Abdullah Kaya-Dağ Kavmi/Kayıtdışı Bir İsyan Kitap Özeti

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda KaRDeLeN tarafından 12 Kasım 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Abdullah Kaya-Dağ Kavmi/Kayıtdışı Bir İsyan Kitap Özeti konusu Dağ Kavmi özet- Dağ Kavmi Kayıtdışı Bir İsyan Kitap Özeti - Abdullah Kaya Kitap

    [​IMG]


    Yazar:Ahmet Kaya

    Dağ Kavmi (Qewmê Çiyê)
    Kayıtdışı Bir İsyan
    Abdullah Kaya
    ISBN: 978-9944-382-91-5
    Birinci Baskı: 2009
    İkinci Baskı: 2010
    19.5x13, 296 sayfa
    Yazar:Ahmet Kaya
    Dağ Kavmi (Qewmê Çiyê)
    Kayıtdışı Bir İsyan
    Abdullah Kaya
    ISBN: 978-9944-382-91-5
    Birinci Baskı: 2009
    İkinci Baskı: 2010
    19.5x13, 296 sayfa

    Qewmê Çiyê (Dağ Kavmi) bir dönem romanı. Otuzlu yılların ortalarında patlak veren “Sason İsyanı”nı konu alıyor. Yazar kitabını hazırlarken olayla ilgili yazılı kaynaklardan yararlandığı gibi, olayı yaşayanlar ve yakınlarıyla da görüşmeyi ihmal etmemiş.

    Kaya kitaba ilişkin şunları söylüyor: Türkiye yakın tarihi ve siyasetiyle ilgili hemen herkes “Sason İsyanı”nı duymuş belki. Fakat orada neler olup bittiği hakkında çok ama çok az bilgilerinin olduğu kanısınday(d)ım. Dış dünyadan kopuk, kuytularda olmuş bitmiş ve kapanık bir hadisenin üstünü aralamayı istedim. Sadece o kadar da değil, aynı zamanda yaşanmış bu trajedinin Türk, Kürt, gelecek kuşaklar tarafından “bilinmesini” de.

    Dağ Kavmi için ne dediler?


    Kitabı bir çırpıda büyük bir zevkle okudum. 6 saat ve heyecanla okuyup bitirdiğimi söylemek isterim. Gerçekten çok başarılı bir çalışma olmuş. Kaya’nın eline yüreğine sağlık. Kürt gençleri adına kendisine teşekkür ediyorum.

    Selahattin Demirtaş, BDP Genel Başkanı

    Baskıya verilmeden önce kitabı görmüştüm. O zaman Kaya’ya ‘keşke üç yüz sayfa yerine altı yüz sayfa olsaydı, okumayla arası olan her Kürdün okuması gereken bir roman’ demiştim.. Sason İsyanı olarak bilinen ama “bilinmeyen” bir konu. Kaya çok etkileyici bir dille anlatmış.

    Mustafa Özer, Diyarbakır Barosu Eski Başkanı

    Bir isyanın roman örgüsü içerisinde verilmesi ancak bu kadar olur.

    Osman Özçelik, Siirt Milletvekili

    Abdullah Kaya’nın Sason isyanı olarak bilinen bu kayıtdışı isyanı anlattığı romanına hayran kaldım.


    Orhan Miroğlu

    Daha ilk satırdan itibaren romanın içine giriyorsunuz sanki, o isyanın aktörlerinden biri oluyorsunuz. Akışkan bir dil, Xerzan’ın büyülü coğrafyası, çok mükemmel bir film olur aslında KAYA’nın romanı. Alınca elinizden bırakamıyorsunuz.
    Bengi Yıldız, BDP Grup sözcüsü

    Abdullah Kaya’nın Hêvriz Ağacı’nı da okumuştum. O kadar güzel yazmıştı ki, bir başka eserle onu aşabileceğini düşünmemiştim. Dağ Kavmi’nde o bunu gösterdi. Bu da, bundan sonraki eserlerinin daha da güzel olacağının işareti. Olmuş tarihi bir hadise ancak bu kadar derinlikli, duygu yüklü ve sorgulayan bir biçimde verilebilir. Tarih, yaşam ve direngen bir halk. Ahmat Altan’ın Kılıç Yarası ve İsyan Zamanlarında Aşk gibi, ama yazanın aidiyeti nedeniyle onu da aşan bir roman, büyük bir zevkle okudum.

    Hamit Geylani, Hakkari Milletvekili

    Qewmê Çiyê / Serhildaneke Neqeydkirî

    Qewmê Çiyê romana demekê ye, li ser serhildana Sasonê a ku di salên 1930an de bûye radiweste. Nivîskar di kitêba xwe de hem ji çavkaniyên nivîskî û hem jî ji kesên bi awayekî bi serhildanê re elaqedar in, istîfade kiriye.
    SASON İSYANI BAŞINDAN SON SANİYESİNE KADAR BİR TRAJEDİDİR

    Genç bir bürokratken politikaya atıldı. 12 Eylül’ün hemen akabinde onu Batman (Erdal İnönü’nün SODEP’inden) Belediye Başkan adayı olarak gördük. Batman Siirt’in bir ilçesiydi o zaman. Sonraki yıllarda bölgenin en popüler siyasetçilerinden biri oldu; çalışkan ve gözü pek. Kozluk Belediye Başkanıyken İç işleri Bakanlığı Mahalli İdareler onu döneminin “en başarılı belediye başkanı” unvanıyla uluslararası bir ödüle aday gösterdi. Birkaç belediye başkanı arkadaşıyla birlikte DEP’e katılınca Çiller iktidarının şerrinden kurtulamadı; bir yıl önce onu ödüle layık gören aynı bakanlık tarafından bir yıl sonra ilk görevden alınan başkan oldu. Yılmadı, fakat bu kez HADEP Genel Başkan Yardımcısıyken gözaltına alındı, on günlerce süren JİTEM’lerdeki sorgulamaların ardından tutuklandı. Ama okuyucularımız Abdullah KAYA’yı daha çok gazetemizdeki yazılarından tanıyor. O bir yazar aynı zamanda. Yıllar önce ve hâlâ da zaman zaman gazetemizin “Barışçıl” köşesinde yazdığı makale ve öyküleri “Bablekan” adlı bir kitapta yayınlandı. Onun ilk kitabı ise İletişim Yayınlarından çıkan ünlü “Hêvriz Ağacı”. Kendisi haleni Osman Baydemir’in danışmanı.

    Bizim bu gün KAYA ile yaptığımız söyleşi onun son kitabı “DAĞ KAVMİ/Kayıtdışı Bir İsyan” üzerine.

    Sayın KAYA, son çalışmanız olan “DAĞ KAVMİ/ Kayıtdışı Bir İsyan” Avesta Yayınlarından çıktı. Elimizde. Okuduk. Roman dilinde yazılmış enfes bir roman, üstelik ve sanki bölgemiz yakın geçmişinin tarihi gibi.

    Yıllar önce size konusundan söz etmiştim bu çalışmanın. Otuzlu yılların ortalarında Kozluk Sason’a bağlı bir nahiye/bucaktı. Direniş ya da isyan hadisesi Kozluk’un o zamanki ismiyle Hezo’da, Hezo´nun bir dağ köyü olan Xırbaq’ta patlak vermişti.

    Roman’ın baş kişisi olan Teterê Badîk’in köyü?
    Evet, Xırbak Kendo aşiretinin köyü. Teter de aşiretin genç lideri.

    Az önce “bölgemizin yakın geçmiş tarihi” dedikse de bir tarih kitabı değil elbette. Aksine tadı uzun süre damakta kalan sürükleyici bir roman. Sanki belgesel, “Kudüs Ey Kudüs” ya da İspanya iç savaşını anlatan “Yasımı Tutacaksın” gibi. Çok güzel sosyolojik analizler var, tam o günlere, bölgenin eksiksiz bir feodalizmi yaşadığı günlere götürüyorsunuz gerçekten.

    Gördüğünüz gibi “Dağ Kavmi”, yani Kürtçesiyle “Qewmê Çiyê” bir “dönem” romanı. Türkiyeli her aydın “Sason İsyanı” diye bir vakadan söz edildiğini duymuş belki ama, o sıralar neler olup bittiğinden bihaber diye biliyorum. Ne ki, hadise doğduğum yerden çok uzakta değil, 6-7 kilometre bir dağ köyünde patlak vermişti. Çocukluğum bu isyan günlerinin öykülerini dinlemeyle geçti. Yıllardan beri, “ölmeden önce mutlaka yazmalıyım” dediğim ve içimde bir ukde olarak tuttuğum bir meseleydi. Örtük bir hadisenin üstünü araladım sadece.

    Hadiseyi nasıl romanlaştırdınız, yöntem olarak...

    Dediğim gibi hadise olduğunda ben doğmamıştım daha, ancak, yazmaya karar verdiğimde hadiseyi görenler, olayı birebir yaşayanların bir kısmı hâlâ hayattaydı. Bilinçleri bir hayli zayıflamış dahi olsa üç-beşi hâlâ hayattalar. Rahmetlik annemden, babamdan ve diğer büyüklerden sayısız öykü dinlemiştim başkaldırı zamanlarına dair. Romanın üç baş kişisinden ikisi, Teterê Badîk ile Malaşereflerin ünlü sîması Abdurrahmanê Ali Xerzan mıntıkasında çok tanınan iki şahsiyet. Teter’in ailesinden bir tek torunu var şu an; Abdurrahman. . O köyünde değil artık, Ege ve Akdeniz´de seracılıkla uğraşıyor. Bir efsane isim olan dedesi Teter’i en yakından o bilebilirdi. Onu görmeye Antalya’ya gittim. Finike’deki evinde uzun görüşmelerim oldu. Epey notlar tuttum. Onun söyledikleri ve diğer yaşlıların anlatımından romandaki “Teter” doğdu.

    Teter’e baktığımızda biraz “İnce Memet” gibi.

    Kolayından ve durduk yere bir insan dağa vurmaz kendini. Bıçak kemiğe dayanacak ya da sinir uçları ile oynanmış olacak ki kişinin, ancak. . Mesela, “Abdi Ağa”nın yavuklusu “Hatçe”ye yaptıkları değil midir İnce Memed’i intikam peşine düşüren? Niye, Koçero farklı bir figür mü sanki?

    Diğer karakterler?

    Abdurrahmanê Aliyê Unis’in ardında ise hâlâ yaşayan geniş bir ailesi var. O zaten aileden namlı bir şahsiyet, onu yeniden yaratmak çok zor olmadı.

    Romanın üçüncü kişisi Yüzbaşı Madanoğlu. İsyanı “tedip ve tenkil” ile görevli asker oydu o zamanlar Hezo’da.
    Korgeneral oldu sonraki yıllarda, 27 Mayıs’ta Cemal Gürsel’in sağ koluydu. Emekli olduktan sonra bir ara o günlere dair “anılar”ını Cumhuriyet Gazetesinde yayımladı. Söz konusu anılarında Sason isyanına dair çok şey var. Ama anlatmadıklarını ya da anlatamadıklarını da biz araştırmalarımız sırasında bulup çıkardık.

    Mesela Hezo’daki bir aşiret kızını götürdüğü ve yıllar sonra ailesine gönderdiği gibi..

    Evet.

    Gerçekten böyle bir olay yaşanmış mıdır?
    Yaşanmış tabii, üstelik kadının ailesi hâlâala Batman’ın bir köyünde yaşıyor. On onbir yaşlarında “Güzeller güzeli” bir kızmış. Olayı çok kişi biliyordu zaten. Doğruluğundan tam emin olmak için ailesini gidip buldum. Seksenini aşkın abisiyle konuştum. Öyküyü ben kurguladım ama yaşanmış yani. Kadın ikinci evliliğini de yapmış o sıralar. Madanoğlu’ndan çocuğu olmamış ama ikinci evliliğinden iki oğlu var hâlâ hayatta ve kamu görevlisi ikisi de. Romanda gerçek ismiyle değil, kod ismiyle var.

    Okuyucu Sason İsyanı’na kilitlenmişken, diğer kahramanların ilgisi nedeniyle Şex Said, Ağrı Xoybûn hareketi hatta Cumhuriyet öncesi aşiret/Osmanlı yönetimi çatışmaları, biraz “mîr”î düzen falan da veriliyor kitapta, sanki bir nehir roman. Gerçekten belgesel gibi.
    Tarihi sevmeyenler için tarih kitabı sıkıcı olabilir, ama edebiyat tarihine baktığınızda bir yığın “dönem romanları”nda önemli tarihi hadiseler zevkli bir serüven biçimde verilir. Hangi tarih kitabı “Kılıç Yarası” ve “İsyan zamanlarında Aşk”ta olduğu kadar “İttihat ve Terakki”yi Ahmet Atlan kadar anlatabilmiştir? Dağ Kavmi’nin önsözünde açıkça görülüyor: Zilan hadiselerinde olup bitenler uydurma değil hiç şüphesiz, Üniversite yıllarından çok Ağrılı arkadaşım var, onların anlatımları ve en önemlisi Kör Hüseyin Paşa’nın torunlarından Kemal Süphandağlı’nın “Ağrı Direnişi ve Hayderanlılar” adlı eserinden fazlaca yararlandım. Sonra Abdurrahmanê Ali Suriye’de sürgündeyken ölmeden önce şair Osman Sebri’ye bir söyleşi vermiş. O anlatımlar “Şerrên Sasunê” diye kitapta yayınlandı.. Kitaba mevzu olan “Sosreta Şelmo” vb. hikayeler onun anlatımlarıdır aslında. Bana öykülendirmek kaldı.

    Günümüzün önemli dertlerinden biri olan “koruculuk” o zaman da var mıymış, romandaki anlatımlarınızdan tam bir trajedi yaşanmış..

    Şimdikilere korucu diyoruz, o zaman bu tür görevi yapanlara “milis” deniyordu. Başkaldırı ya da direniş zamanlarında otuz altı pare köy “Mıntıka-i Memnu” yani “yasak bölge” ilan edilmişti. Teslim olmayanlar için kesin “vur emri” vardı. Otuzlu yıllarda şimdiki gibi yaygın medyadan söz edilemediği için hawar ve feryatlara koşan, soran eden yoktu. Milislerin her biri alikıran başkesendiler.
    Trajediye gelince. Hadise baştan son saniyesine kadar trajedidir zaten. Hele sürgün insanlarının çektikleri. Hepsi yazılmaya kalkılsa, elinizdeki kitap gibi on kitap çıkar.

    İsyan sürgünleriyle bire bir görüşmeleriniz oldu mu?

    Olmaz mı, o dönem sürgüne gönderilen öz dayılarımın bir kısmı hala Antalya Elmalı ve civarında yaşamaktalar. Bunların bir kısmı döndüler bir kısmı hala oradalar. Turgutlu, Afyon Dinar vb yerlerde yaşayan çok kişi tanıdım. Manisa Salihli ve Dereköy’e giderek onlarla uzun söyleşiler yaptım. Yaşlıların her birinin anlatımlarından benimki gibi bir roman çıkar.

    Ve tabii isyan zamanlarında aşk.. Çok temiz ve fırtınalı aşklar da işlenmiş romanda. Cesur bir kaleminiz var doğrusu, siyasetçi kimliğinizi düşündüğümüzde alışık olmadığımız bir tarz, yani aşk ve cinselliği konu etmeniz.

    Arifciğim, Hevriz Ağacı’ında da yanılmıyorsam böyle bir soru sormuştunuz. Bunun cesaretle hiçbir ilgisi yok. İnsanı bir bütün olarak ele almak gerekir. İnsan doğup ölmesiyle, yeme içmesiyle, korku ve öfkesiyle insandır. Gülme ve ağlama nasıl bir insanın önemli niteliğiyse sevmek ve cinsellik yaşamının ayrılmaz bir parçası. İnsanı bütün bu halleriyle görmediğinizde, asıl o zaman eksik kalır insan. .Başkaları nasıl yapar bilemem ama bundan sonra da kendime sansür uygulamam.

    Ve evet, neden Kürtçe yazmıyorsunuz, üstelik çok güzel konuştuğunuzu gördüğüm için soruyorum.

    Daha önceki yazılarım ve kitaplarım için dil meselesinde çokça eleştiri aldığım için romanın önsözünde bu konuya uzun bir paragraf ayırdım. Burada da yinelemeliyim: Ölünceye dek beş kelimelik bir Türkçe cümleyi konuşamayan bir ananın çocuğuyum. Bu doğru. Yedi yaşından üniversite bitimine kadar Türkçe eğitildim. Her hangi bir şey sırf yazmış olmak için yazılmaz ki. Örneğin ben bu isyan hadisesinin salt çok az Kürtçe okuma yazma bilen Kürtlerin dışında Türklerin de okuyup öğrenmelerini istedim. Kürtlere anadilde eğitimin yasak olduğu ülkemizde Kürtçe yazsaydım, bu amacıma ulaşamayacağımı düşündüm.
    Birinci neden bu.
    İkinci neden, yazmak diyorum ama kaliteli bir dille yazmak. Sonuçta siz bir roman yazıyorsunuz, yeteneğinizin elverdiği ve olabildiğince “edebî” olmalı değil mi? Eğitimini görmediğiniz bir dilde sözgelimi derinliğine bir ruhsal analize nasıl güç yetirebilirsiniz. Sokak diliyle üç beş fıkralık birkaç satırı bir araya getirerek “Kürtçe yazdım ve oldu” derseniz mesele yok.
    Ama öyle düşünmüyorum ben.
    Fakat sebep ne olursa bir Kürt aydını, biliyorsa eğer mutlaka anadilinde eserler vermelidir.
    Ölmeden önce içimde yer eden bu ukde de eriyecek inşallah!


    Yeni bir proje var mı?
    Var. Kürtçe bir öykü denemesi. Başarabilirsem. Şimdi cesaret toplama modundayım.

    Kesinlikle başaracağınıza inanıyorum, kolay gelsin.

    Teşekkürler, size de.
     

Bu Sayfayı Paylaş