Şem ve pervane

'Makaleler-Denemeler' forumunda KaRDeLeN tarafından 16 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Şem ve pervane konusu Şem ve pervane




    Her âşıka mâşuk libâsı giydirilmez. Fakat âşık olarak ölmenin de başka zevkivardır. Pervane bile aşık olarak dönmekten usanmış maşukun ateşinde yanıp yok olmayı son zevk olarak bilmiştir. Bu onun halini görenlerin idrakidir.


    Aşk odu evvel düşer maşuka ondan aşıka

    Şem-i gör ki yanmadan yandırmadı pervaneyi

    Pervane ile mumun hikayesi. Aşkı anlatan en güzel örnek budur. Pervane ışığın etrafında dönen gece kelebeğidir. Işığa âşıktır o kelebek. Bu öyle bir aşk ki sevgilisinin etrafından hiç ayrılamaz, gittikçe çapı daraltarak döner. Döndükçe çember daralır, daraldıkça şevki artar. Hızlanır ve kucaklamak ister. Artık o cezbeden kurtulamaz. Bülbülün gül karşısında şeydalanması gibi. Öyle bir an gelir ki, o pervane sevgilisini kucaklamak ister ve kendisini bütün hızıyla alevin koynuna atar ve yanar.

    Ondan sonra da mumun aşk'ı tezahür ediyor

    Mum, içindeki can ipliğini yakmaya başlıyor. Gözlerinden yaşlar akıyor ve vücudu eriyor. O eridikçe gözlerinden akan yaşlar ayaklarının altında denizler oluşturur. Veee bir müddet sonra, can ipliği yanmaktan, vücudu erimekten bitap halde, kendi gözyaşlarında boğulur. Aşk, ikisini de mahvediyor. Ötesi var mı artık...

    Aşk'ın iksirini imal etmek mümkün olsaydı, hekimler onun içine önce neyi katarlardı?

    Herhalde nur'dan yapılırdı. Ama onu döveceğimiz havana üç tutam acı, üç tutam muhabbet ve daha neler neler, katardık kimbilir.



    Bir gece gözümü bir damla uyku tutmadı, diye anlatır Sadi ve şöyle devam eder. Pervanenin mumla konuşmasını dinledim. Şöyle diyordu pervane, ateşten sevgilisine; 'aşık olan benim, yanmak bana yakışır. Ağlayıp sızlayan ben olmalıyım. Peki sen niçin ağlıyorsun?'

    Mum, 'benim zavallı sevgilim' dedi pervaneye, 'tatlı bal'ımdan ayırdılar beni, haksızlıkla elimden alınınca Şirin'im, Ferhat gibi ağlayıp sızlamak da bana yakışır olmuştur.'

    Hem konuşuyor, hem de yanağından ateşten süzülen damlalar dökülüyordu mum: 'Meclisleri ışıtan nuruma bakma sen, sel gibi içime akan ve beni yakan ateşime bak. Senin aşkın kuru bir iddiadır. Ne sabır var sende, ne de tahammül. Azıcık bir parıltı görünce kaçıyorsun. Ben yanıp eriyinceye kadar dikilirim ayakta. Senin sadece kanadını yakar aşk ateşi. Beni ise baştan ayağa yakmıştır.'

    Söz sultanı Sadi mum gibidir. Görünüşü gösterişli ve parlak, içyüzü ateşli ve yanıktır. Şemle pervane dertleşirken gece ilerledi, derken peri görünüşlü bir güzel yaklaştı ve 'püff' diye üfleyip söndürdü onu.

    Zavallı mumun dumanı başından çıkarken, 'aşkın sonu budur' dedi ve canını verdi. Aşk ölerek kurtulmaktır geçici dünyadan. Sevgilisinin eliyle ölenin mezarına gidip de ağlama. 'Ne mutluluk!' diye gıpta et, sevdiği onu öldürmeyi öldürerek diriltmeyi kabul etmiştir, diye düşün. Eğer aşıksan bu kementden kurtulmaya çalışma. Sadi gibi korkusuz ve özgür bir aşık ol. Büyük denizlere açıl, demiyorum, lakin bir kez açılmışsan tufandan korkma.



    Âşık bir pervanenin hikayesini Ferîdüddîn Attâr, kuşların dilinden şöyle anlatır: Hikâyeye göre, bir gece pervaneler toplanarak Şem’e kavuşmak isterler. Kendi aralarında bu konuyu görüşürler ve “Birimizin gidip ondan haber getirmesi gerek!” derler.



    Pervanelerden biri gider ve uzaktan Şem’in sarayını görür. Geri döner ve gördüklerini anlatır. Tenkitçi olan pervane, onun Şem’den habersiz olduğunu söyler. Bunun üzerine bir başka pervane gider. Nurdan geçerek Şem’e atılır. Kanatlarını çırpar. Ama o da geri döner ve bir miktar sır söyler.



    Tenkitçi pervane onu da eleştirir. Bir başkası kalkıp gider. Sarhoşça dans ederek ateşe konar; ona sarılarak kendini kaybeder. Her yanı ateş gibi kızarır. Tenkitçi pervane onu uzaktan görünce “İşte Şem’den haberdar olan budur.” der.



    Aşığın, sevgilisinin huzurunda ölmesi gerektiğini, bunun daha hoş olacağını kaydettikten sonra, Şem ile pervane arasındaki konuşmaya geçer. Pervane, Şem’e yanıp erimesinin sebebini sorar. Şem de sevgilisinden uzak kaldığı için yandığı cevabını verir. Geceden bir vakit geçtikten sonra, biri üfler ve Şem’i söndürür.



    Sâdî, münazarayı, âşığın sadece ilâhî aşk ateşiyle yanarak huzura kavuşabileceği ve bu yola baş koyanın karşısına çıkacak her şeye rıza göstermesi gerektiği sonucunu çıkararak bitirir.



    Aşığın her gece pervane gibi ateşte olduğunu, gönül yangınından dolayı mum gibi sabahlara kadar uyanık kaldığını, gönlünün, pervane misali gamla yaralı olduğunu, yine ağlamaktan mum gibi eridiğini anlattıktan sonra, aşığa, gönül mumunu yakmasını ve aşk yolunu pervaneden öğrenmesini tavsiye etmektedir.

    “Ben sırdaşım. Mademki aşktan söz ediyorsun, yaklaş bakalım. Kimsin? Nereden geliyorsun? Pervane gibi görünüyorsun, ama hümâsın. Yüzünün sarılığından aşk derdi çektiğin belli. Aşk dışında rehber ararım deme. Çünkü aşksız bir yere varamazsın. Şem’e ulaşmak istiyorsan can ve gönülden vazgeç ve âdil şahın sarayına git” diye seslenmektedir.


    Çünkü aşık ile maşuk arasında ateşten nehirler akmaktadır. Bu nehre dalabilmek aşk erlerinin işidir. Bu yüzdendir ki Âşık Yunus “Erler demine destur alalım” diyerek söze başlıyor. Sufilerin Allah(celle celalüh) dostlarını “Gönül erleri”, “Aşk erleri” gibi tamlamalarla anması da bundandır. İlahi aşkı pervane ile şem arasında yaşanan aşkla sembolize etmelerinin ardında da, aşkın erdiriciliğinin yine aşkın yükünü taşıyabilecek nitelikte erler ile mümkün olabileceği sırrı yatıyor olsa gerektir.






     

Bu Sayfayı Paylaş