Aşk-ı Muhammedi

'Peygamber Efendimiz (S.A.V)' forumunda Mavi_Sema tarafından 17 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Aşk-ı Muhammedi konusu
    Aşk-ı Muhammedi


    Allah’ın evrenlerde en büyük muradı, gönüllerde semâ sırrının doğmasıdır. Bu semâ, bir tarz fazların raksıdır. Gönüllerin arınması sonucu ilahi tecelli gönle yansıdıkça aşk-ı Muhammedî kıvılcımları doğurur. Arınmışlığın, mutlak yokluğun, özünde bir hamd sırrı parlar. Bu Kâinatın İncisi Efendimizin nûrudur.

    Gönüllerde parlayan ilâhi sevda okyanusta inci arayan müthiş bir avcı gibi gönüllerin sonsuz boyutlarında bu hamdın sırrını, yanı aşk-ı Muhammedî’yi arar durur…
    Efendimizin ismindeki iki hikmet gönüllerdeki mânâ raksının iki fazını temsil eder…
    Arınmışlığın (Mustafa) yarattığı ilâhi aşk sevdası, gönül okyanusunun derinlerinde hamd niyazı (Muhammed) ile öyle bir aşk yangını yaratır ki: Ancak bir raks zevki gönlü yok olmaktan kurtarır. Bu semâ her mü’min için ilâhi nîmetlerin en muhteşemidir. İşte bu yüzden Aşk-ı Muhammedî her mü’min için vazgeçilmez bir gönül tutkusudur.Bu sevda başlayınca; onu, zerre zerre diğer mü’minlerin kalbinde arar. Sonra efendimizin yakınlarına karşı dayanılmaz bir arzuya, sevdaya düşer… Hep anlattığım gibi, Hasan-Hüseyin-Muhsin Efendilerimizin gönlüne girme başarısı gösterince Hz Fâtıma Annemizin himmeti ile evrenlerin muhteşem incisi Efendimizin ceryanına kavuşur.. Bu yüzden Fahr-i Kâinat sevgisi evrenin en zor raksıdır. Yine bu nedenle O’na inanan mü’minler gerçek sevdaya ulaşmasalar bile, Allah huzurunda da, tüm âşıklar indinde de pek kıymetlidirler…
    Aşk-ı Muhammedî’nin akıl almaz bir hikmeti ise bu sevdaya düşenlerin zerre zerre Efendimizin muhteşem ahlâkının sırrına kavuşmalarıdır. İnfak, namaz ve sevgi’nin artması bu sırrın en büyük işaretidir…
    Aşk-ı Muhammedî’nin mûcize hikmetlerinin, şüphesiz en önemli yanı Muhammed (SAS) aşkının Allah aşkını büsbütün şiddetlendirmesidir…
    Bir Aşk-ı Muhammedî sevdalısı:
    “Değilmi ki O (Allah),yaratılmışların en güzeline, şefaatlisine, en muhteşem nuruna aşık: O halde âlemlerin İncisinin ümmeti olarak lütuflandırdığı ben de; O muhteşem, lâtif varlığı (Efendimize) âşık olduğu için Allah’ı daha çok, daha şiddetli seviyorum” demişti…
    Gönüllerde semânın akıl almaz fazları bazen tek bir fazla şiddetle parlayıverir. O zaman bir tarz Şems makamı teşekkül eder. Bu hikmet, irşad ışığı ile Sırr-ı Muhammedî’yi gönüllerde arama demektir ve HZ ALİ Efendimizin sırrıdır.
    Eğer gönüllerde aşk-ı Muhammedî ceryanı artarsa, bu kez şiddetle Allah’ı arayan mâşukiyet makamı doğar; bir tarz Mevlâna makamı… Hz Mevlâna bu makamı, açılan bir gül goncasının sessiz raksına benzetir. Bu makamda kul bütün güzelliğini, ilâhi tecelliyi hasretle beklemeye adamıştır. Tıpkı gönülden hamd kokuları saçan bir gül göncası gibi… Aynı zamanda hasretin gözyaşları gül goncasındaki şebnemi andırır. Evrenlerin İncisi, sonsuz kâinat okyanusunda öyle gizli bir ihtişamdır ki; gönüllerdeki ilâhi aşk ceryanından başka hiç birşey ona ulaşamaz, onu bulamaz…
    Nitekim bir hadîs- kudsîde, Allah:
    “Ben apaçıktım göremediniz; sevgilimi (Efendimizi) gördünüz bilemediniz” buyurmuştur..
    Benlikten sıyrıla sıyrıla yokluğa intikal etmek ve yokluk fazında Allah’a hamd etme sanatı, aklın, hayâlin varacağı bir makam değildir. Fâtiha’nın sırrı bu hamdi yakalayabilmektir. İşte bu yüzden Efendimizin sevdasına düşmek; inciyi bulmak için uçsuz bucaksız okyanusa dalmaktır. Efendimizin benzersiz güzelliği, gönlünü arıtanlara bu sevdanın hazzını öyle şiddetli vermiştir ki; tüm âşıklar okyanusa Evrenin İncisini yakalamak için hiç tereddüt etmeden dalarlar…
    Aşk-ı Muhammedî koskoca Kâinat okyanusunda Evrenin İncisini bulma sevdasıdır. Ve bu sevda gönüllerde sembolleşerek semâ raksına dönen ilâhi bir tecellidir.
    Aşk-ı Muhammedî’yi gönlün sonsuz dünyasında yaşayanlar sonunda Efendimizin muhteşem elest hamdini duyarlar. O hamdin içinde sonsuz hazza ererler. Fâtiha’nın nîmet verilenler sırrı budur.
    Aşk-ı Muhammedî öylesine akıl almaz bir ihtişam serüvenidir ki, o sevdaya düşenler Efendimizin Allah sevgisini infak etme sırrından aldıkları ışıkla sonunda Allah’ı bulur (mü’minin mîracı). O sevdaya erdikçe de Efendimizin hamd niyazının sonsuzluğunda gönülleri semâ hazzı içinde raks eder durur. Bu bitmez sevdanın hikayesi iç içe akış fazlarında yaşamanın sonsuz bestesidir. Daha doğrusu Allah’ın sonsuz tecellilerinin, ilâhi sevdasının, seyrinde; mutlak yoklukta bir noktacığın yakalandığı haz fırtınasıdır…
    Ne anlatmakla biter!… Ne yaşamakla…
    Gönüllerde semâ: Kâinatın İncisi Efendimizin bize lûtf ettiği bir infakın akıl almaz haz hikâyesidir.
    Fahr-i Kâinat Efendimiz olmasa Allah bizler için ancak hayallerde bir zan olacaktı. Güzeller güzeli Efendimiz, düştüğü Allah sevdasında aşk ceryanını bulup, bizi siliklikten, hiçlikten kurtardı; Allah’ın sonsuz güzelliğini bize seyrettirdi…
    Bütün evrenler, özellikle de insan, tüm varlığıyla Efendimize öyle borçlu ki; varlığı tümden hacz olsa yine O’na borcunu ödeyemez.
    Güzeller Güzeli Efendimize sonsuz niyaz,
    Güzelliğinin sonsuzluğunda salât-selâm…


    ONK. DR. HALUK NURBAKİ
    Gönüllerde Semâ Kitabından alınmıştır..
     

Bu Sayfayı Paylaş