İmam-ı Rabbani Kimdir - İmam-ı Rabbani Biyografisi

'Düşünürler-Filozoflar' forumunda DeMSaL tarafından 25 Haziran 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İmam-ı Rabbani Kimdir - İmam-ı Rabbani Biyografisi konusu İmam-ı Rabbani Kimdir - İmam-ı Rabbani Biyografisi - İmam-ı Rabbani Resimleri - İmam-ı Rabbani Hayatı




    Tam adıyla İmam-ı Rabbani Ahmed El Farukî El Sirhindi (1563-1624), Hindistanda yaşamış İslam bilgini ve tasavvuf lideridir.
    İmam Rabbani, 1563 yılında Babür İmparatorluğu egemenliği altında Hindistan'ın Serhend şehrinde dünyaya gelmiştir. Ömer ibn Hattab'ın soyundan geldiği için El Faruk lakabını almıştır. 1624 yılında, 63 yaşındayken vefat etmiştir.
    Genel olarak Nakşibendi tarikatı mensubudur, fakat kadiriyye, çiştiyye gibi diğer tarikatlar arasında da saygın bir yeri vardır. Nakşibendi tarikatının Müceddidiye kolundandır.


    [​IMG]

    Düşünce Yapısı ve Mücadelesi
    İmam Rabbani, babası ve Bakibillah gibi zamanın en büyük bilginlerinden dersler alarak İslami konularda kısa zamanda büyük bir birikime sahip oldu. Temel düşüncesi, tasavvuf merkezlidir. Fakat mektuplarında şeriatsız bir tasavvuf anlayışının olamayacağını sık sık dile getirerek, önce şeriat kurallarının yerine getirilmesini tavsiye etmiştir. Yirmi yaşlarındayken Baki Billah'ın muridi oldu. Baki Billah, İmam Rabbani'nin kendisine rüyasında gösterilen müceddid olduğunu anlayınca ona icazet ve halifelik verdi.
    İmam Rabbani, Ekber Şah'ın dini tahrif etme ve yeni bir din oluşturma çabasına karşı mücadele vermiştir. Hiç çekinmeden Ekber Şah'ı eleştirmiştir. Din-i İlahi adlı bu yeni oluşumun çok yaygınlaşmamsı İmam Rabbani'nin başarısı kabul edilir. Ekber Şah'dan sonra, yerine geçen oğlu Cihangir Şah, İmam Rabbani'yi ordu içinde mürit sayısı arttığı için vezirleri tarafından bir tehdit oluşturduğunu söylenmesi üzerine Rabbani'yi hapse attırdı. İmam Rabbani, bir sene hapiste kaldıktan sonra, Cihangir hatasını anladı ve Rabbani'yi hapisten çıkararak onu sohbetine aldı. Cihangir'in tekrar islam kurallarına dönmesi Rabbani ile yaptığı sohbetlerin neticesidir.
    Rabbani, onlarca murşit yetiştirerek Hindistan'ın değişik bölgelerine gönderip halkın irşat olmasına vesile oldu. Hayatı boyunca ehlisünnet ekolünün önemini bilerek yaşadı. Tasavvufa da yeni bir soluk getiren Rabbani, yeni kavramlarla Tasavvuf ıstılahını genişletti. Mektuplarında, yaşadığı halleri ve tecrübeleri anlatması, sonraki sufilerin güzel bir ıstılahi kaynağa sahip olmasını sağladı. İbni Arabi ekolünü, yani Vahdet-i vucüt teorisinin hatalarını açıklayıp, yerine vahdet-i şuhut (tevhid-i şuhud) teorisini açıkladı.
    İmam Rabbani, ehlisunnet reyince ikinci bin yılın yenileyicisi (müceddid-i elf-i sani) kabul edilmiştir.



    1563 senesinde Hindistan'ın Serhend şehrinde doğan ve zamanının müceddidi olan (dini bilgileri yenileyen, din ahlakına sonradan dahil edilmiş olan batıl inanış ve uygulamaları kaldıran) İmam Rabbani, yaşadığı devir ve sonrasında, Kuranın doğru anlaşılması için yazdığı eserlerle ve yaptığı sohbetlerle yüzyıllarca sürecek etki bırakmış çok önemli bir İslam alimidir. Küçük yaşta Kuran-ı Kerim'i ezberleyip hafız olmuştur. İlk olarak babası tarafından eğitilmiş ve daha sonra da yaşadığı dönemin büyük alimi Mevlana Kemaleddin Keşmiri, Kadı Behlul-i Bedahşani'den dersler almıştır.
    İmam Rabbani, ilminin derinliği, feraseti, basireti ve üslubundaki samimiyeti ve hikmeti ile, materyalist felsefenin etkisiz hale getirilmesinde ve Allahın varlığı ve birliği konusunun geniş kitlelere anlatılmasında çok etkili olmuştur. Yaşadığı zamanda ittifaken İslam alimlerinin en büyüğü olarak kabul edilmiştir. Etkileri halen devam eden İmam Rabbani, Kutlu Peygamberimiz (sav)'den nakledilen hadisleri yorumlayarak aynı zamanda ahir zamana ışık tutmuştur.
    Zamanının dinsizliğine, Hindistan bölgesindeki sapkın fikirlere, özellikle dönemin devlet adamlarının ehli sünnet düşmanlığına, Sihizm, Hindu milliyetçiliği, sahte mehdilik akımları neticesinde yaşanan ahlaki çöküntüye karşı Kuran ahlakını ve Peygamber Efendimiz (SAV)'in sünnetlerini savunmuş, din ahlakını hurafelerden arındırmak için büyük bir fikri mücadele vermiştir.
    Ahlakı ve yaşantısıyla tüm müminlere örnek olmuş olan değerli İslam alimi İmam Rabbani, dönemin sultanının yanlış ve katı uygulamalarına karşı ayaklanmak isteyen halkı yatıştırmış, birlik ve beraberlik ortamının bozulmasını engellemiştir. Bu uğurda birçok kez hapishanede kalmış, bu ortamda dahi Kuran ahlakını anlatarak birçok tutuklunun Müslüman olmasına vesile olmuştur. Daha sonra fikirlerinin değeri anlaşılarak serbest bırakılan İmam Rabbani, hurafelerle örtülmeye çalışılan din ahlakını, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (SAV)'in sünnetleri doğrultusunda özüne döndürmeyi başarmıştır.
    1624 yılında vefat edene kadar yetiştirdiği öğrencileri ve eserleriyle İslam dünyasının aydınlanmasına vesile olmuş, din ahlakına uygun olmayan akımların güçlenmesini engellemiş, günümüze dek gelen değerli fikir ve görüşleriyle İslam dinine en güzel şekilde hizmet etmiştir.

    Eserleri


    * Mektubat: Üç cilt olup, beş yüz yirmi altı mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir. Mektubat'taki mektupların birkaçı Arapça, geri kalanların hepsi Farsça'dır.
    * Redd-i Revafıd
    * İsbatün-Nübüvve
    * Mebde ve Me'ad
    * Adab-ül-Müridin
    * Ta'lkat-ül-Avâarif
    * Risale-i Tehliliyye,
    * Erh-i Rubaıyyat-ı Abd-il-Bâakî
    * Mearif-i Ledünniye
    * Mükaşefat-ı Gaybiyye
    * Cezbe ve Süluk Risalesi

    Allah'ın Emir ve Yasaklarına Uymak

    "Ey oğul! Varlıkların özü olan insanın yaratılmasındaki gaye, oyun ve oyuncakla eğlenmek, yemek ve içmek değildir. Onun yaratılmasındaki gaye, kulluk vazifelerini yerine getirmek, devamlı bir şekilde Allah'a iltica ve niyazda bulunmaktır. Dinin anlattığı ibadetlere gelince, bunların edasından gaye, kulların faydası ve onların yararıdır. Bunlardan hiçbirine Cenab-ı Hakk'ın ihtiyacı yoktur. Durum böyle olunca, onların edası memnuniyete sebep olmalıdır. Bu emirlerin yerine getirilmesi ve yasaklardan kaçınmak için koşmalı, çabalamalıdır. Cenab-ı Hak sonsuz zenginliği ile kullarına emir ve yasaklar yolundan ikramlar eylemiştir. Bu durumda bize düşen, tam manasıyla bu nimetlere şükretmektir. Memnuniyetin en üstün derecesi ile emir ve yasaklardan ne varsa hepsinin yerine getirilmesi için çaba harcamaktır."
    (Mektubat, 73. mektup)


    Mal ve Mülk Allah'ındır

    "Ey oğul! Nefis kendi özünde cimridir. İlahi emirleri yerine getirmekten kaçar. İnsanlara dini anlatırken devamlı yumuşak konuşmalıdır. Mal ve mülk bütünüyle Allah'ındır, kula asıl layık olan zekatı tam bir memnuniyetle vermektir. Yoksa nefsin arzularına uyarak ibadetin edasında tembellik edip ağırdan almak yakışmaz."

    Zikir Gafletin Kovulmasıdır

    "Ey oğul! Fırsat ganimettir. Sağlık ve boş zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamlı olarak Allah'ın zikrine harcamak gerekir. Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dahildir, isterse alış veriş olsun. Bütün hal ve hareketlerde dinin hükümlerine riayet etmek gerektir. Ta ki onların hepsi zikir ola... Zikir, gafletin kovulmasından ibarettir. Bütün işlerde emir ve yasaklara riayet edilirse, emirleri veren yasakları bildiren Zata karşı gaflet esaretinden kurtuluş nasip olur. O Yüce Hakkın da devamlı zikri hasıl olur."

    Hayal Mertebesinde Dünya

    "Hariçte ve hakikatte, Allah-u Teala'dan başka, mevcud (var olan) yoktur. Allah-u Teala, kudreti ile, kendi isimlerinin ve sıfatlarının kemalatını mümkünat suretlerinin perdesinde göstermiş (varmış gibi görünen resimsel görüntülerde göstermiş), yani eşyayı, kendi kemalatına uygun olarak, his ve vehim mertebesinde, icad etmiş, var etmiştir. Böylece, eşya, vehmde (sanalda) görünmekte, hayalde devam etmektedir. O halde eşya, hayalde göründüğü için vardır. Lakin Allah-u Teala, bu görünüşe devam verdiği, yok olmaktan koruduğu eşyanın yapısına sağlamlık verdiği ve ebedi muameleyi de bunlara bağlı kıldığı için, vehmdeki varlık ve hayaldeki devam da, hakiki varlık olmuştur."

    (İmam-ı Rabbani, İkinci Cilt, 44. mektup)

    Gençlik Çağı, Kazanç Zamanıdır

    "Biz kuluz. Sahibimizin emrindeyiz. Başıboş değiliz. Her istediğimizi yapmaya serbest değiliz. İyi düşünelim! Uzağı gören akıl sahibi olalım! Kıyamet günü utanmaktan, pişman olmaktan başka, ele bir şey geçmez. Gençlik çağı, kazanç zamanıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip elden kaçırmaz. İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, halsizlik zamanında, yarar iş yapılamaz."
    (Mektubat. 73. mektup)


    Mehdilik Hakkında
    İmam Rabbani yazdığı yazılarında ve yaptığı sohbetlerinde, ahir zamanı müjdelemiş, ahir zamanın o kutlu şahsını talebelerine anlatmıştır:

    Mümkündür ki; bu iki asrın daha hayırlı oluşu, şu itibarla olur: Allah’ın veli kullarının çok zuhuru (ortaya çıkması), bid'at ehlinin (sünnetlere uygun olmayan davranışların sahipleri) azlığı, fısk ve masiyet erbabının nadirattan oluşu (Allah'ı hariç tutarak değerlendirme yapanların az oluşu). Böyle bir şeyin oluşu dahi, bu tabakadan bazı evliya ferdlerinin; o iki asırdaki evliya ferdlerinden hayırlı olmasına münafi (engel) değildir. Misal olarak Hazret-i Mehdi'yi söyleyebiliriz...
    (Mektubat, c.1, 209. Mektup, s. 441)
     

Bu Sayfayı Paylaş