1923-1980 Yillari Arasinda Türkiye Ekonomisi

'Tarihi Bilgiler' forumunda NeslisH tarafından 25 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    1923-1980 Yillari Arasinda Türkiye Ekonomisi konusu 1920'lerden günümüze kadar Türkiye ekonomisi tarihini incelerken üç iktisat kongresinin de ekonomi politikalarinda önemli degisimlerin yasandigi dönemlerin baslarina rastladigi gözlenmektedir. Bu açidan iktisat kongrelerinin ekonomik hayata yön verme islevleri olmustur.
    Birinci Iktisat Kongresinin düzenlendigi 17 Subat 1923 tarihinde, Kurtulus Savasindan galip olarak çikan Türkiye, iktisadi açidan Osmanli Imparatorlugundan devraldigi "Duyunu Umumiye" ile karsi karsiya kalan, halkin büyük çogunlugu fakir ve egitimsiz, sanayi kuruluslari yok denecek kadar az ve sermaye birikiminden yoksun, geri kalmis bir ülke konumundaydi. Bu Kongrenin ortaya konulan fikirler açisindan o dönemin Türkiye ekonomisini yeniden insa etmede büyük katkilari olmustur.
    1981 yilinda düzenlenen Ikinci Izmir Iktisat Kongresi ise, iktisadi ve siyasi bunalimlarin gözlendigi, iktisadi olarak içe dönük sanayilesmenin yarattigi bunalimlarin biriktigi ve hemen ardindan bu alanlarda büyük degisimlerin gözlendigi bir dönemde düzenlenmistir.
    21. yüzyila girmekte olan dünyada gözlenen siyasi ve teknolojik degisim rüzgarlari içerisinde, 1992 yilinda düzenlenen Üçüncü Izmir Iktisat Kongresi, bu degisim ortasinda olan ve cografi açidan etrafinda siyasi çalkalanmalarin gözlendigi Türkiye için, iktisadi açidan gelecek yüzyila hazirlanmada, hedefleri belirlemede, kamu ve özel kesimin fikirlerini ortaya koymada önemli bir yere önemli bir yere sahiptir.
    Birinci Dünya Savasindan 5 yil sonra, dünyanin kendine bir düzen vermeye çalistigi uluslararasi konjonktürde toplanan Birinci Iktisat Kongresi, daha çok içerdeki dengeleri tesis etmeye ve iktisadi yapiyi olusturmaya yönelikti.
    Kongrede sanayici, tüccar, çiftçi, isçi "murahhaslarinin" oldukça çekismeli ve kulisli bir çalisma ortamindan sonra, ana sektörler itibariyle belirlenen "Misak-i Iktisadi Esaslari" basligi altinda bütünlesmeleri, bir ittifak arayisinin kaniti olarak sayilabilir. Bu çerçevede, Kongre kapsami içinde siyasi bagimsizligin iktisadi bagimsizlikla birlestirilmesi ve Türk girisimcisinin güçlendirilmesi en temel hedeflerdi.
    Kongrede milliyetçi ve liberal politikalarin temelleri benimsenmisti. Gerçekten, 1923-29 dönemi tüm dünyada görüldügü gibi liberal politikalarin uygulandigi bir dönem olmustur. Bunun nedeni, uygulanan politikalarin, özel girisim öncülügünde ve disa açik bir ekonomik yapi içinde gelismesiydi. Disa açik politikalarin benimsenmesinin bir diger nedeni ise Lozan Antlasmasinin iktisadi hükümleriydi. Antlasmanin eki olan ticaret sözlesmesi, 1916 yilinda Osmanli gümrük tarifelerinin bes yil daha yürürlükte kalmasini ve yeni yasaklar getirilmemesini öngörüyordu. Bu nedenle, 1929 yilina kadar gümrük tarifelerinde artislar gerçeklestirilememistir.
    1923-29 yillari arasinda devlet özel girisimi tesvik etmek için yogun çaba harcamistir. Bu amaçla yapilanlarin basinda, devlet tekelleri kurularak daha sonra bunlarin isletmesini özel sektöre devretmek gelmektedir.
    Ayrica, bu dönemde, milli sanayii gelistirmek için Tesvik-i Sanayi Kanunu ile birlikte çesitli hammaddelerin ithalatini kolaylastiran gümrük tedbirleri alinmistir. Milli bankalar kurularak (Is Bankasi, Tütüncüler Bankasi ve Sanayi ve Maadin Bankasi), Istanbul ticaret ve tahil borsasi açilmistir. Bu dönemde anonim sirketlerin kurulmalari da kolaylastirilmistir. Madenler ve sigara üretimi devletlestirilerek milli üretime dönük bir biçimde isletilmeye baslanmis, seker fabrikalari için tesvik kanunu çikartilmistir. Ancak, bu dönemde, devletin en az düzeydeki müdahaleci tutumuna ragmen, özel sektör istenilen gelismeyi saglayamamistir.
    Tüm dünyayi iktisadi açidan büyük bir çikmaza sokan 1929 dünya iktisat bunalimi ise liberal iktisat politikalarini izleyen ülkemizi de etkilemistir. Bu dönemde, Türk parasinin degerinin düsmesi sonucu, tarim ürünlerimizin dünya piyasalarinda fiyatlari düsmüstür. 1924-1929 döneminde GSMH yilda ortalama yüzde 10,9, sinai üretim ise yüzde 8,5 oraninda artis kaydetmistir. Bu sonuç, üretim kapasitesine yapilan ilavelerden çok, geçmiste meydana gelen kapasite bosluklarinin kullanilmasinin bir sonucudur. Bu dönemde tarimsal üretimde görülen hizli artis ise, aktif nüfusun savas sonrasinda topragina geri dönmesinden kaynaklanmistir.
    1930 yilindan sonra tüm dünyada, devletçi, müdahaleci ve korumaci politikalara yönelinmeye baslanmistir. Türkiye de bu dogrultuda hareket ederek, bunalimdan çikmak ve iktisadi genislemeyi saglamak amaciyla çesitli tedbirler almistir. Öncelikle, 1930 yilinda Merkez Bankasi kurulmus ve Türk Parasini Koruma Kanunu TBMM'de kabul edilmistir. 1931 yilinda ise ithalata kota konulmasi ve ihracatin denetlenmesi hakkinda çikan kanunla korumaciligin ilk adimlari atilmistir. Yine ayni yil, Sanayi Kongresi düzenlenmis, bunu takiben, 1932 yilinda iktisadi hayatta devletin denetimini artiran bir dizi kanun çikarilmistir. 1933 yilinda ise, Sümerbank'in kurulmasi ve Mevduati Koruma Kanunu ile Ödünç Para Verme Isleri Kanunlarinin kabul edilmeleri baslica iktisadi olaylardir. Devlet bu tarihte ilk defa faiz oranlarini belirlemeye baslamistir.
    Devletin iktisadi hayata girisi, dogrudan dogruya devlet isletmeciligine baslamasi, 1934-1938 yillari arasinda uygulanan Birinci Bes Yillik Sanayi Plani ile baslamaktadir. Bu plan döneminde, öncelikle, büyük kismi yabancilarin elinde bulunan demiryollari, Tramvay, Tünel Sirketi, Zonguldak Kömür Sirketi, Izmir Telefon Sirketi millilestirilmis ve kamulastirilmistir.
    Birinci Bes Yillik Sanayi Plani döneminde toprak reformu yapilarak tarima tesvik saglanmis ayrica hammaddesi yurtiçinde bulunan mallari isleyecek sanayi kuruluslari ile devletçe finanse edilmesi mümkün olan kuruluslarin kurulmasina öncelik verilmistir.
    Birinci Bes Yillik Sanayi Planinin basarili uygulamasi ve hedeflere ulasilmasi üzerine 1938 yilinda Ikinci Bes Yillik Sanayi Plani hazirlanmistir. Bu planin uygulanacagi yillarda II. Dünya Savasinin baslamis olmasi devletin savas ekonomisine uygun bazi tedbirler almasina yol açmistir.
    II. Dünya Savasi dönemine, olasi bir tehlikeye karsi savas ekonomisi uygulanmistir. Bu çerçevede, hükümete, olaganüstü kosullarda fiyat saptama, özel isletmelere el koyma, zorunlu çalistirma gibi araçlarla, ekonomiye dogrudan müdahele yetkisi veren 1940 Milli Koruma Kanunu ile, devlet gelirlerini artirmak için Varlik Vergisi Kanunu çikarilmistir. Varlik Vergisi Kanunu 1942 yilinda gördügü yogun tepkiler nedeniyle yürürlükten kaldirilmistir.
    Savasin bitmesi ve tüm dünyada liberal politikalarin etkin olmaya baslamasiyla birlikte Türkiye'de de bazi degisiklikler olmaya baslamistir. Çok partili sisteme geçisle birlikte baslayan liberal akim, 1945-1950 yillari arasinda, Türk ekonomisinde devlet müdahaleciliginin belirli sinirlar içinde tutulmasi ve daha liberal bir ekonomi uygulanmasi yolundaki girisimleri ön plana çikarmistir.
    1946 yilinda yapilan devalüasyon ile TL'nin degeri yüzde 53,6 oraninda düsürülerek 1 Amerikan Dolar karsiligi 2,80 TL olarak kur sabitlenmistir. Bu dönemde yapilan devalüasyonun nedeni, savas sonrasi uluslararasi fiyat düzeylerine ve yeni ekonomi politikalarina uyum saglayarak ihracati artirmaktir. Ancak, bu devalüasyon istenilen sonuçlari vermemis, ithalattaki asiri artislar, birikmis olan döviz rezervleri ve daha sonra dis yardimlarla finanse edilerek 1953 yilina kadar sürmüstür.
    Türk ekonomisini dar kaliplardan ve kisir kaynaklardan kurtarmak için 1947 yilinda liberal karakterde bir Kalkinma Plani (1948-1952) hazirlanmistir. Bu planda özel kesime büyük önem verilmistir. Planin 1948-1952 dönemi için öngördügü toplam harcama miktarinda en büyük payi yüzde 44 ile ulastirma almistir. Bu dönemde ulastirma sektöründe agirlik verilen kesim demiryollarindan ziyade karayollari olmustur.
    Tarim ve tüketim mallari sanayine önem veren, özel girisimin öncülügünü savunan ve dis ticaret ile kambiyo rejimlerinde serbestlesmeyi öngören bu stratejiler, 1947 yilinda üye olunan IMF ve Dünya Bankasi gibi kuruluslarin görüsleriyle de uyumlu idi. Yine de, 1947 yilindan itibaren askeri ve 1948 yilindan itibaren ekonomik yardimlar alan Türkiye'nin 1945-1950 yillari arasinda reel GSMH'sinde istenilen büyüme saglanamamistir.
    1950-1953 döneminde gerek tarimda gerekse sanayilesmede önemli gelismeler saglanmistir. Tarimin makinelesmesi, kredi imkanlari ve tarim için belirlenen yüksek fiyat politikasi ile birlikte iklimin elverisli olmasi, bu dönemde tarim üretimini artirmistir. Ayni zamanda, yabanci sermaye girisini kolaylastirici uygulamalar, para arzinin artirilmasi, ithalatin sinirlandirilmasi ve dis krediler ile yardimlar sayesinde de hizli bir gelisme gözlenmistir. Bu dönemde, büyük kamu yatirimlarina agirlik verilmistir.
    1954'den sonra plansiz yatirimlarin yapilmasi nedeniyle artan ithalatin finansmaninda, dis yardimlara paralel olarak döviz rezervlerinin kullanilmasi sonucu zorluklarla karsilasilmistir. Dis ticaret hadleri aleyhimize gelisirken, fiyatlarin hizla artmasi ile birlikte ekonomik büyüme geçen dört yila göre ayni oranda olmamistir.
    Bankalarin tarim ve sanayi sektörüne açtigi kredilerin yükseltilmesi yaninda plansiz yatirimlarin yapilmasi ve 1956 yilinda Milli Koruma Kanunu'nun yeniden yürürlüge konulmasi sonucunda, fiyatlar üzerinde suni bir baski yaratilmis, enflasyon körüklenmistir.
    1958 yilinda tekrar ekonomik istikrari saglamak için siki para ve maliye politikalari ve ihracati tesvik tedbirleri gibi bir takim ekonomik tedbirler alindiysa da enflasyonist gidis önlenememistir.
    Bu ekonomik kosullarda, siyasi bunalimla birlikte 1960 yilinda yeni bir Anayasa hazirlanarak, uzun vadeli bir ekonomik planin yapilmasi çalismalarina yeniden baslanmistir. Bunun için ilk önce 1960 yilinda Devlet Planlama Teskilati kurulmustur. Ayrica, 1958 yilinda alinan istikrar önlemleri, 27 Mayis 1960'dan sonra eskisinden daha siki bir biçimde uygulanmaya devam etmistir. 1962 yilinda ise, bir yil süreli bir plan hazirlanmis ve planin basarili olmasi üzerine, bundan sonra, bes yillik planlar hazirlanmaya baslanmistir.
    1963-1967 yillari arasindaki Birinci Bes Yillik Kalkinma Plani ile 1968-1972 yillarini kapsayan Ikinci Bes Yillik Kalkinma Plani ekonomik ve siyasi bunalimlarin sonunda istikrarli bir büyüme hizi ve kalkinma saglanmasi amaciyla 15 yillik bir perspektif içinde hazirlanmistir. Bu iki dönem içinde 10 adet yillik program da uygulanmistir. Bu 15 yillik perspektif içinde baslica hedefler söyle siralanabilir:
    - Yilda yüzde 7'lik bir büyüme saglanmasi,
    - Istihdam sorunun çözümlenmesi,
    - Dis ödemeler dengesinin saglikli bir yapiya kavusturulmasi,
    - Her alanda yeterli sayida ve üstün nitelikli bilim adami ve teknik eleman yetistirilmesi,
    - Bu hedeflerin sosyal adalet ilkesiyle uyumlu bir biçimde saglanmasi.
    Bu hedefler çerçevesinde ele alinan Birinci Bes Yillik Kalkinma Planinin yürürlüge konulmasiyla, ithal ikameci sanayilesme de yeni bir evreye girmistir. Siki maliye ve para politikalari, kaynaklarin tam olarak kullanilmasina ve en iyi biçimde tahsisine engel olan enflasyonist ve deflasyonist egilimlerin gelismesini önleyecek biçimde tespit edilmistir. Kamu yatirimlarinin, vergiler, kamu tesebbüslerinin yaratacagi fonlar ve dis alemden saglanacak kaynaklar gibi gerçek tasarruflarla finanse edilmesi öngörülmüstür. Ayrica, para ve kredi politikalari, özel sektör yatirimlarinin gerçek kisi ve kurum tasarruflari ile finansmanini mümkün kilacak biçimde tespit edilmistir.
    Bu planin öngördügü dönem sonunda Türk ekonomisinde su gelismeler olmustur: Sanayi için yillik yüzde 12,3 gelisme hizi öngörülmüs, bu oran yüzde 10,6 olarak gerçeklesmistir. Dis finansman kaynaklarinin hedeflenen ölçüde saglanamamis olmasi ve tarim kesiminin gelisiminin büyük ölçüde hava sartlarina bagli bulunmasi nedeniyle yüzde 7'lik büyüme hizina ulasilamamis, yilda ortalama yüzde 6,5 oraninda büyüme gerçeklestirilmistir.
    Toplam yatirimlarin GSMH içindeki payi baslangiç yili olan 1963'te yüzde 18'e yükselmistir. Kamu gelirleri artmis olmakla birlikte öngörülen seviyeye ulasilamamis; bu da kamu harcamalarinin kisilmasi sonucunu dogurmustur. Ödemeler dengesi açigi ise, ihracatin düsünülen seviyenin üstünde gerçeklesmesi nedeniyle plan hedefinin altinda kalmistir.
    Bu plan döneminde yatirimlari ve ihracati tesvik amaciyla bazi kanunlar çikarilmistir. Yatirimlari tesvik amaciyla Gelir Vergisi Kanununa eklenen bazi maddelerle kalkinmada öncelikli yörelerde daha yüksek oranlarda yatirim indirimi uygulamasina baslanmis ve Vergi Usul Kanununa eklenen bir madde ile hizlandirilmis amortisman yöntemine geçilmistir. Yatirimlarda kullanilacak hammadelerin ithalatini kolaylastirici gümrük indirimleri gibi kolayliklar saglanmistir. Ihracati tesvik için ise, ihracatta vergi iadesi uygulamasi baslatilmistir.
    1968-1972 yillari arasinda uygulamasi gerçeklestirilen Ikinci Bes Yillik Kalkinma Planini birinci plandan farki çok kesimli olmasidir. Tarim, madencilik, imalat sanayi, insaat, hizmetler ve kamu kesimi tek tek ele alinirken, plan ulusal ve uluslararasi kesim olmak üzere ikiye ayrilmistir. Bu planin amaci, Türk ekonomisinde hizli bir gelisme saglamak ve bu gelismeyi sürekli hale getirmektir. Ayrica, bu planin birinci plandan farkli olarak sanayi sektörüne özel bir önem verdigi görülmektedir. Ikinci Bes Yillik Kalkinma Planinda sanayi sektörü, ekonomik büyüme için "sürükleyici sektör" konumuna geçmektedir.
    Bu plan döneminde, bir taraftan "ithalat" yerine "yerli üretim" ikame edilirken, diger taraftan "ara mallar" üretimi önem kazanmistir. Ayrica, vergi iadesi, döviz tahsislerine öncelik taninmasi gibi ihracat tesviklerine önem verilmis, ihracatçi birlikleri kurulmustur.
    Birinci ve ikinci planda öngörülen kalkinma hizlari esit olmakla birlikte, Birinci Planda hizmetler kesimi için öngörülen kalkinma hizi yüzde 7,2'den yüzde 6,8'e indirilmistir. Her iki planda temel sektörlerin paylari öngörülen yönde gelismekle birlikte beklenenden daha düsük seviyede olmustur. Yatirimlarin sektörlere dagilimina baktigimizda, ikinci planin imalat sanayi, ulastirma ve turizm yatirimlarina agirlik verdigi görülmektedir.
    Üçüncü Bes Yillik Kalkinma Plani 1973-1977 yillarini kapsamakta ve onbes yillik uzun dönemli bir perspektifin üçüncü kismini olusturmaktadir. Türkiye ile AT arasinda 1963 yilinda imzalanan Ortaklik Anlasmasinin 1 Ocak 1973 yilinda kanuni olarak yürürlüge girmesi ile birlikte gümrük indirimlerinin gerçeklesmesi ve geçen on yillik dönem içinde ulasilan sonuçlar ve karsilasilan sorunlar, özellikle sanayide hedeflenen artis hizinin gerçeklestirilememesi, belirli bir yapisal degisikligi zorunlu kilmistir. Bu yüzden plan onbes yillik bir perspektif içerisinde degil, yeniden hazirlanan ve 22 yili kapsayan yeni bir stratejinin ilk dilimi olarak hazirlanmistir. 1973-1995 yillarini kapsayan bu yeni stratejiyle ulasilmak istenen baslica hedefler sunlardir:
    -GSMH'nin yilda ortalama yüzde 9 dolayinda artmasi,
    - Sanayinin milli gelir içindeki payinin yüzde 23'ten yüzde 40'a çikarilmasi, buna karsilik tarim kesiminin payinin yüzde 28'den yüzde 10'a indirilmesi,
    - Toplam çalisanlar içinde sanayi kesiminin payinin yüzde 11'den yüzde 22'ye yükseltilmesi, tarim kesiminin payinin ise yüzde 60'tan yüzde 20'ye düsürülmesi.
    Üçüncü Bes Yillik Kalkinma Plan döneminin belirgin niteliklerinden birisi, basta altyapi olmak üzere, ekonominin darbogazlara girmesidir. Bunun temelinde 1960-1973 döneminde kesintisiz büyümeyi saglayan ithal ikameci stratejilerin bulundugu görülmektedir. Ithal ikameci politikalar dayaniksiz tüketim mallarina (islenmis gida ürünleri, tekstil gibi) yönelik oldugu sürece büyüme devam etmis, fakat 1960'larin ortalarindan itibaren ithal ikameci politikalar dayanikli tüketim mallari (tasitlar, beyaz esya...) ve ara mallar (çelik, rafine edilmis ürünler, petrokimya ürünleri...) hedef alindiginda elde edilen sonuçlar tatmin edici olmaktan uzak kalmistir. Sinirli iç piyasa ve ihracata yönelmedeki yetersizlik, sermaye yogunlugu daha yüksek yatirimlardaki artis ve sinirli kapasite kullanimlari, büyüme hizinin sürdürülmesini gittikçe daha yüksek maliyetli hale getirmistir. 1973-1974 yillari arasinda dört katina çikan petrol fiyatlari Türkiye'yi derinden etkilemistir. Ardarda gelen hükümetler, birinci petrol sokundan önce yavaslama egilimine giren ekonomik büyüme hizini artirmak için, en azindan baslangiçta, genisletici politikalar izlemislerdir. Kamu sektörü yatirimlari hizla büyümüstür. Ancak, ayni dönemde tüketim sinirlanamadigindan, bu politika, reel olarak yüzde 8 gibi bir büyüme saglanmasina ragmen istikrarsizliga sebep olmustur.
    1970'lerin sonuna dogru ulusal tasarruflar ve yatirimlar arasindaki uçurum genislemistir. Ithalat, durgun ihracat karsisinda hizla büyümüstür. Kamu Iktisadi Tesebbüslerinin dengesi çarpici bir sekilde bozulmustur. Bunun sonucunda bütçe açigi büyümüs ve enflasyonda hizli bir artis olmustur. Cari islemler dengesi önemli ölçüde açik vermistir. Bu açik, 1977'de GSMH'nin yüzde 8'ine ve döviz gelirlerinin yüzde 92'sine ulasmistir. Bu açiklar özel yabanci sermaye ve rezervlerle finanse edilmistir. Fakat bu finansman sekli, dis borçlarin artmasi, borçlanma yapisinin bozulmasi ve konvertibl döviz rezervlerinin azalmasi seklinde üç alanda kötülesmeye neden olmustur. Bu ekonomik dengesizlikler sonucunda 24 Ocak 1980 Ekonomik Istikrar Kararlari alinmistir.
    1980-1982 Yillari Arasinda Türkiye Ekonomisi:
    Sözkonusu istikrar programi ile, ihracatin ve döviz gelirlerinin artirilmasi, enflasyonun kontrol altina alinmasi ve ekonominin disa açilarak uluslararasi rekabet ortamina uygun dinamik bir yapiya kavusturulmasi amaçlanmistir.
    Istikrar Programi ile öngörülen baslica tedbirler sunlardir.
    - Döviz gelirlerini artirici tedbirler,
    - Ithalatin libere edilmesine yönelik tedbirler,
    - Fiyat olusumu ile ilgili tedbirler,
    - Yabanci sermaye ile ilgili tedbirler,
    - Idari tedbirler,
    - Para politikasi ile ilgili tedbirler.
    Döviz Gelirlerini Artirici Tedbirler
    24 Ocak 1980 tarihinde, Türk Lirasi dolar karsisinda yaklasik yüzde 49 oraninda devalüe edilerek dolar kuru 47 TL'den 70 TL'ye çikarilmistir. 1 Temmuz 1981'den sonra ise günlük kur ayarlamalarina baslanmistir.
    Ihraç ürünlerimize dis pazarlarda rekabet gücü kazandirilmasi ve ihracatta sanayi mamüllerinin payinin artirilmasi amaciyla, yeni tesvikler uygulamaya konmustur. Bu çerçevede ihracatta vergi iadesi sistemi yeniden gözden geçirilmistir. Ihracatçilarin döviz tutma yetkisi (kazandiklari dövizin yüzde 50'sini kendileri ya da diger üreticilerin girdi ithalatinda kullanma olanagi) kapsami genisletilmistir. Ihracata yönelik üretimde kullanilacak girdilerin ithalati gümrük vergisinden muaf tutulmustur. T.C. Merkez Bankasi nezdinde "Ihracati Tesvik Fonu" kurulmus, tesvik belgesi alan ihracatçilara bu fondan kredi saglanmistir. Ticari bankalarin kredilerinin yüzde 15'ini sinai ürün ihracatinda kullanmalari zorunlulugu getirilmistir. Ihracatta kullanilmak üzere yurtdisindan getirilen prefinansman dövizlerine, döviz cinslerine göre "Libor" faiz oranlari ve azami yüzde 1,25'e kadar "faiz farki (spread)" verilebilmesine olanak saglanmistir. Ayrica ihracatin artirilmasi amaciyla serbest bölge, gümrüksüz antrepo kurulmasi ve islemlerin kolaylastirilmasi yönünde önlemler alinmistir.
    Bu uygulamalar sonucunda ihracat gerek döviz getirisi açisindan gerekse miktar açisindan üç yilda iki katina yakin artmis, ihracatin GSMH içindeki payi 1979'da yüzde 4,1'den 1982'de yüzde 10,5'e yükselmistir
     

Bu Sayfayı Paylaş