Şanlıurfa Halk Oyunları Hakkında Bilgi

'Şanlıurfa Tanıtımı' forumunda SeLeN tarafından 26 Ekim 2010 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Şanlıurfa Halk Oyunları Hakkında Bilgi konusu Şanlıurfa Halk Oyunları Hakkında Bilgi - Halk Oyunları Hakkinda Bilgi






    ŞANLIURFA HALK OYUNLARI HAKKINDA GENEL BİLGİ
    Yaşantısının her kesitinde geleneksel bir yapıya sahip olan Şanlıurfa, folklorik özellikleri yönüyle de ince ve zevkli bir dokuya hakimdir. İnsan Şanlıurfa folklorunun hangi konusuna el atarsa atsın, kendisini bin bir çeşit çiçeklerin ve kokuların hakim olduğu eşsiz bir bahçede bulur ve bu bahçede inanın ki çoğu zaman kaybolur.

    Şanlıurfa folklorunun en karakteristik özelliklerini taşıyan ve en önemli kollarından biri halk oyunlarıdır. Her yörede olduğu gibi Şanlıurfa’da da Halk oyunları düğün, nişan, kına gecesi, asbap gecesi[1], asker uğurlama, karşılama ve çeşitli kutlama, şenlik gibi törenlerde oynanır.

    Şanlıurfa’nın musiki ile olan yakın ilgisi, halk oyunlarını da çok etkilemiştir. Bu nedenle halk oyunlarımızda çalınan müziklerde ezgi zenginliği hakimdir. Hele dörtlü değnek oyunundaki müzik zenginliği ve seyri ritimlerin çeşitliliği adeta bir müzik ziyafeti gibidir.





    1946 yılında İstanbul'da konser veren Bandocu Osman Özsoy yönetimindeki Urfa Halk müziği ve Halk oyunları heyeti


    Şanlıurfa da oynanan halk oyunları dizi halinde oynan oyunlar, tek kişi ile oynan oyunlar, karşılıklı oynan oyunlar gibi ayrıma tabi tutmak mümkünse de esas olarak halay türündeki oyunlar hakimdir. Hatta Şanlıurfa oyunlarına halayın harmanı da diyebiliriz. Halaylar; çok ağır figürlü olanlar; Girani, Hasan Dağı, hareketli olanlar; İki ayak, Abravi, Soseh gibi, bir olayı bir üzüntüyü anlatan; Kımıl, teşi, Derik, Terge sayılabilir. Bazı oyunlarda ise üzüntü ile sevinç birlikte yaşanır.

    Halk oyunları hemen her zaman müzik eşliğinde oynanır, bu husus Urfa’nın müzikle yakın ilişkisine bağlanabilir. Hatta bir çok oyun türkülüdür ve türkü ile söylenir. Urfalıyam ezelden, Derik, Kımıl türkülü oyunlara örnek olarak gösterilebilir.

    Şanlıurfalı olaylar karşısında çok duyarlıdır, sözlerle ifade edemediğini türkülere hoyratlara manilere döker. Bazen de bir sevgisini ayrılığını, yasını, sevincini, coşkusunu oyunlara dökmüştür. Böylece kelimelerle ifade edemediğini duygularını el ayak ve yüz ifadeleriyle yaptığı çeşitli figürlerle anlatmaya çalışmıştır. Bir “kımıl” oyununda oynayan ve seyreden gerçekten duygulanır ve çoğu zaman seyredenler oyuncularla birlikte ağlar. Kadınlar “zılgıt” [2], erkekler “hala he” sesiyle duyguları daha da coştururlar. Oyun her şeyden önce isteğe bağlı ve özgürce yapılan bir hareket olduğu için oyuncu duygularını en ince noktasına kadar ifade etme imkanı bulur. Oyuncu oyun oynarken, günlük yaşantının verdiği ağır stresten kurtulup adeta kendini bir kuş gibi hafif ve özgür hisseder.

    Şanlıurfa’daki toylar, düğünler Şanlıurfalının bir parçası olmuştur. İnsanları birbirine bağlayan, kenetleyen, yaklaştıran ve kaynaştıran bir özelliğe sahiptir.

    Oyunlar kadar kıyafetler de çok çeşitlilik arz eder. Kıyafet ve takılar bir renk armonisi içerisindedir. Kıyafetler ve takılar oyunların çarpıcı etkileyici coşkulu figürleri ve eşsiz müzikleriyle birleşince seyredilmesine oynanmasına doyum olmayan halk oyunlar ortaya çıkar.




    Urfa kılıç kalkan ekibi

    Gözde Tezcan ile Urfa gezisi...


    Evleri , çarşısı , tarihi , toprağı , o toprağın insanı ve o insanların türküleri ile URFA. Yaşanılası gereken tütsü kokulu şehir. Bir şehir ilk kez beni bu denli eyecanlandırıyor içimde ki çocuk öğrenmek için sabırsızlanıyor , hava sıcak belki 40 derece dışarısı , bir gece önce Adıyaman'da efsaneyi yaşamışlığın hazzı diğer bir tarafta ise Nemrutta güneşin doğuşuyla birlikte içtiğim şarabın tadı. Ve şimdi Urfa dayım... Otel personeli doğunun misafirperverliği ile karşıladılar ekibimizi. Bir gece önce hiç birimiz yumadığımız ve yarına enerji toplamak zorunda olduğumuz için erken yattık o gece.

    Ertesi gün sabah erkenden kalkıp , Harran'a gitmek için yola çıktık. Sabahın ilk saatlerinde şehir uyanmış , bir telaş başlamıştı. Trafik ışıklarında , otobüsün yan tarafında yaşlılığına inat , bisiklete binmiş başında puşu , altında şalvar olan ihtiyar adımın gülümsemesi , yüreğimde çiçek bahçesi açmasına neden oldu. Kara yoksulluğuna inat ışık saçıyordu bakışları. Güne huzurlu başlamıştım.

    Harran'a vardığımızda ilk olarak kaleye çıktık , surları iyi durumda olan kaleden , külah biçiminde , kubbeden oluşan Harran Evlerini dünyada hiçbir yerde örneğini göremeyeceğimin bilinciyle bakıyordum ki , yanıma 7 - 15 yaşlarında 8-9 çocuk geldi. Hepsi de bir şeyler istiyordu para , çikolata , defter , toka , takı ...vs aklınıza ne gelirse isteklerini sıralıyorlardı. Yanımızda olan birkaç şeyi vermeden önce nasihat etmek istedim ve konuşmaya başladık. Aslında en çok ilgimi çeken kız çocukları oldu ; yaşı , yaşadığı yer , kültürü ne olursa olsun kadın her yerde kadındır tezini doğrularcasına benden devamlı takı , toka makyaj malzemeleri gibi şeyler istiyorlardı. Solgun ovaya inat kıyafetlerinde fosforlu renklerin hakim olduğu kızlara kaçıncı sınıfa gittiklerini sordum .

    Kimisi ilkokul bir , kimisi üç , kimisi ise ortaokula gidiyordu. Biraz daha sohbet ettikten sonra yüreğime bir bıçak saplanırcasına acı gerçeği fark ettim. İçlerinden ikisi dışında diğerleri okula gitmiyordu. Daha doğrusu önderilmiyorlardı. Okuma yazma bile bilmeyen, kalem tutması gerenken , nasır dolu elleri görünce yüzyıllar öncesi bilim kenti olan Harran'ın bu durumda olmasına inanılmaz üzüldüm. Çocuklarla bir anlaşma yaptık Harran'ı bize onlar gezdirecek ve istedikleri şeyleri kazanarak alacaklardı. İlk önce Harran Höyüğüne gittik , ilk olarak höyüğün kuzey doğu eteğinde olan Harran Ulu Camini gezdik Anadolu'nun en eski camilerinden olan Harran Ulu Caminin taş süslemeleri gerçekten görülmeye değerdi.

    Kitabeli doğu duvarı , mihrabı , cami iç *****ına giren orta kemeri ve kare gövdeli minaresi ayakta olan caminin gezimi sonrasında yaşlı bir amca yanımıza gelerek çocukları kovdu. Daha adama bir şeyleri anlatamadan bir çil yavrusu gibi dağıldı çocuklar. Amca sırtında çuvalı bizi çadıra davet ediyordu. Ona söz verdikten sonra Harran'ı gezmeğe devam ettik. GAP Projesinin 1-2 yılda daha fazla kalkındıracağına inandığımız bölgeyi gezdikten sonra yaşlı amcanın çadırına gittik. Amca tam doğu kültürünün keskin yüz hatlarına sahipti.

    Daha içeriye girer girmez sorunlarını anlatmaya başladı , sanki karşısında oy toplamak için birkaç yılda bir bölgelerine uğrayan milletvekilleri vardı. Amca hala ağalın hüküm sürdüğü topraklarda , kan davasından , başlık parasından bahsediyordu. Sonra anlatmaya başladı kendi öyküsünü" benim ailem fakirdi ağamızın toprağını sürüyorduk , üstümüzde şimdi olmadığı gibi o zaman da tek bir tapulu tarla yoktu. 16 yaşında sevdim Kınalı Ayşe'yi şimdi bile hanımlarımın içinde en çok onu severim tam dört oğul verdi bana dedikten sonra devam etti.

    Kınalı Ayşe'nin babası zamanında çok yüksek bir miktarda başlık parası istemiş , tabi onda para ne gezsin sonunda karşı aileyi Berdele ikna etmişler. Yani Şolej Amcanın bir kız kardeşi varmış ondördünde , Kınalı Ayşe'sinin de bir abisi . Kız kardeşini başlık parası istemeden kızın abisine , onlar ise karşılığında Kınalı Ayşe'yi Şorej Amca'ya vermişler. Sonra duruyor, yüzü geriliyor ve gayet ciddi bir ifade ile Berdel in kuralları serttir diyor kısık bir sesle. Köy meydanında buluşma olur ve iki taraf aynı anda gelir eğer biri geç gelirse Berdel bozulur.

    Hele ki taraflardan biri gelmezse ... hele ki gelmezse iç geçiriyor ve sesizce Kan Davası başlar diyor . Benim içim parçalanıyor sanki bu amca bu kültürün kurbanı olmuş aslında olanlardan hiç de hoşnut değil. Sonra bana dönüyor senin saçların sarı , tenin açık burada en fazla başlık parasını herhalde sen alırdın diyor kıs kıs gülerek.
    Oradan ayrıldığımızda , aslında Türkiye hakkında bir şey bilmediğimi ya da tam olarak hissedemediğimi anladım. Urfa'ya döndüğümüzde tarihi Urfa Çarşısının yakınlarında bir lokantaya girdik , Urfa Kebabı , ayran sipariş verdik. Urfa Kebabının bu kadar lezzetli olduğunu ancak Urfa'da yiyince anladım Adananlılar kızmasın ama Urfa Kebabının tadı sanki bir başka güzel. Yemekten sonra bize mırra ikram ettiler. Kahveyi kısık ateşte yarım saat kaynattıktan sonra yedi kere daha kaynatılıp elde ediliyor mırra. Mırralarımıza içtikten sonra Tarihi Urfa Çarşısına girdik.

    Burnumuza keskin bir isot kokusu geldi zira çarşıda baharatçı çok fazlaydı , bunun yanı sıra , kilimciler , demirciler , bakırcılar , kıyafet satanlar , kürkçüler , vardı .Çarşı o kadar büyük ve ihtişamlı ki sokak araları , hanlara açılan kapıları kahvehaneleri barındırıyor içinde. Her yerde İbrahim Tatlıses , kaset ve posterleri ile dolu olan çarşıda nerede oturursanız oturun hepsinin İbrahim Tatlıses'le ilgili bir anısı var.

    Çarşıyı anlatırken Kuşçuluktan bahsetmemek sanırım haksızlık olur. Anadolu'da bir çok yörede güvercin beslenmesine rağmen Şanlı urfa bu konuda en yaygın olan ilimizdir. Kuşçuluk genelde esnafın özel zevklerinden biri haline gelmiş Urfa'da akşama doğru dükkanını kapatan kuş meraklıları ve yetiştiricileri hemen kuşlarıyla ilgilenmeye başlıyor. Kuşçu Kahvehanelerinin başında gelen Çardaklı Kahvehanede mırralarımızı içerken kafeslerin içinde , kuşlar oynaşıyor , belki yüz tanesi ise dışarıda kafalarımızın üzerinde uçuyordu.

    Yılan , fare , deniz hayvanları , ve sayamadığım bir sürü hayvandan korkmayan ben , kuşlardan daha doğrusu uçan hayvanlardan korktuğum için fazla oturmadan çıkıyor ve doğrusun doğruya Hz İbrahim'in ateşe atıldığı balıklı göle yöneliyoruz. Şehrin ortasında yer alan balıklı göl ve Camisi o gün de her zaman ki gibi kalabalıktı adak adayan kadınlar , turistler , işportacılar sanki bütün şehir oradaydı.

    Camiyi ziyaretimiz sonrasında At pazarını içinden geçerek haremlik ve selamlık kısımları bulunan Geleneksel Urfa Evlerini görerek , otelimize döndük. Bir duş aldıktan sonra sabah rezervasyonumuzu yaptırdığımız Geleneksel Urfa Sıra Gecesine gitmek için hazırlandık. Dede Mehmet Efendi ve ekibinin bizim için özel hazırladığı , gece sanki şu an hiç yaşanmamış bir düş gibi kalmış belleğimde. Şu güne kadar bir çok eğlencede bulunmuş ben bunun tadını ve verdiği hazzı silemedim hafızamdan . Yer sofraları hazırlanmış , bir kişi devamlı çiğ köfteyi yoğuruyor.

    Bizler ise yerde bağdaş kurup oturmuş türkülere eşlik ediyorduk. , "Urfanın etrafı dumanlı dağlar aman aman , gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar" Sonrasında türkülü sazlı sözlü kebaplı , çiğ köfteli ve rakılı gecemizin nasıl geçtiğini bile anlamadan saatler gece yarısını gösterdi. Mırralarımızı içip , şıllık tatlılarımızı yedikten sonra otelimizin yolunu tuttuk.

    Sanki şu iki günde yaşadıklarımız bir rüyaydı , sanki farklı bir boyudaydık ve uyanmak istemiyor gibiydik hiçbirimiz. Urfa etkilemişti beni şehri , insanları , tarihi , gelenekleri , çocukları , yaşlıları , kadınları...
    1.ERKEK GİYSİLERİ Şanlıurfa’da Geleneksel erkek giyimi; zıbın ve şalvar olmak üzere genel olarak iki çeşittir. Birinci türde; önü kapalı, vücut boyunca uzanan fistan, zıbin denen entariler giyilir. Zıbınlar; abani cebelye, çıta, atlas, ipekli kumaşlardan yapılır. Altta beyaz uzun don giyilir. Kışın soğuktan korunmak için elde yapılmış “sıkma” denen yelek giyilir. Kış aylarında da üstten yün dokumadan el tezgahlarında yapılmış “aba” giyilir. Başa “arakçın “denen takke giyilir. Urfanın güney tarafındaki köylerde başa “cemaden” denen bir örtü ve üstüne de keçi kılından yapılmış “ igal” geçirilir. Diğer bazı kırsal kesimlerinde ise başa “neçek” (Yamşah-çefiye) denen bir ürtü örtülür.
    Bir diğer giyim türü de şalvar, gömlek, yelek türü giyimdir. Şimdi bu giyim türüne ayrıntılı olarak bakalım.

    BAŞ Sırmalı puşu: Çok ince ipek yün veya pamuktan dokunmuştur.Beyaz krem rengi koyu kahverengi gibi renkleri vardır. 80x80 boyutlarında olup ikiye katlanarak sarılır veya iki parçaya bölünerek bağlanır. Kenarları çeşitli renklerden oluşan püsküllerle süslüdür.

    VÜCUT Köynek:
    Gömlek yöredeki culhacılar (dokumacılar) tarafından el tezgahlarında dokunur. Nohutlu veya puanlıdır. Kol ağzı saat kapağı şeklinde yapılır. Gömlek yakasız olup, önden bir karış kadar açıktır beyaz bej veya krem rengi olabilir.
    Şal :
    Kuşak şeklinde bele sarılır. Hışvalı yamşaktır ve ikiye katlanarak bağlanır. Culhacı tezgahlarında elle dokunmuştur.
    Kırk düğme yelek:
    Özel bir kumaş olan kabardin kumaştan yapılır. Yarım kolludur ve gömleğin üzerine giyilir. Kahverengi en beğenilen renktir. Ayrıca yeşil, lacivert gibi renkleri de mevcuttur. Yakası yoktur ve yakasında boydan boya nohut büyüklüğünde iplikten yapılmış düğmeler vardır. Kırk düğme yelek ismini de önünde bulunan sıra halindeki düğmelerin çokluğundan alır.
    Şalvar: Kabardin kumaştan yapılır. Kahverengi, yeşil, lacivert ve gri renkleri vardır.Fakat en sevilen ve tutulan rengi kahverengi olanıdır. Üstü bol ayak kısımları ayağı saracak şekilde dardır bacak arasındaki peyigin uzunluğu il ve ilçelede değişiklik gösterir. İki tarafında bulunan ceplerin ağızları ipekli ipliklerle işlenmiştir
    Marhma (mendil):
    Kırmızı ve beyaz renkte olup yerli dokuma işidir

    AYAK
    Çorap:
    Yünden olup el ile örülmüştür. Genellikle yünün doğal rengindedir mor koyun ve beyaz yünden olanları tercih edilir.
    Postal (yemeni):
    Yörenin meşhur yemenici ustaları tarafından elle yapılır. Yüzü kırmızı ve annebi renkli olup altı köseledir. Tüpuksuz olup ağzı geniştir kırmızıdan başka siyah, kahverengi ve beyaz renkleri varsa da kırmızı renkli olanı tercih edilir

    KOL
    Pazuvent : Pazuya takılır ufak ve renkli boncuklarla elle işlenmiş olup deriden yapılmıştır. Deri cep şeklindedir ve içerisine dua ve muska konulacak yeri vardır güç ve kuvvetin simgesi olarak takılır

    2-KADIN GİYSİLERİ

    BAŞ
    Evli ve bekar kadınlar olmak üzere değişik beş çeşidi vardır
    a.Taç :
    Genç kız başına “taç”, evli olanlarınkine ise “köfü” denir. Genç kız başı takı yönünden çok zengindir. Kırmızı fes üzerine püşü sarılarak meydana getirilir. Başa iyi oturabilmesi için fesin içine kalıbına göre karton konur. Fesin üst kısmına gümüşten tepelik, ön kısmına üç kor, yanlarına ise reşme denen gümüş takılar takılır. Arkaya floştan örülmüş saçlarla beraber bele kadar inen saç koru bağlanır.

    VÜCUT
    a.Şalvar:
    Çarpıcı renkli kumaşlardan yapılır hemen hemen her renk kullanılır, paçalar bol olup ayak bilekleri lastikle büzülmüştür.
    b. Ayze (entari) Kollu robalı ayağa kadar uzanan ve üç eteğin altına giyilen elbisedir.
    c. Üçetek :
    Kadifeden yapılmış olup, kollu önü açık yandan yırtmaçlı üç eteği olan astarlı olan bir giysidir. Giysinin üstü mahalli motiflerle işlenmiştir.
    ç.Sıhma:
    Entarinin üzerine giyilen bezden kalınca yapılmış sıcak tutmaya yarayan bir yelektir
    d. Önlük :
    Entarinin bel kısmından bağlanır. Yerli tezgahlarda dokunmuştur. Siyah ve beyaz renkleri vardır. Fakat genellikle siyah renkli olanı kullanılır ve üzeri yöresel motiflerle süslüdür. Ayağa kadar uzanır.
    e. Kemer (belbağı)
    Elle örülen yünden yapılmış bel bağlarıdır. Gümüşten yapılmış olanları da vardır. Üç etekler yandan toplanarak yanlardan bel bağlarının içerisine sıkıştırılır.
    f. Marhama (mendil)
    Beyaz ve kırmızı renkte olup yerli dokumadır


    halk oyunlari tek resİm, halk oyunları hangi takılar takılır, halk oyunları resimleri (tek kişi), boncuklarla ilgili oynanan çocuk oyunları, boncuklarla ilgili oynanan çocuk oyunları, halk oyunları hakkında bilgi, halk oyunları hakkında bilgi ver, halk oyunları kıyafetler ve yemekleri, halk oyunları hakkında bilgi, halk oyunları hakkında bilgi, halk oyunları hakkında kısa bilgi, halk oyunları ile bilgi, halk oyunlarının yapılışı, halk oyunlarının yapılışı, müzik ve halk oyunları hakkında bilgi, sanliurfa-halk-oyunlari, urfanin hakkinda basi resimleri, yöresel halk oyunları kıyafet resimleri, şanlıurfa askerlik yeri resimleri, şanlıurfa geleneksel yemek resimleri, şanlıurfa halk oyunları kıyafetleri, şanlıurfa halk oyunları resimleri, şanlıurfa halk oyunları resimleri, şanlıurfa mahalli yemeği ağzı açık resmi, şanlıurfa yöresi halk oyunları, şanlıurfa yöresi oyunları, şanlıurfa'nın yemeklerinin resmi, şanlıurfanın halk oyunlarıu resimleri, şanlıurfanın neleri meşhur ve resimlerle gösterimi, şanlıurfanın oyunları giysileri ve yemekleri
     
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    URFA YÖRESİ HALK OYUNLARI

    OYUNLARIN ÇALGILARI

    Meydanlarda ve Kapalı Yerlerde: Davul-Zurna.

    Ağır hava - Halay, Erkek, Kadın

    Ağır oyun - (Bak. Ağır hava)
    Alay - (Bak. Halay)
    Halay - Halay, Erkek.
    Alaya - (Bak. Halay)
    Arabi oyun - (Bak. Arap oyunu)
    Arap oyunu -
    Avşar Halayı - Halay, Erkek.
    Barak Halayı - Halay, Erkek, Kadın.
    Barak iki kamış oyunu - (Bak. Çifte kamış)
    Cezayir oyunu -
    Çatal Kamış - (Bak. Çifte kamış)
    Çifte Kamış - Halay, Erkek.
    Çındır -
    Demirci oyunu -
    Depçe -
    Döne - Erkek, Kadın, Tek - Toplu.
    Dörtlük - Halay, Erkek.
    Dörtlü cyunu - Halay, Erkek.
    Düzey oyun - Halay, Erkek.
    Göven -
    Hakari havası - Halay, Erkek.
    Hekari havası - (Bak. Hakari havası)
    İki Kamış - (Bak. Çifte Kamış)
    Kaba oyun - Halay, Erkek.
    Kalkan Kılıç oyunu - (Bak. Kılıç Kalkan oyunu)
    Karşılıklı kol oyunu - Karşılama, Erkek, Kadın, Çifte - Toplu.
    Keçeli oyunu - Halay - Erkek.
    Keriboz - Halay, Erkek.
    Kılıç Kalkan - Erkek, Çift - Toplu.
    Lörke - Bar - Halay, Erkek, Kadın, Karma.
    Lörkey - (Bak. Lorke)
    Mısri oyunu -
    Mimiy oyunu -
    Mimi teşi havası -
    Nahsani havası -
    Nahseni havası - (Bak. Nahsani) Nahsey -
    Noksanı havası - (Bak. Nahsani havası)
    Pekmez oyunu -
    Sanem oyunu -
    Senam oyunu - (Bak. Sanem oyunu)
    Senem oyunu - (Bak. Sanem oyunu)
    Sarhoş havası -
    Sıçrama -
    Şirvan oyunu -
    Veylişhane -
     

Bu Sayfayı Paylaş