İslamiyette Simyanın Yeri

'İman ve İslam Forumu' forumunda SeLeN tarafından 4 Ekim 2010 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    İslamiyette Simyanın Yeri konusu İslama Göre Simya - Simya Nedir - İslamiyette Simyanın Yeri


    Simyanın Arapça'sı al kimiya'dır. Kimiya kelimesi de Grekçe'de "dönüştürme sanatı" anlamına gelen chumeia'den (veya Çemeya) veya "altın yapan sıvı" anlamına gelen Güney Çinli kim-iya'dan gelir. Grek ve sonraki Helenistik yazılar genelde İslam bilimin arkasındaki itici güç olarak kabul edildiğinden kelimenin Grek kaynağı genel kabul görmüştür.

    İslam açısından al kimiya maddi ve ruhsal olarak nesneleri en yüksek mükemmellik şekline dönüştürme sanatı anlamına gelir. Kimiya ayrıca dönüşümü gerçekleştiren katalizör anlamına gelerek aynı zamanda iksir (al iksir) ve "felsefe taşı" (hajar al falasifah) anlamlarında kullanılır. İdeal iksiri bulmak dünyanın birçok kültüründe kadim bir arayıştı. Metalleri en mükemmel biçimlerine (altın), madenleri en güçlü konumlarına ve doğru iksirin ölümsüzlüğü getirebildiği inanılırdı. Her madde türü, örneğin metaller aynı elementleri içerdiği varsayılıyordu. Doğru kimiya veya iksir elementleri ideal düzene koyarak, söz konusu metalı basit bir biçimden mükemmel bir biçime değişmesini sağlardı. Örneğin bakırı altına çevirmek.

    Diğer bir bağlamda, simyanın felsefi teorisi ruhun arınmasını açıklamak için kullanılmıştır. Simyanın terminolojisi ve işlevleri alegorik bir üslupla ruhun vasat, dünyevi, kirlenmiş halinden saf mükemmelliğe dönüşümü için uygulanmıştı. Ayrıca psikolojik kuramlar alegorik olarak kimyasal özelliklere çevrilmişti. Mistikler için iksir imansızı hidayette erdiren ilahi hakikat sembolüydü. Sufi edebiyatında ruhani mürşit müridin rununu bir tür ruhsal simya süreciyle arındırır. Ruhsal konularda simya unsurlarının kullanımı, insan ruhunu evrenin içerdiği güç ve prensiplerinin bir mikrokozmosu olarak gören ortaçağı İslam dahil olmak üzere kadimlerin dünya görüşlerini yansıtmaktadır.

    Müslümanlıkta görülen simyanın kadim kökenleri vardır. Simyanın kökeni birçok peygamber ve bilginden Adem'e dek atfedilmişti. İntikal zinciri kadim dünyanın üstatları, Aristo, Galen, Sokrates, Plato ve diğerlerine dek iner. Müslümanların bu sanatı bu üstatlardan aldığı düşünülür. Haz. Muhammet'in (ölm. 632) bu sanatı tasvip edip ettiği söylenir ve damadı Haz. Ali ibn Abi Tãlib (ölm. 661) onun hamisi olarak görülür. Haz. Ali'nin torunu Ja'far al-Sadiq (ölm. 765) sanatı yayan bir sonraki kişi olarak kabul edilir. Ümeyyi prens Hãlid ibn Yazid (660-704) simyayı uyguladığı gibi himaye edip ilgili eserleri Grekçe ve Süryanice'den (Arameikce) Arapça'ya tercümelerini teşvik ettiği kaydedilir. Efsaneye göre simyayı farklı ülkelerde süren uzun bir arayıştan sonra bulduğu Marianos adında Süryani bir keşişten öğrenmişti. Ja'far al-Sadiq'in müridi olduğu kabul edilen Jabir ibn Hayyãn (ölm. 815) simya üzerinde 300 eser yazdığı söylenir. Dolayısıyla, bu efsaneleşmiş tarihi kişinin adı yetkin üstatlık ima etmeye başlamıştı.

    Jabiri Külliyatı - Bu efsanevi tasvirlere rağmen, modern araştırmalar İslami simyanın gelişmesini 9. asra atfetmektedir. Jãbir ibn Hayyãn ilk önemli simyager olarak kaydedilir, ancak ona atfedilen eserlerin çoğunu yazdığı şüphelidir ve 10. asır gibi tarihlerde ortaya çıkmıştı. Merhamet Kitabı, Dengeler Kitabı, Yüz ve Oniki Kitabı, Yetmiş Kitap ve Beş Yüz Kitap bu külliyatın önemli eserlerindendir. İhvan-us Safa (İkhwân al-Safu - Saflık Kardeşleri) muhtemelen simya teknikleri, aletleri, malzemeleri ve görüşleri konusunda önemli bir kaynak olan Jabiri külliyatına katkıda bulundular veya en azından etkilediler.

    Külliyatta yer alan kükürt-cıva metal kuramına göre bütün metaller özelliklerini tayin eden değişik orantılarda bu iki elementi veya temsil ettikleri prensipleri taşımaktadırlar. Kükürt sıcak/kuru ve cıva soğuk/nemli özelliklerini neden oluyordu. (Aristo bu dört unsurun - sıcak, kuru, soğuk, nemli - ateş, toprak, su ve havayı temsil ettiklerini iddia etmişti) Kükürt ve cıva, ayrıca erkeksi ve dişi unsur olarak tanımlanan maddenin pozitif ve negatif yönlerini içerirler. Dengeleri Kitabı metallerin zıt elementler tarafından üretildiklerini iddia eder. Her cisim onun birleşimi olan unsurların dengesini ifade eder ve bu armoni sayısal olarak semayı yöneten müziksel armoni ile ifade edilir. Unsurların kalite farkları ve yoğunluk dereceleri müzik ıskalasına tekabül eder. Ayrıca her cisim iki içsel ve iki dışsal kalitenin dengesini temsil edip her metal iki içsel ve iki dışsal kalite ile ifade edilir. Dolayısıyla, bir metalin başka bir metala dönüşümü bir iksirin etkisiyle içselin dışsal potansiyel ve mevcut unsurlarının birbirine orantı ayarlaması ile mümkün olur. Her metal diğer birinin zıttı, içi dışa ve dışı içe çıkmış şeklidir. Dönüşüm basit olarak iç ve dış kalitelerin yer değişmesidir. Bu da aynı bir hekimin tedavi için verdiği hastalığa ters ilaç gibi. Başka bir deyişle iksir simyagerin ilaçlarıydı.

    Jabiri külliyatına göre belirli dönüşümler için belirli iksirler vardır. Ancak, her türlü dönüşümü gerçekleştirebilen bir ana iksir vardır. Jabiri külliyatından "70 Kitap"ın yazarı teori ve uygulama arasında önemli ve özgün bir ağ kurmakta ve damıtma ile fiziksel oluşumlar sadece elementlere değil aynı zamanda zıt kalitelerine de ayırmak mümkün olduğunu yazmıştır. Organik maddelerin ısıya tabi tutulunca ortaya çıkan tutuşabilir ve tutuşmayan gazlar "ateş" ve "hava"yı, damıtılıp yoğunlaşan sıvı "su" ve kalan tortu "toprak" elementleri temsil ederler. Yazar sonrada bu elementleri her birinin oluştuğu zıtlar çiftine ayırmaya çalışıyor. Ayrıca bu işlemin sadece organik maddeye değil ama en sert taşların bile damıtılabileceğini iddia etmekte. Bir Jabiri buluş sayılan organik maddelerin damıtılmasından elde edilen iksirler simyanın tıbbi yönünü göstermektedir. İksir arayışı ile Jabiri eserler al-Razi'nin eserlerine benzerlik arz ederler.

    Yaygın Olmasına rağmen simya bütün Müslüman bilginler tarafından kabul görmedi. İbni Sina (ölm. 1035) simyanın fuzuli bir uğraş olduğunu ve insanın doğayı taklit edebileceği iddiasını çürütmek üzere savlar ortaya koydu. Simyagerlerin sadece dış görünüşü itibarıyla kıymetli metallere benzeyen bir şeyler imal edip basit metallerin esasında değişmediğini. Ünlü Kuzey Afrikalı İbni Haldun (ölm. 1406) da Arap-İslami simya uğraşlarını eleştirmişti. O simyayı basit metalleri altına çevirecek bir iksiri hazırlamak ve aramak amacıyla elementlerin özellik, fazilet ve huylarının etüdü olarak tanımlamıştı. İksir için kullanılan elementler arasında hayvan dışkıları, sidik, gübre, kemikler, kuş tüyleri, kan, saç, yumurta, tırnak ve metaller vardır. İksirin hazırlanmasında kullanılan özütteki elementleri ayırmak için damıtmak, süblimasyon, kalsinleme, kavurma ve başka teknikler kullanılırdı. Simyacılar, bu yöntemlerle doğru iksir elde edilirse kurşun, bakır ve kalayla birlikte ısıtılıarak altın edilebilir. İbni Haldün simyagıcların mekanik ve teknik ilşlemlerle yapılması öngörülen dönüşümlerinin doğa işlevlerini mükemmelleştirmek amacını taşıdığını inkar etmişti. Ayrıca Khalid ibn Yazid'e afdedilen eserlerin doğruluğunu eleştirdi, vcerdiği gerekçe olarak da İslam'da gelişmiş bilimler ve sanatlar o denli erken bir dönemde henüz gelişmemiş olmalarıydı.


    Islami simya genelde tercümeler aracılıyla batıya 12. asırda getirildi. Simya üzerine Arap eserlerin en eski Latince tercümesi genelde Robert of Chester'nın 1144 tarihli "De compositione alchemiae" olduğu sanılır. Bazı araştırmacılar onun daha geç bir tarihte yazılmış sahte bir Latince eser olabileceğini iddia etmişlerdir, ancak bu son derece karmaşık bir konudur ve daha çok araştırma gerektirir. Gerard of Cremona (1114-1187) Jabiri Yetmiş Kitap'ı Latince'ye çevirmiştir translated the "De aluminibus et salibus" ve "Liber luminis luminum" onun tercümeleri olduğu inanılır. İlg özgün Avrupalı simya yazısından (the Ars alchemia, c. 1225, attributed to Michael Scot, d. 1232) önce Arapça'da tercümeler olabilecek diğer eserler İbn Dina'nın "De anima", "Turba philosophorum", "Zümrüt Tablet", "Yaratılış'ın Sırrı" ve al-Razi'nin "Sırrın Esrar"dır. Böylece 13. asrın ortalarında önemli İslami simya eserlerinin çoğu Avrupa'da bilindiği gözükmektedir.


    Habibeh Rahim
     

Bu Sayfayı Paylaş