İsrail ve Ergenekon - Can Dundar Kose Yazilari

'Köşe Yazıları' forumunda NeslisH tarafından 10 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İsrail ve Ergenekon - Can Dundar Kose Yazilari konusu İsrail saldırganlığını mı yazmalı bugün, Ergenekon operasyonunu mu?

    Tel Aviv’deki devlet teröründen mi söz etmeli; Türkiye’deki terör-devlet ilişkisinden mi?

    İyisi mi bize ikisinden de bahsetme fırsatı bahşeden, eski bir dosyayı açalım:



    * * *



    İsrail’i ilk ziyaret eden Türk Başbakanı Tansu Çiller’di.

    “Tarihi gezi”, 1994’ün 3 Kasım günü başlamıştı.

    Resmi temasların ardından Mossad’a gittiler.

    O gezide Çiller’in yanında, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, yardımcısı Mehmet Eymür ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar vardı.

    Ziyaretin amacı, terörle mücadele ve istihbaratta işbirliği imkanlarını araştırmaktı.

    Normalde güvenlikçiler arasında konuşulacak bu konuya Başbakan’ın müdahil olması garipti. Ama gariplik burada kalmadı.

    Çiller, bir ara MİT’çilere dönüp "Bizi yalnız bırakabilir misiniz?" diye sordu. Köksal ve Eymür çıktılar.

    Çiller ve Ağar, Mossad’la toplantıya devam ettiler.



    * * *



    Çiller’in hedefi Suriye’deki Öcalan’ın yakalanmasıydı.

    Özel Harekat, bu işle görevlendirilmişti.

    Dairenin başında, dün gözaltına alınan İbrahim Şahin vardı. 1994 başında “acilen” ihtiyaç duyduğu bazı malzemeleri raporla bildirmişti. Başbakan da o malzemeler için Mossad’dan yardım istemeye gitmişti.

    Çiller döndükten 10 gün sonra Emniyet ambarına, İsrail'den koliler geldi. Ambalajı açılmadan Özel Harekat Dairesi’ne teslim edildi.

    Emniyet’in 15 Kasım 1994 tarihli kayıtlarına göre gelen malzemenin dökümü şöyleydi:

    2 adet 12,7 çapında Baretta dürbünlü tüfek...

    8 adet pompalı av tüfeği...

    100 adet he*def aydınlatıcı...

    15 adet nişancı spot ışı*ğı...

    150 adet görülebilir lazer ışığı...

    145 adet silah üstü dür*bün...

    20 adet gece görüş gözlüğü...

    Sonra farklı malzemeler de geldi:

    280 adet Uzi otomatik tabanca... 20 adet 7.62 mm. Galli tüfek... 100 adet susturucu… Işıklı cam kırma aleti… Alev makinesi... Mengene... Kapı kırma tokmağı... Ses bombası... Sis bom*bası... Dinamit... Çene açma aleti... Keskin nişancı elbisesi... İniş kayma takımı... Dağcılık ipi... Tel kesme makası… Köpek kovucu... Komando bıçağı...

    Liste, "suikast kokuyor"du.



    * * *



    Özel Harekat timleri bu silahlarla, İsrailli uzmanların gözetiminde Antalya Bey dağlarında eğitim yaptılar.

    Ama amaçlanan operasyon gerçekleştirilemedi.

    Seçim öncesi Çiller’e “Apo’nun kellesi” verilemedi.

    “Ne var bunda, devlet bir operasyona niyetlenmiş, olmamış” diyebilirsiniz?

    Zaten asıl mesele, bundan sonrasında…o silahlarla daha sonra ne yapıldığında…

    İsrail silahları, Emniyet’e 1994 Kasım’ında ulaşmıştı.

    Peki Türkiye’yi karıştıran ve bugün hala karanlıkta kalan provokasyon ve faili meçhul cinayetler ne zaman tırmanışa geçti:

    1994 sonunda…

    Aralık 1994: Özgür Ülke gazetesi kundaklandı.

    Mart 1995: Hasan Ocak boğularak öldürüldü.

    Mart 1995: Gazi Mahallesinde Alevi kahvelerinin taranmasıyla başlayan olaylarda 17 kişi öldürüldü.

    Nisan 1995: Sultanahmet'e Cuma çıkışı bomba kondu.



    * * *



    Liste uzayıp gidiyor.

    İşte Susurluk budur!

    Susurluk skandalında sokağa dökülenlerin Ergenekon soruşturmasına niye kuşkuyla yaklaştığını merak edenlerin “Soruşturma niye yakın tarihin kanlı izbelerine değil de habire Hükümet’e muhalif isimlere doğru seyrediyor” sorusuna kafa yormaları gerekir.

    Halbuki tahkikat, örneğini verdiğim türden konulara girse, bu arada Türk-İsrail silah ticaretinin de bir dökümü çıkarılsa ne kadar faydalı bir tarihi belge olur; düşünsenize…
     

Bu Sayfayı Paylaş