“Ağlayan Çocuk” tablosu lanetli mi?

'Garip olaylar' forumunda DilzaR tarafından 23 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    “Ağlayan Çocuk” tablosu lanetli mi? konusu
    [​IMG]


    Şili’nin başkenti Santiago’da bir cadılar bayramı partisinin afişinde Türkiye’de de büyük ilgi gören ve hemen hemen her evde bulunan “ağlayan çocuk” tablosu kullanılınca, medyumlar ayağa kalktı. Şili medyumlar birliği, “Ağlayan çocuk” tablosunun, son 30 yılda dünyada lanet saçtığını ve Şili’de de en az 80 kişiye uğursuzluk getirdiğini söyleyerek tablonun yasaklanmasını istedi.

    Medyumlar Birliği Başkanı, tablonun insanlara yaralanma, boşanma, sevgililerinden ayrılma gibi kötü şans getirdiğini söyledi. Ülkenin en çok satan gazetesi “Lun” haberi manşetten görerek bu isteğe destek verdi.

    Şili şimdi, “Ağlayan çocuk” tablosunun kendilerine lanet ve kötü şans getirdiğini söyleyen insanların hikayelerini konuşuyor.

    GERÇEKTEN LANETLİ Mİ?

    Ağlayan Çocuk tablosuyla ilgili “lanet” efsaneleri yıllardır Avrupa’da dolaşıyor. Özellikle İngiltere’de 80’li yıllarda etrafta bir efsane gibi dolaşan söylentilere göre, bu tablonun olduğu evlerde yangın herşeyi kül etse de bir tek tablo sağlam çıkıyor.

    İngiltere’de hiçbir itfaiyeci bu nedenle tabloyu evine sokmuyor. 1985’te The Sun gazetesi, bir kampanya düzenlemiş ve bir meydanda okuyucularını toplayarak bu tabloyu yakmıştı. İnanışa göre bu tablo bir eve asılınca o ev mutlaka bir kez yangın tehlikesi geçiriyor.

    PORTRENİN HİKAYESİ

    İtalyan Bruno Amadio tarafından çizilen bu tablo 80’li yıllarda bir efsane olmuştu.

    Bragolin’in yaşamı hakkında çok bilgi yoktur. Pek çok, ağlayarak karanlık geleceğini süzen erkek çocuk portresi ona mal edilmiştir. Söylentilere göre Venedikli’dir.

    Şehir efsanelerine göre 1985’de yanan bir evden tek kurtulan şey bu çocuk portresi olur ve lanetlidir. Bulunduğu eve yıkım getirir. İçinde bulunduğu ev yansa bile resme bir şey olmaz. İngiliz itfaiyeciler pek çok yangında bu tablonun reprodüksiyonlarının zarar görmeden kurtulduğunu öne sürmektedirler.

    Hakkında pek yeterli bilgi bulunmayan bu tablo, “cry boy”, “the crying boy” ya da “die weinenden jungen” olarak bilinir.

    İngiliz magazin basını da 1980’lerde aylarca bu konuyu işledi.

    TÜRKİYE’DE FETHULLAH GÜLEN İLE ÜNLENDİ

    Fethullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen Sızıntı Dergisi, 1 Şubat 1979’da başladığı yayın hayatında ilk kapak resmi olarak ‘Ağlayan Çocuk’ tablosunu kullanmıştı. Derginin ilk sayısı 6 bin adet basılmıştı.

    Fethullah Gülen’in ‘M. Abdülfettah Şahin’ takma adıyla dergiye yazdığı ilk yazı ise “Bu ağlamayı dindirmek için yavru” başlığını taşıyordu.

    1979’da ‘Ağlayan Çocuk’ kapağıyla piyasaya çıkan derginin büyük ilgi uyandırmasının ardından “Ağlayan çocuk” resmi ülkenin dört bir yanına dağıldı. Minibüslerin, otobüslerin arkasına poster olarak asıldı. Ayrıca Fazilet Partisi Şişli örgütü bu resmi duyurularında kullandı. İşte Fethullah Gülen’in 1979’da Sızıntı dergisinde kaleme aldığı o başyazı...

    “SENİN için bu yola atıldık. Acılarına ortak olmak ızdıraplarını dindirmek, gönlünü abad etmek için. Bize gönül koyma, aheste - revlik ettik, vaktinde imdadına yetişemedik. Ama inan, sinemizde hep Yakub’un gadri efganı, içimizde Zeliha’nın aşkı hicranını taşıdık durduk. O ab-endam kametinin iki büklüm olduğunu her gördükçe, perişan kâkül’ün gibi kalbimde dağılıp durdu. Buruk boynun ve mahzun bakışların karşısında kaç defa kaddim büküldü, gözlerim doldu. Her feryadıma senin türkünden bir nağme katıp destanını dile getirmek istedi isem de, iniltin içimi yaktı derdin gözümde büyüdü, içim burkuldu.

    HEM de sana el uzatmağa utanıyordum.. Aba-ı kenaiseyye-i hatırlatan cali şefkatimle karşına çıkmağa ar ediyordum zira sana, gözümün önünde kıydılar, zülüflerini tar-u mar edip, bu hale koydular. Beynini söndürürken, kalbini kursağına yedirirken, görmüştüm olup bitenleri ve uzatamamıştım günahk6r elimi eline... Sızlanışına rağmen uzatamamıştım... Kader’in, Faust’un kaderi, ama Mefiston kim? Kim reva gördü bunları sana? Emin bir ülkede idin. Sıcak bir yuvan vardı. Rızkın başının ucunda ve işin yolundaydı. Sonra şu vahşetzare geldin. Geldiğine bin pişman oldun. Ama gelmek elinde değildi. Etrafını büsbütün boş bulup halini aşina kimse göremedin. Asıl efganını sadece sen duyuyordun. Ve koşanlar, midenin ahü vahına koşuyorlardı. Bu günkü canhiraş feryatların, ta o zaman başlamıştı. Ta o zaman terk edilmiştin. Hem de can-feza iken. Sen başkalarının keyif ve eğlencesi olarak elde idin, kucakta idin bir gül gibi göğüste idin, dudakta idin Ama senin için yapılan şeylerde sana ait olanı bulmak mümkün değildi. Gariptin. Yalnızdın. Ve sahipsizdin.

    DÜNÜN bu gününü doğurdu ve bu günün ne olacağı belirsiz yarınlarını hazırlamakta. Yolların ayrımındasın yavrucuk... Şimdi bana müsaade et de, şu badirede Bahadır’ın olayım. Mızrabımı senin için vurup, feryadımı ruhuna duyurayım. Bu fırtına ve bu yangında gerektiği an imdadına koşamadığım için de kaldırım taşı gibi şu mücrim başımı ayaklarının altına koyayım. Ve bütün mücrimler adına senden özür dileyeyim: Bir keyif uğruna varlığına sebebiyet verenleri, etme - kemiğine bağlanıp gönlünü unutanları, bir geçici dem için ebediyetine kıyanları, ruhuna hoyratlık aşılayıp sefaletini hazırlayanları affeyle yavrucuk..”
     

Bu Sayfayı Paylaş