_AşK BeyaZ BiR MasaLmıŞ SevGiLi__

'Aşk-Sevgi-Evlilik Sözleri' forumunda NeslisH tarafından 4 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    _AşK BeyaZ BiR MasaLmıŞ SevGiLi__ konusu

    AŞK BEYAZ BİR MASALMIŞ SEVGİLİ

    Gitmeye çeyrek kaldı. Hiçe karışıyorum..
    “çıkıp git içimden acı, kaybol mısralarımdan. Boğuluyorum…”
    Kederlerimi gözlerine terk ettim. Şimdi sadece yitik zamanlarımı arıyor, bulut
    yüklü yalnızlıklarımda dövündüklerim için son kez ağlıyorum…
    Nicedir parçalı bulutlu bir hayatın, siyah ve gri tonlardaki renklerini
    ayrımsayarak doyasıya yaşamaya çalışıyordum hüznü ve yalnızlığı. Hüzün ve
    yalnızlık: özgürlüğümdü.. Kayıp duyumsamalar sorgulanmazdı kentimde, üşüsem
    bile, kimse bilmez, ruhum hep kuytu köşelerde nemli ve kirli karanlıklarla
    sevişirdi..
    Geçmiş! An! Gelecek! … Aklım, uzayıp giden düşünce ağına yetişemiyor. Öyle bir
    bulut kümesi ki bu, ne yağıyor dolu dolu, ne de bir rüzgara kanıyor. Bu nasıl
    bir kahır bela ki tutkalla yapışmış gibi ömre, zımparalasan da ayrılmıyor,
    bitmiyor.
    Şimdi bir bozkır kuraklığında ömrüm. İyi niyetli düşlerimi yargılıyorum iç
    kentimde.. Kendime yalanlar anlatıyorum: pembe ve beyaz.. Aldatılmaya bile
    mecalim yok aslında..Bazan öyle bir geçiyorum ki kendimden, düşlerimden, hiçbir
    şey yakmıyor canımı. Ah bir bilsen, öyle yalnızım, öyle yalnızım ki, yalnızlığım
    bile ağlıyor bana; kuşlar terk edip gitti ağaçlarımı, ne kadar çoğulsam o kadar
    tekil yaşıyorum içliğimi, siyah bir matem geceliği takıp göğsüme ömrümün en koyu
    masalına yol alıyorum. Ah ruhum, öyle serserisin ki; kendi bedenini bile terk
    ediyorsun. Hiç kimseye yaklaştırmadın içini, ve hiç kimse içinde sürmedi…
    Hiçbir aşk iklimine karışmıyor günahlarım. Cehennem sığınağı aşk kokulu
    göğüsler, dudaklarına süründüğün şiir şarapları, ellerinin arasından uzayıp
    giden kelimeler ve o kelimelerden akıp kendine yol bulan rüzgarın.. Aslında o da
    yok, biliyorum, hep yok zamanlar düşündeyim.
    Tuzaklar kuruyorum kendime. Caddelere, sokaklara sinen yalancı kalabalıklara
    karışıp doyasıya emiyorum sesi. Kuytularda gizlenen kirli cümlelerden uzak
    tutuyorum düşlerimi, düşlerim yakamı bırakmıyor.
    Alıp dağlara, teslim etmeli ruhumu! En ucuna yükselip toprağın ve göğün; içimi
    kemiren kirli kanı akıtmalıyım. Süratle soğuyorum. Ah Tanrım! Ölüm sızıyor
    parmaklarım ucundan. Bu siyah sis de ne? Aklımın aydınlık köşeleri, neredesiniz?
    Hani içimin mavi yeşil okyanusu?
    Biliyorum, bu bir son. Ellerimi, gözlerimi ve sevgimi istemiyor artık yüreğin.
    Tenin çok uzaklardaki adını ve rengini bilmediğin tenleri özlüyor. Artık soru da
    yok. Yok çıkmazlarındayız, çünkü hepsi cevaplarını buldu. Yüreğin ve aklın
    kapının çok ötesinde içeriye süzülen başka sesler ve başka renkler peşinde.
    Biliyorum ne benim ne de senin bir günahın yok böyle bir sonda. Aşk bu, hep
    uzağı düşleyen ve hep imkansız için yanıp tutuşan bir düşüz her birimiz. İhaneti
    de kendimiz kurguluyoruz, gönüllü düşüyoruz tuzaklarımıza. Renklerini emiyoruz
    hayatın. İçimizin tuvalindeki renkler de giderek koyulaşan siyahlığın kucağında
    sonlanırken, dudaklarımızın inceliğine tuhaf bir hüzün yerleşiyor sonra. Buna da
    hayret ediyoruz, sanki o yutan, kavuran karanlığı kendi ellerimizle
    yerleştirmemişiz gibi..
    Nerde yanlış yaptıklı cümlelerle sorgulamalı mı dersin kendimizi? Ah! Yalnız
    inleyen bir keman sesi kurutuluşum olabilir. Biliyorum bir yerlerde, bir sokak
    lambasının altında yıldızlara senfoni yapan sessiz bir keman özgürleştirecek
    içimdeki kadını. Kendi matem göğümü özlüyorum.
    Şimdi göğe doğru yükselen bir spiralin son turlarındayım. Siyah göğümün
    kucağına, anne kucağına uzanır gibi uzanacak, boşlukta, evrenle beraber sonsuza
    dek döneceğim.
    Haydi git ve üzülme! Bir tüy olur, kendi rüzgarımla savrulup giderim
    hayatından. Hiç olmamışım gibi…
     

Bu Sayfayı Paylaş