Adab-muaşeret hakkında

'İman ve İslam Forumu' forumunda Dine tarafından 31 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Adab-muaşeret hakkında konusu Adab-muaşeret hakkında

    âdâb-ı muaşeret nedir ?

    [​IMG]
    Sevgili Peygamberimiz de "Ülfet etmeyen ve kendisi ile ülfet edilmeyen kimsede hayır yoktur" derken içtimaî hayatın yaratılışın bir gereği olduğunu insanların birlikte yaşamaları gerektiğini ifade etmiştir.

    Mecit Dönmezbilek

    İnsan sosyal bir varlıktır. Toplum halinde yaşar. Bundan dolayı uymak zorunda olduğu bazı kurallar vardır. Mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamak toplumdan dışlanmamak için "âdâb" dediğimiz görgü ve nezaket kurallarına ters düşmemek zorundadır. İnsanı saygın kılan toplumda sevilen birey olmasını sağlayan bu kurallar yaşam için vazgeçilmez sosyal kanunlardır.

    Sevgili Peygamberimiz bu kuralların kişiye küçük yaştan itibaren kazandırılmasında aile büyüklerini özellikle de babayı sorumlu görmektedir. Bu konuda "Baba çocuğuna güzel ahlâktan edepten daha üstün bir hediye vermemiştir" buyurmuştur. Âdabın kişiye kazandırılmasında öncelikli olarak aile sorumlu görülmekte ise de okulun ve çevrenin de rolünü ve sorumluluğunu unutmamak gerekir. Çocukların eğitiminde ailenin yanında devletin yetkili organlarının da bu konuda gerekli titizliği göstermeleri lâzımdır.
    Binlerce yıllık tarihten günümüze süzülerek gelen temel insanî güzel değerleri benimseyip davranış haline getiren kişiler toplumda en üst saygıyı görmüşler erdemli birer şahsiyet hâline gelmişlerdir.
    Kültürlere göre değişen bu değerleri anlatan birçok kitap yazılmıştır. Örnek olarak İslâm kültür tarihinde "edep" başlığı altında yazılmış ilk eser İbn'ül Mukaffa'nın "el-Edeb'ül-Kebîr" ve "el-Edeb'üs-Sagîr" adlı eserleridir. Ahmet b. Hüseyin el-Beyhakî'nin "el-Âdâb" adlı eseri de ahlâk ve muaşeret konularına dair hadislerden oluşan mükemmel bir eserdir. İmam Gazali'nin "İhyâu Ulûmi'd-dîn" adlı eseri de bu konuda en geniş bir eser olarak görülmektedir.
    Batılı Muaşerete Temayül:
    On dokuzuncu yüzyıldan itibaren toplumsal hayatımızda asrilik medenilik modernlik ve çağdaşlık adı altında batılı yaşantının taklidini gerçekleştirme eğitimi başlamışv e Avrupaiâ dâbr eferanso larakk abul edilmiştir. Medeniyet tarihimizde batı referanslı ilk görgü kitabı Ahmet Mithat Efendi tarafından "Avrupa Âdâb-ı Muaşereti Yahud Alafranga" adı altında İstanbul'da 1894'de yayınlanmıştır.
    Canlı cansız bütün varlıkların bir düzen içinde olduklarını görüyoruz. Her maddenin yapısında her olayda hiç değişmeyen bir nizam olduğunu müşahede ediyoruz. Aynen böyle insanlar arasında da belirli bir düzen vardır. Birbirleri arasındaki ilişkilerde de belirli bazı kurallar vardır.
    Hz. Âdem'den (a.s) başlayarak günümüze kadar gelmiş bütün insanların dünyada ve ahirette mutlu yaşamaları için neler yapmaları ve nelerden sakınmaları gerektiği Yüce Allah tarafından insanlara peygamberler aracılığı ile bildirilmiştir. Bizler de inanan bir topluluğa seslenmek üzere inanan insanlar arasında uygulanagelmiş tecrübe edilerek denenmiş bu kuralları "Âdâb-ı Muaşeret" adını verdiğimiz başlık altında açıklamak istiyoruz. Tafsilata girmeden özellikle gençlerimizin ihtiyaç duyabilecekleri konularda onlara ışık tutabilmek istiyoruz
    İnanç ibâdet ve ahlâk gibi konuların yer aldığı ilmihâl kitaplarında geniş şekilde anlatılan fıkıh konularına pek girmemeye çalışacağız. Abdestin âdabı namazın âdabı orucun âdabı gibi fıkhî konulara temas etmeyeceğiz. Bunun dışında cereyan eden insanlar arasındaki sosyal ilişkilerin nasıl olması gerektiği konularına ağırlık vermeyi hedefliyoruz.Öncelikle âdâb muaşeret âdâb-ı muaşeret sosyal hayatın gerekliliğiönemi ve kaynağı başlıklarını açıklayalım.
    Âdâb
    "Edeb" kelimesinin çoğuludur. Aklın güzel saydığı dinin gerekli gördüğü bütün söz ve davranışları kapsar. Terbiyeli olmak zerâfet güzel davranış anlamına gelir. Toplum fertlerininy aşayışv ek arşılıklım ünasebetlerine genel ve ortak bir tarzda hâkim olan ve aksine davranışların yerine göre ayıp terbiyesizlik edepsizlik sayılarak kınandığı ahlâkî ve sosyal kuralların bütününe verilen isimdir.
    Arap dilcileri (edb) kökünden "davet iyi tutum incelik ve kibarlık hayranlık ve takdir" anlamlarına geldiğini söylerler. Kur'an-ı Kerim'de edep veya bundan türetilmiş herhangi bir kelime geçmez. Ancak hadislerde hem edeb hem de çoğulu âdap ile aynı kökten fiil ve isimler kullanılmıştır. Bununla ilgili olarak Abdullah b . Mesud'un rivayet ettiği bir hadiste "Gerçekten bu Kur'an Allah'ın bir sofrasıdır. Onun sofrasından gücünüz yettiğince bilgi toplamaya çalışın." denilmektedir. Bir diğer hadiste sevgili Peygamberimiz "Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi en iyi şekilde yaptı" demiştir.
    Muhammed b. Tayyib el-Fâsâ "Ona sahip olan kişiyi küçük düşürücü durumlardan koruyan meleke" diye tarif etmiştir. Ebû Zeyd el-Ensarî de edebi "söz veya hareket olarak takdire değer kabul edilen davranış tarzlarını uygulamak" şeklinde açıklamıştır.
    Muaşeret
    Birlikte yaşama beraber yaşama arkadaş olma anlamlarına gelir.
    Âdâb-ı muaşeret
    Bir toplumda dürüst insanların çoğunluğu tarafından kabul edilen uyulması gerekli ahlâkî esaslar demektir. Bir başka ifade ile görgü ve nezaket kuralları birlikte yaşamanın güzel kuralları anlamını taşır. Kısaca tanımlamak gerekirse âdâb-ı muaşeret iyi bir eğitimle kazanılmış karakter disiplini takdire değer hareketler toplum içinde çeşitli kesimlerin birbirlerine karşı takınmaları gereken medenî ve ahlâkî davranış tarzları ve bu hususlarda gerekli olan pratik bilgiler anlamına gelir.

    Sosyal Hayatın Gerekliliği
    Toplum halinde yaşayan insanların birbirleriyle ilişkilerinde uymak zorunda oldukları bazı kurallar vardır. Birbirleri ile ünsiyetleri sebebiyle âdemoğluna "insan" ismi verilmiştir.
    Yüce Allah Hucurat suresi 13. ayeti kerimede "Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için de çeşitli şube ve kabilelere ayırdık" buyurmuştur.
    Sevgili Peygamberimiz de "Ülfet etmeyen ve kendisi ile ülfet edilmeyen kimsede hayır yoktur" derken içtimaî hayatın yaratılışın bir gereği olduğunu insanların birlikte yaşamaları gerektiğini ifade etmiştir.
    İnsanların birlikte yaşamaları zarurî olduğuna göre aralarında iyi ve kötü her şeyin olabileceği de imkân dahilindedir. Önemli olan kötü olaylara sabredip birlikte mutlu bir şekilde yaşamaya çalışmaktır. Bu konuda Peygamber Efendimiz "Halkın arasına karışıp onların sıkıntılarına sabreden bir Müslüman halktan uzak yaşayan onların cefalarına sabretmeyen Müslüman'dan daha hayırlıdır." buyurmuştur.
    İnsanın tek başına mutlu bir şekilde yaşaması düşünülemez. Bu nedenledir ki Yüce Allaha ileyio luşturane rkeğiv ed işiyiy aratmış aileleri de kabilelerin oluşmasına vesile kılmıştır. Onların yeryüzünde mutlu olarak yaşamaları için de ahlâk ve âdâb diye ifade ettiğimiz o güzel kuralları peygamberleri aracılığı ile bizlere bildirmiştir.

    Önemi
    İnsan ilişkilerinin temelinde sevmek ve sevilmek vardır. Bunu da dışa aksettiren görgü ve nezaket kurallarıdır. Toplumdaki çatışmaları ve kavgaları önlemenin yolu bu kurallara uymaktan geçer.
    Görgü insanların kendine saygı duygusunu da güçlendirir. Terbiye nezaket ve incelik birleşince ortaya hoşgörülü anlayışlı nazik ve kibar bir insan profili çıkar.
    Kuralsızlığın yaygın olduğu toplumlarda huzur ve mutluluktan bahsetmek mümkün olamaz. "En kötü kural kuralsızlıktan iyidir" demiş atalarımız. Toplum içinde yaşayan fertlerin huzurlu olabilmeleri âdâb-ı muaşeret ile yani görgü ve nezaket kurallarına uymaları ile mümkündür. Yüce Rabbimiz'e yaptığımız ibâdetlerin kabulü de ancak o ibâdetin âdâb ve erkânına kurallarına bağlı kalmak sayesinde gerçekleşebilmektedir.

    Kaynağı
    Milletlerarası denebilecek âdâb yok gibidir. Âdâb her milletin kendi kültürüne inanç ve göreneklerine göre farklılık gösterebilmektedir. Âdâb-ı muaşeret diye ifade ettiğimiz görgü ve nezaket kuralları o toplumun inançlarından veya o cemiyetin ortaya koyduğu kanun âdet ve törelerinden doğmaktadır. İslâmî toplumlarda âdabın önemli kaynaklarından biri vahy-i ilahîdir. Âdâb-ı muaşeretin temeli yüce Allah tarafından atılmıştır. Hz. Peygamber de bizzat yaşayarak ümmetine örnek olmuştur.
     

Bu Sayfayı Paylaş