Şehitlerle ilgili Şiirler - Şehit Şiirleri

'Şiirler' forumunda Mavi_inci tarafından 18 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Şehitlerle ilgili Şiirler - Şehit Şiirleri konusu
    Şehitler ile ilgili şiirler, Şehit Şiirleri


    Şehitler Ölmedi, Şehitler Ölmez


    Duydum Mehmetçik gene şehit olmuş,
    Acı haber her bir yanda duyulmuş,
    Üzüntüden damarlarda kan donmuş,
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Hain kurşuna hedef yiğitlerim,
    Kara toprak ta yatan erenlerim,
    Yerde kanınız kalmaz, şehitlerim,
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Vatan, millet, bayrak, namus uğruna,
    Göğsün siper oldu, hain kurşuna,
    Dalgalandı sancak, diktin burcuna,
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Hep derler ki; Şehitlik ucuz değil,
    Askerlik, yan gel yat yeri hiç değil,
    Şehitler cennette, kabirde değil
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Teröristler her yerde aranmalı,
    İzine bakıp, inini bulmalı,
    Yaltaklık edeni yurttan atmalı,
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Şehit kanı yerde kalır mı? Sandın,
    Avrupa�nın hep maskesine kandın,
    Geçmişte dünyayı titreten candın,
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez.

    Analar feryat eder, duyar mısın?
    Yürekleri hep yanar, anlar mısın?
    Helalleşip, selamı alır mısın?
    Şehitler ölmedi, şehitler ölmez


    İstiklal Ordusu Şehitlerine

    Düne kadar en vakur ölümlere güldünüz,
    Bugün bütün milletin gönlüne gömüldünüz,
    Rahat rahat uyuyun son aşiyanınızda.

    Artık ne gözünüzde köy dönmek emeli,
    Ne yaranızı saran ince bir kadın eli,
    Belki arkanızda yok bir ağlayanınız da.

    Varsın dolu bulunsun bin elemle göğsünüz;
    Siz, Tanrını n övdüğü kullardan büyüksünüz;
    Zemzem kutsiyeti var her damla kanınızda.

    Fani akislerini kaybeden sesleriniz.
    En mağrur alınlara diyebilirler: Eğil!
    Edebiyyet en küçük payedir yanınızda.

    Çünkü hürriyet için söndü nefesleriniz,
    Yâdınıza yabancı badiyelerde değil,
    Ana vatanınızda, ana vatanınızda...

    Kemaleddin KAMU




    [​IMG]


    Çanakkale Şehitlerine


    Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?​

    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,​

    Tepeden yol bularak geçmek için Marmaraya​

    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,​

    Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!​

    Nerde-gösterdiği vahşetle bu: bir Avrupalı​

    Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi​

    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!​

    Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer​

    Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.​

    Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,​

    Osrtralyayla beraber bakıyorsun ; Kanada!​

    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.​

    Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.​

    Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...​

    Hani tauna da zuldür bu rezil istila...​

    Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,​

    Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,​

    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;​

    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,​

    Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...​

    Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.​

    Sonra melundaki tahribe müvekkel esbab,​

    Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.​

    Öteden saikalar parçalıyor afakı;​

    Beriden zelzeleler kaldırıyor amakı;​

    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;​

    Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.​

    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,​

    Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.​

    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer​

    O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...​

    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,​

    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.​

    Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,​

    Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.​

    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,​

    Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.​

    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...​

    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!​

    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;​

    Alınır kala mı göğsündeki kat kat iman?​

    Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?​

    Çünkü tesis-i ilahi o metin istihkam.​

    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,​

    Beşerin azmini tevkif edemez sun-i beşer;​

    Bir göğüslerse Hudanın edebi serhaddi;​

    O benim sun-i bediim, onu çiğnetme dedi.​

    Asımın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:​

    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.​

    Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...​

    O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,​

    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,​

    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!​

    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!​

    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.​

    Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhidi...​

    Bedrin aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.​

    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?​

    Gömelim gel seni tarihedesem, sığmazsın.​

    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...​

    Seni ancak ebediyetler eder istiab.​

    Bu, taşındır diyerek Kabeyi diksem başına;​

    Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;​

    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;​

    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;​

    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;​

    Yedi kandilli Süreyyayı uzatsan oradan;​

    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;​

    Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,​

    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;​

    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;​

    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...​

    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.​

    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,​

    Şarkın en sevgili sultanını Salahaddini,​

    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...​

    Sen ki, İslamı kuşatmış, boğuyorken hüsran,​

    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;​

    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;​

    Sen ki, asara gömülsen taşacaksın... Heyhat,​

    Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...​

    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,​

    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.​


    Mehmet Akif ERSOY​






    Çanakkale


    Övün, ey Çanakkale, cihan durdukça övün!​

    Ömründe göstermedin bin düşmana bir düğün.​

    Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün,​

    Başına yüz milletin üşüştüğü yersin!​


    Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla,​

    Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla.​

    Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,​

    Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin!​


    Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devinden,​

    Koştu senin koynuna çıkar çıkmaz evinden,​

    Sen onların açtığı bayrağın alevinden,​

    Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin!​


    Bir destana benziyor senin bugünkü halin,​

    Okurken duyuyorum sesini ihtilalin.​

    Övün, ey Çanakkale ki, Sen Mustafa Kemal�in​

    Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin!​


    Faruk Nafiz Çamlıbel​




    [​IMG]



    Şehit Anam


    Bu topraklara kem gözle bakma!​

    Bu topraklara hain hain yanaşma!​

    İlmek, ilmek Şehit anaların​

    Cumhuriyetle sarıp sarmaladığı​

    Vatanım var...​


    Bu toprakların temelin de​

    Çoluk, çocuk Şehit anaların​

    Damar, damar​

    Kanla işlediği Yurdum var​

    Bu topraklara yan bakılmaz...​


    Kurtuluş savaşın da​

    Yurdun dört bir yanın da​

    Cephede askerinin yanın da​

    Yoktan var ettiği​

    Azık, Su, Cephaneyi taşıyan​

    Yurdu ilmik, ilmik dokuyan​

    Şehit analarım var...​


    Bir elinde yokluk​

    Bir elinde mermi​

    Yurdu için,​

    Canını hiçe sayan​

    Askerine aş, su cephane yetiştirmek için​

    Kendini, kurşuna siper yapan​

    Şehit analarım var...​

    Bu topraklara yan bakılmaz...​


    Bu topraklar da​

    Şehit Analarımın​

    Kanla bedelini ödediği​

    Canla yetiştirdiği, can verdiği​

    Asker, Polis, Öğretmen,​

    Sanatçı,memur, işci​

    Can can torunları var​

    Bu topraklara kem gözle bakma..​


    Orhan Eren UNCU​




    [​IMG]


    Şehidi uğurlarken


    Yine bugün�

    Alabildiğine sevdalı esiyor rüzgar,

    Esebildiğince deli.

    Yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyor;

    Dolu,dolu...

    Buram,buram kokuyor toprak.

    Hüzünler yaprak yaprak açıyor.

    Bugün;

    Bütün çiçekler mahzun,

    Yapraklar yeşilliğince ürkek şimdi.


    Artık bulutlar özlem yüklü,

    Yürek yeni hasretlere gebe.

    Eritmedi Mehmed�im,

    Eritemedi hasreti,üşüyen yüreğinde.

    Belki bu son çıkışıydı evden,

    Anacığını son öpüşüydü;

    Son sarılışıydı babasına belkide.


    Bir damla düştü toprağa

    Bir kan aktı inceden ince

    Bir kan aktı sıcakmı sıcak.

    Bir el sarıldı bayrağa

    Şehit, şehit koktu topraklar,

    Çiçekler şehit, şehit açtı

    Şehit,şehit yeşillendi yapraklar.


    O...Ölümün en kutsalını seçmişti

    En delikanlısını sevdanın.

    En güzeli için dövüşmüştü bayrağın

    En şereflisi için davanın.


    Dedim ya...

    Düğünü var Mehmed�imin birazdan

    Görür gibiyim saf,saf olduklarını Meleklerin

    Görür gibiyim...


    Salih ÇELİK

     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 18 Şubat 2011

Bu Sayfayı Paylaş