Adı...?

'İslami Kıssalar & Hikayeler' forumunda kultur_bilgisayar tarafından 16 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Adı...? konusu
    Dumanlar içinde hasıra sarılmış gencecik bir beden...

    Adı: Zübeyr bin Avvam (ra)
    Suçu: Müslüman olmak
    Yaşı: Henüz onbeş
    İşkence yapan: Öz bir amca


    Kesik kesik öksürükler içinde zulüm kokan bir ses yayılıyor etrafa.
    - Muhammed’in (s.a.v.) Rabbini inkar et! Seni bu işkenceden kurtarayım.

    Cevap bir meydan okumadır sanki:
    - Hayır. Vallahi asla küfre dönmem.

    Bir şehâdettir bu ölümü hiçe sayan.
    Bu şehâdet, dumanla birlikte yükselirken semaya,
    ateş bir kez daha körüklenir zalimce.
    Bir zülümdür bu, amca merhametinin de üstünde olan..

    ***
    İdam sehpasında bir kahraman...

    Adı: Hubeyb bin Adiy (ra)
    Suçu: Müslüman olmak Allah Resûl’ü Kureyşle ilgili bilgi toplamak istiyor.
    Âsım bin Sâbit (ra) başkanlığında on kişi toplanıyor.
    İçlerinde O da var. Hassan bin Sâbit (ra) şiirinde şöyle sesleniyor ona:
    “Ey ensarın ortasındaki şahin! Yumuşak huylulukta pırıl pırıl olan.”
    Asım bin Sabit ve sekiz arkadaşı yolda yüz okçunun hedefi olup,
    şehit oluyorlar.Hubeyb bin Adiy ve arkadaşı Mekke de esir pazarında...
    İntikam ateşleri içinde yanan el Haris oğulları bu isme hiç de yabancı değiller.

    Karar: Ateşle işkence El Haris’in kızı telaş içinde Mekke sokaklarında bağırıyor.
    -Vallahi O’nu elinde büyük bir salkımdan üzüm yerken gördüm.
    Halbuki o zincirle bağlı hem Mekke’de bir üzüm tanesi bile yok.
    Her şeye rağmen gözleri önünde idam sehpaları hazırlanıyor Hubeyb binAdiyy’in.
    Mızraklar bilenmiş her şey hazır.
    Dilinde bir duâ:“Allah’ım, biz Peygamberin (s.a.v.) risaletini tebliğ ettik.
    Bize yapılanları O’na ulaştır.”....Ve mızraklar Hubeyb’in vücudunda..

    ***

    Müslüman olacağını rüyasında gören bir genç...


    Adı: Hâlid bin Said (ra)
    Suçu: Müslüman olmak

    Ay ışığının aydınlattığı karanlık bir oda...
    Köşeye sinmiş, aç, susuz ve dövülerek işkence edilmiş bir beden.
    İşkenceyi yapan: Bir baba
    Üzerine kapatılan kapılar O’nu Rabbiyle baş başa bırakıyor.
    Şimdi ne odanın karanlığı acıtıyor içini ne de yaralarından akan kanlar.
    İmanın teselli etmediği yer mi var? !

    Fakat bu kadar işkence kâfi değil bu baba için.
    Mekke’nin kızgın kumlarına yatırıyor oğlunu.
    Yetmiyor ağır taşlar koyduruyor üzerine...

    Habeşli siyahi bir köle...

    Adı: Bilal-i Habeşi (ra)
    Suçu: Müslüman olmak.
    İşkenceyi yapan: Efendisi Umeyye bin Halef
    Kölesinin Müslüman olması çileden çıkartıyor o’nu:
    -Andolsun sen ölmedikçe yahut Muhammed’i (s.a.v.) ve
    O'nun dinini inkar etmedikçe bu azabı üstünden eksik etmeyeceğim.
    Ücretle tutulmuş müşrik çocukları tarafından boynundaki iple aç
    susuz Mekke sokaklarında gezdiriliyor.
    Önce kızgın kumlara yatırılmış olacak ki, izleri hala sırtında.

    Allah ve Rasulünün (s.a.v.)
    aşkıyla yanan bir kalbe sahip bedeni kızgın kumlar ne kadar yakabilir ki! ?

    ***
    Urganla direğe bağlanıp bayılana kadar dövülen edep ve haya timsalidir O…

    Adı: Osman bin Affan (ra)
    Suçu: Müslüman olmak.
    İşkenceyi yapan: Amcası Hakem bin Ebu-l As
    Melekler bile haya ediyor O’dan..

    ***
    Yeryüzünde yürüyen bir şehit...

    Adı: Talha bin Ubeydullah (ra)
    Suçu: Müslüman olmak
    İşkenceci: Nevfel bin Adviye
    İple bağlanıp işkence edilen bir sahabi de O.
    Ama Allah Rasul’ü (s.a.v.) O’ndan bahsederken
    “Yeryüzünde yürüyen bir şehide bakmak isteyen Talha’ya baksın” buyuruyor.

    ***

    Ve Habbab bin Eret... (ra)
    İşkencenin beklide en ağırı O’naydı.
    Efendisi Ümmü Ammar O’nu ateşe yatırır,
    vücudu ateşi söndürmeden kaldırmazdı.

    ***

    İşte...
    Bir yanda cahiliye bataklığının tam ortasında bir devir
    ve kalplerindeki Yaradanına sığınma arzusunu
    kendisine bile faydası olmayan taşlarda arayan zavallı bir beşeriyet...
    Diğer yanda hidayet güneşinin aydınlığında asr-ı saadet denilen
    ve içlerinde daha dünyadayken cennetle müjdelenen
    nice hidayet erlerinin çıktığı bir insanlık.

    Peki neydi onları karanlık kuyuların güzel Yusuf'ları yapan?

    Yusuf’un güzelliğine bir sebep kuyunun karanlığıydı belki de...

    Ya neydi onları secdelerin sultanı yapan?

    Sultanlığa sebep secdedeki zillet tacını giymekti belki de...

    Atalarının dininden ayrılıp Hak’kı dolayısıyla işkenceyi zulmü kabul ve tasdik edenler.

    İşte onlar... işte biz....

    Onların çektiklerini çekmeye hangimiz hazırız biz? !

    Onlar neler çekti, biz, neler gördük?

    Her birimiz cahiliye kuyularında boğulmayan Yusuf'ların aksine
    ahir zaman kuyularında boğulmaya talip olmuş gibiyiz!

    Düşünebildiği kadar insan olan insana Nebiy-yi Zişan’nın
    bu sözü kâfi gelir herhalde:

    “Sizden öncekiler ahiret işlerinden arta kalan vakitlerini dünyaya harcarlardı.
    Sizler ise dünya işlerinden artan vakitlerinizi ahirete sarf ediyorsunuz.”

    İşkence edenler ve edilenler..
    Dünya lezzetlerini tercih edenler ve ahireti özleyenler..
    Büyük bir göç var, herkes gidiyor.
    Zulmedenler de zulme uğrayanlar da zulme seyirci kalanlar da
    bu sevkiyata karşı koyamaz. Göç muhakkak.

    Bu göçte secdedeki zilleti tercih eden sultanların önderliğiyle
    ahir zaman kuyularında boğulmayan Yusuf’lar olmak duasıyla...
     

Bu Sayfayı Paylaş