İslamda Aile

'İslamda Aile ve Kadın' forumunda mynq tarafından 12 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. mynq

    mynq Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İslamda Aile konusu
    Aile yuvası hiç şüphesiz insanın yaşadığı fani hayatın en kıymetli bölümünü oluşturmaktadır.

    “Akrabalık işleriyle birbirine bağlanan fertlerin bir araya getirdiği topluluk” ‘a (İslam Ansk. C.2,S:196 T.D. Vakfı-İst.1989) aile diyoruz.

    Bu yuva Kur’anın “Evlenin” (Nisa:29) emriyle kurulan bir okuldur. İnsan bu kıymetli okulda Allah (c.c.), Peygamber, Kur’an hakkında bilgi edinir. Örfünü, adetini, büyüklerine saygıyı küçüklerine sevgiyi, yardımlaşmayı komşu hakkını ve tüm değerli bilgileri bu okulda alır. Onun ilerde kendini gösterecek olan kişiliği ve kimliği küçükken aslında bu okulda dantel dantel örülür.

    İnsan neslinin bekasını temin eden ve onun yok olmasını böylece önleyen toplumun çekirdeğini oluşturan bu yuva araç olmaktan öte amaç olan hayır dolu insanî ve İslam’î bir müessesedir.

    A-Nikahın Faideleri :

    Nikahın-yuva kurmanın-maddi ve manevi açıdan pek çok faidesi vardı.

    Biz imam-ı Gazalinin bu hususta ki sözlerinden alıntılar yaparak konuyu izaha çalışacağız.

    a) Çocuk Sahibi Olmak:

    Evlenmekteki asıl maksatta budur. Çünkü insan neslinin devamı temel amaçtır, bu da ancak evlilikle sağlanmış olur. Neslin bekasında ise insan vücudunun bir çeşit devamı vardır.

    Bu mevzuda O dört faide zikreder:

    1.Neslin devamı için çocuk kazanmak suretiyle Allah c.c. sevgisine uygun davranmış olmak,

    2.Çoklukla övünmede Peygamber Efendimizin muhabbetini kazanmak,

    3.Kendinden sonra salih evlat sebebiyle hayır dua almak,

    4.Küçük çocuğu kendinden önce ölünce onun şefatini beklemek. (Gazali, İhya, 2/28, D.Marife Beyrut)

    Çocukların evde cıvıl cıvıl oynamaları, kaynaşmaları, şakalaşmaları, kavgaları veya gülüp eğlenmeleri insana haz ve mutluluk verir. Hastalıkları, eğitimleri, ebeveynlerinin zorluklarla mücadele etme azimlerini biler. Ayrıca Dini, milli, duygularla onları yetiştirme helalı-haramı öğretme, güzel terbiye etmek gibi uğraşlar onları bahtiyar yapar. “Bunların her biri fazileti sevabı büyük olan işlerdir.’’ (Gazali, a.g.e. 2/31)

    b) Şeytandan Korunmak :



    İnsan evlenmekle şeytanın şerrinden ve zinaya düşmek gibi kötü hallerden korunmuş olur.

    Evlilik görüldüğü ve bugün daha çok öne çıktığı yüzüyle sadece dünyaya yönelik bir olgu ve davranış olmayıp o aynı zamanda Ahirete de yönelik olan bir davranıştır. Çünkü kişinin düşebileceği zina tehlikesi evlilik sebebiyle önlenmiş olur. Bilindiği gibi zina haramdır, haramda insanı cehenneme götürür.

    Yine evlilik kişinin iffetini korur, şehvetini teskin eder ve gerekli zevkide vermiş olur. Ama asıl maksat zevk olayı değildir. “yemek yemekten asıl maksat tuvalete gitmek olmadığı gibi” (Gazali, a.g.e. 2/27)

    B. Evliliğin Lüzum ve Önemi:

    Önce evliliğin lüzum ve önemine ilişkin ayet ve hadislerden bazısını hatırlayalım.

    Ayetler : “…Hoşunuza giden hanımlarla evlenin” (Nisa:3), “İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de onun varlığının delillerindendir” (Rum:21), “Onlar sizin için birer elbise, sizde onlar için birer elbisesiniz” (Bakara: 187)

    Evlenip yuva kurma içten gelen bir duygudur. İnsanın fıtratında vardır. Çünkü erkek olmadan kadın, kadın olmadan erkek noksan ve çıplaktırlar. Bir elmanın iki yarısı gibidirler. Evlenen insanlar aynı zamanda fıtratlarının gereğini yapmış olurlar.

    Evlenme: karı-koca arasında birlikte yaşamaya ve karşılıklı yardımlaşmaya da imkan veren ve taraflara karşılıklı hak ve ödevler yükleyen bir sözleşmedir. (İlmihal, 2/199, T.D.Vakfı, İstanbul, 1999)

    Aile yuvasının kurulmasıyla insanların tek başına yaşaması, eşlerin karşılıklı olarak yalnızlığı yine kendileriyle giderilmiş ve birliktelik sağlanmış olur. Evlilik vesilesiyle eşler huzuru, zor ve sıkıntılı günlerde yardımlaşma ve dayanışmayı fedakarlığı ve paylaşmayı da öğrenir ve yaparlar.

    Evlenmeyen ve böylece aile yuvasını kurmayanlar ise ilahi emre uymamakla birlikte fıtratlarına da aykırı davranmakta ve kendilerini farkında olmadan ve istemeden yalnızlığın vahşetine terk etmiş, ayrıca yalnızlık Allah’a (c.c.) mahsustur ilkesine ters davranmış olurlar.

    Evlilik, çoluk çocuk, aile insanı meşgul eder. Hatta kişiyi Allah’a ibadet yapmaktan bile alıkor diyenlere devri saadette yaşanmış olan şu örnek çok güzel bir cevap olacaktır.

    Bir defasında Peygamber (a.s)’ın zevcelerinin evine üç kimse gelip peygamberimizin ibadetini sordular. Kendilerine haber verilince bunu kendileri için azımsadılar ve;

    -Peygamberin yanında biz neyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları yarlıganmıştır, dediler. Bunlardan birincisi:

    -Ben, yaşadığım müddetçe bütün gece namaz kılacağım, dedi. Diğeri:

    -Ömrün boyunca oruç tutacağım, iftar etmiyeceğim, dedi. Üçüncüsü de:

    -Kadınlardan uzak kalacağım ve hiçbir zaman evlenmiyeceğim, dedi. Sonra

    Peygamber (a.s) bunların yanına geldi. Onlara:

    -Şöyle şöyle diyenler siz misiniz? Dikkat ediniz! Allah’a yemin ederim ki, Allah’tan en ziyade korkanınız ve ona karşı gelmekten en ziyade sakınanınız benim. Böyle iken ben bazen oruç tutuyorum, bazen de tutmuyorum. Namaz kılıyorum, uyuyorum ve kadınlarla evleniyorum. Eğer bir kimse benim sünnetimden yüz çevirirse, o kimse benden değildir, buyurdu. (Riyazussalihın 1/176 Ankara-1991-Başkanlık Yayınları)

    İslam dini hiçbir alanda aşırılığı, sivriliği kabul etmediği gibi evliliğin Allah’a ibadete engel sayılmasına da karşıdır.

    Aksine evlilik ilahi emir gereği olduğu için kulun belli başlı vazifelerindendir.

    İmamı gazali “Bekara karşı evlinin üstünlüğünü mücahidin oturana üstünlüğü gibi kabul eder.(Gazali a.g.e. 2/24)

    İbni mübarek arkadaşlarıyla bir gazvede iken onlara ;

    -Hangi amel bizim yaptığımızdan daha üstündür ? diye sordu.

    -Bilmiyoruz dediler.

    -Ben biliyorum .

    -O nedir ?

    -Çoluk çocuk sahibi iffetli bir adamın gece kalkıp üsleri açılmış vaziyette uyuyan çocuklarının üzerlerini örtmesi bizim bu amelimizden daha faziletlidir. Dedi. (Gazali, a.g.e. 2/32)

    C-Evliliğin Kurulması ve Kolaylaştırılması:

    Mutlu bir evliliğin rahat kurulabilir olması için lükse, israfa, aşırılığa kaçmamak, makul düzeyde hareket etmek Peygamber Efendimizin eş ve kızlarının evliliğini göz önüne almak hulasa evliliği-yuva kurmayı kolaylaştırmak lazımdır.

    Zor ve külfetli evlilikler hayır ve mutluluk getirmez ve çoğu zaman da süreklilik arzetmez. Zaten külfet ve masraf mutluluk veren şeyler değildir. Aksine tarafları sıkıntı ve zora sokarlar. Evlilik sade ve mütevazi olmalıdır. Peygamberimiz ve kızlarının evlilikleri hep böyle olmuştur.

    O ki en iyi aile reisidir, en iyi babadır ve en iyi eşdir. Hane-i Saadeti ise en iyi hane ve en huzurlu hane idi. Keza eşleri en iyi hanımlar ve en iyi eşler idiler. Yani hiçbirimizin eş ve kızları veya bizler onlardan daha iyi olmadığımıza ve onları …”en iyiler olarak” örnek almak gerektiğine göre düğünlerimizi, evliliklerimizi çok iyi ve ciddi şekilde gözden geçirmeliyiz.

    Hz.Ali Efendimiz sevgili Peygamberimizden kızı Fatıma’yı eş olarak istemiş o da “Mehir ne vereceksin ? diye sormuş hiçbir şeyinin olmadığını öğrenince de zırhı mukabilinde onları evlendirmişti. (Nesa-i, Nikah, 76)

    Peygamberimizin ciğerparesi ve çok sevdiği kızını evlendirmesi işte böyle olmuştu.

    Ulvi ve saygın olan evlilik kurumunun günümüzde bir takım sıkıntılara maruz kalmasına ve dejenere olmaya yüz tutmuş olmasına rağmen yine de ve hele bu zamana kadar sağlam bir şekilde devam etmesinde sevgili peygamberimizin aile hayatı (her konuda olduğu gibi) en güzel bir örnek olmuştur.

    Batıda ki aile kurumu bilindiği gibi, zayıf, sıkça ve çokca dağılan bir durum arz etmektedir. Neden ?

    Çünkü incelediğimizde bizde olduğu gibi onlarda örnek, evli bir Peygamber aile hayatının olmadığını görürüz. Böyle örneklerin toplum ve milletlerin hayatında fevkalede önemli olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.

    Evliliğin kurulabilmesi için gerekli olan hususlar:

    a) Rükunları: Evliliğin oluşması için tarafların (Erkek-Kadın) veya vekillerinin hazır bulunmaları şarttır.

    Taraflar’da irade ve isteklerini evliliğin rüknu olan icab-kabul ile ortaya koyarlar. Asıl veya vekillerin bu beyanı yanlış anlamalara sebebiyet vermeyecek şekilde gayet açık ve net olarak belirtmeleri gerekir. Çünkü şahitler huzurundaki bu irade beyanından (icab-kabul’den) sonra evlilik gerçekleşir ve aile yuvası kurulmuş olur. Tarafların irade beyanlarının tesbit ve takyit ile resmileştirilmesi zaten elzem olan bir husustur.

    Evlilik bilindiği gibi bir sözleşmedir. İlla da dini bir sözleşme olarak düşünmemek gerekir. Bunun içinde nikahın hırıstiyanlıkta olduğu gibi dini bir mekanda (cami ve mescid gibi) kıyılması gerekmez. Nikahın ve kurulacak olan aile yuvasının ulviyetine uygun herhangi bir yerde ve mekanda kıyılabilir. Hatta din adamı tarafından kıyılması dahi gerekmez. Önemli olan (yuvanın teessüsü için) nikahta aranan şart ve rükunların tam olmasıdır.

    Ülkemizde yaygın şekilde uygulanmakta olan dini nikah (imam nikahı) ise dini bir emir olmaktan öte daha çok tarihi olma özelliğini taşır. Çünkü Osmanlı da imamların da nikah kıydığı bilinmektedir. Bu günkü durum ise anılan uygulamanın bir devamı mahiyetindedir.

    b) Şartları:

    Evliliğin önemli şartı hiç şüphesiz nikah akdinin en az iki şahit huzurun da yapılmasıdır. Peygamber Efendimiz “İki şahitsiz nikah olmaz” (Buhari, Şehadet, 8) buyurarak şahitlerin mutlak gerekliliğine dikkat çekmiştir. Evlilik gizlenemez ve nikah gizli kıyılamaz. Evlenmenin çevreye duyurulması, ilan edilmesi, ziyafet verilmesi evliliğin levazımatındandır. Böyle olunca da hangi kadının hangi erkekle, hangi erkeğin hangi kadınla evlendiği ve kimin kimin eşi olduğu bilinir ve en önemlisi de taraflar zina töhmetinden kurtulmuş olurlar.

    Hulasa, evlilik ilahi emre ve hikmete ram olmaktır. “Evlenmenin mümkün olmadığı çoğu durumlarda kadın ve erkekler birbirinden uzak durmamakta sadece ilişkilerini gayri meşru zeminlerde sürdürmekte veya normal olmayan ilişki yollarına sürüklenmektedir.” (a.g.e. İlmihal, 2/199)

    D) Evliliğin Sona Ermesi ve Hakemler.

    İslam dini evliliğin sona ermesini, aile yuvasının yıkılmasını prensip olarak istemez. Tavrını hep evliliğin devamından yana kor. Ama evlilik çekilemez hale gelirse buna da çözüm getirir.

    Aile birliğini muhafaza için ayrılmak üzere olanlara kurtarıcı formüller gösterir. Örnek:

    “Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin onları yataklarda yalnız bırakın ve (Bunlarla yola gelmezse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allah (c.c) yücedir, büyüktür. Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barışmak isterlerse Allah (c.c) aralarını bulur Şüphesiz Allah (c.c) her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” (Nisa: 34,35)

    Bütün bu uğraşlar da sonuç vermezse o takdirde “güzellikle ayrılmalarını” (Baraka: 229) tavsiye eder.

    Sözümüzü aile yuvasının omurgası, beşerin anası ve evin direği olan kadınla ilgili bir şiirle bitirelim.

    “Oysa kadın anasıdır beşerin,

    İlahi sözlükte manası derin.

    Çünkü ana rahmi, ilk mekanıdır,

    İnsan denen o mucize eserin.

    O değimli peygamberler doğuran,

    İlk hamuru, şefkatiyle yoğuran

    O değimli ayakları altında

    Cennet-i alaya kapılar kuran”

    (C.Numanoğlu, Şuur, S.67, Bursa-2003)

    Yuvalarımızın huzurla dolması dileğiyle.
     
    1 kişi bunu beğendi.
  2. Google

    Google Özel Üye

    Eline sağlık paylaşım için teşekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş