Aşk Dedikleri...

'Aşk-Sevgi-Evlilik Sözleri' forumunda Fatma tarafından 17 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Aşk Dedikleri... konusu Nasılsın gibi klasik ve basit sorulara bile cevap verirken boğazının düğümlendiğini hissediyorsa insan,aşık demektir.Çünkü aşık adam ne iyi olabilir,ne kötü.Son iyi olduğu gün O’nu düşündüğü gündür ki bu pencereden bakarsak zaten her an iyidir.Dolayısıyla O’nu düşünürken içmeye gerek kalmadan ‘’kafası iyi’’ olur ki bu durum aşkın aslında ibadet kadar kutsal,şarap kadar kendini bilmez bir duygu olduğunu gösterir.

    Burada aşık aşka baktığı pencere ile ayrılır diğerlerinden.Kimisi ibadet gibi sonsuz huzur kaynağıymışçasına görür aşkı.Unutur geri kalan ne varsa ve mabet kurar gönlünde kendisine.O mabede girdiği her an kafasında,beyninde,yüreğinde yer işgal eden tek şey sevgilidir.Yalancı bir cennette bulur kendini.Gerçek cennet ise kurduğu hayaller gerçek olunca sevdiğinin gözlerinde çıkacaktır karşısına.Ölümü bile düşünmez insan,dayanılmaz olan ölüm değil ayrılıktır çünkü aşk başa geldiği zaman.Bu yüzden aşk üzerine söylenmiş bütün sözlerde yazılmış bütün şarkılarda ayrılığın ölümden zor olduğu teması elde edilir.Çünkü ölüme elden bir şey gelmez ve nereye gittiğini bilir insan sevdiğinin.Cennette der teselli bulur,kavuşacağız deyip sayar günleri…

    Fakat o ayrılık yok mu…Yaşadığını,nefes aldığını,seninle aynı havayı soluduğunu,belki de gittiğiniz yerlere gittiğini geçirir durursun aklından.Hava güzel olunca canın sıkılır.Nerde,nasıl,kiminle…Kabir azabı daha hafif gelirdi sanki dersin…

    Aşkı ibadet gibi görenler olduğu kadar bir şarap uğruna ibadeti terk edenler de yok değildir.Aslında o an tatlı gelen o şarabın cehenneme sürüklediğini bilmezler.Aşkın en acımasız tarafı da tövbeye yer olmamasıdır,çünkü bittiğinde nefrete dönüşebilen bir duygudur aşk.Gazetelerdeki üçüncü sayfa haberlerinde cinnet geçiren aşık gençlerden bu yüzden sıkça bahsedilir.’’Arabesk’’ denilen kültür belki de bu yüzden bu kadar güzel yakışmıştır delikanlı yüreklere.’’Ya benimsin ya toprağın’’ sözüne kadar uzanabilen bir feryat duyarız çoğu zaman.Anlamayanlar buna bencillik diyebilir,bu tarz bir sevmeyi sorgulayabilir ama aslında burada söylenen sözün anlamı şudur.’’Sen ölürsen ben de ölürüm,yani benim olmazsan yaşayamam.’’

    Serde gençlik de varsa şayet,aşk sanki daha bir güzel karışır damardaki kana.O heyecanla beraber ilkler geçer ömürden.Ve ne gariptir ki yürekten geliyorsa hislerin,bu ilklerin son olmasını istersin.İlk defa sevmişsin gibi gelir ve sanki bir daha sevemeyeceksin.Ondan öncesini unutursun.Annenin yemeklerini bile istemez canın onu düşünürken.Çünkü çoktan başkasının salçalı makarnasına tav olmuşsun.Unutursun daha önce neleri sevdiğini,unutursun hayatı bunca zaman nasıl sevdiğini.O’nun sevdiği gibi sevmeye başlarsın.Sonra durur,düşünür,’’Ulan amma da değiştim’’ dersin kendiliğinden.Kapılıp gittiğinin resmidir sorana ‘’Yok canım’’ desen de.

    Bir bardak su içsen of çekersin onsuz aldığın bir damlaya lanet edermişçesine.Zaman geçer,suyu rakı gibi içtiğini fark edersin.Bu ilerleyen zamanlarda rakıyı da su gibi içebileceğine işaret eder ki geçmiş olsun,kapılıp gitmişsin.Sanki unutabilecekmiş gibi içersin.Sanki gelmeyecekmiş gibi vurursun kadehi masaya.Herkes sağlığa güzelliğe kaldırırken kadehi,senin efkarını kimse bilmez yüreğinden başka.Anlatmak istesen sözlerden kıskanırsın.Kendinde kalmasını yeğleyerek içine atarsın sözcüklerini.Derken bir gün o zamana kadar yastığından başka görenin olmadığı gözyaşlarını görür birileri.Sebebini sorarlar,yüreğin sevdanı kaldıramayacak gibi olunca anlatmaya başlarsın.Öyle bir anlatmak ki çölde suyu böyle tarif edemez insan.Çünkü hasretin çölün suya olan özleminden daha büyük gelir omuzlarına.Bu arada kalkan kadehler hep O’na adanır,omzunda ‘’vay be’’diye donup kalmış dost elleri görürsün.Yüreklendirirler adamı.Zaten sevdikçe de yürek lazımdır.Çünkü olan bütün yüreğini O’nu sevmeye harcamışsındır.Ama gelen takviyeye itiraz etmezsin.Çünkü ne kadar sevsen az gelir,hep biraz daha sevmek istersin.Zaten başka çaren de yoktur…

    O an yakılmış mektuplar,hiç olmayan resimler gelir gözünün önüne.Onunla sarmaş dolaş bir fotoğrafının olup olmayacağını sorgularken senin derdine sigara yakan dostuna dönüp yalvaran gözlerle o malum cümleyi kurarsın:
    ‘’-Birader,bi’ sigara versene…’’

    O ana kadar hiç haşır neşir olmadığın mereti bir çekersin ki ciğerlerine,gören duyan çabucak ölmek istediğini düşünür.Yanan külü görenler ne derdi var dercesine gözlerinin içine bakarken senden başka kimse bilmez yananın sigara külü değil gençlik olduğunu.Hayat şimdi başlıyordur esas ve ilk dertli nefeslerindir boğulasıya istediklerin.Kanayan dizin,patlayan topun,kaybolan oyuncağın,kırılan bisikletin için ağlama zamanın çoktan geçmiştir.Artık o gözler her uzaklara daldığında dolacak,her kapandığında aynı düşü görecek ve her açıldığında o düşü hatırlayacaktır.Kabadayı kabadayı volta attığın sırada ceketinin niye omzunda olduğunu soranları hatırlarsın.O ceketin bile ağır geldiği beden şimdi aşk zırhını kuşanmıştır.Öyle bir zırh ki yüreğinden içeri kimseyi almazken yüreğindekini de kimselere vermez.

    İşte bu yüzden güzeldir bu zırhı kuşanmak.Bu yüzden herkes aşık olamaz.Seni dünyaya getirenlerin görücü usulü ile bir arada olduğunu görmezden gelircesine hayaller kurarsın.Annenden anahtarın olduğu halde zili çaldığın için yediğin fırçalara inat kapıyı bir gün sevdiğinin açacağını hayal ederken gençliğin küle döner,kül erir gençliğini resmeder sana.Paket yarılanmış,gün aydınlanmıştır bile.O saate kadar direnen gözlerin yavaşça kapanmaya başlar seni kandırır gibi.Oysa korkmana gerek yoktur,gözlerin kapalıyken de görebilirsin artık.

    O mu? En tatlı uykusundadır.Aklında yarın ne giyeceği vardır belki de.Belki seni düşünüp ufak bir tebessüm etmiştir de fark etmez.Çünkü bunu sana söylemeyecektir.Uyandığında kahvaltıyı hazırlayacak,bir güzel başlayacaktır güne ki sorma.Nereden bilebilir ki uyandığında içtiğin içkiden başının çatlayacağını? O’na ne ki ağzın zehir gibiyse? Hem sigara sağlığa zararlı.

    İşte sevmekle sevilmek tam olarak burada ayrılır birbirinden.İşin zor kısmını üstlenen hep sevendir nedense.Başından beri sevilen hiçbir şey yapmamıştır ki zaten sevilebilmek için.Leyla’da ne bulduğunu soranlara Mecnun’un verdiği cevap aşikar değil midir? ‘’Siz O’na bir de benim gözümle bakın’’ derken gönlüyle görebilen Mecnun’u aşkı yaşamayan biri nasıl anlayabilir? İşte bu yüzden sevmek zordur.Hele tek başınaysan bildiğin zindan…Bu yüzden en ufak bir ışık dahi varsa gösterilmelidir zindandakine.Korkmadan,çekinmeden sevebilmektir belki de aydınlığa kavuşturacak olan.

    Ben bildiğimi döktüm işte,geriye anlatmadığım bir sevilmek kaldı.Onu da bir bilene sorun…


    Alinti
     

Bu Sayfayı Paylaş