İstanbul'un Yedi Tepesi - Yedi Tepe İstanbul - İstanbul'un Yedi Tepesi Hakkında

'İstanbul Tanıtımı' forumunda Mavi_Sema tarafından 2 Aralık 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İstanbul'un Yedi Tepesi - Yedi Tepe İstanbul - İstanbul'un Yedi Tepesi Hakkında konusu
    İstanbul'un yedi tepesi, bugün 'Tarihi Yarımada' olarak tanımladığımız alanda, eski kentin sınırları içinde kalır.




    [​IMG]


    [​IMG]



    ‘Yedi tepeli kent' denince aklımıza doğal olarak İstanbul gelir. Oysa sadece İstanbul değil, Roma da 'yedi tepeli' bir kenttir. Boğaziçi, Haliç ve Marmara'nın buluştuğu kavşağa uzanan ve karşısına Asya'yı alan İstanbul ile Tiber Nehri'nin kenarında Avrupa'nın göbeğindeki Roma kenti arasındaki ilişki sanıldığından çok daha kuvvetli, çok daha canlıdır.

    Sarayburnu, Ayasofya ve Topkapı Sarayı'nın bulunduğu alanda kurulan ilk yerleşimden itibaren kent surlarla çevriliydi. Roma İmparatoru Konstantin'in bizzat mızrağıyla çizdiği 'yeni' kara surlarının inşası üzerinden henüz yüz yıl geçmeden İmparator II. Teodosius, Ayvansaray (Haliç)'dan Kazlıçeşme (Marmara Denizi)'ye kadar uzanan ve bugün hâlâ izleyebildiğimiz kara surlarını yaptırmıştı. Kentin sınırları böylece son kez belirlenmiş oldu. Peki, 'asıl İstanbul' olarak nitelendirdiğimiz Tarihi Yarımada'daki yedi tepe nerededir?



    [​IMG]


    [​IMG]



    YEDİ TEPE ŞEHRİN NERESİNDE?

    Tarihi Yarımada'nın coğrafyasında aranan tepeler, üçgensel bir geometriye sahip kentin yaklaşık üç köşesinde bulunur. Coğrafi olarak kentin en yüksek üç tepesinden Haliç'e paralel olan iki tanesini, daha güneyde kalan diğer tepeden Bayrampaşa (Likyus) Deresi ayırır. Sarayburnu'ndan başlayıp yükselen sırt, birinci ve ikinci tepeleri içine alarak Haliç kıyısına paralel batıya doğru devam eder. Bu merkezî sırt, Unkapanı civarında Haliç kıyısına dik bir vadi ile bölünmektedir. Bu bağlamda kent coğrafyasının, zirveleri ve etekleri ile ayrı ayrı tepelerden çok, birbirinden vadilerle ayrılan yüksek sırtlardan oluştuğu söylenebilir. Sorulması gereken, kalan dört tepenin nerede olduğu, daha doğrusu nerede aranması gerektiğidir. Yedi tepe, kentin coğrafyasında mıdır? Coğrafyada değilse, kollektif belleğimizde yer etmiş olan bu 'yedi tepeli kent' imgesinin kaynağı nedir?



    [​IMG]


    [​IMG]



    MİSTİK 'YEDİ'

    Babillerden beri mitolojide, paganizmde, tek tanrılı dinlerin hepsinde ve diğer inanışlarda yedi sayısına kutsallık atfedilmiştir. İnanç sistemleri içinde çeşitli şekillerde karşımıza çıkan mistik 'yedi', Roma kent kurgusunda da belirleyici olmuş ve kent, yedi sayısına atfedilen bu kutsallık nedeniyle yedi tepe üzerine kurulmuştur. Roma'ya öykünen Yeni Roma da onun kadar kutsal olmak, yedi tepenin üzerinde kurulmak durumundaydı. Her iki kentte de 'yedi tepe', yedi kentsel odak yaratılarak tanımlanmıştır.

    YILDIZLARIN KESİŞME NOKTASI

    Nasıl Romulus MÖ 753 yılında Roma'yı Palatinus Tepesi'ne bir 'mundus' kazarak kurduysa, Konstantin de MS 330 yılında Yeni Roma'yı, kentin ikinci tepesine bir mundus kazarak kurmuştur. 'Mundus', Roma kentinin tam merkezine açılan bir çukurdu. Romalılar şehirlerini temel bir plana bağlı kalarak kurarlardı. Plancılar tarafından gökyüzü incelenir, güneşin hareketi doğu-batı ekseni, yıldızların hareketi de bu eksene dik açı yapan kuzey-güney ekseni olarak okunur ve yeryüzüne yansıtılırdı. Tespit edilen doğu-batı ekseni Decumanus maximus ile kuzey-güney ekseni Cardus maximus/Kardo'nun kesişme noktası; kentin merkezi, göbek bağının kesildiği yer, yani umbilicus olarak kabul edilirdi. Kentin ana eksenleri ve bunların kesişme noktasındaki merkez saptandıktan sonra kentin kutsal sınırlarının belirlenmesi kolaydı.



    [​IMG]


    KENTİN KURGUSU

    İstanbul'da Mese adını alan doğu-batı ekseni, Ayasofya'nın önündeki Augusteion Meydanı'ndan başlayıp kentin yedi odağından altısının bulunduğu merkezî sırt üzerinde batıya doğru uzanır. Şehzade Camii civarında ikiye ayrılır ve iki noktada kara surları ile buluşur. Bu iki nokta, iki önemli sur kapısını işaret eder; Edirne Kapı (Charisius) ve Yaldızlı (Altın) Kapı. Kuzey-güney ekseni Kardo ise, bir liman kenti olan İstanbul'un kuzeyde Haliç, güneyde Marmara Denizi ile ilişkisini kurar. Mese ve Kardo kent içindeki hareketi yönlendiren ana yollarken, bu yollar üzerindeki durak noktaları, etrafındaki yapılar ile tanımlanan kent meydanları-forumlardır. Kuruluştan itibaren yüz-yüz elli yıllık bir zaman dilimi içerisinde Yeni Roma'da Augusteion, Konstantin, Teodosius (Tauri), Filadelfion, Amasterianon, Bovis ve Arkadius forumları inşa edilecektir. Likyus Deresi'nin bulunduğu vadide yer alan Bovis Forumu haricinde, tüm forumlar denizden en az kırk metre yükseklikte, birbirlerine yaklaşık olarak eşit mesafede yer alır. Yeni Roma'nın kent kurgusunun temel ögeleri zaman içinde iç savaşlar, doğal afetler, ekonomik bunalımlar ve özellikle 13. yüzyılda yakıp yıkılır ve büyük zarar görür. Latin İmparatorluğu (1204-1261)'nun yıkılmasından sonra restorasyon çalışmaları yapılsa da, Bizans İmparatorluğu'nun ekonomik çöküntü içinde olması nedeniyle kent, fethe kadar bir daha eski ihtişamına kavuşamaz. İstanbul'un fethiyle birlikte kent, çöküş dönemindeki Bizans'tan, yükselme devrindeki Osmanlı yönetimine geçer. Ve 'yedi tepeli kurgu' kentte yeniden hayat bulur.



    [​IMG]


    SÜTUNLARDAN KUBBELERE FORUMLARDAN KÜLLİYELERE

    Roma döneminde forumların ortasına, imparatora ithaf edilen sütunlar dikilirdi. Düşey eksen, gökyüzü, yeryüzü ve yeraltını birleştiren bir çizgi oluşturduğundan mistik bir anlama sahipti. Osmanlı döneminde sütunların yerini, kent siluetinin temel unsurları olarak minareler ve kubbeler almıştır.

    Kentin Haliç tarafındaki altı tepesi, kente Osmanlı damgasını vuran anıt eserlerle, başta selâtin camilerle donatılır. Kentsel odakları işaretleyen selâtin camileri Osmanlı devri kent imgesinin temel ögeleri olarak karşımıza çıkar. Kent can damarı Haliç'ten beslenmektedir. Dolayısıyla Osmanlı devrinde, Haliç yüzünde kent siluetine hakim olacak anıt eserler inşa edilir. Üçüncü tepenin anıt eserlerinden Süleymaniye Camii'nin kent siluetindeki olağanüstü konumuna karşın, kurulduğu arazinin elverişsizliği, yer seçimlerinin bir tesadüf olmadığının kanıtı olarak ele alınmalıdır.
    Birinci tepede, Ayasofya Kilisesi kentin ulu camiine dönüştürülür ve Topkapı Sarayı inşa edilir. Sultan Ahmed Camii ise 17. yüzyıl başında Ayasofya'nın tam karşısında yerini alır. İkinci tepede Konstantin Sütunu-Çemberlitaş'ın hemen yanındaki Nuru Osmaniye Camii; Osmanlı'nın kentteki ilk sarayının yapıldığı üçüncü tepede Şehzade, Beyazıt ve Süleymaniye camileri; dördüncü tepede Fatih Camii; beşinci tepede Yavuz Selim Camii ve altıncı tepede Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii, Osmanlı imzasını taşıyan anıt eserlerdir. Camisiyle, aşeviyle, medresesiyle, hastanesiyle külliyeler; sadece dini değil, kentteki siyasal, sosyal ve kültürel merkezleri tanımlamaktadırlar. Camilerde kademeli olarak yükselen kütlede yarım kubbeler ve merkezi kubbe, adeta yapay bir tepe oluşturmaktadır. Osmanlı döneminde Mimar Sinan tarafından mükemmelleştirilen bu üst örtü, tepe vurgusunun en güzel örneklerini sergilemektedir.



    [​IMG]


    [​IMG]



    KENTİN TARİHSEL KATMANLARI

    Osmanlı, kent imgesini kendi kültürünü yansıtan anıt eserler aracılığı ile yeniden yaratmıştır ancak bu yeniden yaratma, geçmişle dialog içinde olan kent kurgusunun sürdürülmesine engel olmamıştır. Osmanlı'nın Divanyolu, Roma Mese'sinin izindedir. Hipodrom'da yüzyıllardır yapılamayan araba yarışları yerini cirit oyunlarına bırakmıştır. Saraylar yeniden üçüncü ve birinci tepeye taşınmıştır. Camiler vasıtasıyla kentsel odaklar yaratılmış, çevreleri şenlendirilmiştir. Forum Tauri bu şekilde günümüze Beyazıt Meydanı olarak ulaşmıştır. İstanbul'un tarihsel katmanları, kent silueti üzerinden okunabilmektedir. Bunda hem coğrafyanın hem de kentin kuruluşuna esas teşkil etmiş olan anlam dünyasının payı vardır. Dolayısıyla yedi tepe, coğrafyada olduğu kadar, kentin tarihinde ve belleğimizde aranmalıdır.



    [​IMG]


    [​IMG]


    [​IMG]
     

Bu Sayfayı Paylaş