'Aşk adamı' A. Selçuk İlkan'ın aşk tarifi

'Magazin Haberleri' forumunda Mavi_inci tarafından 11 Kasım 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    'Aşk adamı' A. Selçuk İlkan'ın aşk tarifi konusu Herkesin hayatında bir Ahmet Selçuk İlkan şarkısı vardır. Kendini “Ayrılıkların Şairi”, diye tarif eden İlkan, dillerden düşmeyen şarkı ve şiirleri nasıl yazıyor? İlhamı nereden? Aşk tanımı ne? Dalga geçilirken nasıl zirveye çıktı?

    Nursel Tozkoporan'ın röportajı

    Herkesin hayatında bir Ahmet Selçuk İlkan şarkısı muhakkak vardır.
    Nedeni de çok basit…
    Çünkü şiirlerini yazarken ona ilham gelmiyor, o ilhama gidiyor. Kalabalıklar onun en büyük ilham kaynağı…
    Nereden bal toplayacağını iyi biliyor. Yaşadığı toprakları, coğrafyayı çok iyi biliyor…
    En önemlisi de insandan besleniyor…
    Şarkılarının popüler olmasına rağmen, okuyanların kendilerine mal etmesine kızdı ve ilk
    Melodi şiirini başlattı. En çok itiraz eden Ataol Behramoğlu’nu bile bu işin böyle olacağına ikna oldu.
    Sözün kısası Türkiye’de şiiri sevdiren adamdır Ahmet Selçuk İlkan…
    Kendisini uzun yıllardan beri tanırım. Ne çizgisinde bir değişiklik oldu, ne tarzında ne de adamlığında… Hatta zamanı durdurmuşçasına fizikken de hiç değişmedi…
    Kendisi ile sohbet doyumsuzdur… Ve beni kırmadı… Buluştuk…
    Sohbetimiz sırasında sürekli araya hayranları girdi… Hiç kimseyi geri çevirmedi. Bir yandan bana cevap verdi, biryandan da hayranları ile ilgilendi. Naif, saygılı, insanı gerçekten seven biri O…
    Her soruma cevap verdi diyemem, özel hayatını konuşmaktan imtina etti. Ama yine o naiflikle, yine o incelikle cevapları geçiştirdi. En büyük hassasiyeti özel hayatının şiirlerinin önüne geçmesi... O şiirleriyle anılmak istiyor. Ve bunu da yıllardır başarıyor…

    ŞAİRLER YAŞADIKLARI HAYATIN TANIĞI OLMAK ZORUNDALAR

    Ahmet Selçuk İlkan deyince insanların aklına “Ayrılıkların Şairi” geliyor. Zaten kendinizi “Ayrılıkların Şairi”, “Yalnızların Ozanı “, “Acıların Yazanı” diye tarif ediyorsunuz. Neden?
    Ben hayatın gerçeğinin dışında bir şeyler söylemiyorum. Hayat yaşanması gereken bir armağan ama nasıl yaşadığımız, ne yaşadığımız çoğu zaman belleklerimizden uçup gider. Ama şiirlerde, şarkılarda kalır. Benim de hayatta en çok ezbere bildiğim ve hayatın bana en çok öğrettiği ayrılıklar, yalnızlıklar oldu. Eğer bunları yazmasaydım kendimi inkâr ederdim. Toplumda yabancılaşmış insanların, kaybedenlerin, terk edilenlerin yasını tuttum. Teraziye koyduğum zaman hayatımda hüznün ve kederin daha ağır bastığını hissettim. Şairler yaşadıkları hayatın tanığı olmak zorundalar diye düşünüyorum. 30 yıl önce yazdığım bir şiirimin, şarkımın hala aynı tazelikte kalması, güneşin Doğu’dan doğduğunu bir kez daha söylercesine duyguların doğru haritasını çizdiğimin bir kanıtı gibi…

    ŞİİRLERİM BU KUYULARA DÜŞMEYİN DERCESİNE PUSULADIR

    Hayat sadece acılardan mı ibaret, mutluluklar yok mudur?
    Benimkiler acıları, kederi ve yası gösterirken hayatın aslında bunlara değmeyeceğini vurgulayan mısralardır. Hayatta yalnız bunları yaşayacaksınız değil tabii. Benim şiirlerim hayatta bunlar var ama bu kuyulara düşmeyin dercesine bir pusuladır. Adı insan olan ama insanlıktan yoksun olanlarında duygularına tercüman olup yazmaya çalıştım. Benim yazdıklarım sadece sevda, aşk şiirleri değildi. Çoğu zaman protest şiirler yazdım. Hatta umudu, inadına sevdayı aşılayan çok şiirim var. Örneğin marş olmuş bir şiirim;
    “Bir umuttur yaşamak,
    Seveceksin inadına,
    Yüreğin kan ağlasa da
    Güleceksin inadına.
    Zindanlara düşsen bile,
    Ateşlerde sönsen bile,
    Binlerce kez ölsen bile,
    Doğacaksın inadına” diye yazan da benim.

    Bir yerde de;
    “İnsanlık doğup da yaşamak değil sadece,
    Bir beden taşımak değil,
    İnsansan insanın kıymetini bil,
    Sen o zaman insansın” diyen de benim.

    BAZEN İNSANLAR AYRILIĞI BİR YASTIKTA İKİ YABANCI OLARAK YAŞAR

    Hayatınız da sizi çok etkileyen bir ayrılık yaşadınız mı?
    Çok ayrılıklar yaşadım ama tabii ki bazen insanlar ayrılığı bir yastıkta iki yabancı olarak yaşar, bazen sırtından hançerlenmiş olarak, bazen de kaderin size çizdiği bir yolda yaşarsınız ki bunun bir tanesini ben annemle yaşadım. O beni çok acıtmıştır.

    Annenizle yaşadığınız ayrılık nasıl oldu?
    9 kardeştik. Kimi evlenmişti kimi de yurt dışına gitmişti. Koskoca evdeki o yalnızlık içini acıttığı için annem benim gitmemi istemiyordu. Ve ben Adana’da üniversiteyi kazanmıştım. İstanbul’da da okuyabilirdim ama işte bir tutku, özlem, başta kavak yellerinin estiği günlerde “Almanya’ya gideceğim” diye tutturdum. Annemin beni yolcu ettiği günü hiç unutmam. Eniştem bizi garaja götürüyordu, oradan İstanbul’a gelip uçakla gidecektim. Annem beni kucaklayıp iki şey söyledi.

    Ne söyledi?
    Onu hiç unutmam. Annem son kez resim çektirmek istiyordu. “Anne boş ver daha sonra çok çektiririz” dedim. O ısrar etti. Ben çektirmedim. Ve beni yolcu ederken, boynuma sarılıp; “Seni bir daha hiç göremeyeceğim, içimde öyle bir his var” dedi. Ben annelik duygusu diye çok ciddiye almamıştım. 19 yaşındaydım o zaman. Berlin’e gittim ve o zaman mektuplarla haberleşiyorduk. Annemden mektup bekledim, gelmedi. Ben gönderdim cevap da gelmedi. 40’ıncı günde bir telefon geldi ve ağabeyimin dükkânında telefonu kaldırınca babamın sesini duydum. Babam beni abım Süleyman zannetti.“Oğlum Süleyman sen misin?” dedi. Babamın sesini duyunca çok heyecanlandım. “Evet, baba benim söyle” dedim. Tatlı bir yalanla doya doya konuşmak istiyordum. “Oğlum sen en büyüklerisin metin ol. İbrahim’e de söyle ama sakın Ahmet Selçuk’a söyleme daha küçük. Biz dün akşam anneni kaybettik” dedi. Ve ben orada yıkılıp kalmıştım. Bu benim yaşadığım en acı ayrılıklardan biriydi. Artık benim halimi düşünün.

    HARCAMADIĞINIZ PARA, KULLANMADIĞINIZ EV, DOKUNMADIĞINIZ DOST SİZİN DEĞİLDİR


    Bunun yanında başka acılarınız oldu mu?
    25 yaşındaki kız kardeşimi kanserden kaybettim. Bu da bir ayrılıktı. Hayat gönülleri, yürekleri öyle arsız bırakıyor ki yaşadığınız her gün her saat bambaşka sayfalardır. Ve sonunda dünyada misafir olduğunuz bu süre içerisinde hayatın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu görüyorsunuz. Belki de şairliğim, yazarlığım, hayata tarihe not düşme sevdam hep bundan kaynaklanıyor. Bu sadece sevdiklerimle ilgili değil. Bazen kahvede oturup kalabalıklara bakarım. “Bu insanlar neden çatık kaşlı? Neden selam vermekten yoksun?” diye düşündüğümde kahroluyorum. Çünkü yaşadığımız anların değerini bilemiyoruz. Mümkün olsaydı 24 saat bunları yazmak isterdim. Çünkü harcamadığınız para, kullanmadığınız ev, dokunmadığınız sevgili, dost sizin değildir. Ama bir dosta dokunmak sadece onun eline yüzüne temas etmekle olmaz. Bazen sımsıcak bir merhaba, bazen bir telefon, beklenmedik bir anda onun kapısını çalmanız bile insanı mutlu eder. Biz insan ilişkilerinde mutsuz etme sanatını çok iyi biliyoruz.

    Üç ayrılıktan bahsettiniz. Biri bir yastıkta iki yabancı olmaktı.Siz yaşadınız mı?
    Tabii ki yaşadım. Hayat size her penceren bir göz kırpıyor. Bazen gülümsetiyor, bazen de olmadık anda çıldırtıyor. Zoraki nikâhlarla, zoraki beraberliklerle, iş ortaklığı gibi sürüp giden evliklerde yaşanıyor bu yabancılık.

    YÜREĞİMİN OKUNMASINDAN ÇOK ŞİİRLERİMİN OKUNMASINI İSTEDİM

    Kaçamak cevap veriyorsunuz Ahmet Bey. Ben sizin yaşayıp yaşamadığınızı sordum…
    Aziz Nesin; “Dünyanın en kahraman insanları şairlerdir” demiş. Birçok insana özel hayatıyla ilgili sorular sorduğunuz zaman mutlaka bir limana sığınıp kaçamak cevap verir. Oysa şairlerin cevap vermesine bile gerek yok. Bizim de şiirlerimize baktığınız zaman kiminle, ne zaman, nasıl, nerede ayrıldığımızı söylediğimizi görürsünüz. Dolayısıyla şairler istese de kaçamak cevap veremez. O an kaçsa bile mısraları ele verir.

    Peki, o zaman neden soruma cevap vermiyorsunuz?
    Ben sadece popülerliğimi özenle korumaya çalışıyorum. Çünkü dozunu kaçırdığınızda dezavantaj olabilir. Yoksa bu kadar şiir yazan bir insan gazetelerin manşetlerinde çok rahat yer alabilirdi. Ama benim en büyük özelliğim medyanın ekranlarından daha çok gönül ekranlarında kalabilmekti. Bir yastıkta yabancı olduğum kişi şuydu gibi açıklamalar şiirlerimin de önüne geçebilirdi. Ama ben buna izin vermedim. Yüreğimin okunmasından daha çok şiirlerimin okunmasını istedim.

    BİZ AŞKI DEĞİL, AŞIKLARI TÜKETTİK


    Çocuklarınız da şiir yazıyor mu?
    Çocuklarım sanatseverdir. Onları sanatsever, insan sever olarak yetiştirmeye çalıştım. Şiir okuyorlar, yazıyorlar. Hatta kitaplarımı önce onlar eleştirirler. Mutlu bir yuvanın temel kaynaklarından biri de paylaşabilmektir. Sadece harcamalarla iletişim kurulmamalı. Hayat ve sanatla ilgili paylaşım olmalıdır. Ben o sohbetlere bayılırım.

    Sizin özel hayatınızın bu kadar sağlam olmasının nedeni belki de bu…
    Sağlamlığını zaman gösterir ama herkes kendi sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyor. Gerçekten bu ülkede özellikle son yıllarda keşmekeşlik, boş vermişlik ve vurdumduymazlık arttı. İnsanlara zorla dayatılan dizilerdeki entrikalar insanların en masum duygularını bile zedeliyor. Biz çocukluğumuzda aşkı önce şarkılardan öğrendik. “Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar” veya “Sen uzaklarda değil damarımda kanımsın” gibi şarkılardan öğrendik. Şimdi çocukların öğrendiği şarkılar ne yazık ki zorla dayatılan tekerlemelerden ibaret. Biz aşkı değil âşıkları tükettik.

    AŞK LEYLADAN MEVLAYA GİDEN EN GÜZEL YOLDUR


    Siz aşk adamısınız. Aşkı nasıl tarif edersiniz?
    Aşkın olmadığı yerde vefanın, güzelliğin, anlamın olabileceğine inanmıyorum. Çünkü aşk Leyla’dan Mevla’ya giden en güzel yoldur. Aşk kalmak istediğin yerde kal, gitmek istediğin yerde git, durmak istediğin yerde durdur. İşte aşk budur diyorum.

    Siz nasıl evlendiniz?
    Ben isteyerek, o sevdayı damarlarımda hissederek evlendim. Ebru Gündeş’e yazdığım bir şarkıda dedim ki;
    “Ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim,
    Bir ömür boyunca sevenlerdenim,
    Ellerin elime değmesin derim,
    Eğer ki sonunda ayrılacaksak “ Ama böyle bir aşk var mı bilmiyorum. Böyle bir aşk varsa onun şiirini, kitabını yazacağım.

    İlk aşkınızı nasıl ilan ettiniz?
    Ben bugüne kadar hiç kimseye seni seviyorum diyemedim.

    SEVDİĞİMİ HEP GİTTİKTEN SONRA HAYKIRDIM

    Peki aşkınızı ifade etmediniz mi?
    Ben ilan ettiğimi zannetmiyorum fakat hissettirdim. Çünkü tatlı kaprislerle karşılaşmışımdır. Aslında aşk bağırarak söylenmeli. Ama sanırım kaybetmekten korktuğum için ben söyleyemedim. Aşkınızın en doruk noktasında sevdiğinizi söylediğiniz zaman sanki başka söyleyecek söz kalmıyor gibi geliyor bana.

    Hep hissettiklerinizi, sevdiğinizi söyleyin derler. Ama siz tam tersini söylüyorsunuz.
    Ben hep tersini yaptım. Bittikten sonra söyledim. Susma hakkımı kullandım ama gittikten sonra şiirlerimde “seni seviyorum” diye haykırdım. En çok eleştirdiğim yanım budur. Sevdiğimi hep gittikten sonra haykırdığım için giden haklıydı diyorum. Bir kâşif gibi beni keşfetsin, o bilsin istedim hep.

    EVLİLİK AŞKIN BULUŞMA NOKTASIDIR

    Evliliğin aşkı öldürdüğüne inananlardan mısınız?
    Aslında evlilik aşkı öldürmüyor. Evlilik aşkın buluşma noktasıdır. Ama aynı zamanda zor bir kafestir. İçindekiler çıkmak, dışındakiler girmek ister. Evliliğin tek dezavantajı nikâhtan sonra artık “o benimdir” demektir. Tapusunu aldığınıza inandığınız bir duygunun ebediyen sizde kalacağı yanılgısına düşüyorsunuz. Evlilikte “benim” dediğiz gün farkında olmadan kaybetmeye başlarsınız.

    ŞİİRLERİMİ ZEKİ MÜREN'E VERMEK EN BÜYÜK HAYALİMDİ

    Ahmet Bey, mimarlık eğitimi alırken söz yazarlığına geçişiniz nasıl oldu?
    Bu geçiş lise yıllarında başlamıştı. Ben Adana Erkek Lisesi’nde okudum. En acısı öğretmenlerimiz de erkekti. Düşünün sadece erkeklerin olduğu bir sınıfta romantik bir genç şiirler yazıyor. Öğretmenlerin, arkadaşların eline geçiyor tabii. Tahtaya kaldırılıyorum ve okuyorum. Kimi gülüyor, kimi alay ediyordu. Öğretmenlerim ve arkadaşlarım bana, “Bunlar ne olacak?” diye sorarlardı. “Bunları sanat güneşi Zeki Müren’e ulaştıracağım” derdim. O zaman kahkahalar yükselirdi. Şiirlerimi Zeki Müren’e vermek en büyük hayalimdi.

    Peki hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?
    Şiirlerimi gazetelere, dergilere gönderiyordum. Lise sonda bazı dergilerde şiirlerim yayınlanmaya başladı. Almanya’da mimarlık okurken yine şiirler yazıyordum. Annemi kaybettikten sonra kız kardeşim yalnız kalınca her şeyimi alıp İstanbul’a geldim. Ondan sonra şiirleri alıp İ.M.Ç.’ye geldim. 1980’li yıllarda arabesk şarkılar çok revaçtaydı. “Neden saçların beyazlamış arkadaş”, “İçiyorsam sebebi var”, “Kaderi ben mi yarattım?” ve “Batsın bu dünya” o dönemin en sevilen şarkılarıydı. Almanya’dan romantik bir çocuk gelmiş diye bakıyorlardı.

    TELEFON KAVGANIZI YAZIN SERDAR ORTAÇ BESTELESİN

    İ.M.Ç.’dekiler de şiirlerinizle dalga mı geçti?
    Tabii geçtiler. Çünkü o zaman ne kadar meyhaneli şarkı varsa popüler. Şimdi de farklı bir trend var. Telefonda sevgilinizle ettiğiniz kavgayı yazıp götürün Serdar Ortaç bestelesin. Bu kadar basit. O yıllarsa meyhane, kadeh, içki, isyankâr olmadan olmuyordu. Ama ben bu memlekette romantik insanlar da olduğunu biliyordum. Ortaya çıkaran yoktu. Ve o yıl 8 şarkım yılın şarkısı seçildi.

    Peki, Zeki Müren’e nasıl ulaştınız?
    Onun hikayesi çok ilginç. Ben popüler oldum ve her yerde adım var. Bütün popüler şarkılarda söz Ahmet Selçuk İlkan yazıyordu. Sözleri yapımcılar alıyordu. İlk Selami Şahin ile başladık. İ.M.Ç.’ye gidip şarkı sözü yazdığımı söylediğimde “senin gibi onlarca insan geliyor” dediler. En iyi yazanların kimler olduğunu sordum. Yazanlarla karşılaşıp konuşunca çok iyi yapacağımı düşündüm. Önce yapımcılarla sonra sanatçılarla konuştuk. Çoğu zaman haberim olmadan tanımadığım sanatçılar okuyordu. Ne zaman çok tutuluyorsa bir bakıyorsunuz bütün Türkiye sizin şarkınızı söylüyor. O zaman televizyon yok ve bu yüzden gizemlisiniz. Sadece adınız var. Zeki Müren’e bir iki tane şarkı vermiştim. Zeki Müren’in bağlı olduğu şirkete gittim. Benim bir şarkımı çok beğendiğini ve okuyacağını söylediler. Ben mutluluktan uçtum tabii. “Sen beni unut” şarkısını okudu. Ama o dönemde çok popüler bir şarkı olmadı.

    ZEKİ MÜREN’E UZUN BİR ŞARKI YAZDIM: KAHIR MEKTUBU

    Aaa! Sonra nasıl bir araya geldiniz?
    Aradan zaman geçtikten sonra Zeki Müren”e çok ilginç bir şarkı vermek istedim. Sevgili Bülent Ersoy’un en popüler olduğu yıllarda Zeki Müren biraz küskün olduğu için inzivaya çekilmişti. Ve hiç plak yapmıyordu. Yıl 1980… O zaman Zeki Müren’e uzun bir şarkı yazdım. Kahır mektubu. Yarım saatlik bir şarkı. Şarkının bestesini Muzaffer Özpınar yaptı. Sonra da Zeki Müren’e gönderdik. Bodrum’dan mektubumun cevabı geldi. “Ben şarkıyı okumaya başladım, gözlerimden yaşlar boşaldı. Şarkı bittiğinde baktım ki oturduğum yerde baldırım kanıyor. Onu bile fark etmemişim” dedi. Şarkının güzel olacağını söyleyerek aldı. Türkiye’de ilk defa yarım saatlik bir şarkı okundu. Ve o şarkı çok popüler oldu.

    Peki, Zeki Müren’le bir araya gelmediniz mi?
    Ben bu arada Alman Dili ve Edebiyatı’nda okuyorum. Ve bana Zeki Müren’in çok mutlu olduğunu, albümün her yerde sattığını söylediler. “Ben bu Ahmet Selçuk İlkan’ı tanımak istiyorum, bana getirin” demiş. Selami Şahin bana bunu söyleyince okul çıkışı elimde kitaplarla İ.M.Ç.’ye gittim. İçeri önce Selami Şahin ve Muzaffer Özpınar girdi. Kapının eşiğinde bekliyordum. Selami Şahin göz kırpınca içeri girdim. Ama utancımdan ve nezaketimden kapının eşiğindeyim. Zeki Müren, Selami Şahin’le şakalaşırken birden ciddileşti. “Şairin yanında sululuklar yapmayın” diye uyardı. Sonra bana döndü ve “Orada durma şairimiz Ahmet Selçuk İlkan’ı çağır” deyince ne yapacağımı şaşırdım. “Sana diyorum niçin gitmiyorsun?” dedi. Selami Şahin, Ahmet Selçuk İlkan deyinde Zeki Müren; “Selami yeter artık. “ dedi. Muzaffer de aynısını söyleyince ona da artık ciddileşmesini söyledi. “Oğlum sen bunlara bakma git büyük şairi çağır” dedi. Sonra beni çağırıp adımı sordu. “Ahmet Selçuk İlkan” dedim. “Bu şiirleri sen mi yazdın?” diye sordu. “Ne büyük şairsin” dedi bana ve çok sevdi. Hatta o günden sonra gittiği her yere beni de götürürdü. Kilo aldığı için masanın arkasından şarkı söylerdi. Ben de ona sufle verirdim. Ondan sonra da Zeki Müren’e çok şarkılar yazdım.

    ÖLÜ SEVMEKTEN VAZGEÇELİM

    Etkilendiğiniz veya özellikle takip ettiğiniz şairler var mıdır?
    Benim etkilenmediğim şair yoktur. Çünkü beni şairlerden çok şiirler etkilemiştir. Öyle şairler var ki iki şiiri benim hayatımın belki de alfabesi olmuştur ama diğer şiirlerinde aynı duyguyu bulamamışımdır. Dolayısıyla ülkemizdeki bütün şairlerin bende farklı izler bırakmıştır. Necip Fazıl’da mısraların nasıl dans ettiğini, kelimelerin nasıl nakşedildiğini görmüşümdür. Nazım’da farklı bir serüven yakalamışımdır. Yahya Kemal’de başka bir raks vardır. Namık kemalde inanılmaz bir cesaret vardır. Arif Nihat Asya’da vatan millet vardır. Aşkın tarifini Ümit Yaşar Oğuzcan’dan öğrenmişimdir.

    Her şairden etkilendiniz…
    Benim şiirim, benim şairim, benim kitabım denilmesine karşıyım. Bugün özgürce her kitabı kucaklayabilmenin tadını yaşıyorum. Biz 80’li yıllarda kitap okumaktan çok kitap yaktık. Ben Alman Dili ve Edebiyatı okudum ama Almancayı şiirlerden öğrendim. Fransızca öğrendim şiirlerden. Cervantes okuduğumda İspanyayı öğrendim ben. Bizi bu ülkede kahreden önyargılardır. Ölü sevmekten vazgeçelim. Bugün en çok sevdiğiniz şair, yazar diye sorsanız hayatta olmayanlar söylenir.

    İLK MELODİ ŞİİRİNİ ÖFKEDEN YAPTIM

    İlk melodi şiirini siz başlattınız. Nereden esinlendiniz?
    Kızgınlıktan, öfkeden.

    Neye kızdınız?
    Düşünebiliyor musunuz şarkılarınız ortalığı yıkıyor her yerde çalıyor ama okuyan kişi şarkıyı kendine mal ediyor. “Ya seninle ya sensizi” Işıl Yücesoy, Zeki Müren okuyor, herkes “Zeki Müren ne güzel yazmış” diyor. Arkadaşlarıma şarkının benim olduğunu söylediğimde “Hadi ya” diyorlar. Kimse adımızı anmıyor. Telif hakları sadece bestekârlara veriliyor. Bir şey yapalım diye düşündüm. Ve Selami Şahin’e “Ben şiir okumayı seviyorum. Bunlar sayfalarda kalıyor kalabalıklara nasıl yayabiliriz” dedim. Sadece şiir okusak olmazdı. Araya şarkılar koyarak yeni bir model oluşturduk. Önce herkes bize güldü ve kimse buna yanaşmadı. Sonra aman Allah’ım! Çok beğenildi. Yıllar sonra nerdeyse bu kervana katılmayan kimse kalmadı.

    Peki, şimdiki şarkı sözlerini nasıl buluyorsunuz?

    Tabii ki dikensiz gül bahçesi yoktur. Her çağda biraz sulandırılmış sözlerle şarkılar yazılmıştır. Bazen taşlama, bazen güldürü, bazen suya sabuna dokunmayan sadece kulağa hitap eden sözler yazılmıştır. Ama hiçbir devirde dozu bu kadar kaçırılmamıştır. Eskiden bazı sanatçılar yapardı. Şimdi ayakta alkışladığımız sanatçılar bile buna tenezzül eder duruma gelmişlerdir. Bu ülkede güzel şarkı yazanlar bitmedi. Yüzlerce öylesine yazılan şarkıyı bir Lale Devri sarsabiliyor. Bir güz gülleri çıkıp bütün şarkıları susturabiliyorsa demek ki hala toplumda ona sahiplenenler var. Halkımız bunun bilincinde. Aldırma gönül aldırma, uzun ince bir yoldayım gibi şarkıları, türküleri özlüyorum. Türk sanat musikisini çok daha özler hale geldim.

    KÜLHAN YAZILAN ŞARKILAR İBRAHİM TATLISES İLE DAHA İYİ BÜTÜNLEŞİYOR

    Şiirlerinizi sanatçılara verirken seçici davranıyor musunuz?
    Yazarken çok seçici davranıyorum. İbrahim Tatlıses’e verdiğim şarkılar iddia ediyorum ki çok beğenilecek. Aşkın anatomisi tarzıyla, biçimiyle, ölçüsüyle bir şiirdir. Ve şiirin şarkıya yansımadır. Yazarken içerik olarak biraz seçici davranıyorum. Külhan yazılan şarkıların İbrahim Tatlıses ile daha iyi bütünleşeceğini, romantik, ince, narin yazılmış sözlerin Emel Sayın ve Sibel Can’da daha iyi şekil bulacağını biliyorum. Tıpkı giysiler gibidir. Her insan güzeldir ama herkes her giysiyi taşıyamaz.

    Sözlerini yazdığınız şarkıların uzun süre kalıcı olmasını neye bağlıyorsunuz?
    Ben iyi bir gözlemciyim. Kalabalıklar benim en büyük ilham kaynaklarım oldu. Şarkılarımın bir kaçında ben varımdır. Çünkü kendimi tekrar etmek istemiyorum. Ama insanların hikâyelerinden bir şeyler katarak yazıyorum. Deyim yerindeyse realist bir romantiğim ben. Yani gökten yıldızları çalıp size getirmiyorum. Saçınızın bir teline ömrümü vermem, kaşınızın keman olduğuna inanmam. Ama “sen çağırdın da ben gelmedim mi?” diyebilirim. Hatıralarımla yüzleştirebilirim. Bu şehrin kokusunu yansıtabildiğim için ve insandan alıp insana verdiğim için şarkılarım çok seviliyor.

    "OLDUM" DEDİĞİN GÜN ÇÜRÜMEYE BAŞLARSIN


    Peki, sizi kıran yorumcu oldu mu?
    Çok olmuştur

    Neden kırıldınız?

    Her insan beğenilmek ve alkışlanmak ister. Bunun özlemi ile yaşar. Bizde yorumcular özellikle de yeniler şarkı alana kadar size saygıda kusur etmiyorlar. Ama popüler olduklarında unutuyorlar. O zaman en yakın sevgililerini, dostlarını unutuyorlar. İkinci bir mevsimde yine size geliyorlar. Ben bunları çok yaşadım.

    Kimler bunlar?
    Çok var. Örneğin Murat Başaran… “Sana ölürüm şarkısını” hediye ettim. “Bir başarılı olayım beni gör” dedi. Artık görmek istemiyorum. Ne olursa olsun hayatta hiçbir fedakârlığı azımsamayınız. Unutmayın ki; bir sap iplik bir demet çiçeği dağılmaktan korur. Biz de yıllanmış acılarımız ve tecrübelerimizle onlara usta, harita olmaya çalışıyoruz. Siz yokken ardınızdan söylenen sözler güzeldir. Onun için “oldum” dediğin gün çürümeye başlarsın.

    Ahmet Selçuk İlkan deyince benim gibi birçok kişinin aklına Ayten şiiri geliyor. “Ayten” neden bu kadar konuşuldu?
    İlk sesli plak olduğu için çok yankı yaptı. Kod adı Ayten olunca herkes kendinden bir şey buldu. Herkesin bir Ayten’i var ya o yüzden çok sevildi. “Ayten” Ümit Yaşar Oğuzcan’ın bir şiiridir. Kendi şiirlerini benim okumamı çok isterdi. “Bir gün okumak istediğinde ne olur bu şiiri oku” dedi. Ve şiir benimle bütünleşti. “Ben bunu yazdığımda İstanbul çok sarsılmıştı. Sana çok uğur getireceğine inanıyorum” dedi. Ondan sonra nereye gidip şiir okusam sonunda hep Ayten vardı.

    Bu arada Ayten kim?
    Ümit Yaşar Oğuzcan’ın Ayten isminde bir sevdiği varmış. Onu bir başkasıyla görünce “Ayten’i Markis pastanesinde buldular. Ben buldum.Ayten kanlar içinde düştü yerlere, bense ağlıyordum” diye şiiri bitirir. Ama sonra “Aytensiz olmuyor” diye bir şiir daha yazar. Gerçekten de öyle. Keşke herkesin bir Ayten’i olsa.

    Son dönemde şiir verdiğiniz sanatçılar kim?
    Bu yıl yine Ahmet Selçuk İlkan şiirleri moda diye yazıldı. Doğrudur. Kıraç’a “Ya seninle ya sensiz”i verdim. Selami Şahin’e “Ben bir tek kadın sevdim o da sendin”, Baha, “Ne olur söyleyin bana ayrılmak kanun mu aşk kitabında”yı okudu, Seda Sayan’a “Çok yalvardım gitme diye ben ona, şimdi bana dönüyormuş” diye çok güzel şarkı verdim ama daha çıkmadı. Işın Karaca’ya “Artık ne duamsın, ne bedduam”ı verdim. Bu arada İbrahim Tatlıses’in “Gitmek istiyorsan gidebilirsin biz ne ayrılıklar görmüş adamız” şarkısını verdim.

    BU ÜLKEYİ SANAT KURTARACAK

    Şiir yazmaya devam mı?

    Şiir yazmazsa Ahmet Selçuk İlkan yok olur. Şiir çok kıskançtır hatta bence dünyadaki en kıskanç sevgili şiirdir. Şiir yalnızlığı sever. Yazılırken yanında başkasını istemez. Kalabalıklardan arı misali şiiri topluyorum. Mısralar, sözler alıyorum ve onları bir bal yapıp tekrar beslendiğim insanlara sunuyorum. Bu dünyayı bence fedailer değil ancak şiir kurtaracak. Yakında benim de şiir kitabım ve albümüm çıkacak. Biraz iddialı bir söz ama bunu söylemek zorundayım; bu ülkeyi sanat kurtaracak. Çünkü diğerleri hep denendi.

    Haber 7
     

Bu Sayfayı Paylaş