İnsanların Çalışmasıyla Kader Değişir mi?

'İman ve İslam Forumu' forumunda Mavi_Sema tarafından 15 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İnsanların Çalışmasıyla Kader Değişir mi? konusu Takdir Allah’ın ilmine bağlıdır. Allah, olmuş ve olacak her şeyi en ince teferruatına kadar en açık ve en kat’i şekilde bilir. İşte kader, Allah’ın ilminin bir neticesi olduğu için, hiçbir değişikliğe uğramaz. Şayet böyle olmasaydı, yâni; kader değişse idi, Allah’ın – haşâ – o şeyi olduğu gibi bilmemesi gerekirdi. Bu ise İslâm itikadına uymayan bâtıl bir inançtır.


    Biz Allah’ın ilminin sonsuz, kesin, eksiksiz ve kusursuz olduğuna, bilgisinde hiçbir değişiklik olmayacağına ve Allah’ın ilminin zaman ve mekân hudutlarının üstünde kaldığına ve onu için de Allah’ın indinde geçmiş, gelecek ve hâl diye bir şeyin bahis konusu olmadığına inanırız.


    Varlık âleminde meydana gelen işlerin, ya insan iradesiyle bilgisi vardır veya yoktur.


    a) Eğer o iş insan iradesi ile ilgili ise, Allah Teâlâ Hazretleri, insanın iradesini iyiye veya kötüye kullanacağını ve neticesinin ne olacağını ezelî ilmiyle bilir.
    Bütün insanların kendi iradelerini kullanarak neler yapacakları, cennetlik veya cehennemlik olacakları Allah’ın ilminde en açık ve en kesin şekilde bellidir. İşte bu ezelî ilme dayanan kaderde bir değişiklik olmasına imkân yoktur.



    b) İnsan iradesiyle ilgili değilse; o işlerin nasıl ve ne şekilde olması lâzım geldiğini zaten ilâhî irade takdir ve tayin etmiştir. O nasıl dilemiş ise, öyle olur. Bunun olmaması veya değişmesi imkânsızdır.


    “Takdir edilen bir şeyi ancak dua değiştirir ve ömrü ancak iyilik artırır.” (53)


    “Anaya ve babaya iyilik ömrü artırır.” (54) gibi hadisler bu söylediklerimize aykırı gibi görünüyorsa da, bu gibi Hadis-i Şerif’ler bazı ibâdet ve iyiliklerin ömrün artmasına sebep olduğunu bildirmek ve böylece insanları iyilik yapmaya ve dua etmeye teşvik etmek için varid olmuştur. Çünkü; kulların yapacakları ibâdetler ve iyilikler Allah’ın ezelî ilminde bellidir. Bu iyilikleri yüzünden ömürleri Allah tarafından uzun olarak takdir edilmiştir. Yoksa bunların önceden takdir edilen ömürleri, sonradan yapacakları ibâdetler ve iyiliklerle yeniden arttırılmaz.


    Bazı âlimlere göre, ömürlerin artmasından kasdedilen mana, çeşitli belâ ve acılardan uzak, neş’eli bir hayat geçirmek demektir.


    Peygamberlerin Kader Eğitiminde Üzerinde Durduğu Esaslar:


    Daha önceki bahislerde de gördüğümüz gibi, peygamberlerin, insanlara bildirdikleri ilâhî kanunlar iki kısımdır. Birinci kısım, aslî hükümler, yani; iman edilmesi gereken esaslardır. İkinci kısım ise, feri’ hükümler, yani; amel ile ilgili olanlardır.


    Asli hükümler: Kısaca, bu âlemin bir yaratıcısı vardır. O yaratıcı kalplerimizdeki bütün sırları ve bütün gizli işleri bilir. Çok yüce ve son derece geniş bir kudretin sahibidir. Hayır ve şerri takdir etmiştir. Onlara karşılık bir mükâfat ve ceza yeri hazırlamıştır. Herkes bu fâni hayattan sonra, ebedî bir hayata kavuşacaktır. İşte o zaman her şahıs kendi amel ve i’tikadına göre mükâfatlandıracak veya cezalandırılacaktır… gibi hükümlerden ibarettir.


    Bu hükümlerde yerin ve zamanın, insan tabiatının hiçbir rolü olmadığından, bunlar hiçbir zaman ve hiçbir yerde değişikliğe uğramamış ve bütün peygamberler aynen bu hükümleri tebliğ etmişlerdir.


    İşte kader meselesi de, aslî hükümlerin arasında yer aldığından, hiçbir değişikliğe uğramadan bütün peygamberler tarafından aynı şekilde bildirilmiştir. Hâlbuki feri’ hükümler böyle değildir. Onlarda zaman, yer ve insan tabiatının az çok tesiri vardır. Yani; amel ile ilgili olan bazı hükümler, önceleri pek sade bir şekilde başlamış, sonra insanlar tekâmül ettikçe bu hükümler de değişikliğe uğramıştır. İnsan, akıl ve fikir bakımından mükemmel hale gelince de, Kur’an-ı Kerim gönderilmiştir (55).


    Peygamberler kâinatta çok mükemmel bir nizamın hâkim olduğu ve her şeyin çok ince bir plan ve program içinde yürüdüğünü bildirerek, insanları kadere inanmaya çağırmışlardır. Zaten; kaza ve kadere inanmak, Allah’a imanın tabiî bir neticesidir. Bu husus nazarî ve amelî her türlü hayatî işlerimizle de ilgili bulunduğundan çok mühim ve ince bir iman meselesidir. Bu noktaya işaret eden Resûl-ü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):


    “Dört şeye inanmadıkça, bir kul iman etmiş olmaz: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve beni de hak bir peygamber olarak gönderdiğine şehadet eder, ölüme ve ölümden sonra dirilmeye inanır, bir de kadere inanır.” (56) buyurmuşlardır.


    Peygamberimiz kaza ve kadere iman edilmesini, fakat bu meselenin üzerinde münakaşa yapılmamasını emir buyurmuşlardır. Kaza ve kader bahislerini münakaşa eden sahabe topluluğunun yanına ansızın gelen Resûl-ü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz bundan pek fazla müteessir olmuş, hatta hiddetlerinden yüzleri kızarmış ve:


    “Siz bununla mı emir olundunuz; ben, bunun için mi gönderildim? Sizden öncekiler de bu gibi münakaşalarla helâk olmuşlardır. Sakın, sizi kat’iyetle men ediyorum, bu hususta münakaşa yapmayınız.” (57) buyurmuşlardır. Peygamberimiz kader meselesinin derinliklerine inmeye çalışan, insanların işlerinde kaza ve kaderin tesirlerini inkâr edenler hakkında çok ağır ifadeler kullanmışlardır. Mesela:


    “Kaderciler bu ümmetin mecusudur.” (58) buyurmuşlardır.


    Ve yine Ömer (Radıyallahu anh)’in rivayet ettiği bir hadiste:


    “Kadercilerle oturmayınız ve onlara lâf atmayınız.” buyurmuşlardır (59).


    Bahsi özetleyecek olursak:


    1- Peygamberler insanları kadere inanmaya çağırmışlar, fakat kaderî inkâr etmekten, bu bahsin derinliklerine dalmaktan ve bu hususta münakaşa yapmaktan şiddetle men’ etmişlerdir.


    2- Büyük-küçük, maddî ve manevî, olacak her şeyi Allah’ın takdir buyurduğunu kalplere yerleştirmeye çalışmışlardır.


    3- Kader, insanlarca önceden bilinmediği için, onların yapacakları işlere engel olmayacağını, bilâkis yaptıkları iyiliklerle gururlanmamaları için, önlerine kaderin çıktığını belirtmişler ve onları hayatlarının sonuna kadar aralıksız ibâdete davet etmişlerdir.


    Dipnotlar


    52-Burada kaza takdir edilen şey demektir.


    53-Münavi, C. 6, S. 449, Hadis No. 9968.


    54-Feth’ül-Kadir, C. 3, S. 199.


    55-Geniş bilgi için bak. Külliyat-ı Şeyh’ül-İslâm Musa Kâzım, S. 16 ve devamı.


    56-Hadis-i Tirmizî, Hz. Ali (R.A)’dan sahih bir senetle rivayet etmiştir. Hacc, C. 1, S. 39; Tirmizî, C. 8, S. 312-313.


    57-Hadisî Ebû Hüreyre (R.A) rivayet etmiştir. Tirmizî, C. 8, S. 295.


    58-Hadisi Ebû Davud, İbn-i Ömer (R.A)’dan sahih bir senetle rivayet etmiştir. Tacc, C. 1, S. 39.
    Mecus: (Burhan)’ın tarifine göre eski İran dininin kurucusu olan (Zerdüşt)’ün tâbilerinden ve ateşe tapan bir kavim.
    (Müntehap)’ın tarifine göre, ay’a ve güneş’e tapanlar.
    Kâmus’un tarifine göre: Mecus kelimesi, küçük kulaklı manasınadır. Bu dinin kurucusu küçük kulaklı olduğu için, bu isim verilmiştir.
    Tacc’da şu bilgiler verilmektedir: Mecus, müşriklerden güneşe tapan bir gruptur, ateşe taptıkları da söylenmiştir. Onlar aslî olarak iki ilâhın varlığına inanırlar ki, bunlar da aydınlık ve karanlıktır. Hayır, aydınlığın; şer de karanlığın işidir. Kaderiye ise, Müslümanlar arasında kadere inanmayan, Allah’ın, kulun kendisinde yarattığı kudretle ihtiyarî işlerini kendisi yaratır, diyenlerdir. Bunlara göre de yaratıcı ikidir. Birisi, Allah-u Teâlâ Hazretleri, diğeri de ihtiyarî işlerinde kulun kendisidir. Fakat bunlar, “Kul, Allah’ın kendisinde yarattığı bir kudretle yaratır” dedikleri için kâfir sayılmazlar. İşte bunlar iki yaratıcıya inanmakla, iki aslî ilâha inanan Mecûsilere benzerler. Her iki grup da sapıktır. Çünkü; hayır ve şer Allah’ın ezelî takdiri, yaratması ve icad etmesiyle olur. Fakat bunlar amel, kesb ve ihtiyar olarak, yaratma işini kula vermektedirler. Hâlbuki bu husustaki naslar gayet açıktır:
    “Sizi de, yaptıklarınızı da, Allah yaratmıştır.” (Saffat: 96)
    “Kim zerre miktarı bir hayır işlerse, onu görecektir; kim zerre miktarı bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.” (Zilzâl: 7-8)
    “Herkesin kazandığı lehine, yüklendiği aleyhinedir.” (Bakara: 286)



    59-Hadisi Ebû Davud rivayet etmiştir. Tacc, C. 1, S. 39.


    ÇALIŞMAMIZIN HAZIRLANMASINDA BAŞVURULAN ESERLERDEN BAZILARI


    Arapça Olanlar:


    1- Kur’an-ı Kerim.


    2- Kaadi Beydavî, Nâsır’üd-din Ebi-l-hayr Abdillah, Matbaa-i Osmaniye Derseâdet, 1314.


    3- Celâleyn, Celâl’üd-din El-Mahallî, Celâl’üd-din Abdirrahman Es-Süyûti El-Mektebet’üt-Ticariyet’ül-Kübra, Mısır, 1378-1958.


    4- Umdet’ül-Kaari Lişerhi Sahih’il-Buhârî, Bedrüddin Ebi Muhammed Mahmud b. El-Ayni El-Hanefi, Âmire Matbaası.


    5- Sahih’üt-Tirmizî Şerhi, İbn’ü-l Arabî, 1. baskı, Matbaa-i Mısırıyye, 1350 Hz. – 1931 M.


    6- Şerh’ül-Akaid, Sa’deddin Teftazaani, Âmire Matbaası, 1289 H.


    7- Şerh’u Fıkh-il Ekber, Molla Aliy’ül-Kaari, Ettabat’ül-ulâ, Matbaat-üt-Tekaddüm Bişari-i Muhammed Ali BiMısra, Sene: 1323.


    8- El-Akaaid’ül-Hayriyye, Muhammed Vehbi, Dar-u İhya-il-kütüb-il-Arabiyye Matbaası, Mısır.


    9- Ta’rifat, Es-Seyyid’üş-Şerif Ali b. Muhammed, Esad Efendi Matbaası, 1300, Konstantıniyye.


    Türkçe Olanlar:


    10- Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Matbaa-i Ebuzziya, İstanbul, 1935.


    11- İşarât’ül-i’caz, B. N., Doğuş Ltd. Şirketi Matbaası, Ankara.


    12- Maani-i Kur’an, İzmirli İsmail Hakkı, Milli Matbaa, İstanbul, 1343-1927.


    13- Kur’an-ı Kerim ve İzahlı Meâl-i Âlisi, Ali Fikri Yavuz.


    14- Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, Ahmed Davudoğlu (ilk 3 cild), Ahmed Said Matbaası, 1973-74-75.


    15- Sözler, B. N., Yıldız Matbaacılık ve Gazetecilik T.A.Ş., Ankara, 1957.


    16- Ahkâm-ı Kur’aniyye, Mehmed Vehbi, 3. baskı, Fatih Matbaası, İstanbul, 1966.


    17- Muvazzah İlm-i Kelâm, Ömer Nasuhi, Evkaaf-ı İslâmiyye Matbaası, 1339-1343, İstanbul.


    18- Mevaid’ül-inâm Fi Berahi-i Akaid’il-İslâm, Manastırlı İsmail Hakkı, Şirket-i Sahafiyye Matbaası.


    19- Şua’lar, B. N., Çeltüt Matbaası, İstanbul, 1959.


    20- Nakd’ül-Kelâm Fi Akaid-i Ehl’il-İslâm, Sırrı Paşa, Dersaadet, 1342.


    21- Dinî ve İlmî İncelemeler, Sadreddin Yüksel, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 1969.


    22- İslâm Tabiî ve Umumî Bin Dindir, Ahmed Hamdi Akseki, Matbaa-i Ebuzziya, 1944.


    23- Dinî Bilgiler, Ömer Nasuhi Bilmen, Doğu Ltd. Şirketi Matbaası, Ankara, 1959.


    24- Tenkih’ül-Kelâm Fi Akaid-i Ehl’il-İslâm, Abdullâtıf Harbutî, Necm-i İstikbal Matbaası, 1330.


    25- Kelâm Dersleri, Süleyman Uludağ, İrfan Yayınevi, İstanbul, 1969.


    26- İslâm Dini, (11. Baskı) Ahmed Hamdi Akseki, Ankara, 1960.


    27- İslâm’da İrade, Kaza ve Kader, Ahmed Lütfi Kazancı, İrfan Yayınevi, İstanbul, 1969.


    28- Peygamberimiz, Mevlâna Muhammed Ali, Sebil’ür-Reşad Kütüphanesi Neşriyatı, Mahmud Bey Matbaası, 1341-1342.





    İsmail Hakkı Zeyrek
     

Bu Sayfayı Paylaş