Aile içi çatışmaların çocuk üzerindeki etkisi Nedir

'Diğer Mesleki Bilgiler' forumunda UquR tarafından 10 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. UquR

    UquR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Aile içi çatışmaların çocuk üzerindeki etkisi Nedir konusu Aile içi çatışmaların çocuk üzerindeki etkisi Nedir

    GİRİŞ

    Toplumun en küçük birimi olan aile,kişilerin beslenme ve bakım gereksinimlerini karşılayan,güven duygusu veren,beden ve akıl sağlığını koruyan ve geliştiren bir birim olması gerekirken çoğu zamanda her çeşit şiddetin beslendiği ve uygulandığı tek odak olmaktadır.Aile dışında oluşan şiddetin kaynağı olarak çoğu zaman toplum sorumlu tutulmaktadır. Buna karşılık aile içinde olan şiddet gizli kalmakta ve özel hayat olarak kabul edilmektedir.
    Şiddet; bireysel ve toplu olarak yapılan insanların fiziksel ve ruhsal açıdan zarar görmelerine(sakatlanma ve yaralanma…v.b.) neden olan hareketlerin tümüdür.İnsanların fiziksel ve ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bu hareketlerin aile içinde gerçekleşmesi aile içi şiddeti gösterir.Aile içi şiddette mağdur durumdakiler genellikle kadın ve çocuklardır.Bu eylemi gerçekleştirenler ise erkektir.
    Birçok şiddet nedeni olmakla birlikte bunlar çok karmaşıktır. Bundan dolayı şiddetin nedenlerini üç başlık altında toplayabiliriz.Bunlar ;
    --Biyolojik nedenler
    --Psikolojik nedenler
    --Sosyal nedenler
    A) Aile İçi Şiddetin Biyolojik Nedenleri :
    Biyolojik nedenlerin başında antisosyal kişilik bozuklukları,akıl hastalıkları (şizofreni,erkeklik hormonlarının etkisi,paranoid şizofreni…v.b.) sayılabilir.
    B) Aile İçi Şiddetin Psikolojik Nedenleri :
    Aile içi şiddete maruz kalan kadınlar böyle olmayı seçmemişlerdir.İlk şiddet uygulaması, şiddete uğrayan eş için bir sürpriz olur ve bunu hiçbir şekilde şiddet eğilimi olarak yorumlamaz. Ancak şiddet zaman içinde armaya meyilli bir olgudur.Şiddete uğrayan eş,şiddetin devamının gelmeyeceğini; çünkü eşinin kendisine zarar vermeyeceğini düşünür. Ancak şiddetin boyutu ilerlediğinde,şiddete uğrayan eşin duygusal bağı giderek zayıflar. Şiddete uğrayan eş yeni bir şiddet atağıyla karşılaşma korkusundan dolayı eşini terk edemez. Bunun yanı sıra şiddete uğrayan eşin fiziksel ve ekonomik açıdan yetersizliği de eşini terk edememesinin bir nedenidir.
    C) Aile İçi Şiddetin Sosyal Nedenleri:
    Çocukluk ve gençlik dönemlerinde,aile içi şiddetin uygulandığı bir ortamda yetişenlerin,şiddet gösterme eğilimine sahip oldukları gösterilmiştir. Ayrıca şiddetin,toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısı olarak kabul edilmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması da sosyal bir neden olarak kabul edilmektedir. Yoksulluk,beklentilerin yoksunluğu gibi sosyo-ekonomik baskı unsurları da şiddet uygulamasına neden olabilir.
    1. ÇOCUK ÖRSELEMESİ VE İHMALİ

    "Bir ebeveyn ya da bakıcı gibi bir erişkin, toplum ya da devlet tarafından çocuğa yöneltilen, toplumsal değerler ve profesyonel kişiler tarafından uygunsuz ya da hasar verici olarak nitelendirilen ve çocuğun kalıtsal gelişim potansiyelini engelleyen ya da kısıtlayan eylem ve eylemsizliklerin tümü ÇÖİ'dir" ( 3 ).
    2. ÇOCUK İSTİSMARININ NEDENLERİ

    Son otuz yılda, çocuk istismarı konusu gerek tıbbi gerekse toplumsal açıdan giderek önem kazanmaktadır. Çocuk ölümlerinin ve hastalıklarının bir nedeni olarak, kurbanları açısından son derecede yıkıcı sonuçlarıyla ve hatta sonraki nesiller için bile kalıcı izler bırakan özellikleriyle çocuk istismarı önemli bir sosyal sorundur. Bu konunun yeterince bildirilmemesi, tanı konulmasındaki güçlükler, inkar edilmesi ve gizli kalması ise önemini daha da arttırmaktadır.Çocuklarını istismar eden anne ve babaların kendine güvenmeyen, ana-baba olmayı kabullenememiş, kendi çocukluklarında benzer bir durumla karşılaşmış kişiler oldukları saptanmıştır. Öte yandan çocuk gelişimi ve eğitimi konularında gerçek dışı bilgilere ve beklentilere sahip, kendi dürtülerini kolaylıkla denetim alamayan , karşılanmamış bağımlılık gereksinimleri olan ve alışkanlık yapıcı madde bağımlısı kişilerin de çocuk istismarına yatkın oldukları gözlenmiştir. İzolasyon ( tek başına kalma, yalnız bırakılma), baskı ve zorlanmalar ve şiddetin kuşaktan kuşağa geçen bir değer yargısı olarak toplum tarafından benimsenmiş olması da çocuk istismarının nedenleri arasında sayılmaktadır. Öte yandan , olaya kurbanlar açısından bakıldığında, düşük doğum ağırlığı ( doğum kilosunun 2500 gr’ın altında oluşu) ile doğan, vaktinden önce doğan, kalıtsal veya süreğen bir hastalığı olan, istenmeyen bir gebelik sonucunda doğan, gayrı meşru olarak dünyaya gelen çocukların ve ikizlerin daha çok istismar edildikleri görülmektedir( 7 ).
    3. ÇOCUK İSTİSMARININ TİPLERİ

    3.1. Fiziksel Örseleme

    Bir erişkinin, itaati sağlama, cezalandırma ya da öfke boşaltma amacıyla elle ve / veya aletle çocuğun vücudunun her hangi bir yerine iz bırakacak şekilde şiddet uygulayarak çocuğa bir zarar vermesidir( 3 ).
    3.2.Cinsel İstismar

    Bir yetişkinin cinsel duygu ve isteklerini doyurmak üzere çocuğu bir araç olarak kullanma girişiminde bulunması veya kullanmasıdır( 7 ).
    3.3. Duygusal Örseleme

    Çocuğun iç görüsünü ya da duygusal bütünlüğünü bozan sürekli alay etme, aşağılama, çocuktan kapasitesinin ötesinde aşırı beklenti içinde olma, aşırı koruma, bağımlı kılma, aşırı otorite, çocuğun davranışlarıyla uyumsuz ağır cezalandırma, yüze şiddet uygulama, çocuğu terk etme, gereksinimleriyle ilgilenmeme, yok sayma, çocuğun iletişim çabasına tepkisiz kalma gibi her tür kronik eylem ya da eylemsizliktir( 3 ).
    4. AİLE İÇİ ŞİDDET TİPLERİ VE ÇOCUK İSTİSMARININ ETKİLERİ

    4.1. Fiziksel Şiddet

    Aile içi şiddetin en sık olarak uygulanan biçimidir. Sarsma, hırpalama, tokat atma, dayak atma, bireye cisimler atma, duvarlara vurma, saçından tutup yerlerde sürükleme, itme, sopa ve odun ile dövme, ellerini kollarını bağlama, zorla cinsel ilişkide bulunma, kesici delici aletlerle üzerine yürüme, ve bunları kullanarak kişiyi yaralama, ateşli silahlar kullanma, kişileri öldürme gibi durumlar fiziksel şiddet uygulamalarıdır( 7 ).
    4.1.1.Bedensel Etkiler

    Daha çok fiziksel şiddetin ve fiziksel istismarın uygulanması durumlarında görülür. Vücudun çeşitli kesimlerinde oluşan yara, bereler, morluklar, şişmeler, sıyrıklar, kesikler, kanamalar, yanıklar, kırıklar, göz ve beyin hasarları, iç organ yaralanmaları, bütün bunların sonucunda gelişen çeşitli hastalıklar, kalıcı sakatlanmalar ve nihayet ölüm meydana gelmesi bedensel etkiler olarak sayılabilir. Çocuklarda görülen önemli bir etki de, büyüme ve gelişme geriliğidir. Fiziksel şiddet, cinsel alana yönelikse, cinsel organlarla ve hastalıklarla ilgili bedensel etkiler de ortaya çıkar( 1 ).
    4.2. Duygusal Şiddet

    Kişiye bağırma, başkaları önünde küçük düşürme, gururunu incitme, kişiyi fiziksel şiddet uygulamakla tehdit etme, kişinin duygu ve düşüncelerini açıkça ifade özgürlüğünü elinden alma, kendi gibi düşünüp davranmaya zorlama, kişinin hareket özgürlüğünü kısıtlama, kendi aile bireyleriyle veya arkadaşlarıyla iletişimin yasaklama, kişinin istediği gibi giyinme özgürlüğünü kısıtlama gibi fiziksel bir baskı olmaksızın uygulanan ve ruh sağlığını bozucu eylemlerin tümü duygusal şiddet kapsamındadır ( 7).
    4.2.1. Ruhsal Etkiler

    Çocuk istismarının ruhsal etkileri ise yetişkinlerinkine göre daha önemlidir. İstismar edilen çocuklar, güven duygularını kaybeder ve sevgisizliği öğrenirler. Çeşitli kişilik bozuklukları geliştirebilirler. Çeşitli psikiyatrik hastalıklara yakalanabilirler. Bu çocuklar yetişkin olduklarında, şiddete meyilli olurlar. Özgüvenleri düşük, iletişim kurabilme özellikleri olmayan, toplum tarafından onaylanmayan davranışları gösteren, suç işlemeye yatkın, madde bağımlısı, kendine zarar verici davranışlar geliştiren ve intihara eğilimi olan kişiler haline gelirler( 1 ).
    4.3. Ekonomik Şiddet

    Kişilerin çalışma ve gelir sağlama özgürlüklerinin ellerinden alınması, mal alıp satmalarının engellenmesi, gelirlerine el konulması, gelir sağlamak üzere çalıştırılmaya zorlanması gibi eylemlerdir ( 7 ).
    4.3.1. Sosyal Etkiler

    Yukarıdaki bölümlerde, aile içi şiddet ve çocuk istismarının beden ve ruh sağlığı üzerindeki kötü etkilerini gördünüz. Bir toplumda bu tür şiddet ve istismar olayları yaygınsa, bu toplumun bireylerinin büyük bölümünün beden ve ruh sağlıkları bozuk demektir. Böyle bireylerden oluşan bir toplumun geleceği olabilir mi? Böyle bir toplumun çağdaş medeniyet düzeyini yakalaması ve insanlık adına yararlı katkılarda bulunması düşünülebilir mi? Elbette hayır. İşte, aile içi şiddet ve çocuk istismarının sosyal etkileri bu biçimde ortaya çıkar. Öte yandan, özellikle toplumumuz için önem taşıyan ve kurbanlar açısından oluşan diğer bir önemli sosyal etki de, namus uğruna aile içi şiddete maruz kalmış olan kadınların veya cinsel istismara uğrayan çocukların, toplum tarafından dışlanması, istenmemesi, bu kişilere, kirletilmiş, işe yaramaz gözüyle bakılması, bu kişilerin toplum içine kabul edilmeyerek yalnızlığa itilmeleridir. Bu da parmak basılması gereken önemli bir sosyal yaramızdır( 1 ).
    5. AİLE İÇİ ŞİDDET ZEKAYI ETKİLİYOR MU?

    İngiliz ve Amerikalı bilim adamları, aile içi şiddetin çocukların zeka gelişimini olumsuz etkilediğini bildirdi. Londra’daki King’s College ve ABD’deki Boston Üniversitesi bilim adamları yaptıkları araştırmada, mutlu evlerde büyüyen çocukların zeka gelişiminin daha iyi olduğunu tespit etti. 5 yaş grubu ikizler üzerinde yapılan araştırmada, annesi, babası tarafından dövülen çocukların zeka düzeyinin, huzurlu bir aile ortamı olan yaşıtlarından 8 puan düşük olduğu belirlendi. Uzmanlar, zeka düzeyindeki 8 puanlık farkın, bir çocuğun yaşıtlarından 6 santim kısa olması gibi değerlendirilebileceğini kaydetti.Bilim adamları, aile içi şiddetin çocukta stresi artırdığını, bunun da beyin gelişimini olumsuz etkilediğini düşünüyor( 6 ).
    6. AİLE İÇİ ŞİDDET VEYA ÇOCUK İSTİSMARININ , UYGULAYANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

    Aile içi şiddet ve çocuk istismarının, bu şiddeti veya istismarı uygulayan kişiler, üzerinde de etkileri olur. Bu etkiler daha çok ruhsal ve sosyal etkiler olarak karşımıza çıkar. Karısına şiddet uygulayan bir erkek veya çocuğunu döven bir anne- baba, yaptığı bu işten utanır, kendi kendini suçlar, duygularını ve davranışlarını kontrol edemediği için cezalandırmaya çalışır, pişmanlık duyar, özgüvenini yitirebilir. Bu gibi kişiler pişmanlıklarını dile getirip, af dileseler de bir zaman sonra bütün bunları unutup, yeniden aynı eylemi gerçekleştirirler. O nedenle bu kişilerin mutlaka bir psikolojik tedaviye ve desteğe ihtiyaçları vardır. Eğer toplum, aile içi şiddet ve çocuk istismarını onaylamayan bir tutum sergiliyorsa, şiddet uygulayan bu kişileri dışlayabilir, onları toplum dışına itebilir. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, İsveç, Norveç gibi gelişmiş ülkelerin çoğunda bu tür eylemlerin ciddi yasal yaptırımları vardır. Eşlerine fiziksel şiddet uygulayan erkekler hapis ile cezalandırılmakta, çocuklarını istismar eden ailelerden çocukların velayeti alınmakta ve çocukların bakımını ve yetiştirilmesini, kurumlar veya yetiştirici aileler üstlenmektedir( 1 ).
    7. AİLE İÇİ ŞİDDET VE ÇOCUK İSTİSMARINI ÖNLEMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

    Aile içi şiddet insanın güvenlik ihtiyacını en derin yerinde yaralıyor. Özellikle Kadınlar ve Çocuklar şiddete maruz kalıyorlar. Uzman kişilere göre toplumun en yaygın şiddet biçimi aile içi şiddettir. Aile içi uygulanan şiddet, din, eğitim, ekonomik ve sosyal konumdan bağımsız olarak toplumun bütün kesimlerinde karşılaşılan bir olgudur..
    ve hiçbir koşulda kabul ve haklılık görmesi düşünülemez( 5 ).
    Aile içi şiddet ve çocuk istismarını önlemek için, konu hakkında bireyleri, aileleri ve toplumu eğitim yolu ile bilgilendirip bilinçlendirmek gerekir. Kişiler, aileler ve sonuçta toplum, bu gibi olayları, aile meselesi ve olağan olarak görmekten vazgeçerse, aile içi şiddetin önüne geçilmiş olur. Genel olarak toplumun eğitim düzeyinin yükseltilmesi de aile içi şiddetin azalmasında etkili olur. Ancak bu uzun soluklu bir girişimdir ve zamanı gerektirir. Şiddete eğilimli bireylere danışmanlık yapmak, bu kişilerin psikolojik olarak tedavi edilmelerini sağlamak da önleyici bir girişimdir. Ancak bu da, kişilerin bilinçli bir biçimde böyle bir desteği aramaları ve istemeleriyle ve konu ile ilgili olarak toplumsal örgütlerin varlığı ve etkin çalışmasıyla gerçekleşebilir. Şiddet öğrenilen bir davranıştır. Bu nedenle, kitle iletişim araçlarının, özellikle de en yaygın olarak kullanılan ve toplumu en etkileyici araç olan televizyonun şiddeti öğretici yayınları önlenmelidir. Televizyon, aile içi şiddetin ve çocuk istismarının zararlı etkilerini gösteren, bu konularda toplumu bilinçlendiren yayınlar ile , şiddeti önleyici bir yayın aracı olarak kullanılmalıdır. Konu ile ilgili olarak kesin, açık ve caydırıcı cezaları öngören özel yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Aile içi şiddete veya istismara uğramış kişileri destekleyen ve güvence altına alan bir sosyal güvenlik ve hizmet şemsiyesi kurulmuş olmalıdır. Türkiye’deki sosyal güvenlik ve hizmet kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar aile içi şiddet ve çocuk istismarının önlenmesi konusunda “Mor Çatı Sığınma Evleri” ve benzeri çalışmalar yapıyorlarsa da bu çalışmalar, gerek nitelik gerekse nicelik açısından son derecede yetersizdir. Aile içi şiddet ve çocuk istismarı ile ilgili başlıca yasal yaptırımlar ise Türk Ceza Kanunu ve Medeni Kanun hükümlerine dayalıdır. Bu yasaların hükümleri ise genel anlamlıdır. Oysa ki, caydırıcı ve daha etkili olabilmesi bakımından bu konunun, özel yasalarla ele alınıp, yeniden düzenlenmesi gerekir( 1 ).
    Ailenin korunması bakımından gerek uluslararası belgelerde gerekse mevzuatımızda birçok yasal düzenlemeler mevcuttur. Bunların başında Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu gelmektedir( 2 ).
    8. AİLE İÇİ ŞİDDET VE ÇOCUK İSTİSMARININ DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DEKİ DURUMU

    Türkiye’de çocuk istismarı konusunda yapılan araştırmalarda ise %78 ile duygusal istismarın baş sırada olduğu görülmektedir. Fiziksel istismar (%24) ve cinsel istismar (%9) daha az olarak görülmektedir. Çocukların ucuz işgücü olarak kullanılmaları yoluyla istismar edilmelerinin de Türkiye’de yaygın olduğunu söyleyebiliriz. Yasal düzenlemeler, 15 yaşın altındakilerin çalışmasını öngörmese de, gerçekte bu yasaların çiğnendiğini hepimiz biliyoruz. Meslek öğrensin, eli iş tutsun, eve katkısı olsun, adam olsun, gerekçeleriyle bu çocuklar, eğitim alma haklarından yoksun bırakılmakta, okula devam etmeleri gerekirken, sağlıkları üzerinde olumsuz etkileri olan ortamlarda, hiç bir sosyal ve yasal güvence olmaksızın çalıştırılmaktadır. Bunların sayıları on binlercedir. Tarım kesiminde, ücretsiz aile işçisi durumunda olanların sayısı ise tam olarak bilinememektedir. Türkiye’de 1980-1982 yılları arasında sekiz ilde yapılan bir araştırmada, 4-12 yaşları arasındaki 16.000 çocuğun , fiziksel ve duygusal açıdan istismar edilip edilmediği incelenmiştir.Kız çocuklarının % 34,6’sının, erkek çocuklarının ise % 32,5’inin ihmal ve istismar kurbanı oldukları saptanmıştır. Eğitimsiz ebeveynlerin %40’ı çocuklarını istismar ederken, eğitim düzeyi yüksek ebeveynlerde bu oran % 17’ye kadar düşmektedir. Çocukların istismar edilmeleriyle, çocukların disiplin altına alınması arasındaki sınırı çok dikkatli belirlemek gerekir. Ama dilimize yerleşmiş olan “eti senin, kemiği benim” , “öğretmenin vurduğu yerde, gül biter” tarzı deyişler, Türk toplumu olarak bizlerin bu ince çizgiyi iyi saptayamadığımızın açık bir ifadesidir( 1 ).
    İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma şiddetin aile içinde başlayıp okulda devam ettiğini ortaya koyuyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 55 ilde “Çocuğa yönelen şiddet” ve “Çocuktan kaynaklanan şiddet” konularında bir araştırma yaptı. Araştırmaları yöneten Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Muhakemeleri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bahri Öztürk, çocukların yüzde 77’sinin şiddete maruz kaldığını söylüyor. Öztürk çalışmanın uluslararası alanda Türkiye için baz alınacağını belirterek, “çalışma sonucunda şiddetin sıradan karşılandığını gördük. Bu olay ülkemizdeki insan hakları sorununun temel sebebidir.” yorumunda bulunuyor. Aile içi şiddetin, yüzde 20’ye yaklaşan oranla baba ve yüzde 15.67 ile anneden kaynaklandığını belirten Öztürk “ Ülkemizde şiddetin beşiği aile. Ancak bu durum okulda yüzde 40’a varan öğretmen şiddeti ile devam ediyor. Erkek çocuklar babalarından, kız çocuklarsa annelerinden daha çok dayak yiyor.” şeklinde konuşuyor. Prof. Öztürk, çevreden kaynaklanan şiddete öğretmenin yüzde 39.36 ile ilk sırada yer aldığını vurgulayarak, “şehir merkezinde yaşayanları yüzde 40’ı öğretmen şiddetine uğrarken, bu oran gecekonduda yüzde 38’e düşüyor. Bu durum şiddetle mücadelenin ailede başlayıp, okulda sürdürülmesini gerektiriyor” diye konuştu. Anket sonuçlarına göre her üç kişiden birisinin şiddetle terbiye edildiği ve ceza şeklinin yüzde 21 oranında dayak olduğu ortaya çıkmış( 4 ).
    Aile bireylerine şiddet uygulayan kişilerin %82’sini erkekler oluşturuyor. Araştırmaya göre şiddet uygulayanların %45’ini erkek eş,%24’ünü baba,%24’ünü ise ağabey ve abla oluşturuyor. Şiddet uygulayan annelerin oranı ise %10’dur( 8 ).


























    SONUÇ

    Aile içi şiddet uygulayan kişilerin ve aile içinde çocuklarını istismar eden kişilerin;çocukluk dönemlerinde kendilerinin de şiddete maruz kaldığı yani;aile içi şiddete tanıklık ettiği yapılan birçok araştırmada ortaya konulmuştur. Buradan hareketle şiddetin öğrenilmiş bir davranış olduğu kabul edilmektedir. Aile içi şiddete maruz kalmış çocuklar büyüyünce;edinmiş oldukları şiddetle ilgili deneyimlerini kendi eş ve çocuklarına aynı yöntemlerle yansıtmaktadır. Ancak ;ailesinde her şiddet gören kişinin de,şiddet göstereceğini söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte aile içi şiddete maruz kalan kişinin, şiddet davranışını ortaya çıkarma eğilimi şiddete maruz kalmayan kişilere göre daha yüksektir.
    Aile içinde şiddet meydana geldiğinde,çocuklar şiddete maruz kalsa veya tanık olsalar dahi,çocuklar aile içi şiddetten yetişkinlere göre daha fazla etkilenmekte ve daha uzun sürede atlatabilmektedirler.
    Aile içi şiddetle ilgili hükümlü gençler üzerinde bir araştırma yapılmıştır ve bu gençlerin %78’inin aile içi anlaşmazlık ve şiddetin söz konusu olduğu ortamda yaşadıkları bulunmuştur. Buda çocukların ruh ve beden sağlığını olumsuz etkileyerek onlarında şiddeti öğrenmesine ve uygulamasına zemin hazırlamıştır. Bu şekilde şiddeti öğrenen çocuk;olumsuz bir durumla karşılaştığında yetişkinleri model alarak onların uyguladığı yöntemi uygulamakta toplumda şiddet olaylarının artmasına neden olmaktadır. Şiddetin çok sık yaşandığı aile ortamındaki gençler kısır bir döngü içine girmektedir.
    Aile içinde şiddete maruz kalan kişi veya kişiler yalnız kalma korkusu,maddi yetersizlik,eşini bıraktığında yeni bir darbe alma korkusu alma nedeniyle şiddete maruz kalan kişiler bunu açıklayamamaktadır. Bunun yanında toplumun ve yakın çevresindeki kişilerin olumsuz düşüncelerinde şiddete maruz kalan kişilerin bunu açıklayamamalarına neden olmaktadır. Buda aile içi şiddeti azaltma yolunda yapılan çalışmaları körüklemektedir. Çünkü insanlar şiddete maruz kaldığını söylemediği sürece sosyal kurum ve derneklerden yardım istemedikleri sürece onlara yardım etmek olanaksızdır. Ne yazık ki toplumumuzda bu durumda olan birçok insan vardır.
    Şu ana kadar öğrenmiş olduğumuz eşler arasındaki uyumsuzluk ve yanlış eş seçimi,aile içindeki şiddete çocuğun birebir tanık olması, kendisini tehdit eden bir durumu şiddetle yok edebileceğini düşünmesi gibi nedenlerden dolayı aile içinde şiddet görülmektedir. Kişilerin şiddeti uygulamamaları içinse;eş seçiminde bilinçli olması,aile içinde şiddete maruz kalması şiddeti bir kurtuluş yolu olarak görmemesi ve şiddet dışı yöntemleri de düşünebilmesi gerekmektedir. Bunun yanında anne ve babaların çocuklarını sağlıklı bir ortamda özenle yetiştirmeleri de gerekmektedir.
    O halde toplumumuzda suçlu doğan çocuk yoktur. Çocuk istenilen şekle sokulabilecek bir oyun hamuru gibidir. Çocuğun şekillenmesinde etkili olan aile;çocukta gelişmesini istediği olumlu kişilik özelliklerini ancak sağlıklı bir aile ortamında sağlayabilir. Sağlıklı bir aile ortamı da uyumlu bir anne baba ilişkisini gerektirir. Bu nedenle öncelikli hedef sağlam ve sağlıklı bir aile kurulmasıdır.
     
  2. saagoo21

    saagoo21 Üye

    okuyamazsamda emegıne sağlık...kardeşş
     

Bu Sayfayı Paylaş