İstanbul ile ilgili şiirler - İstanbulu anlatan şiirler

'Şiirler' forumunda Mavi_Sema tarafından 6 Ocak 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İstanbul ile ilgili şiirler - İstanbulu anlatan şiirler konusu En Güzel İstanbul Şiirleri
    İstanbul Şiiri
    İstanbul Konulu Şiirler
    İstanbul'la İlgili Şiirler



    [​IMG]

    İstanbul'u Dinliyorum

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar, ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda,
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor, derken;
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
    Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Loş kayıkhanelerıyle bir yalı;
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geciyor kaldırımdan;
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
    Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
    Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul'u dinliyorum.

    Orhan Veli Kanık

    [​IMG]

    Beyoğlu'ndan Dolmabahçe'ye

    Ne günlermiş, ne günlermiş
    Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul muydu yüzün, yoksa
    çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
    Dolmabahçe`de, çay tadında...
    Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
    tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
    Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep`i seven ama
    yüreği takvim yokuşlarında...
    Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
    sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine
    üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
    içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
    seyir defterimde... ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
    seyrediyorum...
    Kadın, Beyoğlu`nun bir kış akşamında,
    üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
    muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi
    çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında
    yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde
    bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...
    Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
    ... Soğuğun ve karanlığın vehameti!
    Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
    Daraltılmış... İlk sahibinin o pantolonla yaşadığı şeyler,
    yani pantolonu pantolon yapan anılar, bazı ilkbahar
    bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
    yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden
    büyük geliyor artık hayat!
    Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
    olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
    zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:
    Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...

    Yılmaz Erdoğan
     
  2. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Barbaros Meydanı

    Biliyorum, ayıp be manasız
    Ama peşlerinden gidiyorum
    Gezmeye çıktıkları vakit
    Ana kız.
    Utanır da belki
    Anasının sırtındaki
    Yeldirmeden,
    Kız bir adım önde gider
    Sezdirmeden.
    Beşiktaş’ta Barbaros meydanı
    Sağı anıt, solu türbe
    Ortası kare şeklinde,
    Parkıdır yoksulların
    Bilhassa yaz ayları.
    Fidanların, meydanların önünde
    Yontulu taşlar çepçevre.
    Yer yer banklar konulmuş
    Meydana dolmuş millet,
    Sıra sıra oturmuş.
    Ah genç kız kalbi,
    Sıralara bakar elbet.
    Meydanın ilerisi deniz kıyısı
    Karaya çekilmiş kayıklar,
    İskele gazinosu yanda
    Sulara dökülmüş ışıklar,
    Üsküdar şu karşısı...
    O nemli topraklara
    Ana çöker yorgun argın
    Kalmış gözü arkada
    Kendi ayakta kızın.
    En gürültülü şarkılar
    Çalarken plakta,
    Onlar orda oturur
    Denize bakarlar
    Avunmaya muhtaç gençlik
    Ey kız anası ihtiyarlar,
    Ey denizlerden esen serinlik.
    O dediğim yere yaz mevsiminde
    Geceleri sık sık giderdim.
    Elektrik direkleri dibinde
    Toplananlar yok şimdi.
    Toz toprak içinde
    Güreş eder çocuklar
    Top oynayanlar yok şimdi.
    Kol kola gezinen genç kızlar,
    Peşlerinde dolaşanlar yok şimdi.
    Garip adamlar görürdüm:
    İçmiştiler, müthiş.
    Zayıf kadınlar görürdüm:
    Bitmiştiler, bitmiş.
    Evlerinde duramamış,
    Kalkıp gelmişler.
    O dediğim deniz kenarımda
    Yavaş sesle konuşan
    Kadınlar otururdu.
    Kahkahayla gülüşen
    Genç kızlar bulunurdu.
    Hovarda hoyrat itişen
    Delikanlılar dururdu.
    Böyle miydi o vakitler burası
    Mezarların, fidanların önünde
    Beşiktaş’ın fakir fukarası
    Hava alır, eğlenir dinlenirdi.
    Gece yarısına doğru
    Barbaros meyanı halkı,
    Evlerine dağılırdı
    Erkekli kadınlı.

    Behçet Necatigil

    [​IMG]

    İstiklâl Caddesi

    Caddelerden İstiklâl caddesi
    Havuzdur da havuzdur
    Kadınlar da ördekleri
    Dalaşır şıpıdak şıpıdak

    İstiklâl Caddesinde dükkanlar
    İki yandadır da iki yandadır
    Vitrinlernen incik boncuk
    Şıkırdaktır da şıkırdaktır

    İstiklal Caddesi dediğin
    Antep kilimine benzer
    Beyazlar yeşiller karalar
    Fırıldaktır da fırıldaktır

    İstiklal Câddesinde dullar
    Cımbızlarıyla dolaşır
    Baldırnan eksik eteknen
    Fıkırdaktır da fıkırdaktır

    Akşamları İstiklâl Caddesinde
    Çiçekler kokulanır da kokulanır
    Karanfillernen afişler
    Kıkırdaktır da kıkırdaktır

    Caddelerden İstiklâl Caddesi
    Uzundur da uzundur
    İstiklâl Caddesinde bekarlar
    Dolaşır şıpıdak şıpıdak

    [​IMG]

    Edirnekapı üstüne şiir

    İstanbul dediler mi benim aklıma,
    Vaiz sokağı gelir hemen.
    Edirnekapı gelir, evimiz gelir
    Köşebaşında duran bir güzel kız gelir.
    Biletçi zili çeker, tramvay durur
    Bir manav, bir meyhane, iki akasya
    Kumrular geçer kilisenin çan kulesinden
    Beyaz bulutlar geçer...
    Burası Hasan Efendinin kahvesi Edirnekapıda,
    Bu taşçı Kemal, çocukluk arkadaşım.
    Bulutu Haliçten, rüzgarı Boğaz’dan
    Bir baygın gün içindeyiz, yazdan.
    “Dört cıhar, sebayidü, pencüse
    Akşam olur, güneş batar nerdeyse.”
    Pırıl pırıl aşk içinde Mihrimah Sultan Camii
    Eyüpten vapur düdüğü,
    Yenikapıdan tren sesi.
    Kalkarız ağır ağır kahveden
    Ben, Kemal, Kemalin eniştesi...
    Vaiz sokağına gelir eve varırım
    Kapıya iki üç defa vururum
    Karım kapıyı açar, çocuklar koşuşur
    Ekmeğimiz var, yemeğimiz var
    Yemeğe iştahımız var.
    Oturur yemek yeriz cümbür cemaat
    Alnımızın terinden, elimizin emeğinden
    Etrafa yayılınca makarnanın buğusu,
    Bize ne elalemin on türlü yemeğinden...
    Alır karımı gezmeğe götürürüm
    Bir dolmuşa bineriz Edirnekapıdan.
    Sultanahmette atkestanelerinin en güzeli
    Elli kuruş verir, cambaza gireriz.
    İstanbul bizim memleket, yaşımız yirmibeş
    Basmayı da, ipeği de aşkla giyeriz.
    Yenicami önünden güvercinler uçan
    Mavnalar, takalar, koca koca gemiler,
    Köprüden günde kimbilir kaç insan geçer
    Denizde balıklar güzel, havada kuşlar
    Bir gülüşü karımın, sevdamı yeniler.
    Denizlerin kumuyum, balıkların puluyum
    Adım Turgut, kendim İstanbulluyum
    Ben Allahın bir sevdalı kuluyum
    Üsküdara geçerken bir yağmur almadı ama
    Bir güzel yaz günü Kadıköy vapurunda
    Japone kollu bir kız aklımı aldı.
    Bakıştık, gülüştük, hoşlandık
    Derken o yoluna gitti, ben evime...
    Bizim ev iki oda, bir sofa
    Evsahibi ayda yetmiş lira alır.
    Kapıda atnalından, sarmısaktan bir nazarlık
    Önümüzde kaleler, arkası mezarlık.
    Gün olur çoluk çocuğunla bir bakarsınız
    Güzelim vaiz sokağında benim de
    Ferah, aydınlık bir evim olur.
    Bir büyük radyo da alır, yerleşirim
    Geçerim pencereye akşamüstleri.
    Boy boy sardunyalar, fesleğenler,
    Boy boy bulutlar karşımda.
    Saçağımızda bir kırlangıç yuva yapmış.
    Ahmet efendi geçer, selam veririm
    Bakkal İbrahim selam verir, alırım.
    Fesleğenler kokar, sardunyalar kızarır
    İstanbul sereserpe önümde geceye karşı
    Gemilerden, fabrikalardan düdükler
    Şimdi bir tren kalkar Sirkeciden bilirim.
    Alacakaranlıkta kıpır kıpır gölgeler
    Sesler gelir yakın sinema bahçesinden
    Bir hoş olurum.

    Turgut Uyar

     
  3. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    İstanbul

    Orda, adamı düşündüren
    denizler vardır
    - ışıltılı ve berrak-,
    şurda gemiler durmuş,
    kimbilir,
    zincirleri ne ağırdır.
    Sarayburnu,
    Kızkulesi,
    Haydarpaşa...
    Bak işte Köprü,
    Böyle ayak altında bütün gün.
    İşte yollar gıcır gıcır,
    İşte Sultanahmet Meydanı şu gördüğün
    Nihayet, ilerde deniz,
    Mis gibi balık kokar.
    Daha sonra Adalar
    Ve hep çam ağaçları.
    Oranın mehtabı tatlı olurmuş,
    Öyle derler,
    Rüyadaymış gibi yaşar insan.
    Galiba böyle görülür İstanbul
    Bir kartpostal önünde durup
    İştahla bakarsan.

    A. Kadir

    [​IMG]

    Sultanahmetcezaevi

    Sabah serinliği gün ağarıyor
    Demir taş küf yosun
    Sen böyle gecenin ortasında
    olan bitenden habersiz
    Uyuyor musun?
    Güvercin sesi çocuk sesi tren sesi
    Parmaklıklara yakışmayan ne varsa
    Duvarlarında
    Güneş bütün gün çağıradursun
    Elden ne gelir
    Yaşamak böyle kanlı akarsa
    Maviliğin dibinde böyle gözyaşları
    Kirli ağır durgun
    Daha bir süre akıp gidecek Duvarlarında

    Vedat Türkali

    [​IMG]

    gidişin

    Gidişin ölümüydü umutlarımın
    Güllerin yüreğimde can verişiydi
    Ufkumda her akşam hüzünlü ve dalgın
    Seninle batan ömrümün güneşiydi
    Ardında bir İstanbul bıraktın öksüz
    İçimde yokluğun ateşini yaktın
    Karanlıklar ortasında güpegündüz
    Yıkılmış dağılmış bir adam bıraktın
    Gün, gün yaklaşan bir şey var; ölüm mü ne?
    Değilse içimde bu ürperti neden!
    Dolaşan kim benimle deli divane
    Güzel olan herşeydi seninle giden
    Şimdi bütün hayallerim yoksul kaldı
    Gittin, BANA BU REZİL İSTANBUL KALDI

    ümit yaşar oğuzcan
     

Bu Sayfayı Paylaş