İstanbulun Fiziki Özellikleri Nelerdir?

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 14 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    İstanbulun Fiziki Özellikleri Nelerdir? konusu İstanbulun Fiziki Özellikleri Nelerdir?

    Fiziksel özellikler

    İstanbul boğazı, oluşumu açısından jeolojik bir fay çöküntüsüdür Fay çöküntüsü ile oluşan vadinin, zamanımızdan yaklaşık 8000 yıl önce deniz sularında meydana gelen yükselme ile birlikte su ile dolarak, Karadeniz ve Marmara denizlerini birleştirdiği tahmin edilmektedir Boğaz'ın kuzeyden güneye doğru derinliğinin giderek azalması, vaktiyle güney girişinde ki yüksekliğin Marmara sularına karşı bir engel teşkil ettiği, ancak deniz sularının yükselmesi sonucu, bu engelin aşıldığı tezini güçlendirir Marmara denizi ve çanakkale Boğazı'da jeolojik fay çöküntüsü sonucu oluşmuşlardır

    İstanbul Boğazı'nın uzunluğu 18 deniz mili, yani yaklaşık 33 kilometre kadardır İstanbul Boğazı'nın genişliği ise değişiklik arz etmektedir Söz konusu genişlik, Boğaz'ın en dar yeri olan Aşiyan-Kandilli arasında 700 metre, en geniş yeri olan Büyükdere- Beykoz arasında ise 3500 metre civarındadır Derinliğe gelince; Boğaz'ın ortalama derinliği 60 metredir En derin yer ise, 110 metre ile Kandilli önleridir İstanbul Boğazı'nın derinliği, güneyden kuzeye doğru gidildikçe artmaktadır Boğaz kıyıları deniz dibinden itibaren bir duvarı andırırcasına yükselirler Bu nedenle derinlik, sahile doğru azalmasına rağmen, çoğu yerde, tam kıyıda bile, 10 metrenin üzerinde derinlik vardır Bu nedenle gemiler, bir arıza durumunda yönlerini kaybettiklerinde yani rotalarını koruyamadıklarında, karaya oturmadan evlerin içlerine kadar girebilmektedirler

    Yukarıda ki satırlarda Boğaz'ın darlığından bahsettik Büyük tonajlı gemilerin seyri için zorluk oluşturan bir diğer faktörde, Boğaz'da ki akıntılardırİstanbul Boğazı'nda iki ana akıntı vardır Birincisi yüzey akıntısıdır İkincisi ise, yüzeyden 15 metre kadar aşağıda başlayan ve derinliğin izin verdiği ölçüde 45 metre derinliğe kadar etkili olabilen Dip akıntısıdır Yüzey akıntısı genelde Karadeniz'den Marmara'ya doğru akarken, dip akıntısı bunun tam tersine marmara'dan Karadeniz'e doğru akmaktadır

    Boğaz'da yüzey akıntısından bahsederken, şu soru akla gelebilir: hemen hemen sürekli denebilecek bir şekilde adeta bir nehir gibi Kuzeyden güneye akan yani Karadeniz'den Marmara'ya akan bu akıntının nedeni nedir? Bu soruya cevap ararken, Boğaz'ın kendisini vazgeçilmez yapan konumunu bir kez daha hatırlamak gerekecektir İstanbul Boğazı sadece gemi trafiğinin değil, Karadeniz'in üç büyük nehirle beslenen sularının da tek çıkış kapısıdır Karadeniz'e dökülen bu üç büyük nehir, Tuna nehri, Dinyeper nehri ve Don nehridir Bu üç nehir, Karadeniz'i devamlı olarak tatlı su ile beslemektedir O kadar ki: eğer istanbul Boğazı'nda akıntı ve yüzey buharlaşması olmasa idi, akan bu nehirler nedeniyle Karadeniz yılda 30 santimetre kadar yükselecekti Yine de Karadeniz, Su seviyesi olarak Marmara denizinden 40 santimetre daha yüksektir İşte Karadeniz'den Marmara'ya doğru olan yüzey akıntısının ana sebebi de bu yükseklik farkıdır Daha yüksek seviyede olan karadeniz'in suları, daha aşağı seviyede olan Marmara denizine doğru akmaktadır Buna, boşalma akıntısı da denilmektedir Bu akıntı Boğaz'ın orta yerlerinde daha kuvvetlidir Özellikle Kandilli noktasından güneye doğru gidildikçe artar Kuzeyden güneye doğru akan bu yüzey akıntısının hızı, Karadeniz'in sularını Boğaz ağzına doğru dolduran kuzey rüzgarlarının etkili olduğu dönemlerde en yüksek düzeye ulaşır Boğaz suları bu dönemlerde adeta bir nehir gibi akar Hız, saatde 7 knots'a kadar çıkar[ denizde hız ölçüsü birimi olarak kullanılan knots terimi, saatte mil olarak hızı ifade eder 1 knots, saatte 1 deniz mili hızı ifade eder Böylece 1 knots, yaklaşık olarak 185 kilometre/ saate denk gelir] Boğazda ki akıntı hızını kilometre/saat cinsinden ifade edersek, Boğaz'ın suları, akıntının yüksek olduğu zamanlarda, yaklaşık 13 kilometre/saat hızla, kuzeyden güneye doğru akmaktadır Normal zamanlarda ise bu akıntı 3-4 knots civarında olmaktadır

    Öte yandan Karadeniz'in tuzluluk oranı, sürekli tatlı su ile beslenmesi ve tuzlu suyunda kısmen yüzey akınrısı ile taşınması nedeniyle düşüktür Marmara denizi Karadeniz'den yaklaşık iki kat daha tuzludur Bu aynı zamanda, Karadeniz sularının özgül ağırlığının, Marmara sularından daha az olduğu anlamına gelmektedir İki denizin suları arasında ki tuzluluk oranından doğan bu tuzluluk farkı, az önce bahsettiğimiz 15 metre derinlikten itibaren başlayan dip akıntısının da nedenidir

    Ne var ki, iki deniz arasında ki tuzluluk farkından oluşan bu dip akıntısının ne hızı, ne de debisi, yüzey akıntısı kadar büyük değildir Yüzey akıntısı ile güneye taşınan suyun miktarı, dip akıntısı ile kuzeye taşınan suyun akıntısından yaklaşık 25 kat daha fazladır Rakam vermek gerekirse, yüzey akıntısı ile Marmara'ya taşınan suyun aşağı yukarı yılda 300 kilometreküp olduğu, buna karşılık dip akıntısı ile Karadeniz'e taşınan suyun yaklaşık yılda 125 kilometreküp olduğu tahmin edilmektedir Hız bakımından da incelersek, dip akıntısı ancak, 1-2 knots hıza kadar çıkabilmektedir

    Şu ana kadar bahsedilen, Boğaz'a hakin olan akıntı rejimi idi Peki bu akıntı rejimi, hiç değişmez mi? Tabi ki değişir Aslında hakim akıntı rejimi, tam olarak olmasada, hakim rüzgar rejimi ile büyük paralellik gösterir Öyle ki; kuzey rüzgarları, Boğaz'da hakim olan rüzgarlardır ve bu rüzgarlar şiddetlendikçe akıntı da kuvvetli bir durumda olmaktadır Öte yandan, nadiren olsa da, güney rüzgarları ve lodos zaman zaman etkili olur ve hepimiz biliriz ki: İstanbul'da şehir hattı gemilerinin bile seferlerinin iptal edilmesine neden olacak kadar kuvvetli lodos rüzgarları eser Bu rüzgarlar, Marmara'nın sularını kuzeye doğru yığar ve su seviyesini İstanbul boğazının güney girişinde yarım metre kadar yükseltebilirler Bu durumda Boğaz'ın akıntı rejimi de değişir ve güneyde orkoz adı verilen ters akıntı oluşur Bu akıntının da zaman zaman, kuzey akıntısı hızına ulaştığı görülmektedir Yani 6-7 knots hıza kadar orkoz akıntısı çıkabilmektedir Güneyden kuzeye doğru olan bu akıntı[kuzey akıntısı), Kuzeyden güneye doğru olan akıntıdan(güney akıntısı) daha tehlikeli olmaktadır Örneğin: 1999 yılı şubat ayında, 100 bin ton ham petrol yüklü Spetses adlı dev tanker, Karadeniz'den Marmara yönüne doğru geçerken, 90 derecelik bir dönüş yapması gereken Yeniköy noktasında bu dönüşü şiddetli lodos nedeniyle yapamamış, dönemeyince de karşı sahile doğru sürüklenmiş ve Çubuklu önlerinde zorlukla durabilmiştir Çubuklu'da ki akaryakıt depolarının hemen önünde meydana gelen bu olayda, çok büyük bir kazanın da eşiğinden dönülmüştür

    Bu arada bir not olarak belirtmekte fayda var: Akıntılar gittikleri yöne doğru, rüzgarlar ise geldikleri yöne doğru isimlendirilirler Yani kuzey rüzgarı demek kuzeyden güneye esen rüzgar demektir kuzey akıntısı ise, güneyden kuzeye akan akıntı demektir

    İstanbul Boğazında'ki yüzey ve dip akıntılarından bahsettik Burada akla şu soru gelmektedir: bu yüzey ve dip akıntıları hep kendi bölgelerinde akıp giderler, birbirlerinden hiç etkilenmezler mi? tabi ki etkilenirler ve bu etkilenme sonucu yer yer girdaplar ve çalkantılar meydana getirirler Girdap ve çalkantıların bir nedeni de, koyların içine girerek hızla ters yöne doğru ilerleyen akıntıların, dönüp ana akıntı ile karşılaşmalarıdır

    Rüzgarlar, yılın bazı günlerinde İstanbul Boğazı'nda etkili olurlar Meteorolojik verilere göre İstanbul Boğaz'ında fırtınalı gün sayısı ortalama olarak 25 dir En fırtınalı ay ise Aralık ayıdır Ocak ve şubat ayları da fırtınalı aylardandır

    İstanbul Boğazı'nda gemi seyirini zorlaştıran doğa olaylarından biri de sis tir 1994 yılında uygulanmaya başlanan ve 1998 yılında değişikliğe uğrayan(revize edilen) Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü uyarınca, Boğaz'da görüş uzaklığı bir mil'in altına düştüğünde, tek yönlü trafiğe izin verilmekte, yarımmil'in altına düştüğünde ise, trafik her iki yönde karşılıklı olarak iptal edilmektedir Bunun nedeni; dar ve kıvrımlı bir su yolu olan İstanbul Boğazı'nda, futbol otoritelerinin moda deyimiyle, çıplak gözle görme koşulları olmadan, sırf elektronik verilerle yani sadece radar görüşü ile gemilerin seyir yapamıyacağı, gerçeğidir İstanbul Boğazı'nda sisli gün sayısı ortalama yılda 15 gündür Sisli günlerin en yoğun olduğu ay ise, ortalama 26 gün ile Nisan ayıdır Bunu 25 gün ortalaması ile Mart ayı takip eder İstanbul Boğazı'nda sis genelde kış ve ilkbahar aylarında gerçekleşir

    İstanbul Boğazı'nda yer yer 80 dereceye varan keskin dönüşler bulunmaktadır 80 derecelik dönüşlerden en önemlisi Yeniköy burnudur Güney-kuzey ekseni olarak, kuzeye yaklaşık 22 derecelik bir açı yapan İstanbul Boğazı,nda 80 derecelik Yeniköy dönüşünden başka 11 adet daha dönüş bulunmaktadır Bunların içersinde en dar olanı Kandilli önlerinde ki dönüş olup, akıntının yüksek olduğu günlerde, kuzeye doğru seyir eden gemiler için korkulu bir rüyadır
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 13 Ağustos 2015
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    İstanbulun Fiziki Özellikleri Nedir? İstanbulun Fiziki Özellikleri Nelerdir?

    Fiziksel özellikler




    İstanbul boğazı, oluşumu açısından jeolojik bir fay çöküntüsüdür Fay çöküntüsü ile oluşan vadinin, zamanımızdan yaklaşık 8000 yıl önce deniz sularında meydana gelen yükselme ile birlikte su ile dolarak, Karadeniz ve Marmara denizlerini birleştirdiği tahmin edilmektedir Boğaz'ın kuzeyden güneye doğru derinliğinin giderek azalması, vaktiyle güney girişinde ki yüksekliğin Marmara sularına karşı bir engel teşkil ettiği, ancak deniz sularının yükselmesi sonucu, bu engelin aşıldığı tezini güçlendirir Marmara denizi ve çanakkale Boğazı'da jeolojik fay çöküntüsü sonucu oluşmuşlardır

    İstanbul Boğazı'nın uzunluğu 18 deniz mili, yani yaklaşık 33 kilometre kadardır İstanbul Boğazı'nın genişliği ise değişiklik arz etmektedir Söz konusu genişlik, Boğaz'ın en dar yeri olan Aşiyan-Kandilli arasında 700 metre, en geniş yeri olan Büyükdere- Beykoz arasında ise 3500 metre civarındadır Derinliğe gelince; Boğaz'ın ortalama derinliği 60 metredir En derin yer ise, 110 metre ile Kandilli önleridir İstanbul Boğazı'nın derinliği, güneyden kuzeye doğru gidildikçe artmaktadır Boğaz kıyıları deniz dibinden itibaren bir duvarı andırırcasına yükselirler Bu nedenle derinlik, sahile doğru azalmasına rağmen, çoğu yerde, tam kıyıda bile, 10 metrenin üzerinde derinlik vardır Bu nedenle gemiler, bir arıza durumunda yönlerini kaybettiklerinde yani rotalarını koruyamadıklarında, karaya oturmadan evlerin içlerine kadar girebilmektedirler

    Yukarıda ki satırlarda Boğaz'ın darlığından bahsettik Büyük tonajlı gemilerin seyri için zorluk oluşturan bir diğer faktörde, Boğaz'da ki akıntılardırİstanbul Boğazı'nda iki ana akıntı vardır Birincisi yüzey akıntısıdır İkincisi ise, yüzeyden 15 metre kadar aşağıda başlayan ve derinliğin izin verdiği ölçüde 45 metre derinliğe kadar etkili olabilen Dip akıntısıdır Yüzey akıntısı genelde Karadeniz'den Marmara'ya doğru akarken, dip akıntısı bunun tam tersine marmara'dan Karadeniz'e doğru akmaktadır

    Boğaz'da yüzey akıntısından bahsederken, şu soru akla gelebilir: hemen hemen sürekli denebilecek bir şekilde adeta bir nehir gibi Kuzeyden güneye akan yani Karadeniz'den Marmara'ya akan bu akıntının nedeni nedir? Bu soruya cevap ararken, Boğaz'ın kendisini vazgeçilmez yapan konumunu bir kez daha hatırlamak gerekecektir İstanbul Boğazı sadece gemi trafiğinin değil, Karadeniz'in üç büyük nehirle beslenen sularının da tek çıkış kapısıdır Karadeniz'e dökülen bu üç büyük nehir, Tuna nehri, Dinyeper nehri ve Don nehridir Bu üç nehir, Karadeniz'i devamlı olarak tatlı su ile beslemektedir O kadar ki: eğer istanbul Boğazı'nda akıntı ve yüzey buharlaşması olmasa idi, akan bu nehirler nedeniyle Karadeniz yılda 30 santimetre kadar yükselecekti Yine de Karadeniz, Su seviyesi olarak Marmara denizinden 40 santimetre daha yüksektir İşte Karadeniz'den Marmara'ya doğru olan yüzey akıntısının ana sebebi de bu yükseklik farkıdır Daha yüksek seviyede olan karadeniz'in suları, daha aşağı seviyede olan Marmara denizine doğru akmaktadır Buna, boşalma akıntısı da denilmektedir Bu akıntı Boğaz'ın orta yerlerinde daha kuvvetlidir Özellikle Kandilli noktasından güneye doğru gidildikçe artar Kuzeyden güneye doğru akan bu yüzey akıntısının hızı, Karadeniz'in sularını Boğaz ağzına doğru dolduran kuzey rüzgarlarının etkili olduğu dönemlerde en yüksek düzeye ulaşır Boğaz suları bu dönemlerde adeta bir nehir gibi akar Hız, saatde 7 knots'a kadar çıkar[ denizde hız ölçüsü birimi olarak kullanılan knots terimi, saatte mil olarak hızı ifade eder 1 knots, saatte 1 deniz mili hızı ifade eder Böylece 1 knots, yaklaşık olarak 185 kilometre/ saate denk gelir] Boğazda ki akıntı hızını kilometre/saat cinsinden ifade edersek, Boğaz'ın suları, akıntının yüksek olduğu zamanlarda, yaklaşık 13 kilometre/saat hızla, kuzeyden güneye doğru akmaktadır Normal zamanlarda ise bu akıntı 3-4 knots civarında olmaktadır

    Öte yandan Karadeniz'in tuzluluk oranı, sürekli tatlı su ile beslenmesi ve tuzlu suyunda kısmen yüzey akınrısı ile taşınması nedeniyle düşüktür Marmara denizi Karadeniz'den yaklaşık iki kat daha tuzludur Bu aynı zamanda, Karadeniz sularının özgül ağırlığının, Marmara sularından daha az olduğu anlamına gelmektedir İki denizin suları arasında ki tuzluluk oranından doğan bu tuzluluk farkı, az önce bahsettiğimiz 15 metre derinlikten itibaren başlayan dip akıntısının da nedenidir

    Ne var ki, iki deniz arasında ki tuzluluk farkından oluşan bu dip akıntısının ne hızı, ne de debisi, yüzey akıntısı kadar büyük değildir Yüzey akıntısı ile güneye taşınan suyun miktarı, dip akıntısı ile kuzeye taşınan suyun akıntısından yaklaşık 25 kat daha fazladır Rakam vermek gerekirse, yüzey akıntısı ile Marmara'ya taşınan suyun aşağı yukarı yılda 300 kilometreküp olduğu, buna karşılık dip akıntısı ile Karadeniz'e taşınan suyun yaklaşık yılda 125 kilometreküp olduğu tahmin edilmektedir Hız bakımından da incelersek, dip akıntısı ancak, 1-2 knots hıza kadar çıkabilmektedir

    Şu ana kadar bahsedilen, Boğaz'a hakin olan akıntı rejimi idi Peki bu akıntı rejimi, hiç değişmez mi? Tabi ki değişir Aslında hakim akıntı rejimi, tam olarak olmasada, hakim rüzgar rejimi ile büyük paralellik gösterir Öyle ki; kuzey rüzgarları, Boğaz'da hakim olan rüzgarlardır ve bu rüzgarlar şiddetlendikçe akıntı da kuvvetli bir durumda olmaktadır Öte yandan, nadiren olsa da, güney rüzgarları ve lodos zaman zaman etkili olur ve hepimiz biliriz ki: İstanbul'da şehir hattı gemilerinin bile seferlerinin iptal edilmesine neden olacak kadar kuvvetli lodos rüzgarları eser Bu rüzgarlar, Marmara'nın sularını kuzeye doğru yığar ve su seviyesini İstanbul boğazının güney girişinde yarım metre kadar yükseltebilirler Bu durumda Boğaz'ın akıntı rejimi de değişir ve güneyde orkoz adı verilen ters akıntı oluşur Bu akıntının da zaman zaman, kuzey akıntısı hızına ulaştığı görülmektedir Yani 6-7 knots hıza kadar orkoz akıntısı çıkabilmektedir Güneyden kuzeye doğru olan bu akıntı[kuzey akıntısı), Kuzeyden güneye doğru olan akıntıdan(güney akıntısı) daha tehlikeli olmaktadır Örneğin: 1999 yılı şubat ayında, 100 bin ton ham petrol yüklü Spetses adlı dev tanker, Karadeniz'den Marmara yönüne doğru geçerken, 90 derecelik bir dönüş yapması gereken Yeniköy noktasında bu dönüşü şiddetli lodos nedeniyle yapamamış, dönemeyince de karşı sahile doğru sürüklenmiş ve Çubuklu önlerinde zorlukla durabilmiştir Çubuklu'da ki akaryakıt depolarının hemen önünde meydana gelen bu olayda, çok büyük bir kazanın da eşiğinden dönülmüştür

    Bu arada bir not olarak belirtmekte fayda var: Akıntılar gittikleri yöne doğru, rüzgarlar ise geldikleri yöne doğru isimlendirilirler Yani kuzey rüzgarı demek kuzeyden güneye esen rüzgar demektir kuzey akıntısı ise, güneyden kuzeye akan akıntı demektir

    İstanbul Boğazında'ki yüzey ve dip akıntılarından bahsettik Burada akla şu soru gelmektedir: bu yüzey ve dip akıntıları hep kendi bölgelerinde akıp giderler, birbirlerinden hiç etkilenmezler mi? tabi ki etkilenirler ve bu etkilenme sonucu yer yer girdaplar ve çalkantılar meydana getirirler Girdap ve çalkantıların bir nedeni de, koyların içine girerek hızla ters yöne doğru ilerleyen akıntıların, dönüp ana akıntı ile karşılaşmalarıdır

    Rüzgarlar, yılın bazı günlerinde İstanbul Boğazı'nda etkili olurlar Meteorolojik verilere göre İstanbul Boğaz'ında fırtınalı gün sayısı ortalama olarak 25 dir En fırtınalı ay ise Aralık ayıdır Ocak ve şubat ayları da fırtınalı aylardandır

    İstanbul Boğazı'nda gemi seyirini zorlaştıran doğa olaylarından biri de sis tir 1994 yılında uygulanmaya başlanan ve 1998 yılında değişikliğe uğrayan(revize edilen) Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü uyarınca, Boğaz'da görüş uzaklığı bir mil'in altına düştüğünde, tek yönlü trafiğe izin verilmekte, yarımmil'in altına düştüğünde ise, trafik her iki yönde karşılıklı olarak iptal edilmektedir Bunun nedeni; dar ve kıvrımlı bir su yolu olan İstanbul Boğazı'nda, futbol otoritelerinin moda deyimiyle, çıplak gözle görme koşulları olmadan, sırf elektronik verilerle yani sadece radar görüşü ile gemilerin seyir yapamıyacağı, gerçeğidir İstanbul Boğazı'nda sisli gün sayısı ortalama yılda 15 gündür Sisli günlerin en yoğun olduğu ay ise, ortalama 26 gün ile Nisan ayıdır Bunu 25 gün ortalaması ile Mart ayı takip eder İstanbul Boğazı'nda sis genelde kış ve ilkbahar aylarında gerçekleşir

    İstanbul Boğazı'nda yer yer 80 dereceye varan keskin dönüşler bulunmaktadır 80 derecelik dönüşlerden en önemlisi Yeniköy burnudur Güney-kuzey ekseni olarak, kuzeye yaklaşık 22 derecelik bir açı yapan İstanbul Boğazı,nda 80 derecelik Yeniköy dönüşünden başka 11 adet daha dönüş bulunmaktadır Bunların içersinde en dar olanı Kandilli önlerinde ki dönüş olup, akıntının yüksek olduğu günlerde, kuzeye doğru seyir eden gemiler için korkulu bir rüyadır

     

Bu Sayfayı Paylaş