Akın,Faruk Nafiz Çamlıbel-Akın,Faruk Nafiz Çamlıbel Kitap Özeti

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda Mavi_Sema tarafından 22 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Akın,Faruk Nafiz Çamlıbel-Akın,Faruk Nafiz Çamlıbel Kitap Özeti konusu Kitabın Adı :Akın
    Yazarı : Faruk Nafiz Çamlıbel

    Akın Kitabının Özeti :

    Akın, konusunu İslamiyet öncesi Türk Tarihinden almaktaodır. Anayurt’taki iç denizin kuruması olayı, şiir-piyes biçiminde, destan olarak anlatılmaktadır. Yıllarca süren kuraklığın sona eromesi için, yasa gereğince, İhtiyar Hakan İstemi Han’ın kurban edilmesi gerekmektedir.

    İstemi Han’ın hedefi ise, suyu, yeşili, ağacı bol bereketli topraklara akınlar düzenleyerek, yerleşmek için yeni yurtlar ele geçirmektir. Gün, Batı ve Doğu beyleri bu hükmü yerine getirmek için İstemi Han’a gelirler. Bu üç beyin oğullan da devlet yönetimini Öğrensinler diye İstemi Han’m yaonındadırlar. Üç başbuğ, kuraklık devam edeceği ve kurban edilme sırası İstemi Han’dan sonra kendilerine geleceği için hileye başvuorurlar ve İstemi Han yerine kızı Suna’nın öldürülmesi için baş bakıcıyı kandırırlar. Gün Başbuğunun oğlu Demir ise Suna’yı sevmektedir. Hileyi meydana çıkarır. Mertliğe sığmayan bu tuotumları yüzünden, halk üç başbuğu öldürür. Bunların oğullan Bumin, Bayan ve Demir başbuğ olur ve İstemi Han’ın “Akın” ülküsünü gerçekleştirirler.
    Türklerin Anayurt’tan göç etmelerinin en Önemli sebebi olan kuraklıktan dolayı yeşile, suya ağaca olan özlem, Demir’in sevgiolisi Suna’ya hediye ettiği çiniye bakılarak, İstemi Han tarafından işte böyle anlatılmaktadır:

    “Yeşilde ne arar da bulamaz insan oğlu?
    Yeşil bu.. .Varlık dolu, gök dolu, umman dolu!
    Bir ucu gözlerinde, bir ucu engindedir,
    Meyve veren ağaçlar bu çini rengindedir,
    Bu çini rengindedir bahar, deniz, kır, orman
    Bana Tanrım gözükür yeşil dediğin zaman.
    Toplanmış bütün bunlar yeşil çininde senin,
    Gizli arzulan var bunda bütün ülkenin.
    Bunu ancak biz duyar, biz anlarız bu dilden…

    Kızı Suna, babasının bu kadar üzülmesine dayanamaz ve:
    “Yeter, baba, bu kadar içlendiğin yeşilden ” der. İstemi Han, nasıl İçlenmesin, nasıl özlem duymasın ki yeşile? Şu dizeler çektiği acıları gayet net bir şekilde açıklamaktadır:

    “Tanrım, nasıl kesildi köpüren, taşan
    sular? Dağlar mı yassûaşii? Ovalar mı
    delindi? Neden coşkun suların sesi
    gittikçe dindi?

    Yıllarca bulutlara bakarak derin derin
    Bekledik hiç gelmeyen yağmurunu
    göklerin, Başaklar yandı gitti boyunu
    gösterirken Koyunlar can çekişti
    yavrusunu verirken Meyveler
    kızarmadan dalı üstünde soldu, Irmak
    yatağı kumsal, kırlar dikenlik oldu.

    Eskiden güneş derdim bereketin eşidir
    Bugün başucumuzda Tanrı’nın ateşidir,
    O da susuz kalınca benzedi kudurmuşa,
    Şimşek gibi çarpıyor aslana,
    kurda,kuşa… İrmak bugünün yolu,
    deniz yarının çölü… Tarlalar yangın
    yeri.. .sürüler canlı ölü..

    Dağlarının başından bulutu eksilmeyen,
    Yılın dört mevsiminde susuzluk ne
    bilmeyen Rüzgârlı ülkelere göç etmeli,
    akmalı.. Yalnız bu anayurdu kimlere bırakmalı?

    Yurdunda bir dikili ağaç kalmadığı gün
    Yerinde durduğunu görürler gene Türk’ün..
    Ayırmağa çalışmak ikisini boş etmek:
    Türk demek yurt demektir, yurt demek de Türk demek!

    Sizdedir bu varlığı kurtaracak son
    büyü. Sîzin göç etmenizdir diriltecek
    ölüyü… Bekçisi kalsın artık bu yurdun
    ihtiyarlar, Koç yiğitler arasın başka
    güzel diyarlar,

    Bilgi bir elinizde, san’at bir elinizde,
    Altınızda yağız at, dal kılıç belinizde,
    Okları hiç şaşmayan yayınızla
    yürüyün, Akın alaylarını arkanızdan
    sürüyün. Kulağınızda kalsın ölürsem
    vasiyetim: Gençleri yollamaktı sağa
    sola niyetim.
     

Bu Sayfayı Paylaş