Abdullah-i ŞÜttÂrÎ

'Sahabeler ve Alimler' forumunda Dine tarafından 9 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Abdullah-i ŞÜttÂrÎ konusu ABDULLAH-I ŞÜTTÂRÎ


    Hindistan evliyâsından Doğum târihi ve yeri belli değildir Büyük âlim Şihâbüddîn Sühreverdî'nin torunlarındandır Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur İlim tahsîline başladıktan sonra Hemedâniyye tarîkatını Ali Hemedânî'den, Kâdiriyye tarîkatini ise Şeyh Abdülvehhâb'dan öğrendi Daha sonra Tayfûriyye tarîkati şeyhlerinden Muhammed Ârif'in sohbetlerine devâm ederek, talebesi oldu

    Abdullah-ı Şüttârî nefsinin isteklerini yapmamakta çok azimli olduğundan hocası tarafından "Şüttâr" lakabı verildi Şeyh Muhammed Ârif, tasavvuf yolunda iyi bir şekilde yetişen Abdullah-ı Şüttârî'yi; icâzet, diploma vererek, halka doğru yolu göstermesi için Hindistan'a gönderdi ve; "Vardığın yerde şeyhlik yapanlara şöyle söyle: "Sâhib olduğunuz ilimden beni faydalandırınız Bu hususta bana cömerdlik ediniz Eğer bana verecek bir şeyiniz yoksa, ben sâhib olduğum ilmi sizden esirgemem" buyurdu

    Hindistan'a gitmek üzere yola çıkan Abdullah-ı Şüttârî ilk olarak Bankipûr şehrine uğradı Burada yaşayan velî zâtlardan Şeyh Mahdûm Hüsâmeddîn, Râcî Seyyid Hâmid ve Şâh Seyyid bir yerde oturmuş sohbet ediyorlardı Abdullah-ı Şüttârî'nin geldiğini duyunca, Şeyh Hüsâmeddîn;"Şeyh Abdullah misâfirdir Bizler ise ev sâhibi olduğumuzdan onu ziyârete gitmemiz münâsib olanıdır" dedi ve yola çıktılar Onların geldiğini haber alan Şüttârî misâfirlerini çadırın dışına çıkıp karşıladı Şeyh Abdullah onlara; "Bana bir şey lutfedin, ben Hakkın tâlibiyim Yoksa ben hocalarımdan öğrendiklerimi size anlatmaya hazırım" dedi Şeyh Hüsâmeddîn tam bir tevâzû ile; "Bir şeyim yok ki, bu hususta sana bir şey vereyim Hocalarımdan öğrendiklerimin henüz mütâlaasını bitirmedim Fakat sizden bir şeyler öğrenmek isterim" dedi Bunun üzerine Abdullah-ı Şüttârî; "Elhamdülillah Hindistan'da kâmil bir ârif gördüm" dedi

    Abdullah-ı Şüttârî, daha sonra yoluna devâm ederek Canpûr şehrine gitti Orada meşhûr oldu Devlet ricâli ve birçok ilim tâliplisi sohbetlerinde bulundu Abdullah-ı Şüttârî'nin bir kösü, büyük davulu vardı Ona vurup; "Hakkı, talep eden, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak isteyen var mı gelsin Ona bu hususta rehberlik edeyim" diye seslenirdi Mecliste oturduğu zaman etrafına bakındıktan sonra; "Burada ilim talebesi olan, kalbi şüphelilerle dolu kimseler var Bir şeyler anlatmak için, inanmak lazımdır Bu olmadan olmaz" buyururdu

    Bir gün Sultan İbrâhim Şarkî, Abdullah-ı Şüttârî'nin huzuruna geldi ve; "Duyduğuma göre siz Hakk'a çağırma, Hakk'a ulaşmak için rehberlik dâvâsında bulunuyormuşsunuz? Niçin bana da bir şey göstermiyorsunuz?" diye sorunca; "Allahü teâlâ herkesi bir iş için yaratmıştır Siz saltanat, idârecilik işleri ile uğraşınız Halkın fayda görmesi size bağlıdır" dedi Bunun üzerine Sultan; "Başka birine tasarrufta bulunun" deyince, Şeyh Abdullah; "Kabûl edecek cevher lazımdır" dedi Sultan; "Burada bu kadar insan var İçlerinden birinde de mi bu cevher yok?" diye sorunca Abdullah-ı Şüttârî'yi bir hâl kapladı Sultanın arkasında duran bir gence teveccüh eyledi Genç kendinden geçti Sonra bu genç bütün işini bırakıp Abdullah-ı Şüttârî'ye talebe oldu

    Abdullah-ı Şüttârî daha sonra Câbih vilâyetine gitti Câbih sultanı başşehir Mend'de ona bir ev tahsis etti Burada sakin ve sessiz bir şekilde halkı Allahü teâlânın emirlerine uyma ve yasaklarından sakınmaya dâvet etti

    Talebe olmak için birisi huzuruna gelince akıl ve uyanıklık bakımından derecesini ölçmek için ona katıklı ekmek gönderir, ekmeği katıkla beraber mi yiyor, yoksa birisi kalıyor mu diye tâkib için de birini vazîfelendirirdi Eğer beraber yediği görülürse, bunu onun firâset ve akıllılığına, uyanıklılığına işâret sayar, ona kalb ile yapacağı vazîfeler verirdi Yok, birini yiyip, diğerini bıraktığı görülürse, onun bu işte kuvvetinin azlığına işâret sayarak zâhirle alâkalı kolay yapabileceği vazîfeler verirdi

    İnsanları Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya çağıran bir rehber olan Abdullah-ı Şüttârî 1428 (H832)de vefât etti Kabri, Mend kalesindedir

    1) Ahbâr-ul-Ahyâr; s182
    2) Tıbyânu Vesâil-il-Hakayık (Süleymâniye Kütüphânesi Fâtih Kısmı, 431); c2 s148b
    3) Hazînet-ül-Asfiyâ; c2, s185
    4) Nüzhet-ül-Nevâtır; c3, s180
    5) The Sufi Orders in İslâm; s97
     

Bu Sayfayı Paylaş