18 Martın Önemi

'Özel Gün ve Geceler' forumunda DeMSaL tarafından 18 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    18 Martın Önemi konusu 18 Martın Önemi - 18 Mart -18 Martın Önemi - Çanakkale



    Bilindiği gibi, Birinci Dünya Savaşı'nda İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası ile Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti savaş halindeydi. İtalya daha sonra İngiliz-Fransız İttifakına katılmıştı. Çanakkale'yi, zorlayıp açarak Marmara ve Karadeniz'e geçmek, böylece Ruslarla bağlantı kurmak düşüncesi, o zamanki İngiliz Bahriye Nazırı Churchill'den kaynaklanıyordu. Eğer bu girişim başarıya ulaşırsa, güçlü Alman orduları karşısında yenilgiden yenilgiye uğrayan Rusya'ya Karadeniz yoluyla yardım yapılacak, Osmanlı Devleti de savaş dışı bırakılacaktı. Düşünce, asker olmayanlar için bile mantıklıydı.
    Ne var ki, eksik insan gücü ve eksik silahlarla da olsa, Türklerin savunma taktiği ve savaşlardaki yürekliliği, İngilizlerin bu mantıklı planını alt üst ederek saldırganları bozguna bozguna uğratmıştı. Birinci Dünya Savaşı bu yüzden birkaç yıl daha sürmüş, Almanya ve ortaklarını yenmek kolay olmamıştı. Nitekim 1919/1920'de Osmanlı Devleti'ne dikte edilen Sevr Barış Antlaşması'nı imzalamak üzere Fransa'ya gitmiş olan Osmanlı delegeleri, bu antlaşmayı ağır bulup biraz hafifletilmesini isteyince, onlara şu yanıt verilmişti: "Siz Çanakkale'yi kapatıp savaşın uzamasına ve böylece bizim on binlerce askerimizin ölmesine ve yaralanmasına neden oldunuz. Bu antlaşma hafifletilemez." Türkleri böyle suçluyorlardı. Sanki yurdun savunulması bir suçtu! Kaynakwh:
    Boğazları geçip Ruslarla bağlantı kurma planını tasarlayan ve bozgun dolayısıyla görevinden ayrılmak zorunda kalan Churchill de anılarında şöyle der: "Çanakkale'de karşıma bir Mustafa Kemal'in çıkıp siyasal yaşamımı karartacağını hiç düşünmemiştim".
    Mustafa Kemal, Churchill'in siyasal yaşamını karartmakla kalmamış, 1915'te Anafartalar'da kazandığı yengi ile yedi yıl sonraki 30 Ağustos 1922 Zaferi'ne yemin hazırlamıştı. Anafartalar, Dumlupınar'ın öncüsü oldu. Eğer Çanakkale'de yenilseydi Osmanlı Devleti çok kısa sürede çökecek, Türk Bağımsızlık Savaşı için Anadlo'yu derleyip toplama olanağı bulunmayacaktı. Durum bu olunca 30 Ağustos Zaferi de olmayacaktı. Eğer Mondros Silah Bırakışması'ndan (30 Ekim 1918) önce Anadolu'ya düşman ayağı değmemişse, bunu Çanakkale Zaferi'ne borçluyuz. Gerçi Ruslar, Kafkaslar'dan inerek doğu illerimizde epeyce ilerlemişlerse de, 1917 Ekim Devrimi'nden sonra çekilmişler, kalıntılarını da doğudaki Türk ordularını geri sürerek yurdu kurtarmışlardı. Kısacası, 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'e çıktığı, dört gün sonra da Mustafa Kemal'in Samsun'a ayak bastığı tarihte, Anadolu'nun türlü yerlerinde, kadro halinde de olsa, Birinci Dünya Savaşı'ndan kalma askeri birlikler bulunuyordu. Güney cephemizden çekilen birliklerimizin, yine Mustafa Kemal tarafından kurtarılmış silah ve cephaneleri depolanmıştı. Bütün bunlar göz önüne alınacak olursa, 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin Ulusal Kurtulış Savaşı'na zemin hazırladığı apaçık görülür.
    Batılı savaş tarihçileri, Çanakkale Savunması'ndaki başarıyı, genellikle, o sırada Osmanlı ordusunda görev yapan Alman generallerine mal ederek Cevat Paşa'nın ve Mustafa Kemal'in başarılarını gölgelemek isterler. Bir şovmenlik olan böyle değerlendirmeleri, yalnız Çanakkale konusunda değil, başka konularda da görüyoruz.
    Mustafa Kemal Anafartalar'da birliklerine: "Ben size yalnız hücum etmeyi değil, ölmeyi emrediyorum" buyruğunu vererek kendisi de ön saflarda çarpışmış olmasaydı, Çanakkale savaşlarının en kritik noktası olan Anafartalar'da sayıca ve silahça çok üstün olan düşmanı durduramazdı.
    Mustafa Kemal 1920'de, Birinci İnönü yengisini kazanan Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey'i "Siz İnönü'de yalnız düşmanı değil, Türklerin makûs talihini de yendiniz" diyerek kutlamıştı. Çok mutlu bir rastlantıdır ki, bir şarapnel parçası Anafartalar'da Mustafa Kemal'in cep saatine vurup yansıyarak saati parçalamış, böylece Mustafa Kemal'in yaşamını kurtarmıştı. Şimdi şu satırları yazarken içimden o saate " Sen Türkiye'nin makûs talihini yendin" diyesim geliyor. Eğer o gün Mustafa Kemal kurtulmasaydı, Türk Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyecek bir kimse kolay kolay ortaya çıkmazdı; nitekim Mustafa Kemal'in en yakın arkadaşlarından kimileri Sivas Kongresi'nde, bir bağımsızlık savaşının kazanılmasına Türkiye'nin gücünün yetmeyeceğine inanmış olarak, Amerikan mandası altına girmeyi önermişlerdi. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından çok yıllar sonra bu savaşa onunla birlikte başlamış olan Rauf Orbay, çok dürüst davranarak, bir dostuna: " Bu kurtuluşu Mustafa Kemal'den başkası organize edip başarıya ulaştıramazdı; bunu hiçbirimiz yapamazdık" demiştir.
     

Bu Sayfayı Paylaş