İnatçılığın Psikolojisi, İnat Nedir?, İnatçılık Hakkında

'Psikoloji' forumunda Siraç tarafından 16 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    İnatçılığın Psikolojisi, İnat Nedir?, İnatçılık Hakkında konusu İnatçılığın Psikolojisi, İnat Nedir?, İnatçılık Hakkında

    Arnavut/keçi/eşek/katır/gavur inadı

    La der lo demez.

    Atla inat olmaz.

    İnadım inat adım kör murat.

    Bir inat bin murat.

    Ölümüne inat.

    İnat iradenin eşekliğidir.

    Zengini hayırsız evlat, memuru boyalı avrat, çiftçiyi kuru inat batırır.

    Osmanlı’yı at yıkar, Türk’ü inat.

    Yukarıdaki deyim ve atasözleri dilimizde oldukça kullanılan deyimlerdir. Ve hepsinin işaret ettiği ortak bir nokta var: inat. Ve hepimiz hayatımızda çok inatçı insanlarla bir defa da olsa karşılaşmış durumdayız. Belki de kendimiz inatçı keçinin biriyiz.

    Şunu biliyoruz ki, aşırı inat sakıncalı bir durumdur. Fransız düşünür Bernard Barton der ki: Düşüncelerinde inat ve şiddet, aptallığın en açık belirtileridir. Gerçekten de bazen bizler bir dakika inat etmeye değmeyecek şeye bir sene inat edebiliyoruz. Özellikle evlilikte sudan sebepler yüzünden birbiriyle inatlaşan ve barışmamak için direnen eşlerin sayısı oldukça fazla. Peki, kimler neden inat ediyorlar?

    Değişime Direnenler
    Bazı insanlar vardır ki değişimi pek sevmezler. Bu kişiler statükocu olarak da adlandırılırlar. Var olan konumlarını korumak isterler. Çünkü değişim, taşların yerinden oynaması demektir ve bazı belirsizlikleri de beraberinde getirir. İşte bu değişime karşı direnç gösteren insanlar inatçı olarak bilinirler. Var olan durumun değişmemesi için ellerinden geleni yaparlar. Bir odanın düzeninden tutun masa üstündeki eşyalarının yerinin değiştirilmesine bile karşı çıkarlar.

    Aşırı Benmerkezciler
    Dediğim dedik insanlar hepimizi çevresinde var. Bu insanlara bir şeyi kabul ettirmek çok güçtür. Onlara göre hep kendi fikirleri doğrudur. Başkasının fikrini kabul etmek istemezler. Hatta doğru olduğunu bilseler bile inat uğruna kendi bildiklerinde ısrar ederler. Ve bizler bu kişileri inatçı kişiler olarak tanımlarız. Bu kişilerde gizli veya açık bir enaniyet ve benmerkezcilik vardır. Dünyaya hep kendi pencerelerinden bakarlar. Bu sebeple hep kendi bildiklerini savunurlar. İşte bu kişiler de inatçı kimseler olarak bilinirler.

    Üzerine Toz Kondurmak İstemeyenler
    Bir kısım insanlar da hatalarını kabullenmekte zorlanırlar. Kendi kusurlarını ve eksiklerini bir kişi açığa çıkarmak istediklerinde buna direnirler. Kendilerini kusursuz olarak gördükleri için karşı tarafın eleştirileri gerçek bile olsa kabullenmekte zorlanırlar ve inat ederler. Çünkü eğer söylenenleri kabul etseler hatalı oldukları ortaya çıkacak ve bu da kendi karizmalarına zarar verecektir. Bu kişiler kişilikleri ile davranışlarının farklı olduğunun farkında değillerdir. Bizlerin bazı davranışları hatalı olabilir. Ve hata her insanın karşılaştığı bir durumdur. Davranışlarımızda görülen bu hatalar bizim kişiliğimizde problem olduğu anlamanı gelmez. Bu gerçeğin farkında olmayan kişiler davranışlarındaki hataları bile kabul edemezler ve inat ederek direnirler.

    Karşı Gelme Bozukluğu ve İnat
    Psikolojide daha çok dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile birlikte görülen bir rahatsızlık da karşı gelme bozukluğudur. Bu bozukluğun en önemli unsuru çocuğun isteyerek ve bilerek ebeveynlerini kızdıracak davranış içine girmesi ve onların dediklerinin tam tersini yapmasıdır. Burada karşı gelmedeki amaç karşı gelmiş olmaktır. Bu çocuklar da inatçı çocuk olarak bilinirler.

    Çocuk ve İnat
    Çocuklar yürümeye başladıktan sonra etrafı karıştırmaya başlarlar. Bunları yaparken bazen kendilerine zarar verecek şeylere de el atarlar. Bu durumda anne devreye girer ve telaşla çocuğa “yapma” der. Çocuk annenin panik olmuş ve bu halinden eğlence çıkarır ve aynı şeyi yapmak ister. Bu durumda anne ve çocuk inatlaşmaya başlar. Anne kızdıkça çocuk daha çok hırçınlaşır ve ağlar. Bu durumda anneler çocuklarını hemen “inatçının teki diye niteler. Bu durumda aileye düşen görev çocuklarla inatlaşmak değil çocuğun ilgisini soru ile başka yöne çekmektir. İlla da dolabı karıştırmak isteyen oğlunuza “Oğlum topun nerede? Hadi getir de oynayalım.” demek daha makul bir yoldur.

    Evet, şöyle ya da böyle inat hepimizin hayatında bir parça var. Bazılarımız ise biraz daha fazla inatçıyız. Ve bu durum büyük olasılıkla ailemizin bizi yetiştirme tarzından kaynaklanıyor. Başkalarının da fikirlerinin değerli olabileceğine inanmak, önyargılı olmamak ve davranışlarımızdaki hatalarımızın kişiliğimizdeki bir kusur anl..... gelmediğini bilmek inadımızı bir nebze kırabilir. Ve şu soruyu kendimize sormak çok faydalı olacaktır: Gerçekten inat ettiğimiz bu şey inat etmeye değer mi?



    Mehmet Teber
     

Bu Sayfayı Paylaş