    Ayrıca Kuran'da camiden ve camide kılınan namazdan da söz edilmiyor. Bu da gene

    daha sonra ?slama giren kurallardan birisidir.

    Aleviler bu düşüncelerini Kuran'daki bazı ayetlere dayanarak ileri sürerler;

    Örneğin ibadetin biçimi ile ilgili olarak Ali ?mran Suresi 191. ayette; "Onlar

    ki, ayakta iken, otururken, yatarken Allah'ı anarlar" şeklinde olduğunu


    anımsatarak ibadetin bazı kurallara bağlanamayacağını, bunların göstermelik ve

    şekilcilikten kaynaklandığını düşünürler.

    Aleviler, "Her oruç tutmayan, namaz kılmayan Müslümanları biz ?slamdan saymazsak

    bu büyük bir çoğunluk oluşturan insan toplumunu ?slam dini dışında saymak

    (kafir) anlamına gelir ki, buna kimsenin hakkı yoktur. Ayrıca bu ?slam'a da

    aykırıdır"diyorlar.

    Bu konuda
    Kuran'ın Nisa Suresi'nin 94. ayetinde; "Size Müslüman olduğuna

    bildiren dünya hayatının geçici menfaatlerine gözdikerek, sen mümin değilsin

    demeyin"diyor
    . O halde ?slama sonradan konan şartlar olan 5 şartı yerine

    getirmeyene ?slam değilsiniz denemez.

    Aleviler ibadetin ille de camide yapılması gerektiğini de kabul etmiyorlar.

    Onlar "Yeryüzünün tümü ibadet yeridir" diye düşünüyorlar. ?badet için camiye

    gitmek gibi bir zorunluluğu gerekli görmüyorlar.


    Kendi inançlarına göre; cami etimolojik anlamda tapınak değil, toplantı yeridir.

    İslamiyetin ilk yıllarında Hz. Muhammet bir ibadet yeri yapmaya gerek

    görmemiştir. Çünkü belli bir tapınak oluşturmak ve düzenli olarak sadece orada

    ibadet yapmak onun getirdiği inanç sistemine aykırıdır. Nitekim o yıllarda

    ibadetin özellikle gece yapılması, gösterişten kaçınılması isteniyordu.

    Bazı müslümanların Mekke-Medine yolu üstünde Kuğba Köyünde yaptırdığı Camiyi Hz.

    Muhammed, "Dedikodudan başka bir şeye yaramıyor" gerekçesiyle yıktırmıştır.

    Peygamber elbette bunu Allah'ın ilhamına aykırı olarak yapmaz.

    Bu konuda Kurandaki 2 ayet ilginçtir. ?şte Tövbe Suresin'de 107. ayet: "Zarar

    vermek, inkar etmek müminlerin arasını açmak Allah ve Peygamber'ine karşı

    savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescit kurup, biz sadece

    iyilik yapmak istedik diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz ki

    Allah'da şahittir."

    Bu ayetin devamındaki 108. ayette ise; bakın Kuran ne diyor:

    "Ey Muhammed, o mescide hiç gitme, Allah'a karşı gelmekden sakınanlarla bulanman

    daha uygundur. Orada arınmak isteyen insanlar vardır. Allah, arınmak isteyenleri

    sever."

    Demek ki ibadet yapmak için cami şartı aranamayacağı gibi her yapılan camiyi

    "Allah'ın Evi" olarakda görmek de doğru değildir.

    Aleviler, Allah için ille de şu şartlar yerine getirilerek yapılır gibi katı

    kurallara katılmıyorlar. Kuran'daki bir ayet bu düşünceyi doğruluyorlar. Bakın

    Hadid Suresi 4. ayet ne diyor. "Nerede olursanız olun o sizinle beraberdir.

    Allah ne yaptıklarınızı görür."

    Namaz ve cami ilişkisini Hacı Bektaşi Veli soyevlatlarından A.Celalettin Ulusoy

    "Alevi Bektaşi yolu" kitabında bakın şöyle ifade ediyor:

    "Hz. Muhammed'den sonra halifeler özellikle Ümeyyeoğulları ve Abbasoğulları

    istedikleri düzeyde manevi saygınlığa sahip olamamışlardı. Hükümranlıklarını

    güçlendirmek için, ?slam toplumunun her kesimine ulaşan bir propagandaya

    gereksinme duyuyorlardı. Bunun o çağda en kolay ve etkili yolu topluluklara

    hitap etmek şekli idi. Bu amaçla Müslümanların belli saatlerde belli yerlerde

    toplanmaları ihtilal çevrelerincede teşvik ediliyor ve hatta zorunlu

    tutuluyordu. Nitekim, Emeviler zamanında camiler Ali'yi ve onun soyunu kötülemek

    için konuşma yerleri olmuştur."

    Bu ve benzeri nedenlerle ibadet için camilere gitmeyen Aleviler-Bektaşiler

    ibadetlerini,Cemlerini uygun evlerde yapıyorlar. Cemiyet evi veya Cemevi adı ile

    toplantı yapılan Cem yapılan binaları bulunan köy sayısı yok denecek kadar az

    buluyor.

    Aleviler'in Cemine kadın-erkek, yaşlı-genç herkes gelebilir. Dede önderliğinde

    ve bağlama eşliğinde ibadet yapılır. Oturuş biçimi ise toplumsal ilişkiyi

    geliştiren, küskünlükleri gideren, kin ve düşmanlık kapılarını kapatıp, barışa

    kardeşliğe yönelmeyi kolaylaştıran içtenlikli bir ibadet tarzı olarak yüz yüze,

    cemal cemale oturma biçimindedir. Allah'a ibadet ve dualarla birlikte sohbet,

    yardımlaşma, kişi ve toplum sorunlarına çare bulma imkanları sağlayan toplu

    tapınma biçimidir. ?nsanın insana yakın olması bu biçimde daha kolay oluşuyor.

    Duvara değil cemale, "Didar-ı pak'e" yani temiz insan yüzüne bakmak, insanın

    yaptığı cami binasından önce Allah'ın özenle yaratıp, "Bütün meleklerin secde

    ettiği" insanı kutsal görmek Alevilerde ibadetin esasını oluşturuyor. Bu

    anlayışla Aleviler; "Secde ademedir", "Hak ademedir" düşüncesiyle insanı, insan

    sevgisini dinin esası haline getirmişerdir.

    Alevi-Bektaşinin ibadet tarzını bir ozandan örneklemek gerekirse bakın Edip



    Harabi ne diyor:

    "Zühd ü riya ile olan ibadet

    Hatadır Hz. Settar'a karşı

    Böyle namaz ile olamaz ümmet

    Hiç kimse Ahmet-i Muhtar'a karşı

    Tarikatsız mü'min olamaz kimse

    Nur'u nübüvvetle dolamaz kimse

    Hakk'ı Peygamber'i bulamaz kimse

    Yatup kalkmak ile duvara karşı

    Allah gözlerine çekmiş bir perde

    Yok dersin Allah'ı gökde ve yerde

    Gösterelim gelde gör Hakk'ı nerde

    Secde edersin Didar'a karşı"
     

Bu Sayfayı Paylaş