şuara süresi türkçe anlamı

'Kuran'ı Kerim Türkçe Mealli' forumunda _KaRiZmA_ tarafından 18 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. _KaRiZmA_

    _KaRiZmA_ Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    şuara süresi türkçe anlamı konusu 1 - Tâ, Sîn, Mîm.

    2 - Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.

    3 - (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!

    4 - Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.

    5 - Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.

    6 - Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.

    7 - Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.

    8 - Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.

    9 - Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.

    10 - Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.

    11 - "Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"

    12 - (Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."

    13 - "Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver."

    14 - "Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."

    15 - (Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."

    16 - "Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.

    17 - İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."

    18 - "Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?"

    19 - "Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"

    20 - Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."

    21 - "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı."

    22 - "O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. "

    23 - Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"

    24 - Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir."

    25 - (Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.

    26 - Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."

    27 - (Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.

    28 - Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."

    29 - Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi.

    30 - Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"

    31 - Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.

    32 - Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.

    33 - Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.

    34 - Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!"

    35 - "Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"

    36 - Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."

    37 - "Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."

    38 - Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.

    39 - Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.

    40 - "Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.

    41 - Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.

    42 - Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.

    43 - Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.

    44 - Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.

    45 - Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!

    46 - Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

    47 - "İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "

    48 - "Musa ve Harun'un Rabbine!"

    49 - Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"

    50 - "Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."

    51 - "Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"

    52 - Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.

    53 - Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:

    54 - "Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."

    55 - "(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "

    56 - "Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)

    57 - Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,

    58 - Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.

    59 - Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.

    60 - Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.

    61 - İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.

    62 - Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."

    63 - Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,

    64 - Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.

    65 - Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,

    66 - Sonra da ötekileri suda boğduk.

    67 - Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

    68 - Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    69 - (Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.

    70 - Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

    71 - "Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.

    72 - İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"

    73 - "Veya size fayda veya zararları olur mu?"

    74 - "Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."

    75-76 - İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"

    77 - "Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"

    78 - "O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"

    79 - "Beni yediren, içirendir,"

    80 - "Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."

    81 - "O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "

    82 - "Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."

    83 - "Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."

    84 - "Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"

    85 - "Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"

    86 - "Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "

    87 - "(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."

    88 - "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"

    89 - "Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."

    90 - (O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.

    91 - Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.

    92-93 - Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.

    94 - Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.

    95-96 - Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:

    97 - "Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."

    98 - "Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."

    99 - "Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."

    100 - "Bak bizim için ne şefaatçiler var,"

    101 - "Ne de yakın bir dost."

    102 - "Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."

    103 - Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.

    104 - Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    105 - Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

    106 - Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

    107 - "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.

    108 - "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    109 - "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."

    110 - "Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    111 - "Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"

    112 - Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."

    113 - "Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"

    114 - "Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."

    115 - "Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

    116 - Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"

    117 - Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."

    118 - "Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."

    119 - Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.

    120 - Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.

    121 - Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

    122 - Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    123 - Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

    124 - Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

    125 - "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."

    126 - "Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    127 - "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "

    128 - "Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"

    129 - "Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"

    130 - "Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."

    131 - "Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    132 - "O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"

    133 - "Davarlar, oğullar,"

    134 - "Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."

    135 - "Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."

    136 - "Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."

    137 - "Bu sırf eskilerin âdetidir."

    138 - "Biz azaba uğratılacak da değiliz."

    139 - Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

    140 - Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    141 - Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

    142 - Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

    143 - "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

    144 - "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    145 - "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."

    146 - "Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"

    147 - "Bahçelerin, pınarların içinde,"

    148 - "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"

    149 - Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."

    150 - "Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."

    151-152 - "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."

    153 - "Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"

    154 - "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."

    155 - Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.

    156 - "Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."

    157 - Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.

    158 - Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

    159 - Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    160 - Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

    161 - Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"

    162 - "Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

    163 - "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    164 - "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."

    165 - "İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"

    166 - "Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"

    167 - Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."

    168 - Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."

    169 - "Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."

    170 - Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,

    171 - Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.

    172 - Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.

    173 - Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!

    174 - Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.

    175 - Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    176 - Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.

    177 - Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

    178 - "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

    179 - "Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    180 - "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."

    181 - "Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."

    182 - "Ve doğru terazi ile tartın."

    183 - "Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

    184 - "O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."

    185 - Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."

    186 - "Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."

    187 - "Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."

    188 - Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.

    189 - Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!

    190 - Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.

    191 - Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    192 - Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

    193 - (Resulüm!) Onu Rûhu'l-emin (Cebrail) indirdi;

    194 - Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;

    195 - Açık parlak bir Arapça lisan ile.

    196 - O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.

    197 - İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?

    198-199 - Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.

    200-201 - Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

    202 - İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.

    203 - O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?...diyeceklerdir.

    204 - (Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.

    205 - Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,

    206 - Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,

    207 - O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.

    208 - Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.

    209 - (Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.

    210 - Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.

    211 - Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.

    212 - Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.

    213 - O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.

    214 - (Önce) en yakın hısımlarını uyar.

    215 - Ve sana uyan müminlere kanadını indir.

    216 - Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."

    217 - Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.

    218 - O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.

    219 - Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)

    220 - Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.

    221 - Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?

    222 - Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.

    223 - Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.

    224 - Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.

    225-226 - Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?

    227 - Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    eline sağlık paylaşım için teşekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş