İstanbul Boğazının Son Köyü Rumeli Feneri

'Türkiye Tatil Yerleri Hoteller' forumunda Mavi_Sema tarafından 30 Kasım 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İstanbul Boğazının Son Köyü Rumeli Feneri konusu İstanbul Boğazının Son Köyü Rumeli Feneri

    Tüm haftanın stresi ve yorgunluğunu üzerinden atmak isteyenler, Rumeli Feneri'ne doğru yola çıktığında, Sarıyer'e değin her şey bildik rutininde ilerliyor.

    [​IMG]

    Şehrin gürültüsü, dur-kalk ilerleyen trafik, karmaşa... O çok bildik İstanbul manzaraları anlayacağınız... Ancak Sarıyer'i birkaç kilometre geçtikten sonra birçok şey değişmeye başlıyor. Tek tek ağaçların arasından ormana doğru ilerliyor yol. Yolla birlikte havanın kokusu da değişiyor. Köy, iyiden iyiye hissettiriyor kendini, denizi ve doğasıyla. İlerliyoruz... Tüm ihtişamıyla fener de görünüyor artık. Rumeli Feneri'ndeyiz. Burası Boğaz'ın Karadeniz'e açılan bölümünün Avrupa yakasındaki son noktası. Sarıyer'in dokuz köyünden biri. Kurtuluş Savaşı yıllarına kadar köyde yaşayanların çoğu Rumlardan oluşuyormuş. Şimdi ise iki bin nüfusu bulan köyün çoğunluğunu Trabzon ve Rize'den gelen Karadenizliler oluşturuyor. Yaşayanların çoğu balıkçılıkla geçimini sağlıyor. Köy meydanında büyük çınar ağacının altında oturan yaşlı amcalar, İstanbul'a bir o kadar yakın ve İstanbul'a bir o kadar uzak koyu bir sohbete dalmışlar. Köyün evleri de Karadeniz mimarisinin bir uzantısı. Tek tük ahşap evler dikkatimizi çekiyor.

    Buranın simgesi köye ismini de veren deniz feneri. Boğaz'a Karadeniz'den giriş yapan gemileri karşılayıp aynı şekilde denize açılanları uğurlayan fener, 1856'da Fransızlar tarafından yapılmış. Köylüler, fenerin inşası sırasında kulenin birkaç kez yıkıldığını anlatıyor. Altında bir yatır olduğu düşünülünce Fransızlar önce türbeyi yapmış, sonra da 30 metre yüksekliğindeki kuleyi inşa etmişler. Kule binası içinde bulunan Saltuk Baba Türbesi de ziyaretçilere açık.

    [​IMG]

    Yunus balıkları da Rumeli Feneri'nde!
    Yolumuza devam ediyoruz. İstanbul'un sahil hattındaki köylerinin çoğunda göreceğiniz ortak mimari, tarihî kaleler. Burada da Cenevizliler tarafından yapılan Rumeli Feneri Kalesi var. Toprak yoldan ilerleyerek kalenin içine doğru giriyoruz. Büyük bir meydana çıkıyoruz. Yıllar önce İstanbul'u koruyan kalenin, şimdilerde kendisi korunmaya muhtaç. Zîra birçok bölümü için "kalıntı" demek daha doğru olur. Kalenin denize açılan kapılarından dışarı baktığınızda Karadeniz'in hırçın dalgalarının kayalara vururken çıkardığı sesin anlatacağı çok şey olmalı. Eğer şanslıysanız yunus balıklarının kıyıya yakın yerlerdeki gezintilerine de tanık olabilirsiniz.

    Rumeli Feneri'nde doğallığın bazı yerlerde kaybolduğunu söylemek mümkün. Yolun devamında halen yapılmakta olan lüks villalar göze çarpıyor. Sıra sıra evler, kapalı alan içindeki spor sahaları, yüzme havuzları, şehir hayatının yavaş yavaş buralara da taşındığının göstergesi. Çam ormanlarının arasından ilerleyerek Marmaracık Koyu'na uğramak isterseniz böğürtlen ve kuşburnu ağaçlarının süslediği 2 kilometrelik yolunuz daha var demektir.

    Buraya kadar gelip de balık yememek olmaz. Kale üzerinde ve çevresinde yapılan piknikleri saymazsak yemek için sadece Boğaz'a bakan bölümdeki restoranlar mevcut. Karadeniz balıkları dünyanın en lezzetli balıkları sayılıyor. "Az tuzlu denizde balık lezzetli olur." derler. Bu yüzden balık yemek için burası iyi bir seçenek. Bir yandan balığın tadına varırken diğer yandan balıkçı teknelerinin gündelik uğraşlarını seyre dalmak mümkün. Çay keyfini ise köyün meydanındaki çınar altı kahvesine saklıyoruz.
    Bu güzelliğe erişmek için kısa yolu da hatırlatalım. Rumeli Feneri'ne otomobille gidecekseniz, Sarıyer'den Rumeli Kavağı yönüne devam edin. Rumeli Feneri ve Garipçe Köyü tabelalarını göreceksiniz. Yaklaşık 10 kilometre sonra Rumeli Feneri'ne ulaşırsınız. Köye, Sarıyer'den kalkan otobüslerle de ulaşmak mümkün.

    M. ALİ GÜMÜŞ
     

Bu Sayfayı Paylaş