Agız kokusu-Agız kokusu Hakkında Bilgi

'Ağız ve Diş Sağlığı' forumunda Mavi_inci tarafından 15 Ekim 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Agız kokusu-Agız kokusu Hakkında Bilgi konusu
    Agız Kokusu-Agız Kokusu Nedenleri-Agız Kokusu Hakında

    [​IMG]

    Ağız kokusu (halitozis), nefeste kötü bir koku hissedilmesidir. Kötü ağız kokusu umumiyetle ağız içinden kaynaklanmasına rağmen, diş ve ağız kaynaklı olmayabilir. Ağız ve diş temizliği doğru ve tam yapılmadığında, ağız kokusu kaçınılmazdır. Ağız ve diş hastalıkları, ağız kokusunun temel müsebbibiyken, şeker hastalığı gibi bütün vücuda tesir eden sistemik hastalıklar, burun hastalıkları ve sinüs rahatsızlıkları da kötü ağız kokusunun sebeplerindendir. Ağız kokusu kişinin çevresine verdiği rahatsızlık sebebiyle insanlarda tiksinti ve kaçınma duygusu hâsıl edeceğinden, şahısta aşağılık kompleksine sebep olur. Ayrıca evlilik ve iş hayatında sosyal ve psikolojik problemlere yol açar.

    Kötü ağız kokusu, ağızdaki bakterilerin hidrojen sülfür ihtiva eden ürünlerinden meydana gelmektedir ki, ağız sağlığına ihtimam göstermeyenlerde bu tip bakterilerin sayısı artar. Oldukça pürüzlü bir yapıya sahip olan dil sathı bakterilerin yaşamasına elverişlidir. Diş yüzeyleri, diş eti ve dil temizlenmediğinde, buralar bakterilerin yaşamasına uygun bir duruma gelir. Ayrıca ileri derecede diş eti hastalığı olanlarda, kişinin kendisinin temizlemesinin mümkün olmadığı alanlar vardır. Meselâ derin diş eti cepleri vb. alanlar kötü kokunun sebeplerindendir.

    Ağız kokusunu fizyolojik ve patolojik olarak ikiye ayırabiliriz. Fizyolojik ağız kokusu, sağlıklı her insanın uyandığında hissettiği, sindirim kanalında biriken gazlar veya dil sırtında üreyen bakterilerin sebep olduğu ağız kokusudur ve tedavi gerektirmez. Patolojik ağız kokusu (gerçek halitozis) ise ağız içi veya ağız dışından kaynaklanabilir. Ağız kokusunun sebeplerinin % 85-90'ı ağız içi kaynaklıdır, bu tip ağız kokularının sebebi ilk muayenede tespit edilebilir.

    Ağız kokusuna yol açan sebepler:
    • Ağız hijyeni eksikliği,
    • Ağız içi enfeksiyonlar ve apseler,
    • Diş eti hastalıkları,
    • Çürük dişler, pulpa iltihapları,
    • Ağız kanserleri,
    • Ağız kuruluğu,
    • Allerjik reaksiyonlar,
    • Hatalı yapılmış dolgu ve protezler,
    • Tükürüğün biyokimyevî yapısının bozulması.
    Ağız dışı sebeplerle ortaya çıkan ağız kokusunun görülme sıklığı % 10-15'tir; bunların % 5'i kulak-burun-boğaz, % 4'ü hem ağız, hem de kulak-burun-boğaz, % 1'i de sindirim kanalı kaynaklıdır. En sık rastlanan sebepler:
    • Alt ve üst solunum yolu hastalıkları,
    • Kulak-burun-boğaz enfeksiyonları (sinüzit, tonsillit, farenjit, geniz eti iltihabı ve larenjit),
    • Sindirim sistemi hastalıkları (özofagus divertikülleri, reflü, ülser, gastrit gibi),
    • Karaciğer yetmezliği,
    • Kronik böbrek yetmezliği,
    • Diyabet (şeker hastalığı),
    • Psikojenik faktörler (depresyon, anksiyete, psikozlar gibi),
    • Bazı ilâçlar (antihistaminik, antidepresan, antihipertansif, dekonjestan, antipsikotik ve antikolinerjik ilâçlar),
    • Lösemi ve diğer bazı kan hastalıkları,
    • Alkol, sigara ve bazı gıdalar.

    Ağız kokusu tedavisinin ilk adımı, kokunun sebebinin tespitidir. Geniz eti, bademcik ve sinüs iltihapları gibi hastalıkların sebep olduğu ağız kokuları için tıbbî veya cerrahî müdahaleyle tedavi yapılmalıdır. Kokuya sebep olan diğer organlara bağlı hastalıkların (karaciğer, mide, böbrek vd.) tedavisiyle, bu kaynaklara bağlı ortaya çıkan ağız kokusu ortadan kalkar. Ağız içi kaynaklı kokuların % 90'ı başarıyla tedavi edilebilmektedir. Tedavinin temelinde ise uygun ağız-diş bakımı yatmaktadır. Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları kötü ağız kokusuna yol açan mühim sebeplerdendir. Ağızdaki bir enfeksiyon odağı bakteri üremesini artıracak ve dâima ağız kokusuna sebep olacaktır. Bundandır ki, diş ve diş eti kaynaklı problemler tedavi edilmeli, ağızdaki protez ve dolgular kontrol edilmelidir.

    Umumî mânâda ağız kokusunu oluşturan faktörlerin ilk alanı dildir. Dilin 2/3'lik arka kısmında bulunan tat tomurcukları ve dil papillaları arasında biriken bakteriler tükürüğün yıkayıcı tesirinden gizlenebilir. Bu noktada Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) tarihte dilini fırçalayan ilk insan olduğunu söyleyebiliriz. Ebû Davud (ra) hâdiseyi mealen şöyle anlatıyor: "Kendisinden binek istemek maksadıyla Resülullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gittim. O -misvakın bir ucu dilinin üzerinde idi- dilini misvaklıyordu." (Buhari, Müslim, Müsned.) Modern tıp, son on yıldır dilin de fırçalanmasını gerektiğinden bahsetmektedir.

    Ağız hijyeninin düzeltilmesiyle kötü ağız kokusu umumiyetle ortadan kalkar. Bilinmelidir ki, diş fırçalama % 25, dil temizliği % 75, ikisinin birlikte yapılması ise % 85 nispetinde ağız kokusunu azaltmaktadır. Bilhassa sarımsak, soğan ve baharat tüketiminden sonra ağız temizliğine dikkat edilmesi, alkol ve sigaradan uzak durulması gerekir. Zîrâ sigara kullanımı diş eti hastalıkları için mühim bir risk faktörüdür. Sigaranın ağız boşluğu, gırtlak, yemek borusu kanserlerinin gelişmesine yol açtığı da bir hakikattir. Dolayısıyla böyle bir ağız ortamında diş çürümeleri ve kötü ağız kokusunun olması kaçınılmazdır. Alkol ise zaten tek başına ağız kokusu sebebi olduğu gibi, vücutta bütün sistemlere zararlı tesirleri vardır. Alkol alımının ağız ve diş sağlığına bakan yönüyle en mühim tesiri (sigara kullananlarda olduğu gibi) ağız kanserine yakalanma riskini artırmasıdır.

    İyi bir ağız ve diş sağlığı için; dişler ve dil yüzeyi her yemekten sonra, gece yatmadan önce mutlaka temizlenmelidir. Bununla birlikte günde bir kere diş araları ve (varsa) protezler uygun şekilde temizlenmelidir. Ağız ve dişlere yapılan müdahaleden sonra kötü ağız kokusunun devam etmesi hâlinde ağız dışı sebeplerin de araştırılması ve tedavi edilmesi gerekmektedir. Hattâ ağız kokusunun sebebi bazen ciddi hastalıklar olabilmektedir. Belki de Hakîm-i Mutlak, böylesi ciddi hastalıkları ağız kokusuyla bize bildirmekte ve tedbirimizi almamız konusunda bizi ikaz etmektedir.

    Ağız kokusuna tarihî bakış
    Tıp tarihinde ağız kokusuna ait ilk belgeler MÖ 1550'li yıllara aittir. O dönemde ağzı kokan insanlardan bahsedilirken herhangi bir tedavi tanımlanmamıştır. Antik çağda bir kişinin nefesinin temiz kokması ruhunun temizliğinin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir. Ağız kokusu, ferdin sosyolojik ve psikolojik hayatında problemlere sebep olabildiği gibi evliliğinde de bazı olumsuzluklara yol açabilir. İbranilerin kanun kitabı Talmud'daki bir maddeye göre eşlerden herhangi birinde ağız kokusu olması şer'î olarak evliliğin sona ermesine sebep teşkil etmekteydi. Hipokrat döneminde insanların ağızlarının güzel kokması için sürekli gargara yapmaları, anason ve bitki tohumu çiğnemeleri tavsiye edilmiştir. Romalılar ağız kokusunu güzel kokular ile maskelemeye çalışmışlar, bitki sapları veya çeşitli yaprakları çiğnemişlerdir. Hristiyanlığın ortaya çıktığı dönemde ise ağız kokusu şeytanın kokusu olarak düşünülmüş, günahların ağız kokusuna sebep olduğu zannedilmiştir. Osmanlı döneminin tercüme eseri olan "Tıbb-ı Nebevi" isimli kitapta ise ağız kokusu için hilâlleme ve misvaktan bahsedilmiştir. Eşref bin Muhammed'in "Hazainüsseadat" isimli eseri de (1460) ağız kokusu için dil sağlığından bahseden belki de ilk eserdir. 15. yüzyılda İbn-i Şerif'e ait Yadigâr isimli kitapta, diş eti çekilmesi, diş aşınması ve ağız kokularına reçeteler verilmiştir.

    Hadîs ve Sünnet'te ağız ve diş sağlığı
    Peygamberimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatına bakıldığında ağız ve diş sağlığına ne kadar büyük bir ehemmiyet verdiği anlaşılmaktadır. Sahabeler, Peygamberimiz'i (sallallahu aleyhi ve sellem) anlatırken onun dişlerinin inci gibi parladığını, tertemiz, bembeyaz ve ışıl ışıl olduğunu söylerler. O'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) Uhud Savaşı'nda kırılan dişinden başka hiçbir dişi çürümemiş ve düşmemiştir.


    Bir hadîs-i şerîfte mealen; "Hilâl eylemek dişleri arıtır, pâk eyler, diplerini sağlamlaştırır ve ağız kokusunu güzel eyler." buyrulmaktadır. Hadîs-i şerîfte belirtilen mühim ayrıntılardan biri de, dişlerin nasıl fırçalanacağına dâirdir. 'Hilâllemek' diye tarif edilen metot, dişlerin yarım ay şeklinde, dairevi olarak fırçalanmasıdır. Bu metot diş minelerine zarar veren ve dişin yıpranmasına sebep olan, sağa-sola fırçalama tekniğinden farklıdır. Günümüz diş hekimliğinde de hadîs-i şerîfte buyrulduğu gibi dairevî fırçalama tekniği tavsiye edilmekte ve diş aralarında biriken besin artıklarının en iyi bu metotla önüne geçilebileceği belirtilmektedir. Başka bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem);"Diş etlerini yemek kırıntılarından temizleyiniz. Misvak kullanınız, sararmış dişle, kokar ağızla yanıma gelmeyiniz." (Tirmizi) buyurmuştur. Diğer bir hadîs-i şerîfte ise; "Eğer ümmetime zorluk vermeyeceğini bilseydim, her namaz vakti (abdest diye de rivayet var) dişlerini misvakla temizlemelerini emrederdim." buyurarak, ağız ve diş sağlığına verdiği ehemmiyeti vurgulamıştır.

    Sonsuz Nur adlı eserinde Fethullah Gülen Hocaefendi, Peygamberimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) ağız ve diş sağlığıyla ilgili şu ifadeleri kullanmıştır: "Şimdi, bir din düşünün ki, o din günde beş on defa misvak kullanmayı, hem de bir sünnet olarak misvak kullanmayı emretmektedir. Bu itibarla diyebiliriz ki, bu din; günümüzün diş temizliği, diş hijyeni anlayışını çok gerilerde bırakmaktadır. Halk yığınları bir yana, ben, diş hekimlerinin dahi, günde beş-on defa dişlerini fırçalayacağını zannetmiyorum. Hâlbuki Efendimiz'in -en azından- günlük diş temizliği, bu adedi buluyordu. Gece birkaç defa kalkar; namaz kılar ve her namazdan evvel mutlaka misvak kullanırdı. Sabah namazında, işrâk ve kuşluk namazlarında, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarında; namaza durmadan ve abdest alırken sürekli misvak kullandığı gibi, bir şey yiyip içtikten sonra da dişlerini temizlemeyi ihmal etmezlerdi. Şimdi bütün bunları sayacak olursak, zannediyorum verdiğimiz rakamdan daha fazla Allah Resûlü'nün misvak kullandığına yani, dişlerini temizlediğine şahit oluruz."

    Ağız kokusunun Rabbimizin katında makbul olanı, oruçlunun ağız kokusudur. Bir hadîs-i şerîfte mealen; "Muhammed'in canı dest-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir." (Müslim, Sıyâm 163) buyrulmaktadır.

    Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) bilhassa üzerinde durduğu misvak 1400 yılı aşkın bir süredir ağız ve diş sağlığı için kullanılmaktadır. Misvakın dişlerin temizlenmesi ve onlara parlaklık vermesinin yanında tükürük salgılanmasına da sebep olan hoş bir tadı vardır Yapısında diş eti enfeksiyonlarına karşı koruyucu tesiri olan maddeler bulunmaktadır Sodyum bikarbonat bunlardan birisidir ki; dişlerin temizlenmesinde ve dişlere parlaklık vermede diş hekimleri tarafından tavsiye edilen kimyevî bir maddedir.

    Misvak ile tükürüğün pH derecesi aynı olduğundan yabancı cisim reaksiyonu göstermez Ayrıca misvak liflerinin yutulmasının sağlık açısından bir sakıncasının olmadığı da bilinmektedir.

    Ağız ve diş sağlığına birçok faydası olan ve asırlardan beri kullanılan misvak, Hazret-i Allah'ın kullarına ikram ettiği, macunu içinde olan mükemmel bir fırçadır. Ayrıca muteber fıkıh kitaplarımızdan Merakü'l-Felâh'ta misvakın elliden fazla faydasından söz edilmektedir. Yapılan araştırmalarla, tıp otoriteleri misvakın sun'î diş fırçalarına nispetle üstünlüğünün tartışılmaz olduğunu kabul etmişlerdir.

    Bütün bunlar göstermektedir ki, dinimiz ağız ve diş sağlığına büyük bir önem vermektedir. Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiyelerine uyularak ağız ve diş sağlığına gerekli ehemmiyet verildiğinde ve doğru sebebin tespit edilebilmesi için zamanında hekime başvurulduğunda hem oluşabilecek sistemik problemlere karşı tedbir alınabilmekte hem de ağız kokusuna mâni olunabilmektedir.

    Kaynaklar
    - Sanz M, Roldan S, Herrera D. Fundamentals of breath malodour. J Contemp Dent Pract, 2001, 2(4):1-12.
    - Christensen GJ. Why clean your tongue? J Am Dent Assoc. 1998, 129(11):1605-7.
    - Us Department of Health and Human Services: The Health smoking: 25 years of Progress. -Office on Smoking and Health. DHHS Publication No CDC 1389; 39-8411.
    - Alan Ş. "Alkol ve Alkolün Neticeleri", Sızıntı, Sayı: 21, Ekim 1980.
    - Enes Ş. Diş Eti Deyip Geçmeyin. Sızıntı, Sayı:310, Kasım 2004.
    - Çağıran Ö. Tıbb-ı Nebevî, 1. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1996.

    Dr. Ahmet Mercan
     
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Ağız Kokusu

    Ağız kokusu, insanı olumsuz etkileyen bir durum olarak bilinir.Erişkinler veya küçüklerin, yaşamlarında mutlaka ağız kokusundan şikayetçi oldukları zamanlar olmuştur. Bazılarının ise, bu durumdan şikâyeti kroniktir.Ağız kokusu; etkilediği bireyler için sosyal ve psikolojik yönden olumsuz bir durum haline gelmiştir.

    Kötü ağız hijyeni , dişler üzerindeki gıda birikimi, ağızdaki çürük kaviteleri , çekim yaraları , ülserler , dental ve tonsiller, apseler (diş ve bademcikle ilgili apseler) ; gingivitis, periodontitis ve stomatitis gibi diş eti hastalıkları , ağız kuruluğu , kıllı dil gibi ağız içindeki problemlerden oluştuğu gibi, üremi , diabetik ketoasidoz , karaciğer rahatsızlıkları , kronik pulmoner hastalıklar , mide rahatsızlıkları gibi sistemik nedenlerle de görülebilir.

    Diş hekimleri ağız kokusunun, lokal mi, yoksa sistemik faktörlere mi bağlı olduğunu tespit etmeli ve doğru teşhisi koyup ona göre tedavi yöntemini belirlemelidir.

    Solunum sisteminden gelen hava , ağızdan dışarı yayılırken oral kavitedeki (ağız boşluğu) kötü kokulu uçucu karışımla birleşerek dışarı çıkar ve kişilerin kendisini de, çevresini de rahatsız eden hoş olmayan kokular oluşur.

    Bu konuda yapılan araştırmalar sonucunda ağız kokusu vakalarının çoğunluğunun oral kaviteden kaynaklandığı tespit edilmiştir.Kötü ağız kokusunun oluşmasına etki eden faktörler arasında, tükürüğün önemli rol oynadığı kabul edilmektedir.Sağlıklı ağızdan alınan tükürüğe göre , periodontitisli ağızlardan alınan tükürüğün daha hızlı kokuştuğu belirtilmiştir.

    Aktif periodontitisli hastalardan alınan tükürükte çok parçalanmış epitel hücresi vardır . Ve bu hücreler önemli ölçüde bakterilerle kaplıdır. Ayrıca tükürükte zarar görmüş lökositler de mevcuttur. Lökositler, çok miktarda kükürt taşıyan aminoasitlere sahiptir ve bunlar uçucu sülfür bileşiği üretiminde kullanılırlar. Lökositler, periodontal hastalıklar sırasında göç ederek , periodontal hastalıklı bireylerin tükürüklerinda artarlar.
    Hem oral mukazadan serbest epitelyal hücreler , hem mikroorganizmalar, hem de lökositler bakteri plağına dahil olup dilin arka yüzüyle , dişlerin fizyolojik ve mekanik temizlemeye uygun olmayan bölgelerinde toplanır. Periodontitisli hastalarda bu duruma bir de dişetlerinden oluşan kanamanın eklenmesi ile tablo daha da ağırlaşır.
    Ağız kokusu oluşumu tükürük akımının azalması , uzun süre besin ve sıvıların alınmamasına da bağlıdır.

    Uyku hali buna iyi bir örnektir. Sabah kalkınca hissedilen ağız kokusu bu durumla ilgilidir.
    Aşırı tütün içimi, özellikle sigara tüketimi yalnızca kötü kokulu nefes oluşturmakla kalmayıp , bir de kıllı dil durumuna yol açar ki bu da besin artıklarının ve tütün kokusunun tutulmasına neden olur. Ayrıca tükürük salgısında azalma ve hastalık durumunun şiddetle artışına neden olur. Dilin arka bölümü mekanik olarak temizlenemediği için birikimler orada oluşur. Çoğu ağız kokusu durumlarının tedavisine dilin fırçalanması ile başlanır.

    Protez dişler, uygun yapılmamış kuron ve köprüler, ağız dokusuna uygun olamayan materyaller de ağız kokusunu oluşturan faktörlerdendir.
    Halitozis oluşturabilecek diğer durumlarsa postnatal sızmayla karakterize kronik sinüzitis , faranjitis, tonsillitis, sifilitik ülserler, burun tümörleri , ağız tümörleri , kronik bronşitis ve orofarengial kavitelerin habis neoplazmalarıdır.

    Nefesteki kokunun yoğunluğu yaşla birlikte artar. Ayrıca farklı yaş grupların spesifik ağız kokuları tespit edilmiştir.
    Buna göre yaşları 2-5 yıl arasında değişen küçük çocuklar, tonsillerinde barınan besin ve bakterilerden ötürü oluşan bir ağız kokusuna sahiptir.Orta yaş grubundaki kişilerde çok şiddetli biçimde sabah nefes kokusu oluşur.
    İleri yaş grubundakilerde ise ağız kokusu temiz olmayan protez ve akışkanlığını yitiren tükürüğün kokuşmasından kaynaklanır.
    Sistemik hastalıklar sonucunda da ağız kokusu oluşur. Bu durumun en iyi bilinen örneği diabettir. Bu hastalarda ağızdan aseton , tatlı, meyva kokusu duyulur.Nefesteki amonyak ve idrar kokusu , üremi ve böbrek yetmezliğini akla getirmektedir.Ciddi karaciğer yetmezliğinde nefes tatlımsı bir amin kokusu , taze kadavra kokusuna benzemektedir.Tatlı bir asit kokusu, akut romatizmal ateşi çağrıştırır. Kötü kokuşmuş nefes , çürümüş et kokusuna benzer , bu da akciğerin apseleşmesine ya da bronş iltihabının yayılmasıyla oluşan bronşiyektaziye işaret eder.
    Gastrointestinal bozukluklarda da nefes kokusu kötüdür. Duygusal yıkımlar da sindirimi etkiler ve vücut kimyası bazen nefesi etkileyebilir.
    C vitamini yetersizliği ile oluşan Kronik skorbüt hastalığı olan kişilerde de kötü kokulu nefese rastlanır.

    Yenilen yiyecekler de ağız kokusunda önemli rol oynar. Bir vejeteryan, çok fazla et yiyen bir kişiden daha az halitozise sahiptir. Çünkü sebzelerde protein maddelerin yıkım ürünleri çok azdır.
    Et genellikle yağ içerir ve gastrointestinal sistemde oluşan uçucu yağ asitleri kana absorbe edilip nefesle salgılanır. Sarımsak, soğan , pırasa, alkol vb. maddelerin dolaşım sisteminde önce absorbe edilip sonra da akciğerlerce hava olarak dışarıya verilmesiyle kötü koku oluşur. Aşırı alkol içimi mikrobiyal floranın değişiminde başlıca rol oynar ve halitozis oluşturan koku fermente edici organizmaların poliferasyonuna neden olur.
    Açlıkta oluşan ağız kokusu; pankreatik sıvının midede açlık periyodunda bozuşmasından kaynaklanır. Bu kokunun giderilmesi kolaydır. Hatta diş fırçalamasıyla bile ortadan kaldırılabilir.

    İlaçların sistemik etkisine bağlı olarak da halitozis oluşabilir. Bazı antineoplastik ajanlar, antihistaminler, amphetaminler, trankilizanlar, diüretikler, fenotiaminler , atropin benzeri ilaçlar tükürük üretimini azaltırlar ve böylece oral kavitenin kendi kendini temizleme yeteneği azalmış olur ve buna bağlı halitozis oluşur.

    Yaşlanma, çok sigara içimi , tükürük bezi aplazisi, 800 raddan fazla radyasyon tedavisi, kadında menopoz, yüksek ateş, dehidratasyonlu sistemik ve metabolik rahatsızlıklar, aşırı baharat kullanımı ağız kuruluğuna neden olur ve bu yüzden de halitozis oluşur.
    Diş hekimi ağız kokusunun tanımını yapmak için önce iyi bir muayene yapmalı, aldığı anamnezleri dikkâtlice incelemeli , basit yöntemlerle koku ayrımını yapmalıdır.

    Sistemik hastalıklarda oluşan kokular için medikal konsültasyona gidilmelidir. Kokuların lokal ya da sistemik faktörlerden oluştuğunun belirlenmesi oral kaviteden veya akciğerlerden kaynaklandığının belirlenmesi için hastaya basit bir yöntem uygulanır.
    Diş hekimi hastadan dudaklarını sıkıca kapatmasını ve nefesini burun deliklerinden bırakmasını ister. Bu durumda koku on cm. uzakta duran başka bir kişi tarafından değerlendirildiğinde, koku varsa sistemik faktörlerden kaynaklanıyor demektir.

    Hasta parmakları ile burnunu tıkayıp , dudaklarını da kapatıp soluk vermeyi bir an için durdurduktan sonra açıp soluk verdiğinde koku ağız yoluyla ortaya çıkıyorsa kokunun oral kavitedeki lokal faktörlerden kaynaklandığı söylenebilir.

    Koku bu şekilde basit bir yöntemle değerlendirilebileceği gibi, denemesi ve tekrarı kolay olan gaz ölçen monitörlerle de ölçülebilir. Yapılan klinik çalışmalarla lokal faktörlerin neden olduğu ağız kokusu olgularının %90’nın başarı ile tedavi edileceği tespit edilmiştir.

    Patolojik ve nonpatolojik orijinli halitozis genellikle patolojik durumun tedavi edilmesi ve oral hijyenin iyi derece de yerine getirilmesi ile düzelir.
    Periodontal ceplerin yok edilmesi , oral hijyenin geliştirilmesi gıda birikimine sebep olan yerlerin düzeltilmesi, çürük dişlerin tedavisi , restorasyonun mümkün olmadığı durumlarda diş çekimi , diş eti hastalıklarının tedavisi ile ağız kokusu ortadan kaldırılır.
    Yemek sonrası dil ve dişlerin fırçalanmasıyla da ağız kokusu etkili oranda azaltılabilir.

    Ağız kokusunu oluşturan bileşenlerin birincil alanı dildir. Sabah şiddetli ağız kokusundan şikayet eden kişilerde dişlerin ve dilin yemek sonrası fırçalaması ve ağzın bir gargara ile çalkalanması ile sorun kontrol altına alınabilir.

    Protez kullananlar protezlerini fırçalayarak ve dezenfektan solüsyonlarda tutarak temizlemelidirler.

    Ağız kokusunu önlemek için doğal kaynaklardan da yararlanılabilir. Nane bunlardan biridir. Naneli sakızlar, şekerler kullanılabilir. Nanenin tükürük üzerinde de etkisi vardır. Naneli ürünlerin emilmesi tükürük oranını artıracak, tükürüğün alışkanlığını düzenleyecek , yiyecek artıklarının böylelikle uzaklaşması bir ölçüde sağlanacaktır.
    Sakız çiğnemek, çiğneme kasları , yanak ve dilin çiğneme hareketleri ile yakından ilgilidir. Sakız besin artıklarının taşınması ve uzaklaştırılması ile oral kavitenin temizlenmesini sağlar.

    Ağız suları, kokulu ürünler, naneli ağız spreyleri nefesteki kokuyu geçici olarak önlemeye yarayacaktır.
     

Bu Sayfayı Paylaş