Şiir ve Musikinin İslam'daki yeri

'Dini Sohbetler Dini Forum' forumunda _Mr.PaNiK_ tarafından 5 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Şiir ve Musikinin İslam'daki yeri konusu ŞİİR VE MÛSİKİNİN İSLAM'DAKİ YERİ

    Halit Özdüzen
    Araştırmacı- Yazar

    Musiki tarif edilirken; ”Seslerin ritimlerin , armonilerin yoğun bir biçimde birleştirilmesiyle meydana getirilen, heyecanları hissettirme ve uyandırma sanatı” olarak nitelenmektedir. Aslı, bestelenmiş melodi ve şiir olan musiki, ritm ve sözlere bağlı olarak, bazı nefsani dürtüleri harekete geçirdiği gibi, anlam ve yorumuna göre, kanı ateşleyerek mecazi aşkı körüklemekte; yine edebi yapı ve icrasıyla ruhu coşturup, İlahi Aşka da yönlendirebilmektedir!...

    İslam Alimleri ilerden beri, şiir ve musikinin haram, mekruh ve helalliği konusunu tartışa gelmişlerdir! Bunun nedeni: Müşriklerin Hz Muhammed’i inkar için ”şair” olduğunu ileri sürerek, Risalet etkisini kırmak istemeleri sonucu, inen Ayetlerin yorumu ve sonraki dönemlerde elekten geçirmeden derlenip, koleksi-yonlara alınarak, Hz. Peygambere atfedilen, müzikle ilgili bazı mevzu Hadisler-den kaynaklanmıştır!

    İslam öncesi dönemin müşrik Arap şairleri, güzel ve şehvetli eşlerini, gösterişli atlarını veya kabile önderlerinin hamasetini överek şöhret bulmuşlardı; söyledikleri şiirlerle toplumu etkileyip, işsiz- güçsüz, asalak yaşarlardı! Yüce Allah , Kur’an-ı Kerim'de bunlar için: ”Hiç şüphe yok ki,her vadide sersemce dolaşıp dururlar ve gerçek şu ki onlar, yapmadıkları şeyleri söylerler.”( Şuara 26/ 225,226) diyerek, konumlarını belirtmiştir. Yine aynı surenin takip eden ayetinde : “Ancak inananlar ve iyi işlerde bulunanlar ve Allah’ı çok ananlar, zulme uğradıktan sonra yardıma mazhar olanlar müstesna.”(26/227) diyerek, Ashaptan Ravaha oğlu Abdullah,Sabit oğlu Hassan ve Malik oğlu Ka’b gibi Hz. Peygamberi öven ve İslam’ın tebliği ile uğraşan inançlı şairleri ayırmıştır. Hz. Peygamberden gelen bir rivayette: ”Gerçekten şiirlerin bazısı Hikmettir” (Cami’al Sağayir) Hadisiyle bazı şair ve şiirleri taçlandırmıştır. Sahabeden kendisini öven Ka’b İbni Zuhayr’in yazdığı ve adına “Kaside-i Bürda” denilen şiirin bir mısrasını bizzat Hz. Resulullah’ın düzelttiği ve bu şairin üzerine kendi hırkasını örterek veya atarak taltif ettiği , Müslim’in kaydettiği rivayetler arasındadır! Bundan ilham alan Busuri ( V.694/1294) Kaside-i Bürde isimli bir eser kaleme almıştır…

    Müzikle- gürültüyü, sanatla- safsatayı birbirinden ayırtmak gerekir; tıpkı dane ile samanın ayıklanması gibi … Varlıkta İlahi Hikmet açısından bakıldığın-da, şiir ve musiki yaratılış evrelerinden itibaren açığa çıkmaya başladığı görülür; diğer güzel sanatlar gibi evrensel olup,sistemin temeli sesin doğal rezonansına dayanmaktadır. Çağımızda buradan yola çıkan Akustik Bilimi, elektronik sayesinde, birleşenleri ayrıştırarak veya ayrıştırdıklarını birleştirerek yapay sesler meydana getirmiştir!

    Yüce Yaratıcı ( el-)Bedi , Besir ve Semi sıfatlarıyla kendi güzelliğinin yanında güzel ve güzelliklere olan tutkusunu da yarattıklarına resmetmiştir..”Allah güzeldir, güzeli sever.” (Hadis) Bir başka söylemle, varlıkta çirkinlik yoktur; çirkinlik, insanın şaşı bakış açısıyla, nesne ve simgeleri çarpıtmasından kaynaklanmaktadır. Doğada var olan ses ve ritimler hece ve notalara dökülerek eşsiz bir sanat eseri yaratmak mümkün olduğu gibi, aynı ses ve ritimlerin aralıkları uzatılıp - kısaltılarak kulakları sağır edip ,insanın ruhsal dengesini bozarak, intihara kadar sürükletecek sesler de üretilebilmektedir. Tarihin ilk çağlarından beri müzik kötüye kullanıldığı gibi, iyiye de kullanıla gelmiştir. İyiye kullanılan Osmanlı'da kurulan Dar-ı Şifa evlerinde psikoterapi aracı olarak, psikoloji bozukluğu gösteren hastalar tedavi edilmekteydi!..

    Allah (C.C.) Kur’an’da Hz. Davut’tan bahseden “... O kuvvet sahibi Davud’u an, çünkü o nağme ile Allah’ı tesbih ederdi. Biz dağları onunla beraber( zikretmeleri için boyun eğdirmiştik).Akşam sabah onunla beraber tesbih eder (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)di. Toplanıp gelen kuşları da (ona ram etmiştik.) Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)dı. “(Sâd 38/17-19) Ayette:Hz. Davud’un sesinin çok etkili olduğu, güzel nağmeler ve melodilerle sabah akşam Rabb’imizi zikrettiği, zikrinin dağlarda yankılandığı, öbek, öbek gelen kuşların da bu zikre iştirak ettiği anlatılmaktadır. Hz. Davud’un sesinin güzelliği konusunda pek çok rivayet olduğu gibi, Türkçe dahil birçok lisana yerleşen yüksek oktavlı, gür erkek sesi için kullanılan ”Da-vudi ses” deyimi de bunu doğrulamaktadır.

    Hz. Resulullah (S.A.V.)’ın güzel sese çok önem verdiği birçok kaynakta belirtilmektedir. Bir gün Ebû Mûsâ’l Eş’ari’nin okuduğu Kur’anı dinleyip ona “Ey Ebû Mûsa, sana Dâvûd (A.S)’ a verilen mizmarlardan bir mizmar verilmiştir.” buyurmuştur. Eş’ari Hz.' nin sesini Hz. Davud’a benzeten Efendimi-zin,güzel sesle Kur’an okumayı teşvik ettiği, başka rivayetlerde de vurgu-lanmaktadır. Nitekim: “Her şeyin bir süsü vardır, Kur’an’ın süsü de güzel sestir. ” ( Müslim) sözü Zatına aittir. Asr-ı Saadet, Hülafa-i Raşidin ve sonraki dönemlerde, Kur’an çok değişik kıraatlarla da okunmaya devam edilmiştir. Osmanlı Döneminde başta İstanbul olmak üzere, birçok şehirde Teravih Namazları değişik makam ve kıraat üzerine okunan Kur’an ve arada salavat ,tek-birat ve karşılamalarla kılınmış olup, günümüzde de bazı Camilerde bu gelenek yaşatılmaya devam edilmektedir. Bizde olduğu gibi, İslam Coğrafyasının bir çok ülkesinde Hafızların yetişmesine yönelik, Kur’an okuma yarışması düzenlenip, güzel sesle okuma teşvik edilip, ödüllendirilmektedir.

    Peygamber Efendimizin güzel sesi sevdiğine bir başka örnek de, İslam’ın ibadet çağrısı olan ezanı, sesi oldukça güzel olan Hz. Bilal Habeşi’ye okutmasıydı. Sesinin yanında eski bir köle olan bu zatın diliyle davetin yapılması, bir yönüyle de”Azizü’l İntikam” olan Allah’ın: Zulme uğrayan mazlum inananlar adına, “müşrik ekabirlerinden” yeryüzünde aldığı intikamıydı!... Mekke’nin Fethi Günü, İslam Orduları şehri teslim aldığında, müşrik erkekler Kâbe Meydanında toplanmıştı. Namaz vaktiydi, Resulullah Efendimiz Hz. Bilal’dan ezan okumasını istedi,büyük bir çeviklikle Kâbe’nin damına çıkıp ,Ezanı her zaman okuduğundan daha bir coşkulu ve daha gururla okumaya başladı!…Müşrikler için o an sanki zaman durmuştu: “Horlayarak İslam’la özdeşleştirdikleri Köle” şimdi tepelerinde Allah’ın adına, meydan okumaktaydı!... Müslim’in kaydettiği bir başka Hadisi Şerif'de: Aynı gün Hz. Peygamberin devesi üzerinde Fatiha Suresini nağmeli ola-rak okuduğu belirtilmektedir. Bu rivayet Hz. Peygamberin fetihle ilgili sevinç ve coşkusunu nağmeyle dışa vurmasının tespiti bakımından da oldukça önemlidir!

    Eldeki Kitab-ı Mukaddes(Ahti Atik)’te Davud (A.S.)’a atfedilen Mezmur’larda musikinin yanında çalgı aletleri de bahsetmektedir:“Ey salihler Rab ile sevinin;/ Doğrulara hamd yaraşır./Cenk çalıp Rabb’e şükredin,/On telli sentur ile onu terennüm edin./Ona bir yeni ilahi okuyup,/ Yüksek sesle güzel,güzel çalın.(...)”(Mezmur 33 s.557)“Sebt Günü için ilahi.Rabb’e şükretmek,/Ey yüce senin ismine terennüm etmek,/Sabahleyin inayetini ve her gece sadakatini,/ On telli saz üzerinde ve sentur üzerinde,/Cenk üzerinde ahenkli bir sesle ilan etmek ne iyidir.(...)”( Mezmur 92 s.594)

    Allah’a ilahilerin, o günün çalgı aletleri olan Cenk ve Senturla okunmasını isteyen Davut(A.S.)’da İslam Peygamberiydi… Abdulkadir Geylani Hz. Sırrü’l Esrar isimli kitabında, Efendimizden naklettiği “...( bir insan) ud ve titreyen sesinden zevk almıyorsa mizacı bozuktur.” Peygamberimizin Davud’un davra-nışını benimsediğini göstermektedir. Efendimiz Mekke’den Medine’ye hicret ettiklerinde, kendisini karşılamaya gelen hanımların tef çalarak methiyeler (Talaa’l- bedr aleyna…) söylemesini de hoşnutlukla karşıladığı bilinen gerçektir! Bununla beraber, insanları şehvete yönlendiren musiki ve raksı yasakladığı da bir başka olgudur!…

    Yukarıda Resulullah Efendimizden gelen şiir ve musikiyi metheden hadisler yanında, kaynaklarında aleyhte rivayetler de bulunmakta ve bunlardan çoğu içerisinde Buhari ve Müslim’in de bulunduğu Kütub-ü Sitte (Altı büyük Hadis koleksiyonu)'de yer almaktadır. Daha önce vurguladığımız gibi, bazı İslam Alimleri bu nedenle musikiye karşı durmuşlardır.Bu konuda oldukça geniş ve ilmi kriterlere dayanan araştırmalar yaparak, “İslam Açısından Musiki ve Sema” isimli bir eser yazmış bulunan Prof. Dr. Süleyman Uludağ , İbni Hazm ,İbnü’l Arabi,Gazali vb. Alim ve Muhaddislerin yaptığı ilmi kritiklere dayanarak: “Bu mesele ile ilgili rivayet edilen Hadislerin tamamının düzmece” olduğunu belirtmektedir !...( 1976/ S.154,155)

    Gerek Peygamber Efendimizin sağlığında, gerekse de vefatından sonraki her asırda Zatı ve Ehlibeyt için birçok methiye, mersiye, naat ve şemal yazılmıştır. Tasavvuf dergahlarının açık olduğu yıllarda, bestelenmiş eserler, gerek Aşur-u Muharrem, gerekse diğer mübarek gün ve gecelerde güzel sesli muganniler tarafından okunarak, toplanan cemaat coşturulmaktaydı. Günümüzde de Cuma Salası ve sabah ezanı öncesi bazı camilerin minarelerinden yankılanmaktadır!

    Kaynağını Farabi, Abdulkadir Meraği ve Golam Şadi’den alan Türk Sanat Musikisi ilk demini Tasavvuf Dergahlarından almıştır. Ünlü besteci Itri, Dede Efendi, Osman Dede,Ahmet Ağa ve Zekai Dede ile burada ismini sayamadığımız Osmanlı Dönemine ait bir çok bestekar, Musikimizin temel taşlarını oluşturur. Günümüzde başta İstanbul olmak üzere , birçok şehirlerde Tasavvuf ve Sanat Musikisi geleneğini devam ettiren cemaat ve gruplar bulunmaktadır. Osmanlı'nın son asırlarında elit tabakanın dinlediği musiki, bu gün belirli mekanlar dışına da taşabilmiştir. Tasavvuf Musikisinin öncülüğünü ,bazı kamu kuruluşlarının yaptığı topluluk konserleri özel geceler ve Ramazan Ayı boyunca radyo ve televizyonlardan yayınlanması, toplum üzerinde etkili olmaktadır . Hiç kuşkusuz bunda: Ş. Urfa Halil İbrahim Dergahı gibi bazı dergahların da katkısı bulunmaktadır; Güneydoğu Anadolu’da yetişen pek çok gazelhan, dergah kökenli musiki üstatlarının öğrencisidir. Ülkemizin değişik bölgelerinden çıkan hafız ve gazelhanlar, Fuzuli ve Yunus gibi Hak Aşıklarının şiirlerini besteleyerek, yörelerine has yorumlarıyla müzik repertuarımıza kazandırıp, halka özümsetmişlerdir. Bu gelişmeler paralelinde, son yıllarda Müftülüklerde açılan meslek içi eğitim kurslarının bazılarında keman ve ney gibi çalgılar eşliğinde, Dini ve Türk Sanat Musikisi icra edilerek, İmam ve Müezzinlerin musikiye adaptasyonu sağlanıp , güzel sesle ezan okuma ve kamet getirmeleri hedeflenmektedir! Bu çalışmalar geçmişe kıyasla, Diyanet’in taşra teşkilatının, musiki ve çalgı aletlerine bakışışındaki değişimin göstergesi olarak da oldukça önemlidir!

    Musiki Kültürümüze Ney ve Kudüm eşliğinde Semayı katarak, yeni bir coşku, ahenk ve renk kazandıran Hazreti Mevlana: “Musiki Allah Aşıklarının ruh-larının gıdasıdır. Zira musikide Allah’a ulaşmak ümidi vardır.” derken, Aşıkların gön-lünde oluşan aşk kıvılcımından bahsetmektedir. Sevgi ve onun daha ilerisi olan Aşk, Yüce Allah’ın Esma’ül Hüsna’sında yer alan “el- Vedud” isminden kullarına intikal eden en büyük tecelli ve lütuf olup, okunan ilahi ve nağmeler müminleri vecd-i ilahi ve aşka yönlendirmektedir. Güzel sesle okunan Kur’an, Mevlid ve aralardaki mersiye ,naat ve münacatların dimağlarda meydana getirdiği lezzetler, bu aşkın nişanesidir. İbadetler sırasında huşu ve haşyet sonucu oluşan duygu yoğunluğunu sık yaşayanlar: Sonunda Rabia ,Yunus ve Mevlana gibi İlahi Aşka yönelmektedir .Bu olguyu, herkesten önce, Resulullah, Ehl-i Beyt ve Ashap yaşamıştı; sonradan gelen Ümmet ise Allah ve Resulünün aşkının nurundan sıçrayan kıvılcımlarla halelenen “Aşk Yolundan” yürüyerek, İlahi Vuslata erip, sonsuzluk kervanına katılmaktadır!...

    Rabbim bizlere de nasip eylesin!...
     

Bu Sayfayı Paylaş