15-17. Yüzyıllarda Alâiye Kalesi

'Tarihi Bilgiler' forumunda NeslisH tarafından 27 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    15-17. Yüzyıllarda Alâiye Kalesi konusu
    [​IMG]
    XVI-XVII. YÜZYILLARDA ALÂİYE KALESİ


    Anadolu, tarihin en eski devirlerinden beri birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve bu sayede birçok özel birikimi bünyesinde barındırma şansına sahip olmuştur. Bu zengin birikimler gerek kültürel gerek mimarî ve gerekse edebî alanlarda yüzyıllar boyunca kendisinden sonra gelenlere damgasım vurmuş ve onları büyük ölçüde etkilemiştir.

    Mimarî de, Türk inancının kültürünü yansıtan en önemli mihenk taşlarından biri olmuştur. Bu eserlerin ortaya çıkış sebepleri ve kullanım alanları çok farklı olmakla birlikte ortaya koydukları kültür mirası büyük bir bütünlük oluşturmuştur.

    Bugün Anadolu'nun büyük bir kısmı bu muhteşem eserlerle doludur. İşte bu eserlerin en önemlilerinden biri de günümüze kadar korunabilmiş Alâiye Kalesi'dir.

    Anadolu Selçuklularının ortaya koymuş oldukları en önemli eserlerden biri olan Alâiye kalesi, dönemin şartlan gereği gerek savunma ve gerekse ticari amaçlarla inşa edilmiş geçmişten günümüze tüm güzelliğiyle gelebilmeyi başaran devasa bir yapı kompleksidir. Bu kompleks içerisinde Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait birçok eser bulunmaktadır.

    Alâiye Şehri
    Alâiye, antik çağda Koracesium adıyla Perge, Side ve Aspendos gibi önemli şehirleri ile birlikte Pamphylia bölgesinde yer almaktaydı. Günümüzdeki Antalya körfezinin doğu ucunda Bergama kralı II. Attolus (M.Ö. 159-138) zamanında kurulan Alâiye şehri, III. Attolus'un varis bırakmadan ölmesiyle vasiyeti üzerine Romalılara geçti ise de MÖ. II. yüzyılda korsanlann istilâsına uğradı ve bir korsan limam ve üssü hâline geldi. Şehir, MÖ. I. yüzyılda Büyük
    Antiochus'a basan ile direnmişse de sonunda Roma komutam Pompeius tarafından Roma hakimiyeti gerçekleştirildi ve Koracesium adıyla bilinen kalesi tahrip edildi. Romalılar zamanında şehir, surlan genişletilmek ve yeni binalar ilave edilmek suretiyle büyütüldü. Şehir, Bizans döneminde ise Akdeniz'in en işlek limanlanndan biri oldu (Ercenk, 1992:363).
    İslam'ın yayılmaya başlaması ile birlikte Alâiye şehri, İslam akınlanna uğradı. 860'lı yıllarda Abbasiler şehri bir süre zaptetti. Malazgirt zaferinden soma Anadolu'da tam bir hâkimiyet tesis eden Anadolu Selçuklu Sultanlanndan I.Alaeddin Keykubad tarafından Kıbns Krallığı'na bağlı Kyr Vart elinde liman-şehir iken 1220 tarihinde kuşatılıp fethedilerek bir Türk şehri olarak yeniden inşa olundu ve Bizans döneminde Kalonoros olan adı fâtihinin adına izafeten Alâiye'ye dönüştürüldü (Turan, 1984:335-337; Cahen, 1979:133, 138). Alâiye, Alaeddin Keykubad'ın fethettikten soma imâr ettirerek mâmur hâle getirdiği şehirler arasında doğrudan kendi adım taşıyan tek şehir olma özelliğine sahip bulunmaktadır (Baykara, 1990:127). Alâiye, Ortaçağ'da yazılmış en önemli coğrafya kitaplanndan biri olan EbuT-Fidâ'nın TakvimuT-Buldân adlı eserine göre, XIV. yüzyılın ilk yansında Rûm'un önde gelen ticaret şehirlerinden biri olarak görülmekte, bu dönemde önemli bir deniz üssü, Mısır ve Suriye ile sıkı bağlılık gösteren bir ticaret ve gemi inşa merkezi olarak Anadolu'nun önemli şehirleri arasında yer almaktadır (Baykara, 1988: 69).
    Daha somaki tarihlerde Alâiye, Anadolu Selçuklu Devleti'nin çöküşü sırasında bir ara Kıbns Frenkleri'nin eline geçmişse de 1293 tarihinde Karamanoğlu Mahmud Bey tarafından yeniden zaptedildi ve Memluk Sultam Melik Eşref Selahaddin adına hutbe okutulmak suretiyle Alâiye'de Karamanlı Türk varlığı devam ettirildi (Uzunçarşılı, 1984:8).
    Anadolu'da siyasî hâkimiyetin Selçuklular'ın elinden çıktığı bu dönemi takip eden yıllarda şehri yerel Türkmen beylerinin ele geçirdiği ve kısmi bir Alâiye Beyliği kurularak hâkimiyet tesis edildiği görülmekle birlikte şehirde, Selçuklu ve Karamanlı tesiri eksik olmamıştır. Alâiye,bu dönemde 1360 tarihinden 1448 tarihine kadar Kıbns Krallığı'nın aralıklı olarak elinde kalmışsa da 1448 tarihinde Karamanoğlu İbrahim Bey'in desteği ile Lütfi Bey tarafından tekrar ele geçirilmiştir (Zachariadou 1983:66-67). Alâiye Beyi olan ve Karamanlılann himayesi altında hüküm süren Lütfi Bey'in, şehrin ticari potansiyelini artırma yolunda Kıbns Kralı II. Jean ile 1450 tarihinde ticarî bir anlaşma yaptığı görülmektedir (Tekindağ, 1988: 325-326; Uzunçarşılı, 1984: 92-95). Bu dönem içerisinde yerel beyler, Osmanlı zaptına kadar, kimi zaman Karamanlı ve kimi zaman da Selçuklu tesiri altında Alâiye'de hâkimiyet tesis etmişlerdir.
    Bu ara dönemi müteakip 1471 tarihinde Alâiye, Gedik Ahmed Paşa tarafından Alâiye yerel beylerinden olan Lütfi Bey oğlu Kılıçarslan'dan banş yoluyla elde edilerek Osmanlı hâkimiyetine dahil olunmuştur (Tekindağ, 1963:61-63). Dönemin önemli kaynaklanndan biri olan Aşık Paşazade, Alâiye kalesinin Gedik Ahmet Paşa tarafından kuşatılmasını ve alınmasını şu şekilde ifade etmektedir: "Paşa hisara karşı toplarını kurdurdu. Alâiye beyi Lütfi Bey oğlu Kılıçarslan 'ı çok seven halkı ona varıp, bununla cenk fayda vermez dediler. Bunun üzerine Kılıçarslan, Paşa'ya elçi gönderip müzakareye girişti. Paşaya


    soruldu ki, "bu şehri kim lütfıle , kahrile alsan bizim padişahımızı neylersin? " Paşa cevap verdi : "eğer lütfıle alırsam, padişahınıza kendi vilayetinden daha yeğ vilayet ahveririm. Eğer cebrile alırsam ne olacağı malumdur. Nihayet Kılıçarslan hisarından çıktı ve kale, Gedik Ahmet Paşaya teslim olundu,\Atsız, 1992: 147-148).
    Alâiye Kalesi
    Yapımı ve Antik Dönemi: İlkçağdaki adı Koracesium olan Alâiye Kalesi'nin ilk kurucuları Romalı korsanlar olmuşlardır. Şehrin yanmada üzerinde Kandereli Burnu'nu meydana getiren dağın üzerinde kurulan ilk kale, ancak bir şato niteliğindeydi. Bu şato uzun bir süre korsanların sığınağı olarak kullanıldıktan sonra Roma İmparatoru Pompeus döneminde buraya yeni bir kale inşa edilmiştir (Tigrel, 1975: 613-615). Bizans İmparatorluğu döneminde ise kalenin askerî ve ticarî önemini koruduğu, günümüze kadar gelen bazı kalıntılardan pek çok dinî yapı ve surlarla oldukça büyüdüğü anlaşılmaktadır.
    Selçuklu Dönemi: Selçuklu fethiyle yeni baştan inşa ettirilen kale, surları ve kuleleriyle yalnız savunma yönünden değil, Selçuklu mimarlığı yönünden de büyük bir değer taşımaktadır. Dış görünüşü bakımından zarif olduğu gibi iç yapısının bölümleri bakımından da özenli yapılmış bir eserdir. Yapımn günümüze kadar oldukça sağlam kalmış parçalarında Selçuklu mimarlık sanatının bir çok özelliklerini görmek mümkündür. Kalenin surları yarım adayı çepeçevre kuşatmaktadır. Dıştan iç ve orta kale kapıları, kale kapısından çok saray kapışım andırmaktadır (Hamdioğlu, 1986:31).
    Kalede bulunan Selçuklu dönemine ait kitabeler arasında en eskisi 629/1231 tarihli olan bu kitabeye göre, kalenin inşasına fethi takiben 623/1226'da başlanılmış ve takriben beş yıl soma yani 629/1231 tarihinde bitirilmiştir. Burçda ve kapı üstlerinde hiçbir kitabe günümüze kadar sağlam kalmadığı için içkalenin yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemekle birlikte ele geçirilen en eski kitabe 1231 olduğuna göre iç kalenin de bu tarihte yapılmış olması muhtemeldir.
    Alâiye Kalesi'nin Selçuklu dönemine ait kitabeleri ilk defa Halil Edhem tarafından ele alınarak incelenmiştir (Edhem, 1330:154-157). Daha somaki yıllarda Riefstahl, Konyalı ve Lloyd-Rice, bu kitabelerden de yararlanmak suretiyle kalenin bütün yönleri üzerinde yaptıkları değerlendirmeleri yayınlamışlardır (Riefstahl, 1931: 92 vd.; Konyalı, 1946: 150-238; Lloyd-Rice, 1989: 54-76). En son bu yayınlarda yer almayan bazı kitabeler de Baykara ve Uysal tarafından incelenerek yayınlanmıştır (Baykara, 1982:579-586; Uysal, 1996: 18-19).
    Osmanlı Dönemi: Osmanlı arşiv belgeleri arasında, Alâiye ve Kalesi'nin, sosyal, idarî ve ekonomik hayatımn, bilhassa XVI. yüzyıl boyunca, aydınlatılmasında önemli bir yer tutan tahrir defterlerindeki durumunu daha XV. yüzyıldan itibaren izlememiz mümkün olmaktadır. Alâiye için en eski tahrir bilgileri, XV. yüzyılın ikinci yansına ait bulunmaktadır. Alâiye'nin, 1471 tarihinde Osmanlı idaresi altına alındığında tahrir emini Karamanoğlu Mehmed b. İbrahim Bey tarafından başlanılan tahriri 1481 tarihinde tamamlanmıştır. Bu tahrir defterine göre, Alâiye, Osmanlı idari sisteminde sancak statüsünde sayılarak mirliva hassı olarak kaydedilmiştir. Timar sayım defteri niteliğindeki bu kayıtlarda askerî bakımdan önemli bir mevkii olarak görülen Alâiye Kalesi'nde, kale dizdân ile birlikte 77 nefer görevli bulunmaktaydı (Maliyeden Müdevver Defter 16029: 2a-3b).
    Kanunî'nin tahta geçtiği yıllarda yapılan bir başka icmal tahririne göre ise 927/1520 tarihinde Alâiye kalesinde, dizdânn yamsıra 1 kethüda ve 90 merdân-ı kal'a(kale eri) görev yapmaktaydı (Tapu Defteri 107: 235).
    XVI. yüzyılın başlannda 937/1530-1531 tarihinde gerçekleştirilen tahririne göre padişah hassı içinde yazılan Alâiye'nin, biri Alara olmak üzere iki kalesi bulunmaktadır. Yine timar sayım kayıtlan kısmında yer alan kalenin dizdân yamnda 1 kethüda, 2 topçu, 7 seferbölüğü, 3 bevvâb(kapıcı), 1 okçu ve 75 müstahfız bulunuyordu (Tapu Defteri 166: 616-617).
    Alâiye'nin, XVI. yüzyılın ikinci yansında yapılan ve tarihsiz olan mufassal nitelikli tahririnde ise, daha önceki defterlerden farklı olarak kale muhafaza görevlileri nefs-i Kal 'a-i Alâiye adı altında cemaat-ı kal 'a-i mezkure şeklinde yazılmışlardır. Kale içerisinde oturup, kale muhafazası hizmetinde bulunan bu kale görevlilerinin toplamı 138 nefer tutmaktadır (Tapu Defteri 172: 2b-4b). Nefs-i Kal'a-i Alâiye olarak deftere yazılan kale muhafazası görevlilerinin "matekaddemden kale muhafazasın idüb mukabilinde tekâlif-i örfiye ve avârız-ı divânîyeden ", yani tüm vergilerden muaf tutuldukları görülmektedir (Konyalı, 1946: 246).
    1530-1531 Tarihinde Kalede Bulunan Silahlar
    Top 88 kıt'a sahîh 22, sakîm 66; Top-ı seng 150 aded; Top otu 40 kise; Tüfenk 380 kabza; Fınduk-ı tüfenk 15000; Keman 15 kabza; Siper-i köhne harab şüde 27100 kıt'a; Siper-i zenbürek 4 sanduk; Köstek-i ahen 4 kıt'a; Eğer-i binek 11 aded; Kerbân-ı ahen 7 kıt'a; Vezne-i ahen 4 kıt'a; Zırh 49 sevb; Cübbe-i kübra 8 sevb; Seng-i köhne 1 kıt'a; Toygun 76 kıt'a; Cübbe-i bakadife 86 sevb; Başlık-ı an ahen 50 sevb; Sabun-ı kahb 102 harab şüde; Kirbâs-ı penbe be zıra'-ı Bursa 60 aded; Bukağu 3 aded; Kazma-ı ahen 34 kıt'a; Kazan 1 kıt'a; Çıbık-ı ahen 20 (aded); Siper-i oluk harab şüde 17 kıt'a; Kürek 1 kıt'a; Siper-i çıbık harab şüde 9 kıt'a; Mismâr-ı ahen; Kürek an ahen harab şüde 33 aded; Nuhas 59 kilce; Nize 59 aded; Keman-ı zenbürek harab şüde 43 kıt'a; Küherçile 20 kantar (Konya nâzınna yazılan hükümle irsal idile); Der zahire-i kal'ai mezbure: Çeltük-i puşide 247 ölçek; Erzen be müd-i Bursa 2 anbar 15 müd (Tapu Defteri 166: 617).
    Kanunî döneminde tutulan bu tahrir defterine göre Alâiye Kalesi'nde, 22'si kullanılabilir, 66'sı da sakîm kalmış yani bozulmuş 88 top bulunuyordu. Taştan yapılmış 150 aded top güllesi ve bunlar için 40 kese barut yer almaktaydı. Tahrir defterinde açıkça yazıldığı üzere, 380 tüfek ve bunlann 15000 kadar mermisi, 15 yay, 27100 kalkan, 4 sandık zenberekli top siperi, top doldurmada kullanılan 4 demir köşkü ile birlikte 49 aded zırh, 50 aded demir başlık ve 76 aded miğfer Alâiye Kalesi'nin mühimmatı arasında bulunuyordu. Bunlardan başka, kazan, kazma, kürek, çubuk demiri, pamuk kirbas, top tekerlerini tutmada kullanılan bukağı ve zemberek yaylan gibi bazı aletler de bu mühimmat arasında sayılabilir.

    XVI. Yüzyılın ortalanna doğru bölge coğrafyası ile ilgili bilgiler veren Pirî Reis, Kitâb-ı Bahriye adlı eserinde (1973: 272), Alâiye kalesi ve tersaneyi şu
    şekilde tavsif etmektedir: "Alâiye'nin denizden nisam üzerindeki yüksek dağlardaki üç kuledir. Ortadaki kulenin altında Alâiye vardır. Buraya yaklaşınca dağ üzerindeki Alâiye kalesi görünür. Alâiye ada gibi bir burundur. Burun hep dağlıktır. Dağın üzeri de kaledir. Kalenin aşağı tarafı mamur, yukarı, dağ kısmı ıssızdır. Bu ıssız olan yerden yukarda bir başka hisar vardır. İçinde hisar erenleri bulunur. Aşağıda deniz kenarında tuğladan yapılmış büyük bir kule vardır. Kulenin dibinde, kıble tarafında baştan ve kıçtan palamar vererek yatılır. Küçük gemilere iyi yataktır. Gemilerin önünde kagir olarak yapılmış beş tersane vardır. Alâiye'nin önü açıklıktır. Yaz günü için demir yeridir. Kıble gündoğusu estiği günler çekinmek lazımdır. Rüzgara açıktır. Alâiye'den gün batısı karayel cihetine doksan mil ötede Antalya vardır. Manavgat suyu otuz mildir". Piri Reis, çizimini verdiği Alâiye haritasında ise, Alâiye kalesi ile içindeki Ayazma, hamam ve ahmedekin yerlerini de belirlemektedir.
    XVII. yüzyılın önemli kaynaklan arasında yer alan Kâtip Çelebi'nin Cihannümâ adlı eserine göre, Alâiye Kalesi: "Derya kenannda bir bayınn üzerinde Bağdad kadar kal'ası vardır. Ve gayet metin üç katdır. Kaplan denize açılır. Canibi garbi sahili azim dağdır. Kal'a ol dağın zeyl-i şarkisinde vaki olmuşdur. İçinde sarnıcı vardır. Akarsuyu yokdur. Taşra kal'ası önünde taşdan bir su çıkar. Aşağı deniz akar. Cümle buyut ve mahallatı kal'a içinde olub taşrada bina yokdur. Orta kal'amn biraz yeri sengistan ve hâli ve mişedardır" (Kâtip Çelebi, 1145: 611) şeklinde tavsif edilmektedir.
    Yine XVII. yüzyılın önemli kaynaklanndan sayılan ve Kâtip Çelebi'nin çağdaşı olan Evliya Çelebi (1314: 297), "Sedd-i İskender misal bir kal'a-i azim" olan Alâiye kalesini şu şekilde anlatmaktadır: "Ve iki dizdân vardır. Ve kal'ası leb-i deryada eve-i asumana serçekmişdir". Batı tarafı yüksek kayalar üzerinde oturmuş olup doğu tarafı limana doğru uzanmaktadır. "Ve dairen madar cürmü onbirbinyüz adımdır". "Cümle evleri birbiri üzre kat enderkat şarka nazırdır. Ve ancak şimal canibinde hendek vardır". Limam tabi limandır. Lodos, keşişleme ve batı rüzgarlardan emindir. Kalenin doğusunda 5 göz tersane vardır. Bel aşağı kalenin deniz kenannda Kızkulesi denilen 8 köşeli sekiz kat fevkalade son sanatlı ve sağlam bir kulesi vardır. İçine ikibin adam alır. Sultan Alaeddin yapısıdır. İkinci dizdar burada oturur. Kırk neferi vardır. Tersane taraflannda bir büyük kale daha limam muhafaza eder. İrili ufaklı seksenüç kule ve dörtbin bedendir. Kalenin hiçbir tarafında havale yoktur. Kalenin beş kapısı bulunmakta olup ikişer kat demirden yapılmışlardır. Kale içinde iki içkale bulunmaktadır. Zirvedeki küçük içkale onar onbeşer ayak taş merdivenle çıkılan alçacık iki kapılı olup, buraya at, katır vesair hayvan girmez.
     

Bu Sayfayı Paylaş