Şanlıurfa'da Mani ve Hoyrat Geleneği

'G.Anadolu Bölgesi' forumunda KaRDeLeN tarafından 9 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Şanlıurfa'da Mani ve Hoyrat Geleneği konusu
    Şanlıurfa'da Mani ve Hoyrat Geleneği


    Uygarlığın Doğduğu Şehir: Şanlıurfa


    Halk Kültürü
    Şanlıurfa'da Mani ve Hoyrat Geleneği
    Televizyonda basında ve diğer yayınlarda Şanlıurfa üzerine yapılan araştırmalarda Şanlıurfa halk oyunları, halk müziği zenginliği üzerinde durulmuş ve nedense Urfalı’nın hazır cevaplığı, keskin zekâsı, ince espri gücü, kısacası söz ustalığı üzerinde durulmamıştır.
    Halbuki bilmecelerinde, dua ve beddualarında yer alan söz dokularının zenginliği, doğmaca özelliklerinin orijinalliği Urfa’nın bu alanda ne kadar usta olduğunu gösterir.
    Mesela, muhatabının ölmesini dileyen birinin ettiği şu bedduanın inceliğine bakın:
    “Sıccah yatasan, savuh kâhasan”
    Yine doğaçlaması bir ciğerci dükkânında meydana gelen bir olay üzerine ortaya çıkan, bir açıdan mani, bir açıdan hoyrat sayılabilecek şu örneğin güzelliğine bakın:
    Kuşbaşı var
    Ciğer var kuşbaşı var
    Yadlara üz mı verir
    Dostı var oynaşı var

    Mani: a-a-b-a kafiye düzeninde 7’li hece ölçüsüyle söylenen genelde 4 mısradan oluşan anonim halk edebiyatı nazım şekillerindendir.
    Mani: Arapça Ma’n sülasi kökünün sonuna bir nisbet “i” sinin yerleştirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Anlamı da “manayla ilgili” olarak değerlendiriliyor.
    Mani: Aynı kökten türemiş çoğul bir sözcüktür ve “me’ani” sözcüğünün bozulmuş bir söylenişidir.
    Arapların bu türde şiir söylememeleri bu ihtimalleri zayıflatmaktadır.
    Başka bir ihtimalse şudur:
    Maniheist Türklerin tanrılarına adadıkları şiirlerdir. Maniheizmin “mani” adını verdikleri tanrılara adanmış şiirlerdir.
    Zaten Türklerin ulusal ölçüsünün hece ölçüsü, ulusal nazım birimlerinin 4’lük olması bu ihtimali daha akılcı kılmaktadır.
    Hoyrata gelince;
    Sözcük anlamı bakımından kaba, kırıcı, sıra dışı bir kabalığı anlamlarını çağrıştırmaktadır.
    Hoyratın dik bir sesle söylenmesi, her mekânda teğanni edilmesi, ses düzeni bakımından belirli bir kalıba sokulmaması bu anlamları çağrıştırmaktadır.
    Hoyratı Yunanca “Horyatus” sözcüğünden dilimize girmiş bir sözcük olarak göstermek Grek kültürü hoyratlığından başka bir şey değildir. Zaten bu tür transferleri batı kökenli ansiklopedilerin yapması da oldukça anlamlıdır.
    Hoyrat, birinci mısrasında 7’den az hece bulunduran ve ekseriya cinaslı kafiye kullanılan, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde kesik mani, cinaslı mani, ayaklı mani olarak telaffuz edilen bir türdür. Bu türe Urfa’da ve Kerkük’te verilen addır.
    Bu bilgilerden sonra ana konu olan Urfa mani ve hoyratlarına gelince:
    Bu konuda şimdiye kadar üç çalışma yapılmıştır.
    1- ERGİN, M. Emin: Urfa’dan Derlenmiş Hoyrat ve Maniler, 1972, 300 civarında hoyrat ve mani.
    2- ERGİN, M. Emin: Urfa’dan Derlenmiş Hoyrat ve Maniler, 1983. 2. Baskı, 450 civarında hoyrat ve mani.
    3- AKBIYIK, Abuzer; KÜRKÇOĞLU Sabri: Şanlıurfa Hoyrat Manileri, 1991, 979 mani ve hoyrat.
    Burada, yayınlanan bu kitaplarda yer alan mani ve hoyratlardan alıntılar yapmaktan ziyade Urfa’daki hoyrat ve mani geleneği üzerine notlar düşmek ve bu kitaplarda yer almayan özgün mani veya hoyrat sunulmuştur.
    Urfa’daki mani ve hoyrat geleneğinin çok eskilere dayandığını söylemek için gerekli belgelere sahip değiliz. Şuna eminiz ki, Osmanlı mührü 16. yüzyılda Urfa’ya vurulmuş ve mani geleneği bu yüzyılda başlamıştır. 18. yy. daki veba salgını, 19. yy.da Kırım ve 93 harplerinin getirdiği göçler, Urfa’da kullanılan mani ve hoyratların, Urfa’da son bulan bu göçlerin başladığı yörelerde de değişik biçimlerde söylenmesi (Azerbaycan-Kars-Elazığ-Bingöl-Bitlis-Van-Kerkük) bu geleneği ancak 300-350 yılın birikmeleri olduğu sonucunu doğurur.
    Hoyrat ve manilerde yer alan dilin tazeliği ve aynı mani ve hoyratların günümüzde de kullanılması bu kanaati desteklemektedir.
    Maninin değişmez özelliği olan 7’li hece ölçüsü Şanlıurfa’da da değişmemektedir. Ancak bu ölçüyü aşan, aceleye getirilmiş 3+4, 4+3, 5+2 gibi durakları çiğnemiş maniler de vardır.
    Kurbanım her gelene
    Zülfünden ter gelene
    Çöp yığdım yuva yaptım
    Yavrularım kölgelene gibi....

    Maniler özellikle Urfa’da kadınlar tarafından terennüm edilir. Kadınlar, söyledikleri bu manilere “düzme” adını verirler ve bu düzmeler mutlaka 4’lük biçimindedir. Düzmeler önceden ezberlenmiş olmayıp günün, anlam ve önemine uygun doğaçlamalardır.
    Urfa’da erkekler genelde “hoyrat” söylerler. Bir erkeğin mani okuması veya söylemesi bir dönemde ayıp sayılmıştır. Hoyratlar tek ve çifte olarak söylenir. Tekler bir kişi tarafından söylenir ve karşılık beklenmez. Doğal olarak doğaçlamadır. Mesela:
    Ne mavidir
    Kız göziy ne mavidir
    Avudırsay sen avut
    El benim nem avudır

    Urfa hoyratlarının bazıları da cinas bakımından zayıftır. Daha doğrusu cinas barındırmaz.
    Bı demde
    Yaram sızlar bı demde
    Mevlam bizi affeyle
    Ahır nefes son demde

    Çifteler ise genelde bir atışma biçimindedir. Verilen ayak çerçevesinde değil, atışma hızının tersine ilk sözcük gözetilerek yapılır. Şunu da ilave edelim; Urfa’da dini musıkinin ilâhi türüne de “çifte” denmektedir.
    Çiftelere şu örnekleri verelim:
    Sürme meni
    Çek göze sürme meni
    Bala beşikte ağliy
    Ağzına sür memeni

    Sürme beni
    Çek göze sürme beni
    Kapida kul olmışam
    Nâçârım sürme beni

    Yara yerı
    Sağalmaz yara yerı
    El getti menzil aldı
    Ben derem yara yerı

    Yara sızlar
    Oh değmiş yara sızlar
    Yaralının halından
    Ne bilsin yarasızlar

    Kalemı kaşta kodiy
    Gozımı yaşta kodiy
    Sen başiy alıp gettiy
    Beni ataşta kodiy

    Kalemın ucu kara
    Kalbinin ucu yara
    Heberiy tez yerişti
    Gel ağlama beçara

    Çiftelerin yanısıra birden fazla kişi tarafından tamamlanan maniler de vardır. Bu tür maniye ne dendiğini sözlü ve yazılı kaynaklardan öğrenemedik:
    Koyınlar kuzliyanda
    Yaralar sızliyanda
    Ben seni nerde bulım
    Göynım arzuliyanda

    Bu dörtlüğün ayaklı ve cinaslı olmaması ve her mısranın aynı güçte olmaması zaten dikkati çekmektedir.
    Urfa’da söylenen mani ve hoyratların bir başka özelliği de 6 mısradan oluşanlarının da varlığıdır.
    Kara beni
    Üzınde kara beni
    Ataş beni yahmazdı
    Yahtı bir kara beni
    Gece gündüz yanarım
    Yatırın kara beni

    Kara gözler
    Humardır kara gözler
    Yar biye güman etmiş
    Taha da kara gizler
    Gemim deryada kaldı
    Kaptanı kara gözler

    Urfa mani ve hoyratlarının konuları ise aşk, gurbet, yiğitlik, alay, ölüm, evlenme, hikmet, özlem ve doğadır. Bu konular her manide ve hoyratta değişik açılardan işlenir. Hoyrat ve mani okuyanların (söyleyenlerin değil) repertuarları oldukça geniştir.
    Mani ve hoyratların daha önce belirtildiği üzere belki bir makamı yoktur. Fakat bazı hoyratlar bazı makamlara yakışmalarından bir alışkanlıkla mesnevi, isfahan, nevruz, beşiri gibi aynı makamlarla okunmaktadır. Hoyrat ve mani icrası yüksek ve yanık bir sesle yapılır.
    Özellikle şehrin güneyinde meydana gelen gecekondulaşma olayından önce var olan mağaralarda, kesmelerde, Ehber’de, Merkefe’de bahar aylarında hoyrat eksik olmazdı. Zaman zaman mağaradan mağaraya hoyratla seslenilir, mağaradan mağaraya mesaj iletilirdi. Söz gelimi tuz isteme, birini çağırma, çiğköfte veya peynirli helva isteme, gönderme gibi haberleşmeler hoyrat aracılığıyla yapılırdı. Bir tuz isteme hoyratı:
    Yaz yolla
    Bahar yolla yaz yolla
    Çiğ köfte hamur oldı
    Kardaş bize duz yolla

    Aynı hoyratın;
    Yaz yolla
    Bahar yolla yaz yolla
    Kebap yandı köz oldı
    Kardaş bize duz yolla,
    biçiminde bir varyantı da vardır.

    Urfa hoyrat ve manilerinin üzerine yapılan tartışmalardan biri de yazıya nasıl geçirileceğidir. Akademik çevreler ulusal kültürün bütünlüğü için bunların normal Türkçeyle yazıya geçirilmesini istemektedir. Ancak bir kültür mozayiğinin apayrı bir rengi olan Urfa ağzının unutulmasına ve ölümüne göz göre göre razı olmak anlamına gelen bu yöntemi kabullenmek bize kelimenin tam manasıyla “giran” gelmektedir.
    İşte size birkaç özgün örnek:
    Nahana mı
    Yarpız mı nahana mı
    Heste heberi geldı
    Esseh mı mahana mı

    Sürme göze
    Yakışır sürme göze
    Sürmeye mabal attım
    Aman ha sürme göze

    Rahtı bıdır
    Çiftemin rahtı bıdır
    Gettiy amma gelmediy
    Ayrılıh vahtı bıdır

    Mert nerde
    Namert nerde mert nerde
    Namerdı bi yana koy
    Mühbe olmayın merde

    Suyı tasla aşladım
    Dövmelere başladım
    Kapıdan sesi geldı
    Tıtremağa başladım

    Kınıfıriy has mıdır
    Sahsı mıdır taş mıdır
    Dar yere düştım bögın
    Keder mıdır yas mıdır

    Çapıtta durır bastıh
    Onbeş yaşına bastıh
    Her gişiye varmanıh
    Biz Kur’an’a el bastıh

    Aya damlar
    Yaldızlar aya damlar
    Seher üzını açtı
    Sebbehtir ay adamlar

    Ağam benim
    Birdımış ağam benim
    Benim mehle şeniğim
    Derdim dağdağam benim
    Maşarayda ne’ne var
    Sözleriyde me’na var
    Eliyden çoh çekmişem
    Üz astiy gene ne var
    Yazı benim
    Hat benim yazı benim
    Ardımdan ağlamayın
    Bı kara yazı benim

    Bağlarında mayana
    Suyı verdim o yana
    Demirden ürek ister
    Bı sözıme dayana

    Al alma dörd olaydı
    Yiyene derd olaydı
    Bı almanın sehebi
    Sözine merd olaydı

    Kişe tavuğım kişe
    Başıya bitler düşe
    Fransız kuyu eşmiş
    İnşallah gendi düşe

    Kulıyam
    Kurbanıyam kulıyam
    Mevlam kulım demezse
    Ya ben kimin kulıyam

    Altın tasın kenarı
    İçine kırdım narı
    Tuttım ecele verdin
    Sırma buyıhlı yarı

    Alma yanı
    Kızarmış alma yanı
    Nasıl kebre koyarlar
    Mırazın almayanı

    Bala ben
    Düştim haldan hala ben
    Çöp yığdım yuva yaptım
    Uçurmadım bala ben

    Uyah geldim
    Yatmadım uyah geldim
    Ömür der bin yaşadım
    Göyil der bayah geldim

    Ağlama naçar ağlama
    Gündür geçer ağlama
    Bı kapi örten Mevlam
    Bi gün açar ağlama

    Aldadi
    Dünya bizi aldadi
    Altında bi tas zéher
    Üsti verir bal dadı

    Her ayından
    er yılın her ayından
    Günde bi kerpiç düşer
    Ümrımın serayından

    Gamda gül
    Gamda bülbül gamda gül
    Nadanlar her gün güler
    İgıd isey gamda gül

    Bahçada yeşil hiyar
    Boyı boyıma uyar
    Ben dedim gizli sevim
    El arıftır tez duyar

    Urfa’da inci tutar
    Dolanır genci tutar
    Bi can bi canı sevse
    Alemi sancı tutar

    Kınıfır ezenım yoh
    Taslara süzenim yoh
    Yıhılsın babam evi
    İçinde gezenım yoh

    Dam üstinde fotraf
    Gelin kızlar otırah
    Otırmahtan ne çıhar
    Gelin olah kurtılah

    Ağ çuha, kara çuha
    Çuhanın dibi yuha
    Ne söledim huylandi
    Vay benim gözüm çıha
    Bahçıya serdim halı
    Boyı kınıfır dalı
    Gören maşallah desin
    Kimin var bele yarı

    Gör bı dağın başını
    Topla çağıl daşını
    Ele bi öksemişem
    Kaynımın kardaşını

    Ay doğar bedir
    Allah Bı sevda nedir
    Allah Ya yara bi merhamet
    Ya biye sabır Allah

    Beyaz ağıl balıyam
    Kardaş ben Urfalıyam
    Canım çıhsa vazgeçmem
    O yara sevdalıyam
     

Bu Sayfayı Paylaş