6 başbakan yetiştiren tek şehir isparta

'Isparta Tanıtımı' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 27 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    6 başbakan yetiştiren tek şehir isparta konusu Haydar Paşa
    [​IMG]
    Doğum yeri : ISPARTA - Gelendost
    Doğum tarihi : 1512
    Görevi : Sadrazam ve Pâdişâh vekili
    Görev süresi : Sadrâzam Rüstem Paşa ve Kanunî Sultan Süleyman'a zaman zaman.
    Ölümü : 18 Ağustos 1595
    Ölüm türü : Şahadet (Cephe'de)
    Anılan adı : Koca



    KİMLİĞİ :
    Ülkemizde ve dünyada başka şehirlerin bir tanesiyle övünçleri dünyayı tutan evlâtlarından, Göller Bölgesi merkez şehri Isparta, her birinin ünü dünyayı tutacak 6 evlât yetiştirmiştir. Bunlardan ilki en uzun dönemli ve Türk ve dünya tarihinde en önemli yer tutan Osmanlı Devleti'nin en güçlü Padişâhlarından Kanuni Sultan SÜLEYMAN, 2. SELÎM ve 3. MURAT gibi yükselme döneminin üç pâdişâhına ve bu dönemlerin hemen bütün Sadrazâmlarına vekâlet etmek gibi devlete en yüceden hizmet veren Koca HAYDAR Paşa'dır.

    Haydar Paşa, 16. Yüzyıl başlarında, o zamanlar Hamidabâd Sancak'ı adı verilen Isparta İli'nin Gelendost köyünde 1512 yılında doğmuştur. Öteden beri var oldukları bilinen «Hürzat oğulları» ailesinden Mehmet Ağa'nın oğludur.

    Haydar Paşa, çocukluğu boyunca, 18-20 yaşına kadar, köyünde ilköğrenim görmüş, Eğirdir ve Akşehir Medreselerinden diploma almış, babasının isteği ile o zaman İstanbul’da kurulan «Mimar Ağa Ocağı» na yazılmış, biraz sonra da Osmanlı Ordusu'nun ihtiyacı olan Mimar-Mühendis ile Tabya Subayları yetiştiren «Darüssınai Odası»na girmiş ve yüksek zekâ ve çalışkanlık göstererek «Mimar Ağa Yardımcılığı» rütbesiyle «Darüssınai Kalfa'sı» olmuştur.

    Yavuz Sultan SELÎM döneminde, genç yaşında, yaşıtları arasında üstün zekâ ve çalışkanlığıyla Padişâh'ın ve Lala'sı Kasım Paşa ile «Kapudan-ı Derya» Piri Paşa (Piri Reis)'in dikkatini çeken Hürzat oğlu Haydar bey, «Kalfa Paşa» adı ile anılmaya başlamış, İstanbul-Haliç'teki Kasımpaşa semtinde ilk Türk tersanesini kurmaya memur edilmiştir. Bu başarısından sonra, Hadım Süleyman Paşa ile beraber Cidde'ye giderek, Türk Donanma Üssü'nü kurmuştur.

    KANUNÎ SULTAN SÜLEYMAN döneminde:
    Genç yaştaki başarıları dillere destan olan Haydar bey, Kanunî Sultan Süleyman dönemi Sadrazâm'ı Ayas Paşa ve kendisini daima takdir eden Yavuz Sultan Selim'in Lalası Kasım Paşa'nın aracılıklanyla Kanuni'nin de dikkatini çekmiş, takdirini kazanmış olarak İç Anadolu sulama, stratejik yollar ve köprülerle İstanbul-Bağdat yolu plânlaması, Ankara-Niğde-Adana ulaşımını sağlama işlerini üstlenmiş, yeni kışla yerlerini, kurutulacak bataklıkları ve çeşitli göl ayaklarıyla kurak arazinin sulanmasını plânlamış, bir çoğunu gerçekleştirmiştir. Bu başarıları üzerine 1540 yılında (bir tuğ'lu) vezirlik rütbesi verilmiştir. Bir istihkâm Alayı'nın başında bulunarak Macaristan'da Bu-din (Budapeşte) alınmasından sonra (iki tuğ'lu) paşalığa yükseltilmiştir.

    Haydar Paşa, Osmanlı Ordusu'nun en seçkin Mimar- Mühendis Tabya Subayı olarak bütün kara ve deniz savaşlarında imparatorluk ülkesinin her yanında görev almış, yararlıklar göstermiş, 1548 de Kanuni'nin İran, 1551'de Transilvanya seferlerine katılmış, Tameşvar kuşatmasına, Segetin baskınına katılmıştır. Bütün bu seferlerde gösterdiği üstün başarı başta Kanuni Sultan Süleyman, Rumeli Beylerbeği Mehmet, Anadolu Beylerbeği Rüstem, Kaptanı Derya Barbaros Hayrettin Paşalar ve Kasım ve Sokullu Mehmet Paşalar gibi Sadrazamlar tarafından görülmemiş takdirle karşılanmış ve rütbesi o tarihe kadar Ordu'da görülmemiş (üç tuğ'lu) vezirliğe kavuşturulmuştur.

    Kanuni'nin oğullan Şehzadeler arasında başgösteren saltanat kavgaları dolayısıyla, bir ara, haksız iftiraya uğrayan Sadrazam Rüstem Paşa ile birlikte azledilmiş olan, devletin bu 3. adamı durumundaki Haydar Paşa, Rüstem Paşanın ikinci Sadrazamlığı sırasında, 1555 de, Devletin Dışişlerini tedvire memur edilmiş, o yıl içinde İranlılarla Osmanlı'lar arasındaki barış görüşmelerine devlet adına başkanlık yapmıştır. Fransızca, Arapça, Farsça, Rumca ve bazı Slav dilleriyle Macarca bilgisi dolayısıyla yine o yıl sonuna doğru İstanbul'a gelen bir Macar heyeti ile Sultan Süleyman ve Sadrazam Rüstem Paşa'ya vekâleten görüşmeler yapmağa yetkili kılındı. Bu arada, Macaristan seferlerine Başkumandan yardımcısı (yine Padişah'a vekâleten) ve ordu kumandanlıklarında bulundu. Bir çok şehir ve kalelerin alınmasında yararlıklar gösterdi. Sokullu Mehmet Paşa'nın sadrazamlığı döneminde Kanuni, Sigetvar üzerine açtığı son seferinde, 1556 da, kuşatma sıralarında, savaş alanındaki çadırında öldüğü zaman, durumu Haydar Paşa, büyük bir maharetle idare etmiş, orduda bir panik çıkmasını önlemişti.

    SULTAN 2. SELİM döneminde :
    Bu dönemde Haydar Paşa, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'nın yardımcısı durumunda, ikinci Vezir'dir. Sultan Selim 1557 de, Haydar Paşa, Şemsi Paşa, Piyale Paşa'yı «Kubbe altı vezirliğine» yükseltti. Türk Donanma Kumandanı Turgut Reis'in Akdenizi Türk gölü haline getirmek üzere giriştiği bütün seferlere Haydar Paşa'da katılmıştır. İmparatorluk topraklarının en geniş bulunduğu bu dönemde, Haydar Paşa ülkenin onarım, ulaşım bakımlarından gerekli bütün büyük projelerini düşünüyor ve hazırlanıyordu. Don-Volga nehirlerinin, Hazer ve Karadeniz'in birer kanalla bağlanmaları fikrini Sokullu Mehmet Paşa'ya kabul ettirmiş, Padişâh'ın da onayı alınarak uygulamaya girişilmiş ve bütün düzenlemeleri üzerine almıştır. Kanal kazılarının ilerlediği sırada Rus kuvvetlerinin ilerlemesi üzerine projeden vazgeçilmiş, bunun üzerine Haydar Paşa da en verimli çağındaki çalışmalarını Anadolu'ya yöneltmiştir.

    Anadolu'da yol, sulama, köprü, konak yeri, kışla, bataklık kurutma gibi çalışmaları zamanına göre en ileri bir anlayışla programlamış, uygulamaya koymuştur. Sonradan adı verilen, Anadolu-Bağdat karayolu başlangıcı Haydarpaşa mevkii, Haydarpaşa Hastahanesi (Numune Hastahanesi) Haydar Paşa semti ve Selimiye Kışlası planlaması hep Haydar Paşa tarafından yapılmıştır. Yine bu arada, kendi memleketi olan Isparta'nın ve Göller Bölgesinin en büyük gölü olan Eğirdir gölünün iki ayağı 1. ve 2. Kovada'nın meydana getirdiği bataklıkların kurutulması ve suyunun Antalya'dan denize karışan Aksu'ya dökülmesi için 1567'den itibaren çalışmalara başlanmıştır.

    1570'li yıllarda, Arabistan'ın henüz ele geçirilememiş topraklan ile Akdeniz'in en büyük adası Kıbrıs'a başlayan seferlerde hazır bulunan Haydar Paşa, 1592'de Tunus Beylerbeği'liğine getirilmiş, Tunus'u ele geçirmek isteyen Venedik-İspanyol kuvvetlerini (Halkul-Vâd) zaferiyle yenmiştir. Dillere destan bu zaferden sonra Cezayir Beylerbeğliği de kendisine bağlanmıştır.

    O yıl Sultan Selim'in ölümü üzerine tahta çıkan Sultan 3. Murat da imparatorluk topraklarının korunmasına ve yeni seferlere önem verdi ve Haydar Paşa'yı yeni kuvvet ve kumandanlarla daima destekledi. Afrika'nın Akdeniz kıyısındaki, Türkler elindeki topraklan ele geçirmeğe çalışan Portekizlilerle uzun savaşlar veren Haydar Paşa, Fas ülkesini savundu ve 1578'de »Üst Vadi sahili» savaşını kazandı ve bu defa da Tunus-Fas-Cezayir Beylerbeyliği (Koca) unvanını aldı.

    1579'da, Osmanlı Devleti'nin en büyük vezirlerinden Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra, devlet idaresinde bir kargaşa ve sınır kumandanlarının yerine keyfi tâyinler başladı. Sıradan vezirler iş başına gelip gittiler. Millet ve memleket için düşünme ve çalışmanın değeri kalmadı. Koca Haydar Paşa'yı da geri çağırıp, Sivas Beylerbeyliğine getirdiler.

    1583'de Kafkas sınırında İran Safevî kuvvetleriyle çıkan savaşa yine kurtarıcı olarak Haydar Paşa çağırıldı. «Meş'ale cengi» ve Baku şehrinin alınışında çok büyük yararlıklar gösterdi. İki yıl sonra, İran ordusunun Van üzerine yürümeleriyle başlayan savaşı da kazandı ve Tebriz'in alınmasını sağladı. 1588'de Doğu Orduları kumandanı olarak Azerbaycan'ın Karabağ bölgesi Gence vilâyetini imparatorluk topraklarına kattı.

    1592'de, Rusya'nın körüklemesiyle Osmanlı Avrupa'sı sınırlarındaki irili ufaklı ayaklanmalar başlamıştı. Devlet merkezinde ise makam kavgaları sürüp gidiyordu.

    1595 yılı başında Sultan 3. Murat ölmüş, yerine 3. Mehmet Pâdişâh olmuştu.

    SULTAN 3. MEHMET döneminde :
    Millet ve memleketine can ve baş ile çalışmış, meydana getirdiği pek çok eserlerle kendinden önceki 3 Pâdişâh'ın takdir ve güvenini kazanarak hiç bir entrikaya karışmamış gerçek devlet adamı niteliği herkes tarafından teslim edilmiş bulunan Koca Haydar Paşa'yı, yine pâdişâh Sivas Beylerbeyliğî'nden alarak Saray Vezîrliği'ne getirdi.

    Haydar Paşa İstanbul'a geldikten sonra, son gücü ile şehrin onarım işlerine başladı. Yeni yeni plânlar hazırladı. Kadıköy ve Aksaray semtlerinde hastahaneler inşaatına başlandı. Ayni yıl içinde açılan Eflak-Romanya seferine başkumandan tayin edilen Sinan Paşa'ya yardımcı olarak katıldı. 83 yaşında bulunan Haydar Paşa bu göreve, hiç kuşkusuz Pâdişâh'ın gözcüsü olarak getirilmiş bulunuyordu. Ordu, Tuna nehri önlerine geldiği zaman, Haydar Paşa'nın yerinde plânı ile derhal köprü inşa edildi ve bu tek geçitten geçilerek Bükreş önlerine varıldı. Savaş yeri plânını da hazırladı, fakat Sinan Paşa buna karşı çıktı ve yanlış yer seçimi dolayısıyla ordunun hareketinin ağırlaşmasına sebep oldu. Bu yanlış tabya taktiği yüzünden boğaz içinde ve tek köprülü geçitte savaşılmak zorunda kalındı. Bunda ancak, Haydar Paşanın üstün kumandanlığı niteliğiyle başarıya ulaşıldı ve Bükreş önlerine gelindiğinde, tam Bükreş köprüsünü geçmeğe hazırlanırken, yakınına düşen bir düşman güllesinin şarapneli ile başından yaralanarak şehit oldu.

    Milletimizin en büyük bilgin, diplomat kumandanlarından olan Koca Haydar Paşa'nın beklenilmeyen bu ölümü karşısında Pâdişâh 3. Mehmet büyük acıya kapıldı ve Saray'da üç gün yas ilân etti.

    Türk askerlik tarihi'nin bilgin-diplomat-kahraman ve daima muzaffer, 60 yıllık devlet adamlığında dönemlerini yaşadığı 4 Pâdişah'ın da tam güvenini sağlamış Koca Haydar Paşa da, imparatorluğun sınırlarında mezarı meçhul kalmış nice şehitlerimizden biridir.

    Ali Paşa
    [​IMG]
    Doğum yeri : ISPARTA - Eğirdir
    Doğum tarihi : Bilinemiyor
    Görevi : Sadrâzam
    Görev süresi : 7 ay - 4 gün
    Ölümü : 3 Nisan 1624
    Ölüm türü : İdam
    Anılan adı : Kemankeş - Kara



    KİMLİĞİ:
    Ali Paşa'nın kimliği hakkında, görebildiğimiz kadarıyla, bütün belgelerde kesin bir bilgi yoktur. Bu yüzden doğum tarihi de henüz bilinememektedir. Hep birbirine kaynak olduğu anlaşılan yerli ve yabancı tarihlerde (Hamidi) kaydı vardır.

    Hamidi, Hamid'e mensup, Hamid'li demek. Tarihimizde : Hamid-Hamidi-Hamidâbat-Hamideli deyimleri hep «Hamidoğulları Beyliğinden sonra bu Beyliği hatırlatır. Bilindiği üzere, Hamidoğulları Beyliği'nin yurt yeri Isparta-Burdur-Antalya ve merkezi de Eğirdir'dir. Bir ara «Felekâbât»de denilen Eğirdir'in Sancağı Isparta'dır. Ali Paşa bu bakımdan Ispartalı-Eğirdirli sayılmaktadır. Ali Paşa'nın Hamidoğulları'ndan olup olmadığı hakkında da kesin bir belge yoktur.

    Aslı elimizde bulunan «Emsa-üt tevarih» adlı eserde, Ali Paşa'nın memleketinin Eğirdir olduğu kaydına göre; Ali Paşa küçük yaşta İstanbul'a gitmiştir. Saray'a nasıl alındığı, Enderun' da nasıl yetiştiği, Silâhdarlık ve Vezirliğe hangi bir destekle veya hizmetle yükseldiği hakkında, tarihlerdeki ortak bilgiye rağmen, kişiliği üstüne bilgiler çok değişiktir. Daha ilk Valiliğinde -adam öldürtmek-, -rüşvet yemek- gibi huylarının belirdiğinden söz edilir. Bu yüzden Bağdat Valiliği'ne atandığının yılı dolmadan görevden alındığı, bunun için İstanbul'a dönmekten çekindiği, Kayseri'de yerleştiği anlatılır.

    Acımasız ve yeyiciliği ile 1. Ahmet döneminde -Kara- adını alan Ali Paşanın bu kadar anılan bir adı da -Kemankeş- olup, bunun yetişme çağında çok iyi -yay- çekmesinden ileri geldiği belirtilir.

    Ali Paşa'nın adının, 1. Mustafa'nın 3 ay 4 gün süren ilk Pâdişâh'lığının tahtan indirilişine, bu yüzden 2. Osman'ın 4 yıl süren Saltanatı sırasında kendisini gözlerden ırak tutmaya çalıştığı, ancak l. Mustafa’nın 2. Saltanatı zamanında ortaya çıktığı ve İstanbul'a dönebildiği ileri sürülür.

    4. Vezir olarak «Kubbe altı»na girebilen Ali Paşa, 2. defa Sadrâzam olan Merre Hüseyin Paşa'nın Pâdişâh aleyhine oyunlara girişmesinden dolayı asılmasından doğan kargaşadan yararlanmasını bilmiş, içyüzü bugün dahi anlaşılamamış olan bir entrika ile Sadrazam olmuştur.

    30 Ağustos 1624'de Sadrâzam olan Ali Paşa, ilk iş olarak, aklı tamam olmayan 1. Mustafa'nın yerine, 11 yaşındaki şehzade IV. Murat'ı taht'a çıkarmış ve tam bağımsız hareket edebilmek için, yeyiciliğini yüzüne söylemek cesaretini gösteren zamanın Şeyh-ül İslâm'ı Yahya Efendi'nin yerine, bilgisi tamam olmayan kayınbabasını bu mevkie getirmek suretiyle imparatorluğun en önemli bu ikinci makamını ele geçirmek istemiş ise de buna muvaffak olamamış fakat, yeni Pâdişâh'ı tahttan indirmeye çalıştığı bahanesiyle Merre Hüseyin Paşa'yı kinine kurban etmiştir. Kendisine rakip gördüğü daha bir çok devlet adamını İstanbul'dan sürüp çıkarmış ve iktidar ihtirasını Sadrazamlığının son gününe kadar sürdürmüştür.

    Kemankeş Kara Ali Paşa'nın, gerçekliği ancak yazarlarınca savunulabilecek, bu yolda daha bir çok işlem ve eylemleri bulunduğu hakkında uzun uzun yazılmıştır.

    Ali Paşa'nın rakiplerini yoketme silâhı sanılandan çok şiddetle geri tepmiş ve en yakınları bile onun vücudunun ortadan kaldırılmasında birleşmişlerdir.

    Ali Paşa'nın Bağdat yöresinde İran ile süren savaşın Osmanlı Ordusu aleyhine döndüğünü ve buna kayıtsız kaldığını ve Bağdat'ın düşüşünü Pâdişâh'tan sakladığı öğrenilince Saray'a çağırılan Sadrazam 3 Nisan 1624 tarihinde idam ettirildi, malları da hazineye alındı.

    Mezarı, İstanbul'da Atik Ali Paşa Camii avlısındadır.

    Halil Hamid Paşa
    [​IMG]
    Doğum yeri : ISPARTA
    Doğum tarihi : 1736
    Görevi : Sadrâzam
    Görev süresi : 31 Aralık 1782-31 Mart 1785 - 2 yıl 3 ay
    Ölümü : 17 Mayıs 1785
    Ölüm türü : Boğdurularak, (iki mezarlı)
    Baş : Karacaahmet'te
    Gövde : Bozcaada'dadır



    Isparta'nın merkez ilçesi evlâtlarından, milletimize en yüceden hizmet veren, Halil Hamid Paşa'nın torunları olarak soyunu sürdürenleri bulmak için araştırmalarımı yoğunlaştırdığım, 1969 Nisan ayı içinde, Ankara'da Petrol Ofisi Genel Müdürlüğünde görevli hemşehrilerimden Doğan Öke ve Mustafa Coşkun ile söyleşim sırasında kendilerinden, Halil Hamid Paşa ahfadından Dr. Asaf Derviş Paşa oğlu Celâl Derviş Bökey'in bulunduğunu öğrenmiş ve kendisinden ecdadı hakkında en geniş bilgiyi alabileceğim Dr. İlhamı Masar'ın adresini almıştım. Birinci elden bilgi ricamı lütfen kabul buyurup gönderdikleri «Ceddim Halil Hamid Paşa» başlıklı pek değerli yazılarını, Isparta İli Kalkındırma Derneği'mizin yayın organı «Yeni Ün» dergisinde yayınlamıştım. 1969 tarih ve 39 sayılı Yeni Ün dergisinde aynen yayınladığım bu yazıyı, müsaadeleriyle buraya da aynen alıyorum :

    l - ISPARTA
    «Isparta eski bir Anadolu şehridir. Lidyalılar zamanında ismi Baris imiş, bu isim Rumca değildir. «is» hecesi Frik lisanından gelmedir. Isparta isminin nereden geldiği kati surette bilinmiyor; söylendiğine göre Büyük İskender Anadolu'yu istilâ ettiği zaman, rahat durmayan Yunanistan'ın Sparta şehri ahalisinden bir kısmını buraya getirip iskân etmiştir. Helenistik ve Bizans devirlerinde şehre Sparta. Romalı'lar tarafından ise He-racleus Barensis ismi verilmiş.

    Bizanslılar zamanında ve Alparslan'ın Anadolu'yu istilâ etmesinden evvel Bizans topraklarına giren Türk kavimleri, Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Bunlardan bazılarının Isparta’da iskân edilmiş olmaları varittir, çünkü; Yoz Anastas (Anatas Yos) isimli Ispartalı Türk bir kumandan, milâdi 774 senesinde Anadolu'yu istilâ eden Harun Reşid'in bir ordusunu mağlûp etmiştir. Haçlılar istilâsı zarfında Isparta'nın defalarca Selçuklu ve Haçlılar-Bizanslılar arasında el değiştirdiği ve çok zarar gördüğü anlaşılıyor. Herhalde on üçüncü asır başında Haçlılardan yaka silken şehir ahalisinin, Türkçe konuşan bir çok Anadolu şehirleri gibi, İslâmiyeti kabul etmiş olması muhtemeldir. 18 inci asırda Isparta’da tesadüf edilen Rum aileler, aslen Ispartalı olmayıp sonradan sahildeki Rum şehirlerinden gelme idiler. Bu meyanda Isparta'ya Osmanlılar tarafından bir miktar da Kafkasyalı muhacir getirilmiştir.

    2 - HALİL HAMİT PAŞANIN KİŞİLİĞİ
    Isparta’nın yetiştirdiği bu nadir insan, 1736 senesinde Isparta’da doğmuştur. Babası Didebanoğlu (Gazcioğlu) lâkabiyle mâruf Ispartalı Hacı Mustafa efendidir. Mustafa efendi gençliğini Burdur’da geçirmiş, orada evlenmiş, fakat sonra tekrar Isparta’ya gelip, vezir Çelik Mehmet paşanın nezdinde kapu kethüdalığı vazifesini yapmıştır. Halil Hamit Isparta’da dünyaya gelmiştir. Orada ilk tahsilini yaptıktan sonra, genç yaşta babası ile İstanbul’a gitmiş, ve tesadüfen Sadrazam Koca Ragıp paşanın nazarı dikkatini celbetmiştir. Sadrazam kendisini Babi-âli divan kalemine almıştır. Babiâlide bir müddet çalıştıktan sonra, Eflâk voyvodası İstavraki beyin kâtipliğine tayin olunmuş ve bu esnada Fransızca öğrenmiştir. İstavraki bey ile Eflâk'da iken 1768 harbi çıkmıştır. Bu harp esnasında yeniçerilerin artık itimat edilir bir askeri kuvvet olmadığına kanaat getirmiştir.

    İstanbul’a avdet ettikten sonra Osmanlı devleti için pek fena şartlan haiz olan ve Rus hegemonyasının başlangıcını teşkil eden Küçük Kaynarca (1774) muahedesinin akdine şahit olmuştur. Kendisi gerek Reisülküttap (Dışişleri Bakanı), gerekse Sadaret kethüdalığı (Başvekil muavini) vazifelerini ifa ettiği seneler zarfında yeni bir harbin önüne geçmek için elinden geleni yapmıştır. Sadrazamlığı esnasında Rus Generali Potemkin, Kırıma saldırdığı zaman da, devleti büsbütün bir felâkete sürükleyecek olan bir harpden kaçınılması hakkında padişahı ikna etmiştir. Fakat aynı zamanda askeri kuvveti artırmak için her şeyi yapmıştır. Bilâhare, gerek Avusturyalılar ve gerekse Ruslar aleyhine acılan seferler bir hezimetle neticelenmemiş ve Devlet için müsait şartlan haiz olan Yaş sulh muahedesi (1792) de akdedilebilmiştir.

    Halil Hamit Paşa 1782 Yılında Sadrazam olmuştur.

    Tarihçi Tülbentçi, ceddimi metheder ve Bakanlık ve sadrazamlık yaptığı uzun seneler esnasında yaptığı hizmetleri saymakla bitiremez.

    Bu hizmetleri şöyle sıralayabiliriz :
    1 — Dinyester ve Save nehirleri boyundaki kaleleri tamir etmiş ve buralara silâh ve erzak depo etmiştir.
    2 — Anadoludaki isyanları azimle bastırmıştır. Bunun için kendi mevkiine göz koyduğunu bilmesine rağmen, haris fakat muktedir bir kumandan olan Cezayirli Hasan Paşadan istifade etmiştir ve bu zatı o zaman âdet olduğu veçhile bir bahane bulup öldürtmemiştir.
    3 — Tayin ettiği Yeniçeri ağaları mutat veçhile kendisine üç yüz kese para getirdikleri zaman bu parayı kabul etmemiş ve buna mukabil ağaların da rüşvet almalarına mani olmuştur. Bilâhare, rüşveti tamamile yasak etmiştir.
    4 - İstanbul’da bulunan Yeniçerilerin yoklamasını yaptırmış, bunları sınırlardaki vazifelerine göndermiş, açıktan maaş alanların tahsisatını kesmiş ve ulufe alım - satımını yasak etmiştir.
    5 — Yeniçerilerin dışında bir askerî kuvvet kurmak kastiyle timarlı sipahiler kanununu neşrettirmiştir.
    6 — Eskiden tesis edilip Yeniçerilerin tazyiki ile kapatılan lağımcı, humbaracı ve topçu ocaklarını tekrar açtırmıştır.
    7 — Halil Hamit, Avusturyalılar ve Rusların bilhassa modern topçu kuvveti sayesinde bizi mağlûp etmekte olduklarını kavrayan ilk devlet adamlarından biridir. Fransa’dan uzmanlar getirtip, 2.000 gedikli topçu çavuşu yetiştirmiştir. Bunlar, dakikada on gülleye kadar atabilen mantilli topları kullanmayı orduda tamim etmişlerdir.
    8 — Haliçteki istihkâm okulunu tesis etmiş ve buraya kıymetli âlim, Gelenbevi İsmail efendiyi nazır tayin etmiştir.
    9 — Softalar iki asırdan beri gâvur icadı diye matbaacılığın memlekete girmesine mani olmuşlar ve İbrahim Müteferrikanın kurmak istediği ilk matbaayı da kapattırmışlardı. Halil Hamit matbaayı tekrar açtırmış ve ilk olarak vaka-nüvis Suphi efendi tarihini bastırmıştır.
    10 — Bir çok mali tedbirler almış ve bu meyanda bazı Yeniçeri kodamanlarının aldıkları fahiş maaşları kesmiştir.
    11 — O devirde Avrupa da sanayileşme başlamıştı; memlekete endüstri mamulâtı ve lüks eşya girmekte idi. Dış ticaret muvazenesi menfileşmişti. Paşa kapitülâsyonlara rağmen, daha kethüdalığı zamanında, lüzumsuz ithalâtı kısıtlamış ve aldığı tedbirler, tâ Sultan Mahmut zamanına kadar tatbik olunmuş ve dış ticaret muvazenesi ancak bu kıymetli Padişah öldükten sonra tekrar aleyhimize dönmüştür.

    3 — Ceddimin idamının sebepleri
    Birinci Hamit esasında, gerici bir padişah değildi. Küçük kaynarca gibi bir muahedenin akdedildiği 1774 senesinde tahta çıktığı için İslahat lüzumuna kaani olmuş bir padişahtı. Veliaht Selim efendinin (Üçüncü Selim) gayet iyi yetiştirilmesine gayret etmişti. Bakanlığı zamanından itibaren ceddimi tutmuştur ve kendisini 1782 de Yeğen Ahmet Paşanın kısa süren sadaretinden sonra daha 46 yaşında olmasın rağmen, Sadrazam tayin etmiştir. Ancak padişah hasta idi ve yakında ölmesi bekleniyordu. Ceddim de Selim efendi ile çok iyi anlaştığı için, onunla devletin geleceği hakkında sık sık müşavere eder imiş.

    İdamının sebepleri şöyle özetlenebilir
    a — Ceddimin düşmanları padişaha, Sadrazamın veliaht ile el birliği yaparak kendisini tahttan indireceğini fitlemişlerdir.
    b — Nizamı cedit askerlerinin nüvesini kurduğu, tahsisatlarını kestiği ve rüşvet almayı menettiği için, Yeniçeriler kendisine düşman olmuşlardır.
    c — Yeniliklere ve matbaa kurulmasına muhalefet ettiği için, ceddim. Şeyhülislâm koyu müslüman İvas Paşazade İbrahim Efendinin azline sebep olmuş ve onun düşmanlığını kazanmıştır.
    d — Nihayet sadaret mevkiine göz koyan Cezayirli Hasan Paşa, Padişaha mütemadiyen, Halil Hamidin Yeniçerileri çok kızdırdığını ve böyle giderse bunların kazan kaldırarak, kendisini tahttan indireceklerini söylemiştir.

    Ceddim hakkında bir kitap neşretmiş olan tarihçi İ. H. Uzun-çarşılı, idam hakkında şunları yazmıştır :«Bu idam devlet için çok zararlı olmuştur. Bir asker olan yeni Sadrazam Hasan Paşa, devlet idaresinde aynı kabiliyeti göstermemiştir. Her şey altüst olmuştur. Padişah da vicdan azabı içinde ölmüştür.»

    Yeni Padişah büyük insan, üçüncü Selim tahta geçtikten sonra, başlanılan yenilikleri azimle takibetmiş, fakat o da 1806 senesinde bir Yeniçeri isyanı sonunda hayatını kaybetmiştir. Disiplini tamamen kaybeden Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılması sultan ikinci Mahmud'a nasip olmuştur.

    4 — Halil Hamit Paşanın idamı
    Paşa 31.3.1785 tarihinde sadaretten azledilmiştir. Yeniçeriler arasında kargaşalıklar çıkması dolayısiyle Padişah, evvela Gelibolu sonra İstanköye sürülmesi için ferman çıkarır, bir ara da kendisine Cidde ve Habeş eritre) valiliği tevcih olunur. Bindiği kadırga Bozcaadaya vardığında, hava fırtınalı olduğundan, orada bir müddet kalır ve akabinde İstanbul-dan, adadan ayrılması bildirilir. Ceddimin bindiği kadırgada, itimat ettiği adamlarının mevcut olması İstanbul’da dedikodulara sebep olur ve Paşanın o zaman Venedik işgali altında olan Moraya kaçacağı söylenir. Hakikaten de kendisi istese idi pek âlâ Moraya gidebilirdi, bütün Avrupa'da dostları mevcut idi. Fakat buna tenezzül etmez, ve 17.5.1785 tarihinde yeni sadrazam Hasan Paşanın adamı Ali Efendi bir çekdirme ile Bozcaadaya gelip idam fermanını getirdiği zaman, fermanı öpüp başına koyar, bir saat müsaade ister, namaz kılar ve beraberinde olan oğulları Arif ve Nurullah efendilere fermanı okur ve şöyle vasiyet eder : «Görüyorsunuz, fermanda, devletin emektar hademelerine mahsus menafiin kendi etrafıma tahsis edildiğinden bahsedilmektedir. Bu bir iftiradır. Ben haksız yere maaş alanların paralarını kestim ve bu paralan Orduyu islâh etmek için uzmanlara harcadım. Fakat siyaset böyledir. Mevki işgal edenler devlete ne kadar iyi hizmetlerde bulunmak isteseler, yine böyle çirkin iftiralara hedef olurlar, size tavsiyem katiyen siyasetle uğraşmayınız.»

    Ceddim Arif efendi babasının bu vasiyeti üzerine ilmiye mesleğine intisap etmiş ve Reisül ulemalığa yükselmiştir. Yeni padişah, üçüncü Selim, Halil Hamidin hatınna hürmeten Arif efendiyi himaye edermiş. Arif efendiyi takiben bana kadar gelen beş kuşakda da siyasetle uğraşan olmamıştır.

    İşittiğime göre, Halil Hamid'in diğer çocukları Nurullah paşa ve Ubeyde, Fatma, Zeynep hanımların ahfadı arasında da bu adet carı imiş.

    Paşa idam edildikten sonra, vücudu, Bozcaadada defnolunmuş ve başı Yeniçeri ağalarına gösterilmek üzere, İstanbula getirilmiştir. Başının kabir taşı, Üsküdar da, İbrahim ağa karakolundan, Karacaahmete giden yolun sol tarafında set üstündedir. Bozcaadadaki ikinci kabrin yeri malûm değildir.

    Halil Hamit paşanın ismi bilinmeyen bir Fransız ressamı tarafından yapılmış karakalem bir resimi mevcuttur. Resim hepimizin salonlarında baş mevkii işgal eder.

    5 — Halil Hamit Paşa Vakfı
    Halil Hamit, namuslu bir devlet adamı olduğu için mühim bir servet bırakmamıştır ve düşmanları böyle bir serveti o zamanın adeti veçhile cibi hümayun namına haczedip ondan istifade edememişlerdir.

    Paşa hayatında iken parasını hayrat için sarfetmiştir. Vakıfnamesi halâ câridir. O zaman, vakıf varidatı sayesinde oğullan iyi bir tahsil görebilmişlerdir. Ben halâ, senede 100 lira kadar para alırım.

    Paşanın genç kuşaklara bıraktığı en büyük kıymet kütüphanesidir. İçinde 800'den fazla kıymetli eser vardır. Ben kütüphaneyi iplik pazarındaki eski binasında da, 1940 senesinde nakledildiği Halkevinde de ziyaret ettim ve içindeki bazı kıymetli eserlerin ilk sahifelerinin resmini çektim. Bundan evvel, 1914 zelzelesinden sonra daha yüksek pahada eserlerin İstanbul ve Kayseri kütüphanelerine nakledildiği söylenir. Bunların bir kısmı şimdi Ankara devlet kitaplığında bulunuyormuş. 1940 senesinde Ispartadaki en kıymetli kitaplar şunlardı :

    Tefsiri Ziyaettin
    Kuran'ı Kerim (ikinci Beyazıt zamanından)
    Divan-ı Sultan Süleyman
    Divan'ı Şevket
    Kasidei Büride

    Paşanın bıraktığı binalar Isparta'yı mahveden 1914 zelzelesinde yıkılmıştır; zelzeleden sonra şunlar ayakta kalmış bulunuyordu :

    İplik Pazarı külliyesi bakiyesi :
    Bu mevkide 1554 senesinde Hacı Abdi efendi tarafından basit minaresiz bir cami inşa edilmiş, fakat bu, cami bir zelzele esnasında yıkılmış bulunuyordu. Ceddim divanı hümayun beylikçisi olduğu zaman, evvelâ camiin tamiriyle işe başlamış, ve zamanla bu mevkide bir mamure yaratmıştır.

    Külliyede şu binalar mevcut idi:
    Yeni bir minare ile cami, şadırvan, kütüphane, muvakkıthane, Kademhane, çırak mektebi.

    Karpuz pazarı şadırvanı :
    Ceddim, Reisülküttap (dış işleri bakanı) olduğu sırada, eskiden Hindi pazarı denilen Karpuz pazarında büyük bir şadırvan yaptırmıştır. Bu da 1914 senesinde tamamile yıkılmıştır. Yerine çok basit dört köşe bir çeşme oturtulmuştur. Çeşmenin üzerinde eski kitabe mevcuttur, bu kitabenin tarihi, hicri 1194 senesidir. Metni şöyledir :
    Yapdı Hamdiefendi, reisülküttab Bir neveser bu yerde küllü teşnegâne Bu abı hayat oldukça manendi feyz cari Bağı cennana döndü bazan hinduvane Dadaver oldu hame bu resme tarih Bu çeşmeyi mübareke her an ola revane

    Ceddimin ayakta durmayan gerek Isparta gerekse İstanbul’daki eserlerinden, okuyucularımı sıkmamak için bahsetmeyeceğim.

    Kütüphanedeki kitapların ilk sahifelerindeki (Ex Libris) çok sanatkârane yapılmıştır. Metin Arapça olduğundan zikretmiyorum.

    Bu yazı için, Biblografaya olarak kullandığım bazı eserlerin kısaca ismini veriyorum :
    a — Böcüzade Süleyman Sami Isparta tarihi
    b — Cevdet Paşa tarihi
    c — İ. H. Uzunçarşılı Halil Hamit Paşa tarihi (1936)
    d — Prof. Fuat Köprülü (Türkiyat mecmuası beşinci cildi)
    e — A. Tülbentçi tarihi.

    Ali Paşa
    [​IMG]
    Doğum yeri : ISPARTA-Uluborlu
    Doğum tarihi : 1756
    Görevi : Sadrâzam
    Görev süresi : 5 Ocak 1819-21 Nisan 1821 (l yıl-2 ay-24 gün)
    Ölümü : 1826
    Ölüm türü : Eceliyle
    Anılan adı : Seyid



    Isparta'nın tarihi ilçelerinden biri olan Uluborlu'nun yetiştirdiği, milletimize en yüceden hizmet veren Sadrazam Seyid Ali Paşa hakkında birinci elden bilgi toplamak üzere gittiğim Uluborlu'da, 6.12.1969 tarihinde, Uluborlu'nun seçkin evlâdı, Emekli öğretmen Said Demirdal ile tanıştım. Hemşehrisi Seyid Ali Paşa hakkında en geniş bilgiye sahip olan ve araştırmasını aynı tarihte yayınlamış bulunduğu «Bütünüyle Uluborlu-Monoğrafi» kitabında verdiği bilgiyi buraya aynen alıyorum :

    SEYYİT ALÎ PAŞA : Seyyit Ali Paşa, Salih efendi mahallesinin 67 No.lu ev sahibi bulunan (Yeyenağalar) 'ın ceddidir. Hal tercümesini aşağıya yazacağımız memleketçe meşhur Elmas beyin öz dayısıdır. Sülalesince Ali Galip diye anılmaktadır. Seyyit kelimesi, kendisinin kazdırdığı bir yüzük mühürüne, yerli bir mühürcü tarafından ilâve edildiğini, akrabaları tarafından anlatılmaktadır.

    Seyyit Ali Galip, çocukluğunda mahalle mektebine gidip hafızlığını bitirmiş ve Selçukilerin ilk açtığı (Kılıçarslan) medresesinde devam ettiği gibi, atadan kalma bağ, bahçe, tarla sahibi olduğundan ziraatle ve biraz da ticaretle meşgul olduktan sonra, kendisini İstanbul'a atmış, daha evvel gidip mevki sahibi olan akrabaları delaletiyle büyükler meclisine kadar girerek, derece derece büyüyüp önemli kişiler arasına katılmıştır. Sülâleden aldığımız bilgiye göre Seyyit Ali Paşanın 1170-1758'da doğup, 1242-1826 yılında İstanbul’da öldüğü ve Karacaahmet mezarlığına yakın bir yere defnedildiğini öğreniyoruz. Sicilli Osmani'nin verdiği kayıtlara nazaran Seyyit Ali Paşa şu önemli vazifelerde bulunmuştur :
    (Seyyit Ali Paşa, Isparta'lıdır. Vüzera ve hususen Ali Paşa dairesinde bulunduktan sonra Kapucubaşı oldu. 1815 tarihinde bâ-rütebe-i vezaret Mora valisi, 24 Şevvalinde Hüdavendiğâr valisi, 1235-1819 Rebievvelinin 19'da sadrazam -başvekil- olup, 1236-1820 Cemaziyilâhirinin 24'de azlolundu. Bir kaç gün sonra Karadeniz seraskeri ve Karaburun muhafızı ve sonra tekrar Mora valisi olup, 1237-1821 Şevvalinin 6 da azliyle ordu maiyetine verildi. Kendisine Ankara ve Kengırı sancakları verildi. 1238-1822 Muharreminde mezkûr sancaklardan azledildi. 1240-1824 Rabiyûlevvelinde vezareti ref ile Filibe de ikameti emredilip bedehu Konya valisi olup, Maltepe'de ikamet ettirildi. 1242-1826 Cemaziyelâhirinin 5'nde fevt oldu. Naaşı Üsküdar'a naklile Karacaahmet'e defnedildi. Sadık idi. Mahdumu, sudurian (Aziz) beydir. Seyyit Ali Paşa, Büyük Mustafa Reşit Paşanın eniştesidir diye kayıtlıdır. (Sicilli Osmanî, cilt 3, sahife : 560)

    Devlet hizmetinde çok sadık olduğu anlaşılan Seyyit Ali Paşanın nereli olduğunu Isparta Tarihi müellifi merhum Süleyman Sami'den başkası yazmazlar. Muamileyh, paşanın Uluborlulu olduğunu kaydeder. Biz, acizane bu ciheti sülâlesinden yoklamayı Isparta tarihindeki kaydı gördükten sonra düşündük. Hakikaten Seyyit Ali Paşanın Salihefendi mahallesinde doğduğu gerçeğine vardık. Paşanın tarihlerde (Ispartalı Seyyit Ali Paşa) adıyla kaydedilmesi, o zamanın askeri kayıtlara uyularak kaydedildiği anlaşıldı. O zaman, vilâyetlere, mutasarrıflıklara bağlı bütün şehir, kasaba ve köy halkı, mensup olduğu büyük memleketler üzerine kaydedilirdi. Sülâlesinin ellerinde bulunan kayıtlara göre paşanın Uluborlulu olduğunda şüphe bırakmamaktadır.

    Seyyit Ali Paşanın 19. asırda devletin mühim ricali arasında görülmesi onun oldukça maharetli bir şahsiyet olduğuna delâlet eder. Paşanın çok önemli kişi olduğunu Tanzimat devrini açanlardan Büyük Mustafa Reşit Paşayı -Kayınbiraderi- pek iyi yetiştirmesinde bulmaktayız.

    Seyyit Ali Paşa, Mustafa Reşit'in kız kardeşiyle evliydi. Reşit, pek küçük yaşta babasını kaybedince, Eniştesi Seyit Ali Paşa onu yanına aldı, terbiye etti, yetiştirdi. Gittiği valiliklerde, kumandanlıklarda Reşid'i Mühürdar olarak kullanıyordu. Mustafa Reşit az zamanda idari işlerde de gelişti. Tatlı dili, terbiyesi göze çarpıyordu.

    Mustafa Reşit'in eniştesi Seyyit Ali Paşa tarafından yetiştirildiğine dair (Cavit Baysu)'nun (Tanzimat) adlı kitabında şu Kayıtlara rastlıyoruz :
    Gençlik çağlarında kendisini himaye eden eniştesi Ispartalı Seyyit Ali Paşa oldu. Ali Paşa, valiliklerde ve sedarette bulunurken, Reşit beyi de Mühürdar olarak istihdam ederdi. Sedaretten azlini müteakip, Mora seraskerliğine tayin olduğu vakit de yine kaynını beraber götürmüştü. O zamanlar Morada Rum isyanı vardı. Ordunun son derece perişan bir halde bulunması seraskeri çok güç bir mevkie düşürmüştü. Bilhassa parasızlık ve askersizlik yüzünden çekilen müşkilâtı Reşit bey gözleriyle gördü. Eniştesi tarafından İstanbul'a gönderildiği zaman, malûm olan tatlı diliyle lâzım gelenleri ikna edip askerin ulufesi için iki bin kese para kopardı, ordugâha getirdi. (Cilt : 12 sahifa 30, tab-309) denmektedir.

    Seyyit Ali Paşanın doğru, fedakâr, sadık olmasına rağmen sedaretten azline sebep şunlar olmuştur :
    1 - Yurdun muhtelif yerlerindeki eşkiyanın bastırılmaması,
    2 - Rum isyanı ve bu isyanın büyümesi,
    3 - Meşhur Halet efendi ile kaynı Reşit paşa arasındaki geçimsizliğe müessir olamaması.

    Seyyit Ali Paşa sedarette bir yıl iki ay kaldıktan ve azlinden sonra Gelibolu'ya sürgün edilmiştir. Gelibolu'da çok durmadı. Az sonra, Mora isyanında ve meselelerinde iş göremeyip daima mağlubiyete uğrayan Mora valisi Mehmet beyle Bayram Paşa azledilerek yerine Karaburun muhafızı Seyyit Ali Paşanın gönderilmesi düşünüldü.

    II. Sultan Mahmut da Seyyit Ali Paşanın hüsnüniyeti ve feragatle iş gördüğüne kanaat getirmiştir. Seyyit Ali Paşa, zengin değildi. Parasız ve borçluydu. Moraya hareket edemedi. Bunu yakından tanıyan Sedaret Kethüdası (Ahmet Erip) efendi itiraz ettiyse de bir iş göremedi. Nihayet Paşaya, samur elbise, murassa bir kılıç, ayrıca 250 bin kuruş harçlık ihsan edildi. Seyyit Ali Paşa bu para ile dairesini tanzim edip delil ve tüfekçi olarak 900 kadar süvari, dairesi halkı ile beraber Karaburun'dan Moraya hareket etti. Hazinedar sıfatıyla Mustafa Reşit Paşa da yanında idi. Seyyit Ali Paşa Mora'da çok sıkıntı çekti. Parasız, şekersiz kaldı. Mustafa Reşit'in İstanbul’dan getirebildiği para ile maiyetini idareye çalıştı. Paşa çok tecrübeli ve temiz kalpli idi. Fakat parasızlık yüzünden maiyetine maaş verilemiyordu. Askerleri isyan ettiler. Kendisine bir çok eziyet yaptılar. Buna vakıf olan sadaret, paşanın memuriyetine devam etmesini uygun bulmadı. Vazifesinden ayırarak ordu emrine verdi. Biraz sonra da kendisine Ankara ve Kengri Sancakları verildi. Daha sonra 1240-1824 tarihinde üzerinden vezirlik rütbesi alındı ve Filibe'de ikameti emrolundu. Fakat az sonra affedilerek Karaman valisi olarak Konya'ya gitti. Burada da azledildi. Paşanın bu son memuriyeti ve azlidir. Paşa, İ00stanbula gelerek Üsküdar’daki çiftliğinde istirahata çekildi. Yaşı yetmişi geçiyordu. Sülâlesinden Reşit beyin verdiği malûmata göre, Paşa yetmiş iki yaşında öldü. Bazı tarihler, 70 yaşında öldüğünü söylerler. Paşa istirahata çekildikten sonra hastalandı. Hastalığı uzun sürdü. Ve nihayet 1242 Hicri yılına tesadüf eden Cemaziyülâhir ayının 2. günü yani Ocak 1827 günü vefat edip, Karacaahmete yakın bir yere defnedildi.

    Paşanın ölümünde sarraflara, tanıdığı şahıslara bir çok borç bıraktığı anlaşıldı. Oğlu, ulemadan Kadi-ül Kuzat rütbeli (Ahmet Aziz) bey hakkında bilgi verilmiştir.

    Paşa, sülâlesi itibarıyla tok gözlüdür. Görgüsü yerindedir. Memleketteki (Yeyenağalar) künyesi de mühim bir aileye mensubiyetini ifade eder. Yalnız bu sülâlenin en büyük kusuru müsrif olmalarıdır. Paşanın sülâlesinden bugün İzmir'de şapkacı bulunan (Fikri İrik)'den başka göze görünebilecek kimsesi yoktur. Fikri İrik. paşanın kız kardeşinin oğlu Elmas beyden doğan Aliye hanımın oğludur.

    Bu sülâlenin kibar, nazik, zevk ve keyfine düşkün, misafirperver, sohbetârâ olduklarını fakat israfa meyâl bulunduklarına memleket şahittir.»


    [​IMG]
    Hüseyin Avni Paşa

    Doğum yeri : ISPARTA - Gelendost
    Doğum tarihi : 1820
    Görevi : Sadrâzam
    Görev süresi : 15 Şubat 1874-25 Nisan 1875 (l yıI-2 ay-8 gün)
    Ölümü : 16 Haziran 1875 (saat : 22.30)
    Ölüm türü : Suikast (Sağ kolağası Çerkeş Hasan tarafından kurşun ve bıçaklanarak).



    Hüseyin Avni Paşa, gerek kendisine gelinceye kadar, gerek kendisinden sonra, Cumhuriyetin ilân tarihi 1923 yılına kadar 624 yıl hüküm süren Osmanlı Devleti'nin 292 Sadrâzâm'ı içinde, hakkında ileri geri en çok yazı yazılan bir Sadrâzam'dır.

    Hiç kuşkusuz, bir sadrâzam da insandır ve her insan gibi kusursuz değildir. Burada söz konusu kusur maddî değil, mânevi olandır. Bu, insanın ruhu veya huyu ile ilgilidir. Hüseyin Avni Paşa'nın ruhu veya huy'u kendine, şahsına, ferdiyetine aittir.

    Ne var. ki Hüseyin Avni Paşa'nın şahsına ait icratı eleştirilirken; tamamen objektif olan tarih metodu uygulanmak ve tarihçi uslûb ve edebine saygılı olmak gerekirken, bunun daima dışına çıkılarak yorumlamaya ana ve baba da karıştırılmıştır. Bu aşağılayıcı, horlayıcı ve çok defa akıl dışı yorumların müdafaası hiç kuşkusuz yazarlarınca yapılabilir.

    Burada biz, her hangi bir yoruma meydan bırakmayacağı bakımından, tamamen resmi olan bir araştırma mahsulü incelemeyi sunmakla yetiniyoruz.

    (Cumhuriyetin 50. Yıl münasebeti ile M.S. Bakanlığı Yayını : Sayfa 56-57'den aynen alınmıştır.)

    «MÎLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞINDA 150 YIL. HÜSEYİN AVNİ PAŞA»

    1820 senesinde Isparta'nın Doğu Karaağaç kazasına bağlı Avşar nahiyesi Gelendost köyünde doğmuştur. Köy halkından Odabaşı Ahmet ağanın oğludur. Ahmet ağa oğlunun okumasını isteyerek kasabanın medresesine verdi. Bu sırada her memleket eşrafından birinin oğlunun Harbiye Mektebine gönderilmesi emir edildi.

    Ahmet ağanın efendisi kendi çocuklarını göndermemek için. Hüseyin Avni'yi göndertti. Böylece İstanbul'a geldi. Bir müddet Mahmutpaşa medresesinde okudu. Sonra Maçka'daki Harbiye mektebine girdi. 1848'de Erkânı Harp Yüzbaşı olarak mezun oldu. Dört ay sonra Binbaşılığa terfi etti.

    Bir yıl sonra da Şumnu'ya gönderildi. Rus savaşı başladığı zaman orada bulunuyordu. Kalafattaki istihkâmların inşaasına nezaret ettiği sırada Çatana köyüne inen Rus askerine karşı taarruza geçerek parlak bir zafer kazandı. Bunun üzerine albaylığa yükseltildi. Kısa bir zaman sonra Paşalık rütbesiyle Anadolu Ordusu Erkânı Harp Reisliğine tayin edildi.

    Burada alınacak müdafaa tertiplerinde İngiliz Vilyams Paşa ile anlaşamadıklarından geri alınıp Kırım'a gönderilen ordunun Erkânı Harp Reisliğine tayin edildi.

    Barıştan sonra, Doğu hududunu tayin edecek komisyonun başkanlığında bulundu, sonra İstanbul'a döndü.

    Karadağ ihtilali sırasında Grahova savaşının kaybedilmesi üzerine oradaki ordunun Erkânı Harbiye Reisliğine, sonra Sınır Tahdidi Komisyonuna memur edildi. Buradan dönüşte Harbiye Mektebi Nazırı oldu. 1861'de Erkânı Harbiye Reisliği de bu vazifesine eklendi.

    1862'de tekrar alevlenen Karadağ isyanını bastırma görevi verildi. Aynı zamanda Ferikliğe yükseltildi.

    1863'de Dar-ı Şurayı Askeri Reisi oldu. Bundan sonra Fuat Paşa'ya intisabetti. Ve yardımını gördü. Fuat Paşa'ya Sadaretle birlikte Seraskerlik verilince Serasker Kaymakamlığına getirildi. Ayni zamanda Hassa Müşirliği de verildi. 1865'de bu vazifelerinden azledildi. Yanya ve Turhal Kumandanlığı ile İstanbul'dan uzaklaştırıldı.

    Ali Paşa Girit'e memur edildiği zaman, Fuat Paşa ona Hüseyin Avni Paşayı tavsiye etti. Girit harekâtına katıldı. Sonra da kendisine Girit Kumandanlığı verildi.

    Ertesi yıl 9 Şubat 1869'da Seraskerliğe getirildi. Mahmut Nedim Paşa'nın ilk sadaretinde 8 Eylül 1871'de azledilip rütbe ve nişanları alındı ve hatta yalısı müsadere edilerek Isparta'ya sürüldü. 11 ay sonra affedildi ve İstanbul'a dönüşünde yalısı iade edildi.

    1872'de Aydın Valiliğine gönderildi, iki ay içinde Bahriye Nazırlığına tayin edildi.

    Serasker Ahmet Sait Paşa'nın Sadaretinde 15 Şubat 1873'de Seraskerliğe ikinci defa getirildi.. Bir sene sonra 13 Şubat 1874' de Seraskerlik uhdesinde kalmak şartıyla Sadrazam oldu. Fakat bu makamda kalamayarak azledildi.

    Azlinden bir kaç gün sonra tekrar Aydın Valiliğine tayin edildi. İzmir'e geldiğinde rahatsızlandığından Fransa kaplıcalarında tedavi için memuriyetten affı ile izin isteği kabul edildi. Bir müddet Fransa ve İngiltere'de bulundu.

    Kendisinin İngiltere ricaliyle bazı gizli müzakerelerde bulunduğu duyulduğundan Abdülâziz bundan kuşkulanarak Konya Valiliği ile uzaklaştırmayı uygun gördü ve 1875'de Konya Valiliğine tayin etti. Ve tayin emri Avrupa'da kendisine telgrafla tebliğ edilip derhal geri dönmesi bildirildi.

    İstanbul'a gelince Saraydaki taraftarlarının gayretiyle Konya'ya gitmekten kurtuldu.

    Hersek ihtilalinin ehemmiyet kesbetmesi üzerine 21 Ağustos 1875'de üçüncü defa Seraskerliğe betirildi.

    Hersek ihtilâlinin yatıştırılması için Sırbistan'a asker şevkinde haklı olarak israr ettiğinden Rus Elçisi Ignatiyef'in telkiniyle l Ekim 1875'de Seraskerlikten azledildi.

    Azlinden sonra hemen Selanik Valiliğine tayin edildiğinde hazırlıklarını yaparken Süleymaniye civarındaki konağı yandı. Yangından 10 gün sonra Selânik'ten vazgeçilerek Hüdavendigar Valiliğine tayin edildi.

    İstanbul hadisesinden sonra Sadarete Mütercim Rüştü Paşa geçince Hüseyin Avni Paşa, 12 Mayıs 1876'da dördüncü defa Seraskerliğe getirildi.

    Serasker iken Mithat Paşa'nın konağında bir gece yapılan Vükelâ toplantısında Çerkeş Hasan adlı bir subay tarafından 16 Haziran 1876 da öldürüldü.

    3 ncü ve 4 ncü rütbeden Mecidi nişanı ile 1 nci rütbeden murassa nişanı vardır.

    Vatanına en büyük hizmeti, Seraskerliğinde yorulmak bilmiyen bir azimle Orduyu ıslâha çalışmasıdır. O zaman kadar Fransa örneğinde tertiplenen orduyu 1870 harbinde Fransa'ya karşı üstünlüğünü isbat eden Prusya'dakine benzer teşkilâtlandırmaya girişmiştir. Mevcut altı Orduya Yemen Ordusunu ekliyerek Ordu sayısını yediye çıkarmış, böylece askeri kuvveti 500.000 kişiye yükseltmiştir.

    Orduyu yeni silâhlarla donatmaya gayret göstermiştir. Bu arada Amerika'dan 600.000 adet Martini tüfeği satın alınmış, Alman Krupp fabrikasından da toplar getirtilmiştir.

    Subayların, erlerin savaş kaabiliyetlerini geliştirecek yeni talim usullerinin tatbikine, sık sık manevralar yapılmasına ayrıca önem vermiştir.

    Ordunun tabib ihtiyacını karşılamak üzere 1872 de açılan Mekteb-i Tıbbiye'de dersler Fransızca okutulmakta idi. Öğrenimin Türkçe yapılması için girişilen teşebbüsler o zamana kadar sonuç vermemişti. Bu gaye için kurulan Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye'nin tıp terimlerini Türkçeleştirmek maksadıyla hazırlanmasını ele aldığı «Tıp Lügati» kendisinin maddi yardımiyle tamamlanabilmiş ve Askeri Şûra'nın bir kararı ile 1870 yılında Mekteb-i Tıbbiye'de Türkçe öğrenime başlanmıştır.

    1876 senesinde İstanbul'da Vükelâ toplantısında bir suikast neticesi vefat etmiş ve Süleymaniye camii bahçesinde medfundur.»


    [​IMG]
    Süleyman DEMİREL
    7. Başbakan
    Yeğen Mehmet Paşa

    Mahmut KIYICI'nın Ispartalı ve Isparta'ya Hizmet Etmiş Büyük Adamlar kitabından.



    Osmanlı tarihinde önemli devlet adamları arasında iki (Yeğen Mehmet Paşa)'ya rastlamaktayız. Bunlardan birincisi, Alai'ye (Alanya) ilçesinden Gül Yusuf Efendi'nin yeğeni (kızkardeşinin oğlu) dir. Yalnız Paşa rütbesine kadar yükselmiş ve 1745'te ölmüştür.
    İkincisi, yani bizim konumuz olan Mehmet Paşa ise, öbüründen farklı olarak hem yeğen hem de (Elhac, Seyyit) lakaplarıyla anılmaktadır. Ayrıca, önce Paşa, sonra Sadrazam (Başbakan) olmuştur. Bunun yaşam öyküsü hakkında bütün kaynaklar hemen hemen birbirinden farksız bilgi vermektedirler. Doğum yeri bakımından dikkate alındıklarında üç grupta incelenebilirler.
    1. Doğum yerinden hiç söz etmeyenler (Türkiye Ansiklopedisi C.8.)
    2. Kamus'ül A'lam, Tezkere-i Meşahiri Osmaniye gibi yüzyıla yakın geçmişi bulunan eski birkaç eserle, sonradan bunlara dayanarak kaleme alınmış (Meşhur Adamlar Ansiklopedisi) gibi yeni yazılı kaynaklarda, her nasılsa (herhalde ad ve lakap benzerliğin den) ikisi birbirine karıştırılarak kinci Mehmet Paşa da birincisi gibi Alanyalı gösterilmiştir. Aslında sözü edilen eserlerde, Ispartalı olduğu artık herkes tarafından bilinen Halil Hamit Paşa ve daha birçok büyük için aynı türden yanlışlıklarla karşılaşmak olağandır nitekim.
    3. 1972 gibi çok yakın bir tarihte, her alanda yetkili uzmanlar kurulunca, köklü araştırmalara dayanarak ve kaynak vererek hazırlanmış değerli bilimsel bir varlık olan (Büyük Meydan Larousse Ansiklopedisi)'nin 8'inci cildinin 549'uncu sayfasının ikinci sütununda doğum yeri ve yılı (Barla 1726) olarak kaydolunmuştur.
    Yukarıdan beri yapılan açıklamalara göre kanımca önce Paşa,sonra Başbakan olan bu ikinci yeğen (Elhac, Seyyit) Mehmet Paşa'nın Ispartalı olduğu kuşkusuna zerre kadar yer kalmamaktadır.
    Araştırmalarımın sonucu, 7'inci Ispartalı bir Başbakanla karşılaşmaktan naçiz bir hemşehri olarak engin gurur duymaktayım.
    Sultan Birinci Abdülhamit dönemi Sadrazamlarındandır. 1726 yılında Eğirdir ilçesinin Barla kasabasında doğmuştur. Babası Belgrat serdengeçti ağalarından Hacı Yusuf Ağa'dır. 1742 yılında İstanbul'a gelip Yeniçeri Ocağı'na girdi ve orada yetişerek babası gibi Serdengeçti ağası oldu. Belgrat'ta görev aldı. Bir süre sonra yolsuz harekette bulunduğu ileri sürülerek Alaiye'ye (Alanya)ya sürgün edildi. Fakat Alanya'dan kaçıp İstanbul'a geldi. Gizli olarak Valide Hanı'na yerleşti. Bu arada bir kolayını bulup kendini affettirdi. Eflak ordusu komutanlığına getirildi. (İSAKÇI) köprüsünün korunmasında (Turancıbaşı) olarak görev yaptı. Sonra sıra ile Varna Ağası, Sekbancubaşı, Zağarcıbaşı, Kulkethüdası ve 1773'te bir muharebeyi kazanarak Yeniçeri Ağası (Yeniçeri Örgütü Başkomutanı) oldu. Aynı yıl kendisine vezaret (paşalıkta birlikte) rütbesi verildi. Küçük Kaynarca Antlaşmasını imzalayan Sadrazam Muhsinzade Mehmet Paşa'nın yolda ölümü üzerine, sadrazam vekili olarak ordunun başına geçip İstanbul'a getirdi. 25 gün vekaletten sonra Vidin muhafızlığı (Askeri Üst Komutanlığı), Silistire Valiliği, Kırşehir Mutasarrıflığı, Anadolu Eyaleti Valiliğinde bulundu. Bir ara azledilip rütbeleri geri alındı ise de, pek kısa bir zaman sonra (1781)de yeniden Vezirlik rütbesi verilerek sıra ile Hatin Muhfızlığına, Tırhala Muhafızlığına, Rumeli Eyaleti Valiliğine atandı. Bu görevde iken Sadrazam İzzet Mehmet Paşa'nın azli üzerine 1782 Ramazanın 16'sında Sadrazam oldu. Bu makamda dört ay dokuz gün kaldıktan sonra 1783 Muharebesinin 25'inde işinden alındı ve Vidin Muhafızlığı'na, buradan Mısır ve Diyarbakır Valiliklerine gönderildi (1786). Selanik Valiliğinde bulundu. Rusya'ya karşı savaş açılınca İsmail (şimdi Rusyada bir şehir) ordusu komutanlığına atandı. Göreve gitmek üzere vapurla yola çıktı. Ancak Köstence'ye ulaştığında (1787) öldü.
     

Bu Sayfayı Paylaş