Abdullah HerÂtÎ

'Sahabeler ve Alimler' forumunda Dine tarafından 9 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Abdullah HerÂtÎ konusu ABDULLAH HERÂTÎ

    Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yetiştirdiği velîlerden İsmi Abdullah'tır Herâtlı olduğu için Herâtî veya Hirevî nisbeleriyle meşhûr olmuştur Doğum ve vefât târihleri kesin olarak bilinmemektedir Şam'da vefât etti Kabri Kâsiyun Dağı eteğinde Mevlânâ Halîd-i Bağdâdî hazretlerinin türbesi yanındaki kabristandadır

    Horasan'ın Herât şehrinde dünyaya gelen Abdullah Herâtî, memleketinde çeşitli ilimleri tahsîl edip kendini yetiştirdi Sonra Allahü teâlânın rızâsına kavuşturacak mânevî yolu gösteren bir rehber aramaya başladı Bu sırada Irak'ın Süleymâniye şehrinde medresede talebe okutmakta iken aldığı mânevî bir işâretle Hindistan'da bulunan büyük evliyâ Şah Gulam-ı Ali Abdullah-ı Dehlevî'ye talebe olmaya giden Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, yolculuk esnasında Herât'a geldi Abdullah Herâtî ile karşılaştı Abdullah Herâtî Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerine arkadaş olmak isteyince aralarında şu konuşma geçti:

    -Nereye gidiyorsun?

    -Evliyânın sultanı, Şâh Abdullah Dehlevî hazretlerine talebe olmaya, onun mânevî feyzlerinden istifâde etmeye ve beni ıslâh etmesi için gidiyorum

    -Ben seninleyim

    Bunun üzerine Mevlânâ Hâlid hazretleri:

    -Dönüşümü bekleyin, buyurdu Abdullah-ı Herâtî;

    -Ben Irak'a gider orada sizi beklerim, dedi

    Bu sebeple Musul'a geldi Orada ilim tahsîli ile uğraştı Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin sohbetleriyle şereflenip, insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmakla vazîfeli olarak Bağdâd'a, oradan da Süleymâniye'ye geldiği sırada Abdullah-ı Herâtî de Süleymâniye'ye geldi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin hizmetine girip talebesi oldu Uzun müddet hizmet ve sohbetlerinde bulunup mânevî feyzlerine kavuştu Tasavvuf yolunda ilerledi ve yüksek evliyalık derecelerine kavuştu Mevlânâ Hâlid hazretlerinin en önde gelen talebelerinden olup, Süleymâniye, Bağdâd ve Şam'da bulunduğu sırada hizmetinden hiç ayrılmadı Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatmak, onların dünya ve âhirette kurtuluşa ermelerine rehberlik yapmaları hususunda ona mutlak icâzet ve hilâfet verdi

    Abdullah-ı Herâtî çok sevdiği hocasının yanından ve hizmetinden ayrılmaz, hocası da onu çok severdi Bu sevgisinin neticesi Abdullah-ı Herâtî'yi Irak'taki mallarını korumak ve fakirlerin haklarını vermekle vazîfelendirdi Abdullah-ı Herâtî, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin Irak'taki hububat çeşidi malından ne çıkarsa hepsini toplar, fakirlerin haklarını ayırıp öşürlerini verdikten sonra bir kâfile ile Şam'a yollardı Bunların eksiksiz yerine ulaşması için son derece ihtimam gösterirdi

    Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri vefât ettiği zaman Abdullah-ı Herâtî Süleymâniye'de idi Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin hilâfet verdiği önde gelen talebelerinden Şeyh İsmâil Enerânî de tâuna yâni salgın vebâ hastalığına tutulmuştu Hasta halinde, Süleymâniye'de bulunan Abdullah-ı Herâtî'ye haber gönderip, Şam'a gelmesini ve şâhitler huzûrunda, kendi yerine onu halîfe bırakacağını bildirdi Sonra da şâhitlerin tâuna yakalanmasından korktu Bu hususta Abdullah Herâtî'ye bir ferman veya icâzet yazılmasını istedi Arzuladığı icâzete şunları yazdırdı:

    Bismillâhirrahmânirrahîm

    Âlemlerin Rabbi olanAllahü teâlâya hamd olsun Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma, O'nun ehline veEshâbının hepsine salât ve selâm olsun Şimdi Ben yerime, irşâd ve insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmak mak-----, sâlih, mücâhid, felâh, kurtuluş bulan, bu zamânın dervişi, ihsan makâmına yükselen, en güzel şekilde evliyâ yolunu izleyen yardımcı efendimiz Şeyh Abdullah Hirevî (Herâtî)'yi oturttum Onu yerime halîfe bıraktım Tıpkı, şeyhim, üstâdım, dayanağım, sığınağım, bu varlıkların kutbu Ebü'l-Behâ Ziyâeddîn Mevlânâ Hâlid Nakşibendî Müceddidî'nin beni kendi yerine bıraktığı gibi onu kendi yerime bıraktım

    Kendi usûlüne göre emirler verecek, yasaklar koyacak, diğer halîfe ve müridler ona itâat edeceklerdir Her kim ona aykırı davranırsa, o bizim yolumuzdan çıkarılmıştır"

    Abdullah-ı Herâtî Süleymaniye'den döndükten sonra yazılı olan icâzeti şifâhen söyledi Altına da İsmâil Enerânî Hâlidî imzâsını attı Mevlânâ Hâlid hazretlerinin zamânından kalma kim varsa hepsi bu hilâfeti kabûl ettiler

    Abdullah-ı Herâtî kendisine verilen hilâfeti kabûl etti Ancak çok sevdiği hocasının vefâtı ve onun en gözde talebesi Şeyh İsmâil Enerânî'nin hastalığı sebebiyle üzüntü ve kedere boğuldu Fakat kendini çabuk toparladı Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin Şeyh İsmâil Enerânî'ye ve onun da kendisine bıraktığı irşad makâmına oturdu Mevlânâ Hâlid efendimizin âile fertlerinin hizmetini bizzat üzerine aldı Onların ihtiyaçlarını gidermeye gayret etti Mevlânâ Hâlid hazretlerinin muhterem hanımları ve oğlu Şeyh Necmeddîn Bağdâd'a gitmek istediğinde Abdullah Herâtî de onlarla beraber Bağdâd'a gitti Bir müddet kaldıktan sonra Erbil bögesine ve oradan da Şam'a döndüler Her ne zaman Bağdâd'a ve Erbil'e gidecek olsalardı gittikleri yerlerden onların hâlini hâtırını sormadan edemezdi Onlara dâimâ saygılı davranırdı Onlar Şam'a dönüp geldikleri zaman da en uygun nasılsa onların hizmetini görür, hiç bir şeylerini eksik etmezdi

    Büyük evliyâ ve kerâmetler sâhibi olan Abdullah-ı Herâtî hazretleri uzun seneler Şam'da Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin dergâhında kalıp talebe yetiştirdi İnsanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyada ve âhirette seâdete ermelerine vesîle oldu

    Ömrünün sonuna doğru Şam'daki Ümeyye (Emeviyye) Câmiinde hazret-i Hüseyin'in şehîd başının olduğu makamda oturup ibâdet ve zikirle meşgûl idi Orada oturduğu sırada rahatsızlandı Bu onun son hastalığı idi Bunu duyan talebeleri ve halîfeleri onu sağlık üzere bir daha görüp, duâsını almak üzere kâfile kâfile geldiler Her birisi etrafında pervâneler gibi dönüyor, hizmette ve saygıda kusur etmemeye çalışıyordu

    Halîfeleri, Abdullah-ı Herâtî hazretlerine hastalığının sâkinlediği bir zamanda; "Senden sonra yerine halîfe olarak kime tâbi olmamızı emredersiniz? İrşâd halîfeliğini kime bırakacaksınız?" diye sordular Abdullah Herâtî hazretleri:

    "Bu iş için âlim, Ârif-i Samedânî Şeyh Muhammed Hanî'den başkasını, ondan daha lâyıkını görmüyorum Ben onda tam mükemmel istikâmetten başka bir hal görmüyorum Mevlânâ Hâlid efendimiz de vefât edinceye kadar ondan hoşnud idi Benden sonra ona tâbi olun Teslimiyet anahtarlarını ona bırakın" buyurdu

    Bu vasiyeti yaptıktan kısa bir müddet sonra vefât etti Tekfîn işleri tamamlandıktan sonra cenâze namazı Ümeyye Câmiinde kılındı Sevenlerinin mahzûn bakışları, duâ ve tekbirleri arasında Kâsiyun Dağı eteğindeki Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin türbesinin de bulunduğu kabristana defn edildi Bütün talebeleri ve sevenleri onun cenâze ve defn vazifesi sırasında hazır bulundular

    Zâhirî ilimlerde derin âlim manevî ilimlerde yüksek bir evliyâ olanAbdullah-ı Herâtî güzel ahlâk sâhibiydi Mütevâzî bir zât olup insanlara hizmet etmeyi severdi Talebelerinin her türlü derdleriyle ilgilenir ve yardımlarına koşardı

    ÖLÜYÜ DİRİLTEMEM

    Trablusşam Nakîb-ül-eşrâfı Şeyh Abdülfettâh Zağbî Efendi, Yûsuf Nebhânî hazretlerine şöyle anlatmıştır:

    Bir defâsında bir arkadaşımız hastalanmıştı Abdullah ibni Şeyh Hıdır ez-Zağbî'yi de yanımıza alıp ziyâretine gitmek istedik Onu götürmekten maksadımız hastanın bereketlerinden istifâde ederek şifâya kavuşması idi Ancak gitmek istemedi Çok ısrar edince kabûl edip bizimle geldi Hastanın yanına vardığımızda, şiddetli hastalığından hiç bir eser kalmadı Ayağa kalkıp bizi karşıladı "Hoş geldiniz" deyip konuştu Ziyâreti yapıp yanından ayrıldık Ayrılıp giderken yolda Şeyh Abdullah hazretleri; "Ben ölüyü diriltemem" dedi Bu sözüyle ziyâretine gittiğimiz kişinin öleceğine işâret etmişti Dedim ki:

    "Onun yüzünde hiç ölüm işâreti yok"

    Yine;

    "Ben ölüyü diriltemem" buyurdu

    Sonra memleketine gitti Hasta arkadaşımız iyileşti çarşıya pazara çıkıp dolaştı Ben Şeyh Abdullah hazretlerinin işâretine ve diğer taraftan da hastanın sıhhate kavuşmasına hayret ediyordum Çünkü o öleceğine işâret etmişti Hasta ise sapasağlam olmuştu Aradan on gün kadar geçti Bir gün o arkadaşın evinin bulunduğu taraftan ağlama sesleri işittim Merak edip sorunca, arkadaşımızın vefât ettiğini öğrendim O zaman Şeyh Abdullah'ın kerâmetini anladım

    1) Reşahât Zeyli; s178
    2) Hadâik-ul-Verdiyye; s261
    3) Mecd-i Talid Tercümesi; s105
    4) Şems-üş-Şümûs Tercümesi; s106
     

Bu Sayfayı Paylaş