9 Ocak 2010 Burak Kut Röportajı

'Müzik Sohbet & Fan Club' forumunda Mavi_Sema tarafından 9 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    9 Ocak 2010 Burak Kut Röportajı konusu 9 Ocak 2010 Burak Kut Röportajı

    Bir dönem ortadan kaybolmasını değişen şartlara ve yaşadığı bunalımlara bağlayan Burak Kut, her şeyi olduğu gibi kabul etmekten yana: Neyse ki benim sınıf problemim yoktur. Kimseyi suçlayacak da değilim...


    [​IMG]

    YILLARDIR PARA YERİNE İNSAN BİRİKTİRİYORUM!
    Yeni albümü 'İlaç' geçen hafta piyasaya çıkan Burak Kut, ilk konserini 29 Ocak'ta, Beyoğlu X Large'de verecek. Yepyeni şarkılarını, kendilerine, 'Silahsız Burak Kut Kuvvetleri' adını veren sadık dinleyici kitlesinin çok beğendiğini söyleyen Kut, 'Bebeto'luktan olgunluğa geçiş sürecini, aldığı fazla kilolar yüzünden kendini gizlediği günleri ve yaşadığı depresyonu anlattı...

    Şarkılarınız dinledim. İyice rock müziğe mi kaydınız?
    Bütün albüm rock ağırlıklı değil ama hareketli şarkıların çoğunda elektronik gitar çalındı. 'Yaşandı Bitti' ile başlayan, Quenn dinlemem, senfonik rock'ı sevmem ve sahnede de bu tarz şarkıları söylememle devam eden bir süreç bu... Ama albümde 'Bebeğim', 'Sonbahar' gibi şarkıları aratmayacak slow şarkılar da var.

    BUNALIM GEÇİRDİM
    Niye yedi yıl hiçbir şey yapmamışınız gibi bir izlenim oluştu? Oysa iki sene önce 'Komple' albümü çıktı ve başka birçok şey yaptınız. Pop'tan uzak durmak mı böyle bir algı yarattı?
    Müziği bıraktım gibi algılandı ama benim yaşama sebebim müzik. Akademisyen olarak kendimi geliştirdim ama bir dönem göz önünde olmadım. Kiloluydum, görünmek istemedim, bunalımlar geçirdim. Haliyle kolay değildi yaşadıklarım... Etrafında insan ordusu, çember varken bir anda tek başına kalıyorsun. Neyse ki benim sınıf problemim yoktur. Geçmiş zaman... Tabii olaylar yaşanıyor ve bitiyor. Kimseyi suçlayacak değilim ama içindeyken çok fazla düşünemiyorsun. Dışarıdan bakabilme lüksüne sahip olduğun zaman bazı şeylerin kritiğini çok daha rahat yapabiliyorsun.

    Bu sürecin size bir kaybı oldu mu?
    Aksine, kişisel gelişimime katkısı oldu. Kendimi dinleyebilmek çok önemli çünkü bu işlerde egoları kontrol etmek çok zordur. Kazandığınız paraya ya da popülerliğe göre, psikolojini koruman gerekir. Şükürler olsun bunu çok iyi başarabildiğimi düşünüyorum. Kendimi eğitebiliyorsam, dünyaya bakışım değiştiyse, farklı şekilde algılayabiliyorsam artık...

    "Kendimi eğittim" derken?
    Dünyanın tamamı şöhretten ibaret değil ki... Kendinizi o çarkın içine soktuğunuz zaman kitap okumaktan uzaklaşıyorsunuz, dünya meseleleri ile ilgilenmiyorsunuz... Bakarsanız; şöhretin zirvesinde olduğumda 20 yaşımdaydım. Bir erkeğin aşkları, acıları yaşaması, okuması, biriktirmesi, öğrenmesi, kültürünü geliştirebilmesi, sağlam bir adam olabilmesi için 35'e kadar olan süreci dolu dolu yaşaması gerekir. Benim o sırada kendimi keşfetmek için zamanım yoktu açıkçası. Çok hızlı gelmişti şöhret. Devamlı onaylanıyorsun ve paranın her şeyi yaptırabildiğine inanıyorsun. Yok böyle bir şey! Ben o günlerden beri, para yerine insan biriktiriyorum. Bunun çok daha faydalı olduğunu düşünüyorum.

    "Bunalımdaydım" dediniz. Kilo almanızın bu bunalımla ilgisi var mıydı?
    E tabii, stres. Aslında şişman ve mutsuz değildim ama stresin getirdiği dengesiz beslenme sonucu kilo aldım. Bir bırakırsınız ya kendinizi, ne olacaksa olsun diye, öyleydim. Çok insani bir durum bu...

    BEN DE İKİLEMLER YAŞADIM
    O dönemde çevrenizi de değiştirdiniz galiba?
    E tabii, elemine ettim arkadaşlıklarımı. Maalesef paranoyak bir durum oluyor. Sorguluyorsun. Çok klişe belki ama, 'seni, sen olduğun için mi yoksa Burak Kut olduğun için mi seviyor' ikilemini yaşıyorsun...

    Hatırlıyorum o dönemi. Ne çok kadın hayranınız vardı...
    O yüzden işte objektif olamıyorsun. Oysa benim o yıllarda da dertlerim hep müzik ve kariyerim üzerineydi...

    Son iki yıldır da kariyeriniz için çalıştınız ama pek bilinmiyor bunlar...
    Senfonik orkestralarla müzikaller, ilahiler söyledim. Broadway'de bir müzikalde sahne aldım. Sezen Aksu ile Berklee'e gidecek çocuklara burs sağlanması için konser verdim. Hiç durmadım ben. Söylemeden geçemeyeceğim ki, sadece 2007 ve 2009 yılları arasında yaptığım şeyler dahi, insanların bütün kariyerleri boyunca bile bazen nasip olmayan şeyler ve bunlardan benim hayatımda çok var.

    Kendinizi 'popçu' olarak görmüyorsunuz, değil mi?
    Tabii... Ama böyle bir şey benim ağzımdan olursa çok narsistçe algılanır. Farklı ya da iyiyim diyemem. Ben işimi iyi yapmaya çalışıyorum ve yolumda giderken kendi tarzı, duruşu olan bir adam olarak anılmak istiyorum.

    ALBÜMDEKİ ŞARKILARA BURAK KUT YORUMU
    Ben Yokum: Yokluğumu anlatıyor...
    Bu Kadar mıydı: Tam bir erkek şarkısı...
    Git Bir An Önce: Sibel Algan'ın. Çok masum ve naif bir şarkı...
    Efsanem Olacaksın: Amr Diab bestesi. Sözlerini beni düşünerek yazmış Sezen Hanım...
    Hakikat Aynası: Paraizme benim yorumum...
    Lütfen Bırak Bu İşleri: Mithatcan'ın... Tam ayrılma sürecindeki bir erkeğin muzip sözleri var içinde ama bunu size Mithatcan anlatsın...
    Kendimle Barıştım: İnsan herkesi affetmeli...
    Kafam Karışık: E sürekli karışıyor kafa...
    Yasak Elma: Platonik bir aşk...
    Kitap Aralarında: Pera Palas Otel'de yaşarken yazmıştım...
    İlaç: Hislerimi nasıl anlatsam? Eski bir şarkı...
    Bir Sürü Var Bunlardan: Çok eğlenceli.

    Mikrofon bozuldu Sezen'e ağladım

    'Yaşandı Bitti' şarkınız aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ müzik kanallarında gösteriliyor. Sizce o dönem değeri anlaşılmış mıydı o şarkının?
    Sezen Aksu arayıp, "Oğlum sen ne yapmışsın, 10 sene sonrasının işi bu" demişti... Bazen zamanın önünde işler yapmak riskli olsa da tarihte yerini buluşuyor. Geriye dönüp battığında hâlâ dinlenebilir şarkılarımdan ve izlenebilir kliplerimden biri. Bir de o şarkıyla ilgili o dönem için beni çok üzen ama şimdi gülümseten bir anım var. Sezen Aksu'nun mikrofonunu kullanmıştım. Sene 1995 filandı. Tonmaister, mikrofonu denemek istemiş, fakat mikrofon tüplü olduğu için ısıtmadan çalıştırmış ve mikrofonu yakmış. Benim için düşünün daha yeni tanışmışım Sezen Aksu ile, mikrofonunu emanet istemişim ve daha kullanmadan yakmışım... Olayı Sezen Aksu'ya anlatırken, beş yaşındaki çocuk gibi ağlamıştım.

    Küçük Bebetolarım olsun istiyorum!

    [​IMG]

    35 yaşını geçmek nasıl bir duygu?
    İki sene geçtim 35'i. Bugüne kadar beyin alıyor, sünger gibi emiyor her şeyi. 35'e kadar dolduruyorsun kendini. Ancak olgunlaşıyoruz diye düşünüyorum. Bu birikimlerini artık hayata geçirme ve uygulama zamanı. Uygulama derken, geçmişte yaptığın hataları tekrarlamamak, edindiğin bilgileri paylaşmak, aksiyona dökmek yani... Bir erkek için hayat biraz da böyle başlıyor.

    Bir de gelecek garantisi... Zamanında para biriktirebildiniz mi?
    Paraya çok önem veren biri değilim. Paylaşmadan çoğalmaz diye düşünüyorum. Yeri geldiğinde cebinde tüm olanı ihtiyacı olan kişiye verebilirim. İşini doğru yaparsan zaten karşılığını alırsın, para kazanmak zor bir şey değil.

    Artık sizin de küçük küçük 'Bebeto'larınız olsun istiyor musunuz?
    (gülüyor) Çok istiyorum. Çocuk delisiyim ben. Çocukları görünce içimde ışıklar parlıyor. Onların masumiyeti melek gibi olmaları... Gerçi zamane çocukları aşmış durumdalar. Sanki bilgiyi yüklemişler beyinlerine, öyle gelmişler... Kendiliğinden gelişir böyle konular. Plan yapmak bana göre değil. Plan yapınca beklenti oluşuyor çünkü... Ama iki kişinin birlikteliği, birbirini tanıması filan çok zor. Şöyle bir laf biliyorum; 'sevginin kollarında rahatlayan insan genellikle düş kırıklığının ayakları dibinde uyanırmış.'
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    paylasim icin tesekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş