23 nisan ile ilgili anı - 23 nisanla ilgili anılar

'Öğretmenlerimizin Bölümü' forumunda Mavi_Sema tarafından 23 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    23 nisan ile ilgili anı - 23 nisanla ilgili anılar konusu 23 nisan anıları
    23 Nisan'la ilgili anı
    Atatürk'ün çocuklarla Anıları


    [​IMG]

    *23 Nisan 1920 günü. Büyük Millet Meclisi Ankara'da toplanarak ulusun egemenliğini ilan etmişti. O heyecanlı günü yaşamış olan bir büyüğümüz şunları anlatıyor :
    O gün, şimdiki Ulus Meydanında bir tabur piyade sıralanmıştı. Askerlerin arkasında da Ankaralılar toplanmıştı.
    Saat on dörtte, birkaç yüz kişilik bir kafile, başlarında Mustafa Kemal olduğu halde Taşhan'a iniyordu. Bu bir avuç insan, yok edilmek istenen bir ulusu kurtarmak için birleşmişlerdi. Hepsinin ümidi de Mustafa Kemal'de idi.
    Büyük Millet Meclisi olarak kullanılacak taş binanın pencerelerine ufak bayraklar asılmıştı. Binada başka bir olağanüstü durum göze çarpmıyordu. Sağdaki küçük kapıdan, önce Mustafa Kemal, mebuslar içeriye girdiler. Bir koridoru geçtikten sonra sağdaki salona girdiler. Salonda tahta bir kürsü tam kapının karşısına konmuştu. Oturmak için de okul sıraları dizilmişti. Salonu ısıtmak için bir soba kurulmuştu. Sobada eğri büğrü bir kaç boru yükseliyordu. Tavanda da bir gaz lambası sallanıyordu.
    Herkes yerine oturunca, Sinop mebusu olan yaşlı bir zat başkanlık kürsüsüne geldi. Meclisi açtı. Onun bu sırada yaptığı konuşma heyecanla dinlendi.
    Meclisin ertesi günkü toplantısında, Mustafa Kemal, Mondros Mütarekesinden beri geçen olayları açıkladı. Bundan sonra Büyük Millet Meclisi'nin hak ve yetkilerini belirten bir teklifi Meclise sundu. Bunun kabul edilmesiyle Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkilerini kazandı. O günkü toplantıda Mustafa Kemal Birinci Başkan seçildi. Böylece Büyük Millet Meclisi Başkanı oldu.

    DOĞANKARDEŞ Dergisi'nden


    [​IMG]


    Atatürk’ün çocuğa verdiği önemle ilgili anılar

    Sığırtmaç Mustafa

    Birgün, Atatürk, Yalova civarında gezintiye çıkmıştı. Yanında arkadaşları ve subaylar vardı. Yolu bir an için karıştırdı. Atatürk, subaylığın verdiği görüş kuvveti ile derhal yolu kestirdi. Arkadaşlarına dönerek: “Bu patikadan” dedi.

    O sırada karşılarına bir sığırtmaç çıktı. Çocuğun karnı şiş, yüzü sapsarıydı. Atatürk’ün sorduğu suallere gayet akıllıca cevap veriyordu. Zeki gözleri parıldıyordu. İsmi Mustafa idi. Türk çocuğunun zekasını beğenen Atatürk, ona para vermek istedi. Almadı. Yol göstermek onun vazifesi idi. Para karşılığında iş yapılamazdı. Atatürk’ü bile tanımıyordu. Israr karşısında parayı almaya mecbur kaldı. Yalnız bir şartı vardı. Torbasındaki cevizlerden Atatürk’e verecekti. Atatürk o anda çocuğa sordu: “Okumak ister misin?”, Çocuk cevapladı; “Elbette”, Atatürk yanındakilere emir verdi. Çocuğu alarak Şişli’deki Çocuk Hastanesi’ne yatırdılar. Atatürk, onu hem yokluyor, hem de doktorlarla çocuğun sağlığı hakkında görüşüyordu.

    Bir kaç sene sonra Sığırtmaç Mustafa, Kuleli Lisesi’ne girmisti. Derslerine çok çalışıyordu. Hiç sınıfta kalmadan subay çıktı ve şanlı Türk ordusuna katıldı.

    Bor ne demek oğlum?

    1938 yılının Ocak ayında, Atatürk’ün Osmaniye’yi ziyareti sırasında, onu tren istasyonunda karşılayanlardan biri ve o tarihte 14 yaşında olan Abdulvahap Sakar anlatıyor;

    “Atatürk geliyor! dediler. Herkes yollara düştü. Ben de düştüm yola. O zamanlar ayakkabı falan yoktu. Babam bana Adana yemenisi almıştı. Postanenin oraya gelince baktım ki yol çamur. Çamurdan geçtim. İstasyona gelince yıkadım bir güzel ayakkabıyı. İstasyona gelip herkesle birlikte beklemeye başladım. Kadirli yolunun o taraftan acı bir düdük sesi geldi. Anladık ki tren geliyor. Atatürk beyaz bir trenle geldi. İstasyonda durdu tren. Atatürk inmedi trenden. Kollarını pencereye koydu. Halk doldu pencerenin önüne. Herkesle konuştu. Kim olduklarını, ne iş yaptıklarını sordu.

    Adamın birine dedi ki: “Sen ne iş yaparsın?” Adam da: “Ben muallim beyim.” dedi. “Nerelisin?” dedi. Muallim “Bor’luyum” dedi. Atatürk: “Bor ne demek?” dedi. Adam da “Niğde’nin kazası” dedi. Arka taraftan bir çocuk parmak kaldırdı. Çocuğa sordu: “Bor ne demek oğlum?” dedi. Çocuk: “Paşam, ekilmeyen, sürülmeyen yere bor deriz.” dedi. “Aferin oğlum” dedi çocuğa. Sonra o çocuğu trene aldılar, okutmak için götürdüler.
     

Bu Sayfayı Paylaş