İngilizce Cümle Çeviri Teknikleri

'İngilizce Dil Bilgisi' forumunda DeMSaL tarafından 14 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İngilizce Cümle Çeviri Teknikleri konusu BASİT CÜMLE

    1. CÜMLE

    Normal koşullarda (yani, devrik yapı vs. bulunmayan durumlarda) en basit şekli ile cümle iki unsurdan oluşur:

    Özne + Yüklem
    (Subject) + (Verb)

    Türkçe'de özne çoğu zaman yüklemin sonuna bir "kişi eki" olarak eklenebildiği için açıkça kullanılmasına gerek kalmayabilir.

    - (Ben) geldim.
    - (Sen) nasılsın ?

    İngilizce'de böyle birşey - çok sınırlı da olsa bazı konuşma durumları dışında - söz konusu olamaz.

    * (I) came.
    * How are (you) ?

    Çoğu zaman basit cümlede bir de nesne bulunur.

    1.1. Subject + Verb

    Türkçe bir basit cümlede şu yapı her zaman için geçerlidir.

    1 2
    ÖZNE + YÜKLEM
    Mehmet öğretti.

    İngilizce bir basit cümlede de, nesne bulunmadığı durumlarda, bir farklılık görülmez.

    1 2
    SUBJECT + VERB
    Mehmet taught.

    1.2. Subject + verb + object

    Türkçe bir cümleye nesne eklendiği zaman, sıralama şöyle olur:

    1 2 3
    ÖZNE + NESNE + YÜKLEM
    Mehmet oğluna öğretti.

    İngilizce bir cümleye nesne eklendiği zaman, Türkçe cümle yapı ile arasındaki ilk temel fark ortaya çıkar.

    1 3 2
    SUBJECT + VERB + OBJECT
    Mehmet taught his son.

    2. BASİT CÜMLELERİN ÇEVİRİSİ

    2.1. Subject + verb

    Türkçe ve İngilizce basit cümle yapıları sadece özne ve yüklem söz konusu olduğunda bir farklılık göstermediği için, çeviri konusunda yapı açısından bir sorun çıkmamaktadır.

    1 2
    ÖZNE + YÜKLEM
    Mehmet geldi.

    Mehmet came./has come.
    SUBJECT + VERB
    1 2

    2.2. Subject + verb + object

    Nesne söz konusu olduğunda Türkçe ve İngilizce basit cümle yapıları birbirinden farklı olduğu için, çeviri işlemi sırasında da cümleyi oluşturan unsurların dizilişinde değişiklik yapmak gerekecektir.

    1 2 3
    ÖZNE + NESNE + YÜKLEM
    Mehmet eve geldi.

    Mehmet came home.
    SUBJECT + VERB + OBJECT
    1 3 2

    Bu cümlelere yer, zaman ve durum belirten kelime ve yapıların da eklenmesi durumunda her iki dil arasındaki yapısal farklılıklar iyice belirginleşecektir.

    Basit cümlelerin yapısı konusu çeviri açısından - kolay göründüğü için - önemsenmeyebilir. Ancak,

    SVO (İngilizce

    SOV (Türkçe)



    yapısının, karmaşık cümlelerin çevirisini yaparken sürekli gözönünde tutulması gerekecektir. Bu konu ileri konularda ayrıntılı olarak ele alınmakta.




    ZAMAN KAVRAMI

    1. GiRiŞ

    Bu ve bunu izleyen ana başlık altında İngilizce'de yer alan bütün zamanlar (= tense) ve yardımcı yüklemler (= modal verbs) iki ayrı başlık altında ele alınmaktadır. Zamanlar "Present", "Past", ve "Future" sırası ile, yardımcı yüklemler ise alfabe sıralamasında ele alınmaktadır. Önemli çeviri özellikleri, her zaman olduğu gibi, kutu içinde verilmektedir.

    2. "Present" : Geniş zaman / Şimdiki zaman

    2.1. Simple Present Tense

    a) Her zaman olan/olabilecek olaylar için kullanılır.

    - The earth rotates around the sun.
    Dünya güneşin çevresinde döner.

    b) Bir olayı naklederken, özellikle hikaye dilinde kullanılır.

    - Rosencrantz flips a coin.
    Rosencrantz yazı tura için para atar.

    c) Her zaman olan, olabilecek ve bir sıkl??a sahip olayların anlatımında kullanılır.

    - I always/sometimes/rarely brush my teeth.
    Dişlerimi her zaman/bazan/nadiren fırçalarım.


    Simple Present'ın bu kullanımları (A-C) Türkçe'ye aktarılırken "yüklem + -Er/-Ir" yapısı kullanılır.


    d) Geleceğe ait kesin bir olaydan söz ederken kullanılır.

    - We set off after lunch.
    Öğle yemeğinin ardından yola çıkıyoruz.

    e) Normalde "yüklem + -ing" yapısı ile kullanılmayan bazı yüklemlerle birlikte kullanılır. Bu yüklemlerin başlıcaları:


    astonish, belong to, believe, concern, consist of, contain, depend on, deserve, detest, dislike, doubt, feel, fit, forget, guess, have, hear, hate, imagine, include, impress, know, like, love, need, owe, realize, recognize, regret, resemble, remember, satisfy, see, seem, smell, sound, suppose, taste, think, understand, want, wish

    · feel yüklemi "fikir sahibi olmak" (- I feel he is right) anlamında "-ing" almaz; "hissetmek" anlamı (- How are you feeling today?) taşıdığında "-ing" alır.

    · have yüklemi "sahip olmak" (- She has three children.) anlamında "-ing" almaz"; "..almak / yemek" anlamı (- They are having lunch.) taşıdığında "-ing" alır.

    · hear yüklemi alışılmadık durum belirttiğinde (- I'm hearing things. / Gaipten sesler duyuyorum.) "-ing" ile kullanılabilir.

    · see yüklemi alışılmadık durum belirttiğinde (- I'm seeing double) "-ing" ile kullanılabilir.

    · smell yüklemi "koku salmak" (- It smells nice.) anlamında "-ing" almaz; "koklamak" anlamı (-She is smelling the flowers.) taşıdığında "-ing" ile alır.

    · taste yüklemi "tadı olmak" (- It tastes nice.) anlamında "-ing" almaz; "tatmak" anlamı (- Why are you tasting the soup?) taşıdığında "-ing" alır.

    · think yüklemi "fikir sahibi olmak" (- I think he is right.) anlamında "-ing" almaz; "düşünmek" anlamı (- What are you thinking ?) taşıdığında "-ing" alır.


    Simple Present'ın bu kullanımları (D-E) Türkçe'ye aktarılırken "yüklem + - Er/-Ir" ya da çoğu kez "yüklem + - Iyor" yapısı kullanılır.


    f) Emir vermek için kullanılır.

    - Stop !
    Dur !

    2.2. Present Continuous Tense

    a) Şu anda gerçekleşmekte olan olaylar için kullanılır.

    - You are reading a sentence.
    Bir cümle okuyorsun/okumaktasın.

    b) Şu aralar olmakta olan olaylar için kullanılır.

    - I am reading a wonderful novel.
    Şahane bir kitap okuyorum/okumaktayım.

    c) Geleceğe yönelik kesin planlarda kullanılır.

    - What are you doing tomorrow ?
    Yarın ne yapıyorsun ?

    d) Konuşmacıyı tedirgin eden ve sık tekrarlanan bir olay için "always" ile birlikte kullanılır.



    - She is always complaining about my dog.
    Sürekli / Hep / Durmadan köpeğimden şikayet ediyor.


    Present Continuous'un bu kullanımları (A-D) Türkçe'ye "yüklem + -Iyor/-mEktE" kullanılarak aktarılır.

    2.3. Present Perfect Tense

    a) Az önce tamamlanan bir olay için, genelde "just" ile kullanılır.

    - I have just drunk a cup of tea.
    Az önce/Daha şimdi bir fincan çay içtim.



    b) Yapılmış ama zamanı belli olmayan eylemler için, ya da zaman belli olsa da eylemin kendisi kadar önemli olmadığı durumlarda kullanılır.



    - Peter has been to the States twice.
    Peter Amerika'da iki kez bulundu./Birleşik Devletler'e iki kez gitti.

    c) Geçmişte yapılmış, şu anda ya da gelecekte yapılabilme olasılığı var olan olaylar için kullanılır.



    - He has won 3 Oscars.
    3 Oscar kazandı.



    d) Sınırları kesin belirtilmeyen bir zamanı belirtmekte olan bir terim ile birlikte [1], ya da, olayın geçtiği zaman diliminin henüz sona ermediği durumlarda [2] kullanılır.



    - The population has risen dramatically lately. [1]
    Nüfus son zamanlarda önemli ölçüde arttı/artmıştır.


    Present Perfect'in bu kullanımları (A-D) Türkçe'ye "yüklem + -DI", çeviri metni resmi bir dil taşıdığında da "yüklem + - mIştIr" yapısı ile aktarılır.


    - They haven't had a holiday this year. [2]
    Bu sene tatil yapmadılar.

    e) "be" yüklemi ile birlikte, nitelik, yer, vs. belirten yapıların oluşturulmasında kullanılır.



    - I have been a teacher for 7 years.
    Yedi senedir öğretmenim/öğretmenlik yapmaktayım/yapıyorum.


    Bu kullanım (E) Türkçe'ye "yüklem + -DIr" yapısı ile aktarılırsa da -DIr takısı genelde düşer.

    2.4. Present Perfect Continuous Tense

    a) Present Perfect'ten farklı olarak, daha süreli bir eylemi kapsar.

    - I have been writing since ten this morning.
    Bu sabah ondan beri yazıyorum/yazmaktayım.

    b) Kimi zaman, olayın kendisi bitmiş olsa bile etkisi sürmektedir.

    - You look terrible. Have you been fighting ?
    Berbat görünüyorsun. Kavga mı ettin ?


    Present Perfect Continuous Türkçe'ye, eylem sonuçlanmamış ise (A) "yüklem + -Iyor/-mEktE", eylem sonuçlanmış ise (B) "yüklem + -DI" ile aktarılır.

    3. Past : Geçmiş zaman

    3.1. Simple Past Tense

    a) Geçmişte belirli bir zamanda bitmiş bir olay için kullanılır. Bu kullanımın Present Perfect'ten farkı olayın geçtiği zamanın ve ayrıntıların önem kazanmasıdır.



    - He left a minute ago.
    Bir dakika önce çıktı.

    - Where did the accident happen ?
    Kaza nerede oldu ?


    Simple Past'ın bu kullanımı (A) Türkçe'ye "yüklem + -DI", daha resmi yapılarda ise "yüklem + mIştIr" kullanılarak aktarılır.


    b) Geçmişe ait bir alışkanlık için "always", "never", vs. ile kullanılır.

    - He always wore a hat.
    Sürekli/Hep şapka giyerdi.


    Simple Past'ın bu kulanımı (B) Türkçe'ye "yüklem + -I/ErdI" kullanılarak aktarılır.

    3.2. Past Perfect Tense

    a) Geçmişe ait iki olayın bulunduğu bir durumda ve bu iki olaydan birinin diğerinden önce olması halinde, önce olan olay için "Past Perfect", sonra olan olay için de "Simple Past" kullanılır.



    - When the police arrived, the burglad had escaped.
    Polis geldiğinde hırsız kaçmıştı.

    b) "Past Perfect" temelde "Present Perfect'in past halidir.

    - He had won 3 Oscars.
    3 Oscar kazanmıştı.


    Past Perfect Türkçe'ye "yüklem + -mIştI" ile, ya da, pek sık olmasa da, "yüklem + - DıydI" ile aktarılır.

    3.3. Past Perfect Continuous Tense

    "Present Perfect Continuous" yapının past halidir.

    - I had been writing since 10 this morning.
    O sabah 10'dan beri yazmaktaydım.

    - You looked terrible. Had you been fighting ?
    Berbat görünüyordun. Kavga mı etmiştin ?


    Past Perfect Continuous Türkçe'ye " yüklem + - Iyordu / -mEktEydI / -mIştI kullanılarak aktarılabilir.

    3.4. Past Continuous Tense

    a) Geçmişte bir süre devam etmiş olan olayların aktarımında kullanılır.

    - She was earning quite a lot of money.
    Oldukça çok para kazanıyordu / kazanmaktaydı.

    b) Devam etmekte iken ani ve daha kısa bir eylemle karşılaşan ya da o eylem tarafından kesintiye uğratılan bir eylem için kullanılır.

    - When she heard the explosion she was having bath.
    Patlamayı duyduğunda banyo yapıyordu.


    Past Continuous Türkçe'ye "yüklem + -Iyordu / -mEktEydI" ile aktarılır.

    3.5. "Infinitive" yapılarda past

    "Infinitive" (to + yüklem) İngilizce'de "to have + V3" ile past hali alır.

    - He is believed to have a big fortune. PRESENT
    İnanışa göre büyük bir serveti var.

    - He is believed to have lived in misery. PAST
    İnanışa göre sefalet içinde yaşadı / yaşamış.

    3.6. "Gerund" yapılarda past

    "Gerund" (yüklem + - ing) yapısı "having + V3" kullanılarak past yapılabilir.

    - Having completed the task, the students had a break.
    (= After they had completed ... )
    Görevi tamamladıktan sonra öğrenciler ara verdiler.

    Bu yapı perfect nitelik de taşıyabilir.

    - Having completed the task, the students will have a break.
    (= After they have completed .... )

    4. Future: Gelecek zaman

    4.1. will

    a) Bir plan ya da kesinleşmiş amaç olmadığı durumlarda kullanılır.

    - Don't worry. You'll succeed.
    Endişelenme. Başaracaksın.


    Bu kullanım (A) Türkçe'ye "yüklem + - EcEk" ile aktarılır.


    b) Sonucun kesin / doğal olduğu bilinen durumlarda, kimi zaman da bir inatlaşma söz konusu ise kullanılır.



    - When it is wet, this paint will give a terrible smell.
    Islakken bu boya berbat bir koku salar / salacaktır.

    - Don't insist. She will say no.
    Israr etme. Hayır der / diyecektir.


    Bu kullanım (B) Türkçe'ye "yüklem + - I/Er" ya da "yüklem + - EcEkDIr" ile aktarılır.

    4.2. be (am/is/are) going to

    a) Bir plan ya da kesinleşmiş amaç olduğu zaman kullanılır.

    - Don't worry. I'll help you.
    Endişelenme. Sana yardım edeceğim.

    b) Bir eylemin gerçekleşeceğine ait kesin iz, belirti varsa kullanılır.

    - She looks very pale. I think she's going to faint.
    Çok solgun görünüyor. Sanırım bayılacak.


    Bu kullanımlar (A-B) Türkçe'ye "yüklem + - EcEk" ile aktarılır.


    c) "was / were going to" yapısı yapılması amaçlanan ama gerçekleşmesine olanak ya da gerek kalmayan eylemler için [1] - ya da bunun tam tersi olarak gerçekleşmesine gerek yokken gerçekleşen [2] - olaylar için kullanılır.



    - I was going to call him. He called me. [1]
    Onu arayacaktım. O beni aradı.

    - They weren't going to visit the ancient church but they did so while they took shelter there during the rain. [2]
    Antik kiliseyi gezmeyeceklerdi ama yağmurdan korunmak için oraya sığındıklarında geziverdiler.


    Bu kullanım (C) Türkçe'ye yüklem + - EcEktI" ile aktarılır.

    4.3. be (am/is/are/ ..) to

    a) "will (definitely)" anlamında kullanılır.

    - The Queen is to visit New Zealand.
    Kraliçe Yeni Zelanda'yı ziyaret edecek.


    Bu kullanım (A) Türkçe'ye "yüklem + - EcEk" ile aktarılır.


    b) "should" anlamında kullanılır.

    - You are to do your homework.
    Ev ödevini yapman gerek.


    Bu kullanım (B) Türkçe'ye "should" gibi aktarılır.

    4.4. Future Continuous Tense

    Gelecekte sürüyor olacak eylem için kullanılır.

    - This time tomorrow, I'll be sleeping.
    Yarın bu saatler uyuyor olacağım.


    Future Continuous Türkçe'ye "yüklem + - Iyor / - mEktE olacak" ile aktarılır.

    4.5. Future Perfect Tense

    Gelecekte bir zamanda tamamlanmış olacak eylem için - genelde zaman belirten by kelimesi ile birlikte - kullanılır.

    - This time tomorrow, I'll have gone to bed.
    Yarın bu saatler yatmış olacağım.

    Future Perfect Türkçe'ye "yüklem + - mIş olacak" ile aktarılır.




    YARDIMCI YÜKLEMLER

    1. Tanım

    Bu bölümde ele alınan yüklemler birer yardımcı yüklemdir. Tek başlarına kullanıldıklarında yüklem olarak taşıdıkları anlamı taşımazlar ("Yes, I can" gibi kısa yanıt durumları dışında). Bu nedenle, kimi yardımcı yüklemlerin isim ya da yüklem olarak taşıdıkları anlama (can (n) = teneke kutu, have (v) = sahip olmak, May (n) = Mayıs, must (n) = gereklilik, will (n) = irade; vasiyetname) dikkat etmek gerekebilir.

    2. Kullanım ve Çeviri

    Yardımcı yüklemler alfabe sırasına göre ele alınmıştır.

    2.1. be (am / is / are) able to

    "Bir şeyi yapabilmek" anlamını taşır.

    - I am able to run a mile.
    Bir mil koşabilirim.

    - They will be able to complete the project on time.
    Projeyi zamanında tamamlayabilecekler.

    - She was able to say a few words.
    Birkaç kelime söyleyebildi.

    - We haven't been able to understand it.
    Onu anlayabilmiş değiliz.


    Bu yapı Türkçe'ye "yüklem + - EbIl- " ile aktarılır. Gerekli zaman takısı eklenir.

    2.2 can

    a) bir şeyi yapabilmek

    - Can you speak German ?
    Almanca konuşabilir misin ?

    b) olasılık

    - He can be here any moment.
    Her an gelebilir.

    c) izin, rica

    - Can I leave early ?
    Erken çıkabilir miyim ?

    - Can you turn the volume down ?
    Sesi kısabilir misin ?


    Bu kullanımlar (a-c) Türkçe'ye "yüklem + - EbIl- ile aktarılır.


    d) Olumsuz sonuç çıkarma

    - It can't be her. She is much taller.
    Bu o olamaz. O daha uzun boylu.

    e) Geçmişe ait olumsuz sonuç çıkarma.

    - She can't have left earlier.
    Daha erken çıkmış olamaz.

    2.3. could

    a) Geçmişte bir şeyi yapabilmek.

    - I could swim across the lake then.
    O zamanlar gölü yüzerek geçebilirdim.

    b) olasılık

    - Perhaps she could answer all the questions.
    Belki de tüm sorulara yanıt verebilir.

    c) izin, rica

    - Could you do me a favour ?
    Bana bir iyilik yapar mısın ?

    d) teklif

    - Could we meet at around 12 tomorrow ?
    Yarın saat 12 civarında buluşabilir miyiz ?

    e) Sonuç çıkarma

    - He could be at home. He could be sleeping.
    Evde olabilir. Uyuyor olabilir.

    f) Gerçekleşmemiş, geçmişe ait olasılık

    - I could have passed the test.
    Sınavı geçebilirdim.

    2.4. dare

    a) Cesaret etmek

    - She daren't do it.
    Yapmaya cesaret edemez.

    b) Sadece I daresay yapısı ile, olasılık

    - I daresay you are tired.
    Sanırım yorgunsun.

    2.5. had better

    Tercih, "olsa iyi olur"

    - Hadn't we better start rightaway ?
    Hemen başlamak/başlamamız iyi olmaz mı ?

    - I'd better keep it in a box.
    Onu bir kutuda saklasak iyi olur.

    2.6. have (got) to

    a) Konuşmacının gerçeklere dayanarak ilettiği zorunluluk.

    - She has to leave immediately. There is a phone call.
    Hemen çıkması gerek. Telefon var.

    b) Gerekmezlik (= needn't )

    - You don't have to study at all.
    Hiç çalışman gerekmez.

    - She won't have to go.
    Gitmesi gerekmeyecek.

    - We didn't have to buy anything.
    Hiçbirşey satın almamız gerekmedi.

    Kimi zaman have = sahip olmak yüklemi, have to yardımcı yükleminin kullanımına benzer bir çekilde kullanılıyor olabilir. Cümlenin anlamını yanlış anlamamak için dikkat etmek gerekir.

    - This book has a lot to say.
    (= This book has a lot of things to say.)

    2.7. may

    a) Olasılık

    - We may never see that comet again.
    Bu kuyruklu yıldızı bir daha hiç göremeyebiliriz.

    b) İzin, rica

    - You may go.
    Gidebilirsin.

    c) Gelecekte tamamlanması olası eylem.

    - Many species may have died out by then.
    O zamana kadar pek çok tür tükenmiş olabilir.

    d) Geçmişe ait olası eylem

    - He may have missed the bus.
    Otobüsü kaçırmış olabilir. / Belki de otobüsü kaçırdı.

    e) Geçmişte gerçekleşmemiş olasılık

    - They may have won the match. They played terribly.
    Maçı kazanabilirlerdi.

    f) may as well = had better



    "may well" kullanımına dikkat ! Bu yapıda well kelimesi pekala, neden olmasın anlamını taşır.



    g) Dualar "may" ile olur. "May" yardımcı yüklemi özneden önce gelir.

    - May God be with you.
    Tanrı seninle olsun.

    h) "Rağmen" anlamı veren cümlelerde, devrik yapıda "may" kullanılabilir.

    2.8. might

    a) zayıf olasılık

    - This medicine might have some side effects.
    Bu ilacın bazı yan etkileri olabilir.

    b) izin isteme

    - Might we suggest something ?
    Birşey önerebilir miyiz ?

    c) gelecekte tamamlanması olası eylem

    - By the year 2.000, you might have died.
    2000 yılına gelindiğinde ölmüş olabilirsin(iz).

    d) geçmişe ait olası eylem

    - He might have tried to contact you.
    Sana ulaşmaya çalışmış olabilir.

    e) geçmişte gerçekleşmemiş olasılık

    - They might at least have apologized.
    En azından özür dileyebilirlerdi [ama dilemediler]

    f) might as well = had better

    2.9. must

    a) konuşmacının zorunlu gördüğü, kendi fikrine dayalı zorunluluk

    - I don't want her here. She must go.
    Onu burada istemiyorum. Gitmeli./Gitmesi şart.

    b) çok kuvvetli olasılık

    - There must be a mistake. Check it again.
    Bir hata olmalı./ Mutlaka bir hata vardır. Yeniden kontrol et.

    - He must be sleeping. I can hear his snore.
    Uyuyor olmalı. Horultusunu duyabiliyorum.

    Bu yapının olumsuzu mustn't ile değil can't ile oluşturulur.


    c) Yasaklama

    - You must not take any pictures here.
    Burada fotoğraf çekmemelisin(iz).

    d) Geçmişte gerçekleşmiş olması olası eylem

    - He must have missed the bus.
    Otobüsü kaçırmış olmalı.


    Bu yapının olumsuzu musn't have ile değil can't have ile oluşturulur.

    2.10. need(n't)

    a) Gerekmezlik (= don't/doesn't have to)

    - You needn't worry.
    Endişelenmen gerekmez/gereksiz.

    b) Gereklilik

    - Need I sign it ?
    İmzalamam gerekir mi ?

    c) Geçmişte gerek olmadığı halde yapılmış eylem.

    - We needn't have brought our tent; his tent is large enough.
    Çadırımızı getirmemiz gerekmezdi. Onun çadırı yeterinde geniş.

    2.11. ought to

    a) Öğüt, tavsiye

    - It ought to be cleaned every two months.
    İki ayda bir temizlenmesi gerek.

    b) Geçmişte gerçekleş(me)miş olasılık.

    - She ought to have been more careful
    Daha dikkatli olması gerekirdi.

    2.12. shall

    a) Gelecek. Resmi kullanım.

    - When shall we announce the results ?
    Sonuçları ne zaman açıklayacağız ?

    b) Sadece I ve we ile, öneri.

    - Shall we go out ?
    Çıkalım mı ?

    c) Will yerine. Resmi kullanım.

    - The accused shall be interrogated.
    Sanık sorguya çekilecek.

    2.13. should

    a) Yükümlülük

    - He should work harder.
    Daha fazla çalışması gerek.

    b) Şu anda gerçekleşmesi gerekirken gerçekleşmeyen - ya da bunun tam tersi - eylem.

    - You should be at home now. You should be studying.
    Şu anda evde olman gerekirdi. Ders çalışıyor olmalıydın.

    c) Why veya How ile, tedirginlik ve öfke ifadesinde.

    - How should I know it ?
    Ben nereden bileyim ?

    d) Olasılık

    - He worked hard. So, he should succeed.
    İyi çalıştı. Kazanması gerekir. / Kazanacaktır.

    e) Geçmişte gerçekleşmemiş gereklilik

    - She should have seen her mistake.
    Hatasını görmesi gerekirdi.

    f) Bazı yüklem ve sıfatlarla

    - I advise that she should resign.
    - Was it essential that he should be sacked ?

    g) Second conditional yapıda, devrik cümle oluşturmak için.

    - Should he come, give him my message.

    2.14. used to

    a) Geçmişte olan ve artık devam etmeyen al??kanlık.

    - I used to exercise regularly.
    Düzenli olarak alıştırma yapardım.

    b) Olumsuz yapıda, geçmişte olmayıp sonradan edinilen al??kanlık.

    - She didn't use to smoke.
    Eskiden sigara içmezdi.

    - He never used to leave the office early.
    Ofisten asla erken ayrılmazdı.

    Her ne kadar used to ile doğrudan bir ilgisi olmasa da, karışıklığa çok çabuk neden olabildiği için be used to ve get used to yapılarına da değinmek yerinde olacaktır. Be used to "alışkın olmak", get used to ise "alışkanlığı kazanmak" anlamlarını taşırlar ve yardımcı yüklem özellikleri yoktur.

    - "Your neighbours upstairs are making a lot of noise."
    - "I'm used to it."

    - When I first moved to Ankara, life was difficult. Then I got used to living here.

    2.15. will

    a) Geleceğe yönelik durum, eylem

    - I will come with you.
    Seninle geleceğim.

    - Next month, we'll be opening a new branch.
    Gelecek ay yeni bir şube açıyor olacağız.

    - Next month, we'll have opened a new branch.
    Gelecek ay yeni bir şube açmış olacağız.

    b) Rica, istek

    - Will you please leave the door open ?
    Lütfen kapıyı açık bırakır mısın ?

    c) Geleceğe yönelik kesin ve doğal sonuç

    - She is so stubborn. She'll refuse it.
    Çok inatçı. Reddeder./Reddedecektir.

    2.16. would

    a) Geçmişte alışkanlık. Used to yapısından farkı, bu alışkanlığın bitmiş olmasının gerekmemesidir.



    - He would drink a glass of wine after dinner.
    Akşam yemeğinden sonra bir bardak şrap içerdi.

    b) Rica, istek

    - Would you send the brochures as soon as possible ?
    Broşürleri olabildiğince çabuk gönderir misiniz ?

    c) Geçmişte zorunluluk, kimi zaman inat taşıyan eylem.

    - I begged him to help me, but he wouldn't.
    Bana yardım etmesini istedim ama etmeyeceği tuttu.

    d) Geçmişte gerçekleşmemiş eylem.

    - We would have stayed longer but the weather changed.
    Daha uzun kalırdık ama havalar değişti.

    e) Second conditional türü kullanımda

    - If you had not been so lazy you would be studying at university now.
    O kadar tembel olmasaydın şimdi üniversitede okuyor olurdun.
     

Bu Sayfayı Paylaş