A Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları

'Tarihi Bilgiler' forumunda Mavi_inci tarafından 24 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    A Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları konusu A Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları

    ABÂ: Bazı dervişlerin ve ilmiye mensuplarının giydikleri yünden yapılmış bir giysi.

    ÂBÂ VÜ ECDAD: Babalar, dedeler, atalar.

    ABD: Kul, köle, mahlûk. Tasavvufta kâmil müslüman.

    ABD-İ MEMLUK: Kul, köle.

    ABES: Boş, saçma.

    ÂB-I HAYAT: Hayat suyu, içene ebedî hayat veren efsanevî su.

    ÂBİR-İ SEBÎL: Yolda giden yolcu.

    ACÂİB VE GARÂİB: Anlaşılmaz ve tuhaf.

    ACÂİB-İ DEKÂİK: Anlaşılmaz hileler, ince oyunlar.

    A’CEMÎ: Arap olmayan.

    ACÎB: Şaşılacak ve hayret edilecek şey.

    ACÛZ: Âcizler, beceriksizler, yaşlı kadın.

    ACZ-I BEŞERÎ: İnsanın acizliği, güçsüzlüğü.

    ACZ-I KÜLLÎ: Tam güçsüzlük.

    A’DÂ: 1. Adüvv’ün çoğulu. Düşmanlar. 2. Pek zâlim, pek gaddar.

    A’DÂD: Adedin çoğulu. Sayılar.

    ÂDÂT-I CARİYE: Kullanılan âdetler, yaşayan sosyal kurallar.

    ADÂVET: Düşmanlık, husumet.

    ADEM: Yokluk.

    ADEM-İ KÜLLÎ: Tam yokluk.

    ADEM-İ MÜSÂVÂT: Eşitsizlik.

    ADEMÎ: Yokluğa ait.

    ÂDET-İ CÂHİLİYYE: İslâm’dan önceki putperestlik ve müşriklik devrine ait âdet.

    ÂDETULLAH: Allah’ın kâinatta câri olan usûl ve kanunu, sünneti.

    ÂDİL: Adalet sahibi, doğru adaletli.

    ADÎL: Benzer, eş, akran.

    ADL: Adalet, çok adaletli.

    ÂFÂK: Ufukun çoğulu. Ufuk, yerle göğün birleştiği gibi görünen uzak daire. Âfak, ufuklar, dış âlemler.

    ÂFÂKÎ: Havâî, herhangi bir dayanağı olmayan şey. Mekke’ye mikat sınırları dışından gelenler.

    ÂFÂT: Âfetin çoğulu, musibetler, büyük felaketler.

    ÂFÎF: İffetli, namuslu, terbiyeli, haramdan sakınan, nezih.

    AFV Ü GUFRÂN: Bağışlama ve yarlığama.

    AFV: Affetme, suçu bağışlama.

    ÂGÂH: Uyanık, basiretli haberdar.

    AĞNAM: Ganemin çoğulu. Davarlar, koyunlar, keçiler.

    AĞNİYÂ: Ganînin çoğulu. Zenginler.

    AĞRAZ: Maksatlar, arzular, amaçlar.

    AĞRAZ-I DÜNYEVİYYE: Dünyevî maksatlar, dünyevî niyetler, amaçlar.

    AĞRÂZ-I FÂSİDE: Bozuk maksatlar, bozguncu niyetler.

    AĞRAZ-I NEFSÂNİYYE: Nefsanî maksatlar, nefsî arzular.

    AĞRAZ-I ŞAHSİYYE: Şahsî maksatlar, ferdî niyetler.

    ÂĞÛŞ: Kucak, sığınılacak yer.

    AĞYÂR: Başkaları, düşmanlar, yabancılar.

    ÂHAD HABER: Bir kişi tarafından rivayet edilen hadis veya rivayetler.

    ÂHÂD: Ehad’in çoğulu. Birler, birden dokuza kadar olan sayılar.

    ÂHAR: Başkası, diğeri, yabancı.

    AHBÂR: Haberin çoğulu. Haberler.

    AHBÂR-I SADIKA: Doğru haberler.

    AHD U EMÂN: And ve emniyet, korkusuzluk, güvenlik.

    AHD U MÎSÂK: Yemin ve anlaşma, kesin söz.

    AHD: 1. Söz verme. 2. Yemin, and. 3. Devir, zaman, gün.

    AHD-İ HARİCÎ: Daha önceden ismi bilinen kişilere veya şeylere işaret eden Lâm-ı tarif.

    ÂHENG: Uygunluk ve düzen.

    AHFÂ: Çok gizli, en gizli.

    AHFÂD: "Hafîd"in çoğulu. Torunlar.

    AHİD: (Bak: AHD).

    ÂHİR ZAMAN PEYGAMBERİ: Son zaman Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.).

    ÂHİR ZAMAN: Son zaman, dünyamızın son çağı.

    AHİZ: (Bak: AHZ) .

    AHKÂM: Hükümler, kanunlar.

    AHKÂM-I AMELİYYE: Tatbikata ait hükümler, uygulanan kurallar.

    AHKÂM-I EZELİYYE: Ezelî hükümler, başlangıcı bilinmeyen hükümler.

    AHKÂM-I FER’İYYE: Asla ait olmayan, ikinci derecedeki hükümler.

    AHKÂM-I ULUHİYYET: Allahlık hükümleri, ilâhlık hükümleri.

    AHKÂM-I UMÛMİYYE: Umûmî hükümler.

    AHKEMU’L-HÂKİMİN: Hükümdarların hükümdarı, hâkimlerin hâkimi olan Allah.

    AHLÂK-I ZEMÎME: Kötü huylar, çirkin davranışlar.

    AHLÂM: "Hulm"ün çoğulu, karışık rüyalar.

    AHRÂR: Hürler, esir ve köle olmayanlar.

    AHSEN: "Husn"den. En güzel, pek güzel, daha güzel.

    AHSEN-İ TAKVÎM: En güzel ve en iyi kıvamda en güzel biçimde.

    AHSENÜ’L-KASAS: 1. Kıssaların, hikâyelerin en güzeli. 2. Yusuf Sûresi.

    AHZ: 1. Alma, tutma, kabzetme, 2. Kabul etme. 3. Tessellüm. 4. Sorgulama.

    AKABE: 1. Sarp ve çıkılması zor yokuş, bâdire. 2. Tehlike. 3. Tehlikeli geçit. 4. Bugün Ürdün sınırları içinde bulunan bir şehir.

    AKÂİD: Akîdeler, inançlar, dinin itikadî hükümleri.

    AKAR: Gelir, gelir getiren gayr-ı menkuller.

    AKD: 1. Anlaşma, sözleşme. 2. Bağlama, düğümleme.

    ÂKIBET: Nihayet, sonuç.

    ÂKIDEYN: Anlaşma veya sözleşme.

    ÂKIL BÂLİĞ: Ergenlik, olgunluk çağına gelen.

    ÂKILÂNE: Akıllıca.

    AKÎDE: İtikad, iman.

    ÂKİF: 1. İbadette devamlı olan kimse. 2. Sebat eden.

    AKİKA: Yeni doğan çocuk için Allah’a şükür maksadıyla kesilen kurban.

    AKÎM: 1. Beyhude, boş yere. 2. Kısır erkek veya kadın.

    AKL-I SELÎM: Doğru düşünen, doğru anlayan, doğru karar veren akıl.

    AKLÎ: Akla ait, akla uygun.

    AKRÂN: Birbirine benzeyenler, em-sâl, yaşıt, denk.

    AKRİBA: Akraba, aralarında soy veya sihriyetçe yakınlık olanlar.

    AKSÂ: En uzak, en son.

    AKSÜ’L-AMEL: Tepki, istenilen şeyin zıddının hâsıl olması.

    AKTAR: Baharatçı.

    AKTÂR: Kuturlar, çaplar, dairenin merkezinden geçen hatlar, bölgeler, taraflar. Her taraf.

    AKVÂ ve AHZAR: Daha kuvvetli ve daha açık.

    AKVÂ: Daha kuvvetli, en kuvvetli.

    AKVÂL: Kavlin çoğulu. Kaviller, sözler.

    AKVÂM: Kavimler, milletler.

    AKVÂM-I SÂİRE: Diğer kavimler.

    A’LÂ: En yüce.

    ALADDERECÂT: Derecelere göre.

    ALÂK SÛRESİ: Kur’ân-ı Kerim’in 96. sûresi.

    ALAKA: Alakdan yapışkan sıvı, embriyo.

    ÂLÂM: Elemler, kederler, acılar.

    ALÂMET: İşaret, nişan.

    ALÂMET-İ FARİKA: Bir şeyi diğerinden ayırıcı işaret. Belirgin özellik.

    ÂLÂT: Âletler, vasıtalar.

    ÂLÂT-I CİSMANİYYE: Maddî âletler.

    A’LÂ-YI İLLİYYÎN: Cennette en yüksek derece, olgun kişilerin Allah katındaki dereceleri.

    ALE’L-HUSÛS: Hususiyetle, özellikle.

    ALE’L-USÛL: Usûl üzere. Usûle göre, usulen.

    ÂLEM: Kâinat, dünya.

    ALEMDÂR: Bayraktar, sancaktar.

    ÂLEM-İ CİSMANİYYE: Maddî âlem, kâinat, dünya.

    ÂLEM-İ EŞBÂH: "Şebah"tan: 1. Cisimler âlemi, varlıklar âlemi. 2. Hayaller âlemi."Şibh ve şebih"den: Misaller âlemi.

    ÂLEM-İ KABİR: Kabir âlemi.

    ALESSEVİYYE: Aynı seviyede, eşit olarak.

    ÂL-İ FİRAVUN: Firavun ailesi. Firavun soyu.

    ÂLİŞÂN: Şan ve şerefi yüksek olan.

    ALİYYU’L-A’LÂ: Pek iyi. Fevkalâ-de.

    ALLAH BES BÂKÎ HEVES: Allah yeter, başkası gelip geçici istektir, hevestir.

    ALLÂME: Bilginlerin en bilgilisi.

    ALLÂMÜ’L-GUYÛB: Esmâ-i Hüs-nâ’dan biri, bütün gizlileri bilen Allah.

    ÂMÂ: Kör.

    AMDEN: Kasten, bile bile, isteyerek.

    AMELDE İ’TİDÂL: Amelde aşırılıktan uzak, dengeli.

    AMEL-İ SALİH: Allah’ın rızasına uygun olan her iş.

    AMELİKA: Eskiden Sîna yarımadasında yaşamış olan bir kavim.

    AMÎK: Derin. Bahr-i amîk: Derin deniz. Fikr-i amîk: Derin düşünce.

    ÂMİL: 1. Sebep. 2. İş yapan. 3. Zekat toplayan memur.

    ÂMM: Umumî, genel.

    AMR: Bir erkek ismi.

    AMÛD: Direkler, sütunlar.

    ANÂSIR-I MUHTELİFE: Çeşitli unsurlar.

    ANKA-YI MUĞRİB: İsmi var, cismi yok. Ankâ kuşu.

    ANVETEN: Cebren, kahren, zorla, sıkıntı ile.

    ANYEDİN: Elden.

    ÂRÂBÎ: Bedevî. Çölde yaşayan köylü.

    A’RÂF: Cennetle cehennem arasında bulunan bir yer.

    ARAFAT: Mekke’ye 12 mil yani takriben 20 km. uzaktaki bir yer. Hacca gidenler Zilhicce’nin 9. günü buraya gelerek bir müddet vakfe yaparlar.

    ARASAT: Mahşer yeri, haşir ve neşir meydanı.

    ARAZ: 1. İşaret, alâmet. 2. Tesadüf. 3. Kaza, felaket. 4. Kendi kendine vücut bulmayıp başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet.

    AREFE: Kurban bayramından bir önceki gün.

    ARIZÎ: Sonradan hasıl olan şey. Geçici.

    ÂRÎ: Temiz, hür, uzak.

    ÂRİF: Anlayışlı, bilgili.

    ARŞ: 1. Taht. 2. Dokuzuncu gök. 3. Çardak. 4. Cenab-ı Hakk’ın kudret ve azametinin tecelli ettiği yer.

    ARZ: yeryüzü, dünya, genişlik.

    ARZ-I MUKADDES: Kutsal ülke. Kudüs, Filistin.

    ASÂ: Değnek, sopa, baston.

    ASABÂT: 1. Baba tarafından olan akrabalar. 2. Şer’an miras alamayan akrabalar.

    ASABE: Baba tarafından akraba olanlar.

    ASAHH-I RİVÂYET: En doğru olan rivayet.

    ÂSÂR: Eserler.

    ÂSÂR-I ATÎKA: Eski eserler.

    ASÂ-YI MÛSÂ: Hz. Musa’nın sopası.

    ASGARİ: En az, en küçük.

    ASHAB: Hz. Peygamber’i mümin olarak gören ve o iman üzere ölen kimseler.

    ASHÂB-I KEHF: Mağara arkadaşları. Bunlar, zamanlarındaki zalim hükümdarlarının şerrinden mağaraya sığınan ve orada yıllarca uyutulduktan sonra tekrar diriltilen, köpekleri ile birlikte, yedi sekiz kişiydiler.

    ASHAB-I MEŞ’EME: Uğursuz, şerli kişiler, kötüler.

    ASHAB-I MEYMENE: Uğurlu kişiler, iyi kimseler.

    ASHAB-I YEMİN: Uğurlu, meymenetli kimseler.

    ÂSIF: Şiddetli rüzgar, fırtına.

    ÂSİ: İsyan eden.

    ÂSİM: Günah işleyen, günahkâr.

    ASNÂM: "Sanem"in çoğulu. Putlar.

    ASR: 1. İkindi namazı. 2. İkindi vakti. 3. Yüzyıl, çağ.

    AŞR: Kur’ân-ı Kerim’den on âyet miktarı okunan kısım.

    ATÂ: İhsan, lütuf, bağışlama.

    ATALET: Tembellik, hareketsizlik.

    ATF-I BEYAN: Kapalı bir sözü, açıklayan cümle.

    ATIF (ATF): 1. Eğme, meyletme, 2. Bağlama.

    ÂTİH: Bunak.

    ATİYYE: Hediyye, ihsan, bahşiş.

    ATTAR: (Bak: AKTAR) .

    AVÂLÎ: Yüceler, büyükler. Medine etrafındaki semtler.

    AVAM: 1. Halk. 2. Soylu veya bilgin olmayanlar.

    AVÂMİL: 1. Âmiller, sebepler. 2. Arap nahvine ait ve bu isimdeki kitap.

    A’YÂN: 1. İleri gelenler. 2 Gözdeler.

    A’YÂN-I SABİTE: Allah’ın ilminde varlıkların değişmez suretleri, öz mahiyetleri.

    ÂYÂT: Âyetler.

    ÂYÂT-I BEYYİNAT: Açık seçik âyetler.

    ÂYÂT-I TEKVİNİYYE VE TEŞRİİYYE: Yaratılışa ve şeriata ait âyetler.

    AYIN: Arap alfabesinin 21. harfi. Ebced hesabında sayı değeri 70′dir.

    ÂYİN: 1. Tören, âdet. 2. Dinî bazı gösteriler. Mevlevî âyini gibi.

    AYN: 1. Göz, 2. Pınar. 3. Eşyanın hakikatı.

    AYNE’L-YAKÎN: Müşahede ve keşif ile hâsıl olan ilim.

    A’ZÂ: Uzuvlar, organlar, üyeler.

    AZÂB: 1. Büyük sıkıntı, şiddetli elem. 2. Dünyada işlenen günahlara karşı ahirette çekilecek ceza.

    AZÂB-I NÂR: Cehennem azabı.

    ÂZÂDE: Serbest, hür, kayıtlardan kurtulmuş.

    AZ’AF-I MUZÂAF: Kat, kat, pekçok.

    AZAMET: Büyüklük, kibirlilik.

    AZDÂD (EZDÂD): Zıd olan şeyler.

    AZHAR: En açık: .

    AZÎMÜ’Ş-ŞÂN: Şânı büyük.

    AZÎZ: 1. Allah’ın isimlerinden biri. Değerli. 2. Ermiş, velî.
     

Bu Sayfayı Paylaş