İstanbul Şişli ilçesi

'İstanbul Tanıtımı' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 1 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    İstanbul Şişli ilçesi konusu ŞİŞLİ

    Şişli ilçesi İstanbul’un Avrupa yakasında yer alan merkez ilçelerinden birisidir. Denize kıyısı olmamasına karşın, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan iki boğaz köprüsünün Avrupa yakasındaki çıkış noktasında yer alır. Şişli adı ilçenin merkezindeki semtin de adıdır. “Şişli” adıyla ilgili en yaygın yakıştırma, şiş yapımıyla uğraşan ve halkın “Şişçiler” adıyla andığı bir ailenin burada oturduğu ve bu bölgede bir konaklarının olduğu yolundadır. 2500 yıllık bir tarihe sahip İstanbul’un nispeten daha yeni bir yerleşim bölgesidir. Ancak yine de, bugün bir kısmı ilçe sınırları içinde yer alan ve Kurtuluş semti adıyla bildiğimiz, tarihte Ayios Dimitrios, daha sonra da at ahırlarından dolayı “Tatavla” adıyla anılan yerleşim yerinin kuruluşu, Kanuni I. Süleyman (1520-1566) dönemine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Deniz fetihleri sırasında Ege ve Akdeniz’deki adalardan tutsak edilen zanaatkarların iskan edildiği bu bölgeye daha sonraki yıllarda İstanbul’a ticaret maksadıyla gelen yabancılar da yerleşmişlerdir.

    Bu semtte yaşayan halkın gemi yapımından ayakkabıcılığa kadar çeşitli meslek dallarında hüner gösterdiği, tulumbacılık mesleğiyle ünlendikleri, İstanbul’un sanat, kültür ve spor yaşamında önemli yerleri olduğu bilinmektedir. 18.yy sonlarına doğru, sayıları yirmi bine ulaşan ve büyük çoğunluğunu Rum nüfusun oluşturduğu bu yerleşim yerinde, kendileri dışındaki halkın, bu bölgeye giriş çıkışını yasaklayan bir fermana bile sahiptiler. Tatavla 12 kişilik bir İhtiyar Heyetince yönetilirdi. Bu heyet bölgede yer alan 1.030 mekandan seçilen 53 temsilciden oluşurdu. Bu düzen Cumhuriyet dönemine kadar sürmüş, giriş yasağının kaldırılmasıyla semte “Kurtuluş” adı verilmiştir. Bölgedeki eski yapıların büyük bir bölümü çıkan yangınlarla yok olmuş, yabancı okullar, kilise ve mezarlıklar değişik dönemlerin yapısal belgeleri olarak halâ günümüzdeki varlığını sürdürmektedir. Şişli’de 1800 lü yılların ortalarına kadar önemli başka bir yerleşimin olmadığı, bölgedeki, geniş kırlık alanlarda ve bahçelerde sebze ve meyveciliğin yanı sıra çiçekçilik yapılmaktaydı. Osmanlı devletinin aynı yüzyıl içindeki Batılılaşma hareketleri, sadece saray ve çevresinde değil, İstanbul’daki sosyal hayatın her alanın da etkisini göstermiştir. Kuşkusuz saray ve sarayla ilişkili zevatın Topkapı Sarayı ve çevresinden Beşiktaş’taki sahil sarayları ve çevresine taşınması, bu bölgelerin giderek iskana açılarak gelişip genişlemesi ve çevreye uzanan yeni yolların açılmasını da sağlamıştır.

    Padişah Abdülmecit’in (1839-1861) tahta geçmesiyle ilan edilen Tanzimat fermanında yabancılara özel mülk edinme hakkının verilmesi ve bu gün Teşvikiye adıyla anılan bölgede iskanı “teşvik” etmesi, saraya yakın varlıklı ve nüfuzlu kişilerce çevreye talebin artışını sağlamıştır. Bu dönemde yaptırılan konaklardan pek azı günümüze ulaşabilmiştir. Bir başka yerleşim bölgesi de, yine Padişah Abdülmecit döneminde İmparatorluğun toprak kaybı sırasında, sınır bölgelerinde yaşayan, yurtlarını kaybederek, İstanbul’a sığınan göçmenleri iskan etmek üzere, bu günkü Şişli semtinin Kuzey Doğusunda bulunan arpa tarlaları ve dutluk bölgedir. Bu kırsal yerleşim bölgesine de padişahın adıyla Mecidiyeköy adı verilmiştir. Bu arada 1862 de Mektebi Harbiye, 1895 te Darülaceze, 1898 de Etfal Hastahanesi gibi kamusal binaları, 1900 lerin başlarında kurulan Bomonti Bira Fabrikasını ve Matbaa-i Osmaniye’nin kuruluşunu da görmekteyiz. Ancak büyük nüfusun Şişli bölgesine kayma eğilimi 1870 de çıkan büyük Beyoğlu yangının da zarar gören yabancı zenginlerin, azınlıkların, kagir bina talepleriyle yoğunlaşacak, atlı tramvay ve daha sonrada elektrikli tramvayın Taksim’den Pangaltı ve Şişli’ye uzaması, elektrik ve havagazı hatlarının döşenmesi bölgeyi İstanbul’un en cazip noktası haline getirecektir. Şişli ve çevresi giderek, sadece zengin yabancıların, nüfuzlu azınlıkların değil, Osmanlı paşaları’nın, Batı türü yaşam biçimini benimsemiş yada özen duyan, seçkin ve aydınların mekanı olmuştur. Bölge o günün koşulları içinde daha çağdaş daha modern bir yaşamın sürdürüldüğü bir ortama dönüşmüştür. Tanzimat ilanından sonraki süreçteki “Meşrutiyet”li yılların Hürriyet mücadeleleri ve 31 Mart Olayı da 1911 de açılan “Abide-i Hürriyet Anıtıyla Şişli’de simgeleşecektir. Bu gün Şişli İlçesinin bir çok mahalle adı o dönemde önemli görevlerde bulunmuş, bu mücadeleye katılmış Mahmut Şevket Paşa, Halil Rıfat Paşa, İzzet Paşa, gibi paşaların adlarıyla anılmaktadır. Mustafa Kemal’in Anadolu’da başlatılacak Ulusal Bağımsızlık Mücadelesinin ilk karargahı da Şişli olacaktır. Yine bu gün Şişlinin bir çok mahallesi 19 Mayıs, Cumhuriyet, Ergenekon, Bozkurt, İnönü, Halide Edip Adıvar gibi o dönemi hatırlatan isimlerle adlandırılmıştır.

    1900 lü yılların başlarındaki karanlık günler, işgal yılları, sürekli çıkan yangınlar ve güvenlik kaygıları, kagir ve birden fazla ailenin ayrı bölümlerde olsa da, birlikte yaşayabildikleri, batı türü apartman olgusunu da beraberinde getirecektir. Şişli’de bu apartmanların çoğalması ve giderek eski ulaşım yollarının çevresinde bitişik nizama dönüşmesi, daha sonra şehrin omurgasını oluşturacak ana caddelerin de oluşumunu sağlamıştır. Bu omurganın çevresine hızla artan talep yeni konut alanlarını yeni mahalleleri oluşturmuştur. 1950 li yıllarda başlayan göç dalgalarından büyük oranda Şişli de payını aldı. Çevrede Çağlayan ve Gültepe gibi gecekondu mahalleleri oluştu. Nüfusu hızla artan Şişli 1954 yılında Beyoğlu İlçesine bağlı bir bucak durumundan, yeni bir idari düzenlemeyle ilçe yapıldı. 1960 lı yılların Şişlisine Örnektepe, Kuştepe, Çeliktepe, Hürriyet adlarıyla yeni gecekondu mahalleleri eklendi. O dönemde ilçe sınırları içinde yer alan Kağıthane yoğun bir sanayi alanına dönüştü. Bomonti çevresinde de yeni imalathaneler kuruldu. Buna karşılık Rumeli, Halaskargazi ve Cumhuriyet Caddeleri çevresin de sıralanan apartmanların alt katlarında yer alan mağaza ve pasajlar kentin en gözde ve canlı alışveriş merkezini oluşturmaktaydı. 1980 li yıllarda hızla artan talep karşısında cadde üzerindeki apartmanların sadece alt katlarının değil, giderek diğer katlarının da iş yeri yada mağazaların reyonları biçimine dönüştüğü yıllar oldu. Bu gelişimden Mecidiyeköy, Gayrettepe semtleri, Büyükdere ve Yıldızposta Caddeleri de etkilendi. 1987 Yılında Kağıthane’nin İlçe olmasıyla Şişli İlçesi iki ayrı bölüme ayrıldı. İlçenin Kuzey bölümünde ormanlar, askeri alanlar ve sanayi tesislerinin bulunduğu Ayazağa, Huzur ve Maslak mahalleleri yer almaktadır. Eskiden Av köşkleri ve kasırların bulunduğu bu bölgede bu gün özellikle Büyükdere Caddesi ve İstinye kavşağı ve çevresinde Büyük Şirketlerin ve Finans kuruluşlarının yer aldığı kentin en yüksek prestij binaları yükselmektedir.


    Esprit Kilisesi: İstanbul’da papanın temsilcisi olarak bulunan Monsenyör Hillereau tarafından ünlü mimar Gaspard Fossati’ye yaptırılan kilisenin inşaatı 1845’te başlamış, 1846’da ibadete açılmıştır. İmkânsızlıklar nedeniyle pek sağlam yapılamayan ve sık sık meydana gelen depremlerden ötürü zarar gören kilise 13 Haziran 1865’te tadilat görmüş ve 31 Aralık 1865 tarihinde ibadete açılmıştır. Katedralin cephesi Notre Dame de Sion Kız Lisesi tarafından kapatılmış durumdadır. Monsenyör Hillereau tarafından Saint Esprit kilisesi inşa ettirilirken, aynı zamanda rahibelerin ve Saint Esprit inananlarının defni için bir yer altı mezarlığıda hazırlanmıştı. 1927’ye kadar defin işlemi devam eden yeraltı mezarlığında, Sarayın meşhur müzizyeni Giuseppe Donizetti’nin mezarı, kilisenin kurucusu Monsenyör Hillereau’nın ve diğer ailelerin mezarı bulunmaktadır.

    Notre Dame De Sıon Fransız Kız Lisesi: İstanbul’da papanın temsilcisi olarak bulunan Monsenyör Hillereau, 1844-1846 arasında St. Esprit Kilisesi’ni inşa ettirirken, kilisenin ön tarafında bir papaz semineri açmak üzere binalar yaptırmıştır. Lazariste’ler eğitim işini kendilerine meslek edinmiş olan Notre Dame de Sion rahibelerini kız okulu açmak için Fransa’dan davet ederler ve 27 Kasım 1856 yılında Notre Dame de Sion rahibeleri okulda eğitim vermeye başlarlar. Okul kısa zamanda gelişerek, Katolik Ermeni, Ortodoks Bulgar, Ortodoks Rum, Gregoryan Ermeni ve Yahudi öğrencilerinin arasına 20. yüzyılın başlarında Müslüman öğrencileri de katarak, İstanbul’un her dil ve mezhepten köklü ve zengin azınlık ailelerinin de rağbet ettikleri bir eğitim kurumu olur. Zamanla eğitim kadrosu ve manastır okulu havası bütünüyle değişmiş ve günümüzde İstanbul’un seçkin bir kız lisesi olarak diğer liseler arasındaki yerini almıştır.

    Divan Oteli: Cumhuriyet Caddesi ile Askerocağı Caddesinin kesiştiği köşede inşaatına 1955’te başlanmış Eylül 1958’de hizmete açılmıştır. 140 yataklı Divan Oteli’nin pastanesi otelden daha ünlüdür. Devamlı müşterileriyle kuruluşundan itibaren isim yapmış olan pastane, İstanbul’un en beğenilen pastanelerinden biri olduğu gibi ‘cafe’ olarakta gerek havası gerek mevkii nedeniyle ilgi çeker. Otel’in önündeki anıt, Heykeltraş İlhan Koman tarafından yapılmıştır.

    Su Terazisi: İşlevi uzak yerlerden künkler içinde gelen suların, daha alçak yerlerden uzakta, aynı yükseklikteki yerlere ulaşabilmesini sağlamak ve basıncı çok olan suyun basıncınıda azaltarak boruların patlamasını önlemek olan su terazisi, çoğunlukla kare kesitli, yukarıya doğru incelen kule şeklinde inşa edilirdi. Eski su yolu haritalarında isale hattı ve şebeke üzerinde çok sayıda suterazisi yapılmış olduğu görülmektedir. Osmanlı su terazileri Roma suterazilerinin çok daha gelişmiş şeklidir. İstanbul’da suterazilerinin çoğu yıkılmış veya ortadan kalkmıştır. En sağlam durumda 2 terazi kalmıştır. Yarı kırık kalmış olanlardan biri Divan Oteli yanındadır.

    Radyoevi: 6 Mayıs 1927’de İlk programlı radyo yayınına başlamış olan İstanbul Radyosunun, elverişli stüdyo ihtiyacını karşılamak için 1945’te açılan proje yarışması sonucunda Doğan Erginbaş, Ömer Güney ve İsmail Utkular’ın ortak projesinin seçilmesiyle, Kasım 1945’te temelleri atılarak, uygulanmaya başlanmış olan, bügün de İstanbul Radyoevi olarak kullanılan Harbiye’deki 4 katlı bina, 19 Kasım 1949 günü, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün açış konuşmasıyla hizmete girmiş ve İstanbul Radyosu elverişli stüdyo koşullarına kavuşarak hizmet vermeye başlamıştır.

    Hilton Oteli: Elmadağ-Harbiye arasında yer alan, Türkiye’nin ve İstanbul’un 1955’te açılan ilk 5 yıldızlı otelidir. Hilton Oteli, 1952’de tanınmış Amerikalı mimarlar, Skidmore, Owings ve Merill tarafından tasarlanmıştır. SOM Gurubu olarak bilinen bu mimarların yerel danışmanı Sedat Hakkı Eldem’di. Cumhuriyet dönemi mimarlığında II. Milli Mimari Dönem’in kapanışını örnekleyen yapılar arasında yer alan Hilton Oteli’nin projesine Sedat Hakkı Eldem’in katkısı olmuştur. SOM Grubu’nun Türkiye’deki partneri olan Sedat Hakkı Eldem’in Hilton Oteli ile ilgili çalışmaları yıllar sonrada sürmüştür. 21x100m boyutunda bir dikdörtgenler prizması biçimindeki Hilton Oteli, döneminde yapım kalitesi, yalın geometrisi, yüzeylerinin sadeliği, yapıldığı yıllardaki abartısız dekorasyonu ve işlevsel öncelikleri ile Türkiye’de Uluslararası Üslup’un karakteristliği olarak algılanmış ve uluslararası otel zincirlerinin işletmecilik kurallarınında tanıtıcısı olmuştur.

    Askeri Müze: Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Bugün 54.000 m²lik bir alan üzerinde kurulu 18.600 m² lik binasıyla bir yapılar kompleksi olan geniş bir alana yayılan Mekteb-i Harbiye binası, Osmanlı devleti’ne subay yetiştirmek amacıyla kurulmuş ve 1862’de inşa edilmiştir. II. Abdülhamid tarafından yaptırılan okul binası, 1936’ya kadar okul, 1964’e kadar Kolordu Karargâhı olarak kullanılmıştır. Binanın güney bölümü Harbiye Orduevi inşa edilene kadar orduevi olarak hizmet vermiştir. 1964’te asıl binanın askeri müze olarak kullanımına karar verilmiş ve 1966’da restorasyonuna Mimar Prof. Dr. Nezih Eldem tarafından başlanarak, 1991’de bitirilmiştir. Başlangıcından bugüne kadar yapıda işlevsel ve mekânsal değişiklikler meydana gelmiş ve bina okuldan müzeye çevrilene kadar gerek iç, gerekse dış görünümü itibariyle bir çok değişiklik geçirmiştir.

    Bulgar Eksarhhanesi: Halaskârgazi ve Abide-i Hürriyet Caddeleri arasında uzanan geniş bir bahçe içinde yer alan yapı, 19. yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir. Eksarh I. Jozif tarafından yaptırılan yapı dört katlı, Eklektik (seçmeci) üslupta ve ahşap karkas olarak inşa edilmişdir. Yapı 1989’da tamir ve tadilat geçirmiştir. Eksarh, Bulgar Ortodoks Kilisesi’nde cemaatin başında bulunan önder yada başkan demektir.

    Atatürk Müzesi: Mustafa Kemal, I. Dünya Savaşı’nın sona ermesi üzerine 13 Kasım 1918 günü İstanbul’a gelerek Şişli’de, Samsun’a hareket ettiği 16 Mayıs 1919’a kadar ailesiyle birlikte oturduğu bugünkü Halaskârgazi Caddesi’nde Osep Kasabyan’ın 1908 yapımı 3 katlı evini kiraladı. İstanbul’un düşman işgali altında bulunduğu günlerde arkadaşlarıyla sık sık toplandığı bu ev, Mustafa Kemal’in Ankara’ya yerleşmesiyle 1924’te eski valilerden Erzurum millet vekili Tahsin Uzer tarafından satın alındı. Bu tarihte Atatürk’ün 1919’da bu binada oturduğunu gösteren tabela konuldu. İstanbul Belediyesi binayı 1928’de tahsin Uzer’den satın aldı ve Atatürk’le ilgili eşya, tarihi belge ve hatıraları bu binada toplamaya başladı. Bina 1942’de Vali ve Belediye başkanı Lütfi Kırdar döneminde müzeye dönüştürüldü ve Atatürk İnkılabı Müzesi olarak 15 Haziran 1942’de ziyarete açıldı.1960 askeri yönetimi sırasında Belediye Başkanı Refik Tulga’nın girişimiyle binada onarım yapıldı. 9 Ocak 1962’de kısmi bir yangın geçiren müze Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü yaklaşırken yeniden büyük çaplı bir onarım gördü. Bina kapı tokmaklarından camlara kadar 1910’lu yılların üslubuna uygun olarak onarıldı. 19 mayıs 1981’de Atatürk Müzesi olarak yeniden açıldı. Müzede Atatürk’ün doğumundan ölümüne kadar yaşamına ait fotoğraflar, elbiseleri ve kullandığı eşyalar, Atatürk ve inkılaplarla ilgili belgeler, Milli mücadele ve Atatürk tabloları yer almaktadır.

    Şişli Camii: Halaskargazi ve Abide-i Hürriyet Caddeleri arasında kalan ada üzerinde, etrafı duvarlarla çevrili, biri mihrap yönünde, diğerleri ise iki yanda olmak üzere toplam üç kapıyla girilen avlu ortasında yer almaktadır.Yapımına haziran 1945’te başlanan cami, 1949’da ibadete açılmıştır. Tamamen klasik Osmanlı mimari si tarzında inşa edilen Şişli Caminin Mimarı, o dönemde Vakıflar başmimarı olan Mimar Vasfi Egeli’dir.

    Uğur Mumcu Anıtı: 1996’da Cumhuriyetçi Halk partisi, Şişli İlçe başkanlığı ve dönemin Beşiktaş Belediye Başkanı Ayfer Atay tarafından yaptırılmıştır. Üç yüzlü kaide üzerinde Üç yöne bakan bronz Uğur Mumcu’nun bir yüzünde karakteristik şapkalı büstü diğer yüzünde ise Ugur Mumcu’nun değişik portre büstleri vardır. Tasarım Mimar Erhan İşözen, büstler Heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından yapılmıştır. Kaidenin üç yüzünde Uğur Mumcu’nun ünlü sesleniş yazısı vardır.

    Orduevi: İstanbul’da Subay ve astsubaylara ait sekiz orduevinin en büyüğü Harbiye’deki Harbiye Orduevidir. İnşaası 1981’de tamamlanan orduevi daha önce eski Mekteb-i Harbiye binasının bir bölümünde hizmet vermekteydi. Otel kısmı ve sunduğu sosyal aktivitelerle Türkiye’nin en büyük ordu evidir.

    Pangaltı Ermeni Lisesi: Önündeki yapılardan dolayı günümüzde içerde kalmış olan Harbiye’de Cumhuriyet Caddesi’ne açılan, Zafer ve Süleyman Nazif Sokakları arasında bulunan okul Mıhitarist Manastırı Rahipleri tarafından kurulmuş olduğundan ermeniler arasında ‘Mıhitarist Lisesi’ olarak bilinir. İlk kez Kandilli’de yaz okulu olarak açılan okul, 1825’de Beyoğlu’na taşınmıştır. 1839 Beyoğlu büyük yangınında tümüyle yanan ve 1847’de Yenimahalle’ye taşınan okul, sürekli yaşadığı bina sorununa, 1866’da yukarı Pangaltı’da Kalpakçıyanlar’a ait olan geniş araziyi üzerinde bulunan binasıyla satın alarak çözüm bulur. Oldukça geniş olan arazi üzerine, okul, manastır ve şapel dışında, kira getirmesi amacıyla 1890’da sokak boyunca dükkanlar yapılmış, eskimiş olan okul binası yenilenip geliştirilmiştir.

    Etfal Hastanesi: Halaskargazi Caddesine açılan, Küçükbahçe ve Dr. Şevket Bey Sokakları içinde yer alan Etfal Hastanesi, II. Abdülhamid tarafından, henüz 8 aylıkken ölen kızı Hatice Sultan’ın anısına yaptırılmış olan ilk çocuk hastanesidir. 1898 yılında inşaatına başlanmış olan hastanenin mimarı Franz Niebermann’dır. 1899’da ‘Hamidiye Etfal Hastane-i Âlisi’ adıyla hasta kabulüne başlayan hastane, II. Meşrutiyet’e kadar en parlak dönemini yaşamış ancak 1908’den sonra II. Abdülhamid’e duyulan tepkiler sonucunda kaderine terk edilerek, önce Maliye Nezareti’ne devredilmiş, Nezaret de Şehremaneti’ne vermiştir. 1909’da belediyeye ait diğer sağlık kurumları ile birlikte Müessese-i Hayriye-i Sıhhiye Müdiriyeti’ne bağlanmıştır. Hastane Cumhuriyet’in kurulmasıyla Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlanmıştır. Zaman zaman yapılan onarım ve ilavelerle büyüyen hastaneye 1976’da yeni binalar eklenmiştir. Şişli Çocuk Hastanesi, İstanbul Çocuk Hastanesi adlarını alan kuruluş günümüzde 1050 yataklı ve tam teşekküllü bir hastanedir ve Şişli Etfal Hastenesi adını taşımaktadır.


    Etfal Hastanesi Saat Kulesi Ve Mescidi: II. Abdülhamid tarafından 1899’da yaptırılan Hamidiye Etfal Hastanesi’nin bahçesinde bulunan saat kulesi ve mescid, İtalyan mimar R.d’Aronco’nun projesine göre 1907’de inşa edilmiştir. Yapının uygulamasında R.d’Aronco’nun projesinin kullanıldığı ancak uygulamanın büyük olasılıkla İtalyan mimar Felix Pelinli ve mühendishane-i Hümayun hocalarından Mahmud Şükrü Bey’in katkılarıyla yapıldığı söylenebilir. Yapıt zeminde 10x13m boyutunda dikdörtgen bir plana sahiptir. 0,70x0,70m ölçüsünde dört çift ayak tarafından taşınan düz atkılı bir örtüsü ve kiremit kaplı bir çatısı vardır. Yapıda biri saat kulesine diğeri mescid bölümüne ait olmak üzere iki giriş vardır. Yaklaşık 20m yüksekliğindeki saat kulesi, kare planlıdır. Kırmızı tuğla ve beyaz mermerin kullanıldığı bir cephe düzenlemesine sahip olan kulenin gövdesi, dört kenarını çevreleyen bir balkon-şerefe ile bitirilmiştir. Kulenin kemer alnının içine saat yerleştirilmiştir. Saatin hem alaturka hemde alafranga saati gösterdiği ‘porcelaine diaphane’dan yapıldığı, rakamların porselen üzerine siyahla boyanmış olduğu ve geceleri aydınlatıldığı dönemin yayınlarında anlatılmaktadır. Günümüzde yapının mescid kısmı değiştirilerek hemşire yemekhanesi olarak düzenlenmiştir.

    Vatikan Elçiliği Binası: Halaskargazi Caddesine açılan, Ölçek Sokak’ta (Papa Roncalli sk.) yer alan Vatikan Elçiliği Binası, Monsenyör Hillereau’nun Saint Esprit Kilisesi’nin inşaatı sırasında Papa’nın gayri resmi temsilciliğini de aynı semtte kurmaya karar vermesiyle, yeşil tepeleriyle mesire yeri olan, merkezden uzak bu bölede 1849 yılında inşa edilmiştir. Taş bina 1870’den itibaren papalığın gayri resmi temsilcilik heyetinin merkezi haline gelmiş ve bu 1960’da Vatikan ve Türkiye’nin karşılıklı olarak resmi diplomatik temsilcilikler kurmaya karar vermelerine kadar sürmüştür. Yapı 1935-44 yıllarında Türkiye’de papalığı temsil eden Monsenyör Roncalli’nin (Papa XXIII.Jean) çabalarıyla restore edilmiş ve yeni bir kanat eklenerek büyütülmüştür

    Teşvikiye Camii: 1794-1795 yıllarında III. Selim tarafından yaptırılan camii harap olduğu için, aynı yere 1854 yılında Sultan Abdülmecid tarafından Teşvikiye Camisi yaptırılmıştır. Camii 13x12m boyutunda bir harim bölümü ile birlikte yaklaşık 24x25m boyutunda, zemin katının bir kısmı son cemaat yeri olarak ayrılmış bir hünkar mahfilinden oluşmaktadır. Giriş aksı yüksek kolonların oluşturduğu bir portik olarak düzenlenmiştir. Portik bölümünde saçak kornijinin üstünde yükseltilmiş olan parapet, onun üzerine yerleştirilmiş kitabe panoların ve bu panoların arasındaki kemerin içinde bulunan tuğralı, bayraklı arma, 19.yüzyılın ikinci yarısının remi üslübunun çizgilerini çağrıştırmaktadır.Harim bölümü, yaklaşık 7m yüksekliğinde bir alt yapı üzerine sekiz dilimli bir kubbe ile örtülüdür. Caminin alt yapısı tamamen kagir olmasına rağmen, kubbesi ahşaptır.

    Nişantaşları: İstanbul’un çeşitli yörelerinde bugüne kadar pek azı korunabilmiş olan nişantaşlarının çoğunluğu ilçemiz sınırları içindedir. Günümüze kadar gelebilmiş nişan taşlarının bulunduğu yöreler; Niaşataşı, Teşvikiye ve Okmeydanı’ndadır. 1270/1853-54’te Teşvikiye Camii Abdülmecid tarafından yenilendikten sonra yörede yerleşme başlamıştır. Abdülmecid’in burada bir yerleşim oluşturma amacını dile getirdiği iki taştan biri Teşvikiye Caddesi’nde bugün Harbiye Karakolu olan eski Nişantaşı Karakolu yanındaki boşlukta, diğeri Teşvikiye Caddesi, Rumeli Caddesi ve Valikonağı Caddesi’nin kesiştiği kavşakta bulunmaktadır. Aynı tarza yapılmış her iki taşın üstünde ‘Eser-i Avatıf-ı Mecidiye Mahelle-i Cedide-i Teşvikiye’ (Abdülmecid’in karşılıksız iyilikseverliğinin eseri olan yeni Teşvikiye mahallesi) ibaresi yer alır. Teşvikiye Camii’nin avlusunda 1205 tarihli ve III. Selim’e ait olan, diğeri 1226-1811 tarihli ve II.Mahmut’a ait 2 nişantaşı bulunmaktadır. 1226-1811 tarihli bir başka Nişantaşı ise Topağacı’nda Nişantaşı Ihlamur yolunda bir apartmanın ön bahçesinde varlığını korumaktadır.

    Bomonti Bira Fabrikası: Adını İstanbul’un en eski semtlerinden birine vermiş olan Bomonti Bira Fabrikası, ülkemizde modern bira üretim tekniği ile imalata başlamış olan ilk bira üretim tesisidir. İsviçreli Bomonti kardeşler 1890 yılında Feriköy’de bir bira üretim tesisi kurmuşlar, burada üst fermentasyonla bira üretimine başlamışlardı. 1902 yılında işletmelerini bu gün İstanbul Tekel Bira Fabrikası, eski adıyla Bomonti Bira Fabrikasının bulunduğu yere naklettiler. 1912’de Bomonti ve rakipleri olan Nektar Şirketleri birleşerek Bomonti-Nektar Birleşik Bira Fabrikaları şirketini kurdular. 1938 yılından itibaren bu işletme Tekel idaresine intikal etti. Bomonti Bira Fabrikası ana binasına zaman içinde yeni üniteler eklenmiştir. Eklenen bu ünitelerle fabrika bugün 40 dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadır. Bu üniteleriden biri olan Bomonti Bira Bahçesi 1930’lu yıllarda İstanbulluların hizmetine açılmış, bu hizmeti 1950’li yıllara kadar sürdürmüştür.

    Şişli Kaymakamlığı: 1890’larda resmi hizmete mahsus olmak üzere yaptırılan bina, dönemin baş katiplerine lojman olarak tahsis edilmiştir. İlk olarak Sultan II. Abdülhamid döneminde uygulanan ve Selçuklu mimari geleneğinden esinlenen bir mimari akımın ilk temsilcilerindendir. Cumhuriyet’in ilanından sonra hastane, bir sürede okul olarak kullanılan bina, son olarak Şişli Kaymakamlığı haline getirilmiş ve aynı işlevi sürdürmektedir. Subasman üzerine 3 kat olarak inşa edilen binanın dışı kagir, iç aksamı ise ahşaptır.

    Ihlamur Kasrı: 1849-1855 yıllarında, Abdülmecid tarafından dinlenme yeri olarak kullanılmak üzere, Nüzhetiye adı verilen ve Beşiktaş ile Nişantaşı arasındaki vadide yer alan mesireye Merasim Köşkü ve Maiyet Köşkü olarak adlandırılan iki kasır yaptırılmıştır. Bunlardan Merasim Köşkü asıl Ihlamur Kasrıdır. Yüksek bir subasman üzerine tek kattan oluşan dikdörtgen planlı köşk, kesme taştan yapılmıştır. Abartılı cephe bezemeleri, girlantlar, istiridye kabukları, vazolar, salkımlar ve sütunçelerden oluşur. Giriş cephesindeki iki kollu merdiven ve balkon dikkat çekicidir. Dış cephenin tersine, yapının içi oldukça sadedir. 1951 yılında İstanbul Belediyesine verilen ve bu dönemde ziyarete açılan köşk, daha sonraki yıllarda T.B.M.M. Milli Saraylar Başkanlığına devredilmiştir.

    Darülaceze Binası: 1892-1896 yıllarında, Halil Rıfat Paşa tarafından, kimsesiz, evsiz, hasta ve sakat yaşlı, genç ve çocukların bakılması, çalışabilecek durumda olanların çalışarak geçinebilmelerini sağlayabilmeleri amacıyla yaptırılmış bakım evidir. Binanın mimarı Mimar Yanko Bey, uygulayıcısı ise Vasilaki Efendidir. 277x120m boyutunda büyük bir dikdörtgen arsa üzerine kurulmuş yapılar topluluğudur. Arsanın uzun kenarları doğrultusunda karşılıklı yerleştirilen birbirinin aynı biçim ve boyuta sahip sekiz yapı, dörtlü bir dizi oluşturur. Bu yapıların arasındaki geniş mekan, ortak kullanımlı bir bahçe işlevi görür ve batı ucunda bir cami, doğu ucunda ise bir kilise ve havra ile sınırlanır. Cami, küçük ama kendine özgü bir plan şeması olan ilginç bir yapıdır. Kilise ve havra ise beşik tonozlu sade yapılardır. Girişteki merkez binanın ana giriş cephesi ve bütün iç hacimleri neoottoman üsluplu bezemelerle işlenmiştir. Günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait, kimsesiz, sakat ve yaşlılara hizmet veren C tipi hastane olarak kullanılmaktadır.

    Abide-İ Hürriyet Anıtı: Anıt Şişli’nin en yüksek tepesi olan (130 rakım) kuzeybatı kesiminde birinci çevreyolu ile Şişli- Kağıthane Caddesi arasında kalır. II. Mehmet’in İstanbul’u kuşatması sırasında otağını kurduğu yerlerden biri olduğu sanılmaktadır. Anıt, yakın tarihimizde 31 Mart Vakası olarak bilinen Meşrutiyet karşıtı ayaklanmanın bastırılması sırasında şehit olanların anısına yaptırılmıştır. Yapımına 1909’da başlanmış 1911’de bitirilmiştir. I. Ulusal Mimarlık üslubunun tanınmış mimarlarından Muzaffer Bey’e aittir. Anıt havaya atış yapan bir top şeklindedir. Örme taştan yapılan bu anıtın alt zemininde şehit olan askerler gömülüdür. Ayrıca Sadrazam ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa Türbesi ile Mithad Paşa’nın ve Talat Paşa’nın mezarları da anıt çevresindedir.

    Maçka Çeşmesi: Çeşme 1901 yılında II. Abdülhamid tarafından mimar Raimondo D’aranco’ya yaptırılmıştır. 1957 yılında ki yol genişletme çalışmaları sırasında asıl yeri olan Tophane’deki Nusretiye Camisi önünden sökülerek bu günkü yerine, İTÜ Maden Fakültesi’nin karşısındaki Maçka Demokrasi Parkı’nın girişine taşınmıştır. Tamamı mermerden inşa edilmiş olan dört yüzlü, ufak boyutlu bir meydan çeşmesidir. Cephelerinden karşılıklı ikisi dar, diğer ikisi geniştir. Üzerinde kagir, kenarları dilimli, iki kademeli, kurşun kaplı geniş bir saçak vardır. Köşelerde, beyzi madalyonlu kaideler üzerinde yükselen, üst kesiminde düşey yivli bileziklerle donatılmış ve perde motifli başlıklarla sonuçlanan ince başlıklı sütunlar yükselir. Sütun kaidelerin hizasında bulunan yalaklar geniş ve dar cephelerde farklı tasarımlar gösterir. Cephelerin üst kısmında, sütun başlıklarının hizasına kabartmalı plastırlar, plastırların arasında kalan yüzeylere de kitabenin birer beyiti yerleştirilmiştir. Manzum metni Ahmet Talat’a ait olan kitabe hattat Sami Efendi’nin imzasını taşır.

    Halaskargazi Caddesi No: 208: Yapım tarihi bilinmeyen binanın ilk sahibi Şahbozyan adında bir Ermenidir. 1950’li yıllarda İran asıllı Azrak ailesine geçmiştir.
     

Bu Sayfayı Paylaş