ABDULLAH-I İSFEHÂNÎ (Kutbüddîn-i İsfehbezî)

'Sahabeler ve Alimler' forumunda Dine tarafından 9 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    ABDULLAH-I İSFEHÂNÎ (Kutbüddîn-i İsfehbezî) konusu ABDULLAH-I İSFEHÂNÎ (Kutbüddîn-i İsfehbezî)

    İsfehan'da yetişen evliyânın büyüklerinden ve meşhûrlarından Ebü'l-Abbâs-ı Mürsî'nin üç büyük talebesinden biridir İsmi, Abdullah bin Şemseddîn Muhammed bin Eymen en-Nûrî el-İsfehânî el-İsfehbezî, künyesi Ebû Muhammed'dir Lakabı Kutbüddîn ve Necmeddîn'dir Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerinin büyüklerindendir Doğum târihi bilinmemektedir Vefât târihinde de kaynaklarda değişik rivâyetler bulunmaktadır Nefehât-ül-Üns'te 1321 (H721) olarak bildirilen bu vefât târihi Keşf-üz-zünûn'da 1361 (H763) olarak bildirilmektedir İlim öğrenmek için Şam'a ve başka yerlere gidip oralarda bulunan âlimlerden ilim öğrendi Kendisinden de birçok kimse istifâde etti

    Abdullah-ı İsfehânî hazretleri, Acem beldesinde ders okutan bir âlimin kendisine Mısır'a gitmesini, orada zamânın kutbu olan büyük âlim ile görüşmesini söylemesi üzerine yola düştü Giderken yolda kendisini câsus zannederek yakalayıp bağladılar ve hapsettiler Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatmıştır:

    Beni hapsedip yalnız bıraktıkları zaman, nûr yüzlü bir mübârek zât havadan yürüyerek geldi Yanımda durdu Beni çözdü ve; "Gel ey Abdullah! Senin matlûbun, aradığın, istediğin kimse benim" dedi ve gözden kayboldu Fakat, ben o zâtın kim olduğunu bilemedim Dışarı çıkıp oradan uzaklaştım Mısır'a ulaştığımda, aradığım zâtın kim olduğunu ve nerede bulunduğunu bilmiyordum Aradan bir müddet geçti Birlikte kaldığımız dervişler; "Bulunduğumuz beldeye Ebü'l-Abbâs-ı Mürsî hazretleri gelmiş Haydi gelin, kendisini ziyâret edelim, sohbetinde bulunalım" dediler Gittik Ebü'l-Abbâs-ı Mürsî hazretlerini gördüğümde, yolda beni zindandan kurtaran zât olduğunu anladım Bundan sonra kendisine bağlandım Vefâtına kadar sohbetinde ve hizmetinde bulundum

    Abdullah-ı İsfehânî, hocası Ebü'l-Abbâs-ı Mürsî hazretlerinin sohbet ve hizmeti ile şereflenerek, tasavvufta yetişti Evliyâlık yolunda çok üstün derecelere, anlaşılamıyan yüksekliklere kavuştu

    Hocasının vefâtından sonra oralarda duramayıp, Mekke-i mükerremeye doğru yola çıktı Yolda, hocasının hocası olan Ebü'l-Hasan-ı Şâzilî hazretlerinin kabrini ziyâret etti Bu esnâda Ebü'l-Hasan-ı Şâzilî hazretleri kabrinden seslenerek; "Mekke-i mükerremeye git! Orada otur!" buyurdu Bu emir üzerine Mekke-i mükerremeye varıp, Harem-i şerîfin etrâfına ulaştığında, gizliden bir sesin kendisine hitâb ettiğini duydu O ses; "Öyle bir beldeye geldin ki, o belde, hayırlı bir beldedir Fakat bu beldede bulunanlar bu beldenin kıymetini bilemiyorlar" diyordu

    Abdullah-ı İsfehânî hazretleri, vefâtına kadar orada ikâmet etti Vefâtında Fudayl bin Iyâd hazretlerinin yakınına defn olundu

    Evliyâdan bir zât şöyle anlatmıştır:

    Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye gittim Resûlullah efendimizin kabrini ziyâret ettim Herkes Abdullah-ı İsfehânî'nin Mekke'den ayrılmadığını, orada bulunduğunu söylüyorlardı Ben ise; "O büyük zâtın Resûlullah efendimizi ziyârete gelmemesi mümkün değildir" diye düşündüm Bu düşünceler içinde yoluma devâm ediyordum Bir ara başımı yukarıya kaldırmıştım Bir de ne göreyim Abdullah-ı İsfehânî havada yürüyor Resûlullah efendimizin kabr-i şerîfini ziyâret için Medîne-i münevvereye geliyordu Bana ismimle hitâb etti Bâzı şeyler konuştuk Sonra ayrıldı Yolumuza devâm ettik

    Abdullah-ı İsfehânî hazretleri, Allahü teâlânın velî kullarından birinin cenâzesinde bulundu Cenâze defnedildikten, kabre konulduktan sonra, birisi telkine başlıyacaktı Telkîn için kalkınca, Abdullah-ı İsfehânî hazretleri tebessüm etti Talebelerinden birisi sebebini sordu Buyurdu ki:

    O hoca telkîne başlayınca, kabre koyduğumuz bu mübârek zât bana; "Ey Necmüddîn! Hiç hayret etmiyor musun ki, kalbi ölü olan bu hoca, hakîki hayâta yeni başlayan diri bir kimseye telkîn veriyor" dedi Bunun için tebessüm ettim

    Kendisinden nasîhat isteyenlere buyurdu ki:

    "İlmi, ibâdete zarar gelmemesi için taleb ediniz İbâdeti de, ilme zarar gelmemesi için isteyiniz Kulun hakkı, ancak bu ikisiyle meşgûl olmasıdır Akıllı kimse, îmânını korumak için, Allahü teâlânın emir ve yasaklarında gevşeklik göstermez ve sâlih amellerde kusûr etmez Allahü teâlânın, mü'minlerin kalblerine verdiği îmân, tabîat ve hevâ zulmetiyle perdelenmiştir Bunun açılması için perdeleri ortadan kaldıracak şeye ihtiyaç vardır Allahü teâlâ, sâlih amellerle îmânı kuvvetlendirmek için, emir ve yasak, vâd ve vaîdlerde bulunmuştur Kökü, yakîn toprağında bitmeyen, dalları amellerle meydana gelmeyen her îmân, Azrail aleyhisselâm canı almaya geldiği zamandaki şiddetli korkular karşısında sâbit kalamaz Böyle kişinin, sonunda îmânsız ölmesinden korkulur Bu da ancak son nefeste ve ölüm korkuları zuhûr ettiği zaman belli olan bir durumdur Bu hâl meydana geldiğinde, çok az insan îmânında sebât eder Onun için akıllı kimsenin, sâlih amellerin faydasına kavuşması, Ehl-i sünnet îtikâdında olması lâzımdır Güzel ahlâk sâhibi olmalıdır Farzlar, sünnetleri ile birlikte yapılmalıdır Farzların yardımcısı ve tamamlayıcısı, sünnetlerdir Kim Kitâb ve sünnet ilmiyle, Selef-i sâlihîn ve Ehl-i sünnet yoluna göre îtikâdını düzeltmezse, çalışmaları zâyi olur Gayreti boşa gider"

    İlme çok önem verirdi Talebelerini ve sevenlerini hep ilme teşvik ederdi İlim husûsunda şöyle dedi:

    Hazret-i Ali buyurmuştur ki:

    "Allahü teâlâya ilimsiz ibâdet eden kimse, değirmene bağlı merkep gibidir Gün boyunca yürür, fakat hep aynı yerindedir"

    Câhil de böyledir Cehâletle, Allahü teâlâya çok çok ibâdet eder Fakat bu ibâdeti, onun Allah indinde yakınlığını arttırmaz Bâzan kul çok ibâdet yapar, fakat câhil olduğundan ibâdeti emre uygun olarak yapamaz, dolayısıyle boşu boşuna yorulmuş, meşakkat ve zahmet çekmiş olur Bir iş, ancak emrolunduğu şekilde yapılırsa, ibâdet olur Bu da ancak ilimle bilinir Peygamber efendimiz; "İlim öğrenmek, her kadın ve erkek müslümana farzdır" buyurdu Bu, sâhibinin îmânını, tevhîdini, amelini sahîh kılan, mutlaka bilmesi lâzım olan ilim, ilm-i hal bilgisidir İnsanı tevhîde ulaştırmayan her ilim bâtıldır Bu sebeple, ibâdetlerin ancak ilimle doğru yapılabileceği anlaşılmaktadır

    İbâdetlerden lezzet alamamanın sebeplerinden biri de, haram ve şüpheli yemeklerdir Eğer yenilen lokma şüpheli ise, ondan; hırs, şehvet, hased, adâvet, düşmanlık ve riyâ doğar Büyüklerimiz buyurdular ki: "Kim şüpheli bir şey yerse, Allahü teâlâya giden yolu doğru olarak bulamaz Kim haram yerse, kendisine o yol kapanır Kim yemede isrâf ederse, kalbi kararır Kim Allahü teâlâdan gâfil olarak yerse, kalbine kasvet gelir O zaman ömrü boyunca yaptıkları boşa gider"

    Abdullah'ı İsfehânî hazretlerinin Mi'yâr-ül-Mürîdîn, Risâlet-ül-Mekkiyye, Nûr-ül-Akâid, Dıyâ-ül-Fevâid ve Sülûk-ül-Ülemâ gibi kıymetli eserleri vardır

    ELİNDE MİSVAKI VAR

    Yemen âlimlerinden birisi şöyle anlatmıştır:

    Bir sene hacca gitmiştim Yola çıktığımda da, babam ağır hasta idi ve yatıyordu Mekke-i mükerremeye ulaştım Hac vazîfesini edâ ettim Fakat devamlı babamın durumunu düşündüğüm için, gönlüm perişân bir vaziyette idi Abdullah-ı İsfehânî hazretleri de orada idi Durumumu ona anlattım Babamın durumunu anlayıp bana bildirmesi için yalvardım Başını önüne eğip bir müddet düşündü Sonra; "Babanız o şiddetli hastalıktan kurtulmuş, sedirinin üzerinde oturuyor Elinde misvâkı var Etrâfına kitaplarını koymuş" buyurup, babamın şeklini ve şemâlini de tarif etti Hâlbuki daha önce onu görmüş değildi

    1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c6, s111
    2) Esmâ-ül-Müellifîn; c1, s458
    3) Keşf-üz-Zünûn; s893,1744
    4) Îzâh-ul-Meknûn c2, s685
    5) Nefehât-ül-Üns Tercümesi; s648
    6) Sülûk-ül-Ulemâ (Süleymâniye Kütüphânesi, Şehid
    Ali Paşa kısmında 1358/1 nolu kitap)
    7) Nefehât-ül-Üns; s 521
    8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c9, s330
     

Bu Sayfayı Paylaş