İmam-ı Eşari

'Sahabeler ve Alimler' forumunda Mavi_Sema tarafından 20 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İmam-ı Eşari konusu İmam-ı Eşari
    Ehl-i sünnetin iki itikad imamından biridir İsmi Ali bin İsmail?dir Künyesi Ebu´l-Hasen´dir 260 veya 266 (m 879) senesinde Basra´da doğdu 324 veya 330 (m 941) da Bağdat´ta vefat etti Basra kapısı ile Kerh arasındaki kabristana defnedildi Soyu Eshab-ı kiramdan büyük bir sahabeye dayanmakta olup şeceresi şöyledir: Ali bin İsmail bin İshak bin Sâlim bin İsmail bin Abdullah bin Musa bin Bilal bin Ebi Bürde bin Ebu Müsel-Eşari´dir

    İmam-ı Eşari üvey babası ile mutezile kelamcılarından olan Ebu Ali Cübbai´nin talebesi olduğundan bu bozuk yol üzerine yetiştirilmişti 40 yaşına kadar mutezile fırkasında bulundu Bu fırkanın meşhurlarından oldu 40 yaşından sonra Ramazan-ı şerifte gördüğü rüyada Peygamber efendimizin emri üzerine bu bozuk yoldan dönüp ehli sünnet itikadına girdi

    Bu rüyasından sonra onbeş gün evinden çıkmadı Meseleleri derinlemesine inceleyip gözden geçirdi Sonra Basra Camii´ne gidip kürsüye çıktı O sırada mutezile bozuk yolunun meşhur ve kuvvetli âlimlerinden sayılan ve böyle bilinen imam-ı Eşari kürsüden cemaate şöyle hitap edip: "Ey insanlar! Çoktan beri size görünmez oldum Dikkatle düşündüm İnsafla inceledim Yanımdaki delilleri gözden geçirdim Tercih hususunda zorlandım Sonunda Allahü teâlâdan beni hidayete doğru yola kavuşturmasını istedim dua ettim Allahü teâlâ beni hidayete doğru yola kavuşturdu Mutezile yoluna ait itikadlarımın hepsinden vazgeçip kurtuldum" diyerek Ehl-i sünnet itikadına girdiğini herkese ilan etti

    Önceden mutezile yolu üzere yazdıklarını ve bildirdiklerini iptal etti Ehl-i sünnet itikadı üzere kitaplar yazıp dağıttı ömrünün sonuna kadar bu doğru itikadın yayılması için uğraştı

    Ebu´l-Haseni Eşari hazretlerinin Ehl-i sünnet mezhebine geçmesi ile kelam ilmi mutezilenin elinden kurtulmuş oldu Onların elinde tehlikeli ve zararlı iken doğru yolda gidenlere rehber oldu Onun Ehl-i sünnete geçmesi Ehl-i sünnet itikadının yayılmasında büyük bir zafer olmuştur O zaman tesirli ve zararlı olan mutezile yolu mensupları imam-ı Eşari hazretleri tarafından susturulmuştur Onları öyle zorlayıp sıkıştırdı ki hepsi küçük ve güçsüz karıncalar gibi kaldılar Daha önce hocası olan mutezilenin ileri gelenlerinden Ebu Ali Cübbai ile yaptığı münazarada onu mağlup etti Çok meşhur olmasına rağmen Eşari hazretlerinin karşısında cevap vermekten aciz kaldı

    Ebu Sehl Sulûki şöyle anlatır:
    "Basra´da bir mecliste Ebu´l-Hasen Eşari ile mutezililer arasında çetin bir münazara oldu Mutezililer çok kalabalıktı Onunla münazaraya giren herkes yeniliyor susmak mecburiyetinde kalıyordu Öyle oldu ki o gün artık kimse onun karşısına çıkamadı İkinci defa böyle bir münazara için gittiğimizde mutezileden kimse gelmemiş münazaraya cesaret edememişlerdi Bunun üzerine bir zat imam-ı Eşari´ye "Firar ettiler kaçtılar yaz kapıya as" dedi

    İmam-ı Eşari hazretleri; tefsir hadis ve fıkıh ilmini zamanın meşhur âlimlerinden olan Zekeriyya bin Yahya es-Saci´den Ebu Halife el-Cumhi Sehl bin Serh Muhammed bin Yaküb el-Mukri Abdurrahman bin Halef ed-Dabi´den öğrenmiştir

    Bağdat?ta Cami-i Mensür´da Cum´a günleri Ebu İshak Mervezi´nin hadis derslerine devam etmiş kendisi de Ebu İshak Mervezi´ye kelam ilmini öğretmiştir

    İmam-ı Eşari hazretleri tasavvuf ilminde de âlim ve evliya idi Ebu İshak İsferani şöyle demiştir: "Benim ilmim Şeyh Ebu´l-Hasen Bahili´nin ilmi yanında deniz yanında bir damla gibidir Ebu´l-Hasen Bahili´nin de (benim ilmim Ebu´l-Hasen Eşari´nin ilmi yanında deniz yanındaki bir damla gibidir) dediğini işittim"

    İmam-ı Eşari gayet tatlı açık ve ikna edici konuşurdu Bu sebeple hocası Cübbai daha önce münazaralara kendi yerine onu gönderirdi Hakkın doğrunun ortaya çıkması için mücadeleyi sever yazarak ve anlatarak hak uğrunda müdafaadan yılmazdı

    İmam-ı Eşari hazretlerinin zamanı mutezile fırkasının Ehl-i sünnete çok saldırdığı hatta zorbaya baş vurduğu bir döneme rastlamaktadır Valilik kadılık gibi makamlar mutezile fırkasından olanların elinde bulunuyordu Böylece bozuk itikadlarını yayıyorlar insanları saptırıp imanları ile oynuyorlardı Bu sırada imam-ı Eşari ve diğer Ehl-i sünnet âlimleri kitaplar yazarak onları reddediyor bozuk fikirlerini çürütüyorlardı İmam-ı Eşari ayrıca mutezile fırkasının ileri gelenleri ile çetin münazaralara girip onları susturdu Kendisine neden onların yanlarına hatta devlet erkanından olanlarının makamına gittiği sorulunca şöyle cevap vermiştir: "Onlar valilik kadılık gibi makamlarda bulunuyorlar Kibirleri sebebi ile bize gelmezler Biz de gitmezsek hak nasıl ortaya çıkacak? Ehl-i sünneti anlatanların onu yayıp hizmet edenlerin bulunduğunu nasıl bilecekler ve nasıl anlayacaklar?"

    Ebu Abdullah ibni Hafif şöyle anlatmıştır:
    "Gençliğimde imam-ı Eşari hazretlerini görmek için Basra´ya gitmiştim Basra´ya vardığımda heybetli ve güzel yüzlü yaşlıca bir zat gördüm Ona "Ebu´l- Hasen Eşari hazretlerinin evi nerededir?" dedim "Onu niçin arıyorsun?" dedi "Onu seviyorum ve görüşmek istiyorum" dedim Bana "Yarın erkenden buraya gel" dedi Ertesi gün erkenden söylediği yere gittim Beni yanına alıp Basra´nın ileri gelenlerinden birinin evine götürdü içeri girince o zata yer gösterdiler O da oturdu Mutezilenin meşhur âlimleri münazara için orada toplanmıştı Biz girip oturduktan sonra o mecliste bulunanlar aralarında oturan bir mutezile âlimine çeşitli meseleler sormaya başladılar O şahıs cevap vermeye başlayınca beni oraya götüren zat karşısına çıkıp söylediği yanlış şeyleri reddediyor doğrusunu söyleyip onu susturuyordu Öyle konuşuyordu ki dinleyenleri tam ikna edip doyurucu bilgi veriyordu

    Ben bu zatın haline ve ilmine hayran oldum Yanımda bulunan birine "Bu zat kimdir?" dedim "Ebu´l-Hasen Eşari´dir" dedi İmam-ı Eşari evden çıktıktan sonra yine peşinden gittim Yanına yaklaşınca İmam-ı Eşari´yi ve hizmetini nasıl buldun?" buyurdu "Fevkalade" dedim

    Sonra "Efendim o mecliste neden siz baştan bir mesele sormadınız? Başkaları sorduktan sonra mevzuya girdiniz?" dedim
    ?Biz bunlarla konuşmak için söze girmiyoruz Ancak Allahü teâlânın dininde yanlış ve sapık şeyler söylediklerinde reddediyoruz Yanlış olduğunu isnat edip kendilerine doğrusunu bildiriyoruz? buyurdu"

    İmam-ı Eşari; eser yazmak münazaralara girmek ve kıymetli talebeler yetiştirmek suretiyle Ehl-i sünnet itikadının yayılması ve böylece insanların saadete kavuşması hususunda büyük hizmetler yapmıştır Yetiştirdiği talebelerinden bir kısmı şu zatlardır: Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah Ebu´l-Hasen Bahili Ebu Abdullah bin Hafif Şirazi Hafız Ebu Bekr Cürcani el-ismaili Şeyh Ebu Muhammed Taberi el-Iraki Zahir bin Ahmed Serahsi Ebu Abdullah Hameveyh es-Sayrafi Dimyani

    Bunlardan Ebu Abdullah Tai imam-ı Ebu Bekr Bakıllani´nin hocasıdır Ebu´l Hasen Bahili de Ebu İshak isferani´nin ve hocası olan Ebu Bekr Fürek´in hocasıdır Bu zat önceden imamiyye fırkasından iken Ebu´l-Hasen Eşari hazretleri ile yaptığı bir münazara ve ilmi mübahese sonunda hatasını anlayıp imamiyye fırkasını terk edip Ehl-i sünnet itikadına girdi imam-ı Eşari´nin bildirdiği itikadı Basra´da yaydı ibni Hafif ise İmam-ı Eşari´nin en meşhur talebelerinden olup (Şeyh-i Şiraziyyin) Şirazlıların şeyhi üstadı ismiyle meşhur olmuştur

    Diğer meşhur bir talebesi olan Dimyani ile İbni Hafif İmam-ı Eşari´nin münazara meclislerinde yanında bulunurlardı Talebelerinden Ebu Abdullah Hameveyh es-Sayrafi uzun müddet imam-ı Eşari´nin yanında bulunmuştur Sonra memleketi Sirafa dönüp orada ders verip talebe yetiştirmiş; imam-ı Eşari´nin bildirdiği itikad bilgilerini memleketinde yaymıştır

    Şeyh Ebu Ali Zahir de hocası imam-ı Eşari´den öğrendiği Ehl-i sünnet bilgilerini Horasan´da yaydı Böylece imam-ı Eşari´nin bildirdiği itikad bilgileri Ehl-i sünnet mezhebi doğuda ve batıda yayıldı Hicri 300 senesinden itibaren Irak havalisinde İran´da yayıldı Selçuklu devleti hükümdarlarının resmi mezhebi oldu Daha sonra Atabekler tarafından müdafaa edilip Şam ve Bağdat çevresinde yayıldı Selahüddin Eyyübi Mısır´ı fethedince orada da yayıldı

    Eserleri:
    İmam-ı Eşari hazretlerinin eserleri beş grupta toplanır:
    1 Kırk yaşından önce mutezile iken yazdığı eserler Bunları sonradan iptal etmiştir
    2 Felsefecilere yahudi hıristiyan ve mecusilere yazdığı reddiyeler
    3 Hariciye mutezile şia ve zâhiriyye fırkalarına yazdığı reddiyeler
    4 Makalatlar
    5 Kendisine sorulan suallere cevap olarak yazdığı risaleler ve diğerleri

    İmam-ı Eşari hazretlerinin pek çok eseri vardır Bunları ibni Asakir "Tebyin" isimli eserinde ibni Fürek´den nakledip isimlerini yazmıştır ibni Fûrek ise "Ebu´l-Hasen el-Eşari el-Umed (veya el-Gamed) adlı kitabında kendi eserlerini saydığını bildirmektedir Bu eserler onun yanında dersini dinleyenlere söyleyerek yazdırdıkları çeşitli İslam memleketlerinden sorulan suallere verdiği cevapları ihtiva eden üçyüzyirmi senesine kadar yazdığı kitaplardır Bundan sonra üçyüzyirmidört senesine kadar da pek çok eser yazmıştır" demektedir İbni Fürek ayrıca Ebu´l-Hasen el-Eşari´nin el-Umed adlı eserinde isimlerini bildirdiği eserlerden başka kitaplarını da bildirmektedir

    "El-Umed" adlı eserde bildirilen kitaplardan bazıları:
    1) Kitab-ül-F´usül: Mülhidler (dinsizler) tabiatçı felsefeciler dehriler zamanın ve âlemin kadim olduğuna inananlara reddiyedir Bu kitapta; brehmenler yahudiler hıristiyanlar ve mecusilere de cevaplar vermiştir Bu kitap büyük bir eserdir

    2) Mücez: On iki kitaptan ibarettir
    3) Halk-ül-efal
    4) İstitaa hakkındaki kitap
    5) Sıfatlar hakkındaki kitap

    6) El-Luma fi´r-reddi ala ehli´z-zeygi ve´l bida´: Kur´an-ı kerim Allahü teâlânın iradesi Allahü teâlânın görülmesi kader istitaa va´d ve va´id ve imamet meselelerinden bahseden on bölüm ihtiva eden kıymetli bir kitaptır İmam-ı Eşari hazretlerinin bu mevzularda söyledikleri hakkında iyi bir kaynaktır Yakın zamanda Mısır´da ve Beyrut´ta basılmıştır Beyrut baskısında ayrıca Richard JMc Carthy tarafından bir mukaddime ve İngilizce?ye tercümesi vardır Spitta bu eseri hülasa ederek Joselp Heli tarafından Almancaya tercüme edilmiştir

    7) Risalet-ül-iman: Spitta bu kitabı Almancaya tercüme etmiştir
    8) Kitab-ul-Funün: Mulhidlere (dinsizlere) cevap olarak yazılmıştır
    9) Kitab-ün-Nevadir: Kelam ilminin inceliklerini anlatır

    10) Dehrilerin (dinsizlerin) Ehli tevhide karşı yaptıkları bütün itirazlarının toplandığı bir kitap
    11) El-Cevher fi´r-Reddi ala ehli´z-Zeygi vel-Münker
    12) Nazar istidlal ve şartları hakkında Lübbai´nin suallerine verilen cevaplar

    13) Mekalat-ül-felasife: Felsefecilere cevap olarak yazılmış bir eserdir Kitap üç makaleyi ihtiva eder Eserde ibni Kays ed-Dehri´nin bazı şüpheleri Aristo?nun sema (gök) ve alem hakkındaki fikirleri çürütülmüş; hadiseleri saadet ve şekaveti yıldızlara bağlıyanlara lazım gelen şeyler açıklanmıştır

    14) Cevab-ül-Horasaniyyin: Çeşitli meseleleri ihtiva eder

    El-Umed´de bildirilenlerden başka ibni Fürek´in zikrettiği eserlerinden bazıları da şunlardır:
    1) Tenasühe inananlar hakkındaki eser
    2) Mantıkçılara dair yazılan eser
    3) Hıristiyanlar hakkında yazılan kitap
    4) Delail-ün-nübüvve hakkındaki kitap

    İmam-ı Eşari´nin ayrıca: Risale ketebbiha ila ehli´s-sagr bi bab-ül-ebvab adlı eseri vardır Kitap Kafkas dağlarının Hazar denizi ile bitiştiği yerde bab-ül-ebvab (Demirkapı yahud Derbend) denilen kasabanın âlimlerine yazılmıştır Bu eser Ehl-i sünnet vel-cemaat âlimlerini geniş olarak anlatmaktadır

    Bunlardan başka şu eserleri de meşhurdur:
    Makalat-ül-islamiyyin: Bu eserinde itikadi fırkalardan ve kelam ilminin ince meselelerinden bahsetmektedir Matbudur

    El-ibane an usül-üd-diyane; Ehl-i sünnet dışı fırkaların reddi için yazılmış olup bu husustaki delilleri içinde topladığı eseridir

    Kavl-ül-cumlat Eshab-ül-hadis ve Ehlüs-Sünne fi´l-itikad (basılmamıştır)
    Risalet-ül-istihsan el-Havdu fi ilm-il-kelam basılmıştır ingilizce tercümesi vardır

    İzah-ül-Bürhan et-Tebyin ala usülid-din
    Kitab-ül-ulüm
    Tefsir-ül Kur´an- eş-Şerh vet-tafsil


    Doğru yolun temel bilgileri
    İmam-ı Eşari hazretlerinin Kafkas sıradağlarının Hazar Denizine ulaşan ucunda Bab-ül-ebvab (Demirkapı veya Derbend) denilen kasaba âlimlerine Ehl-i sünnet itikadını bildirmek için yazdığı "Risaletün ila ehli´s-sagr" (Hudüd ahalisine bir mektub) adlı eserinde bazı bölümlerin tercümesi şöyledir:

    Allahü teâlâya hamd olsun ki bizi doğru yola ulaştıran sünnet-i seniyyeye uymayı sevdirdi Helake götüren bid?atlerden uzaklaştırdı Kalblerimizi yakînin (kat´i ve kuvvetli imanımızın) hasıl ettiği serinlik ve huzur ile doldurdu Müslümanlık ile bizi aziz kıldı Bizi Resulüne uyanlardan Onun rehberliğine yapışanlardan eyledi Bid?atlere dalıp Resulullahın ve Eshab-ı kiramın yolundan ayrılarak yalnız kalmaktan kurtarıp cemaatle beraber olmayı ihsan etti

    Resulullaha salat-ü selam olsun ki bizi Allahü teâlânın emir ve yasaklarına davet etti Allahü teâlâ bu hususta ona âyetleriyle yardım etti Kendisine mucizeler vererek hakkındaki şüpheleri giderdi Kendi rızasına nasıl ulaşılacağını Onun ile bildirdi içlerinde kendisine delalet eden deliller bulunduğunu en açık bir şekilde haber verdi Nihayet bâtıl sönüp gitti Hak galip ve muzaffer olarak parladı
    Resulullah Peygamberlik vazifesini yerine getirdi Kendisine bildirilenleri tebliğ edip ümmetine nasihatte bulundu

    Şimdi! Ey Bab-ül-ebvab halkından olan âlimler ve büyükler! Allahü teâlâ sizleri yüce kudreti ile muhafaza buyursun Sizlere yardım eylesin Medinet-üs-Selam´da (Bağdad´da) mektubunuzu aldım Allahü teâlânın nimetleri içerisinde olduğunuzu halinizin düzgünlüğünü yazıyorsunuz Bu sebeple kederim ve üzüntülerim dağıldı

    Allahü teâlâya çok şükrettim Size olan ihsanını tamamlamasını size ve bize olan nimetlerini artırması için Allahü teâlâya yalvardım Duaları kabul eden Odur Büyük lütuflarda bulunmak Ona layıktır

    Allahü teâlâ yardımcınız olsun Geçen sene 267 (m 881) bir takım sualler sormuştunuz

    Mektubunuzda bundan da bahsediyorsunuz Verdiğim cevapları beğendiğinizi faydalı olduğunu doğruluğunu kabul ettiğinizi şüphelerinizin gittiğini sizi kendilerine inandırmak isteyen (o kimselerden) yüz çevirdiğinizi yazıyorsunuz

    Bunları okuyunca dinde saptıranların Resulüne uymaktan alıkoyanların şüphelerinden bizi ve sizi muhafaza buyurduğu için Allahü teâlâya hamd ettim

    Yine siz mektubunuzda benden Selef-i salihinin asıl kabul edip dayandıkları bazı hususları (yazmamı) istiyorsunuz

    Sonra gelenler de bu asıllara (bilgilere) uymak suretiyle bid?at sahiplerinin düştüğü Kur´an-ı kerim ve Sünnet-i seniyyeye muhalefet durumuna düşmekten kurtulmuşlardır Bu bilgilere şiddetle ihtiyacınız olduğunu bildirdiğiniz için size olan hürmetim ve üzerimdeki hakkınızdan dolayı suallerinize ve isteklerinize cevap vermekte acele ettim

    Size bazı temel bilgileri delilleri ile beraber bildirdim Bu deliller sizin Selef-i salihine tâbi olmakta haklı olduğunuzu Ehli bid?atin ise Selef-i salihine muhalefet edip daha önce üzerinde bulundukları haktan sapmakla hata ettiklerini bununla şer´i delillerden Resulullahın bildirdiği şeylerden ayrıldıklarını gösterecektir Yine bu delilleri red eden Peygamberlerin getirdiklerini inkâr eden felsefecilerin yollarına uyduğunu da gösterecektir Size ve söylediklerimi düşünen diğer kimselere söylenmesi gerekenleri söyledim Allahü teâlâdan yardım dileyerek ve Ona güvenerek sizin isteklerinizi yerine getirmekle sevaba kavuşacağımı ümit ediyorum Allahü teâlâ bana kâfidir ve O ne güzel vekildir

    Allahü teâlâ sizi doğru yola hidayet eylesin Biliniz ki Selef-i salihinin ve onların yolunda giden halefin (sonra gelen âlimlerin) yolu şudur:

    Allahü teâlâ Muhammed aleyhisselamı bütün dünyaya Peygamber olarak gönderdiği zaman insanlar birbirine zıt bir takım fırkalara ayrılmışlardı Onlardan bir kısmı kitabi idi Bunlar Allahü teâlânın gönderdiği Tevrat ve İncil´i değiştirmişler kendi uydurdukları şeyler ile insanları Allahü teâlâya davet ediyorlardı

    Bir kısmı felsefeci idi Bunlar akıl ile elde ettikleri bir takım bilgilerde yanlış neticelere varmaları sebebiyle bir çok bâtıl ve yanlış yollar ortaya çıkmıştı

    Bir kısmı brehmen idi Bunlar Allahü teâlânın Peygamberlerini inkâr ediyorlardı

    Bir kısmı dehri idi Bunlar da kâinatın sonsuz olarak devam edeceğini yok olmayacağını iddia ediyorlardı

    Bir kısmı mecusi idi Bunlar ise hiç tecrübe etmedikleri bilmedikleri şeyleri iddia ediyorlardı

    Bir kısmı putperest idi Bunlar putlara tapıyorlardı Bunlar da şaşkınlık içerisinde kalmışlardı

    Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam ise insanların kâinat ve içindekilerin sonradan yaratılmış birer mahluk olduğuna onların hepsinin yaratıcısı sahibi ve maliki olan Allahü teâlânın varlığı ve birliği inancına davet etti

    Onlara üzerinde bulundukları yolun yanlış olduğunu böyle bâtıl yolları terk etmelerini istedi Resulullah onların yollarının bozukluğunu kendisinin ise Allahü teâlâdan bildirdiği hususlarda doğru olduğunu apaçık âyetler ve mucizelerle ispat etti Sonra Allahü teâlâya nasıl kulluk edileceğini açıkladı Allahü teâlâ Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı bunları insanlara bildirmesi ve izah etmesi için gönderdi Resulullah insanlara kendilerinde dil suret ve daha başka yönlerden farklılıklar bulunduğunu böyle değişikliğin ise onların sonradan yaratılmış olduklarını gösterdiğini bildirdiği gibi gerek kendilerinde ve gerekse onların dışındaki varlıklarda Allahü teâlânın varlığına iradesine ve tedbirine delalet eden şeyler ile Allahü teâlâyı tanıma yolunu da bildirdi Şöyle ki; Allahü teâlâ Kur´an-ı kerimde mealen "Arzda da gerçekten tasdik edenler için birçok ibretler vardır Nefslerinizde de (hücrelerde vücut yapınıza kadar bir çok alametler vardır (ki hep Allahü teâlânın kudretine ilmine azamet ve iradesine delalet ederler Hâlâ görmeyecek misiniz" buyurdu (Zariyat 20-21)

    Yine insanın yaratılış safhaları suret ve şekillerindeki değişik durumlara da mealen şu âyet-i kerime ile işaret buyuruldu:
    "Andolsun ki Biz insanı (Âdem´i) şüphesiz ki çamurun özünden yarattık Sonra Âdem´in neslini sağlam bir yerde (rahimde) bir nutfe (az bir su) yaptık Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik Ondan sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık O et parçasını da kemikler haline çevirdik Kemiklere de et giydirdik Sonra ona başka bir yaratışla (ruh ve nutuk verip) insan haline getirdik Bak ki şekil verenlerin en güzeli olan Allahü teâlânın şanı ne kadar yücedir" (Müminun 12-13-14)

    Bunlar Allahü teâlânın varlığının muhakkak lazım olduğunu ifade eden Onun irade ve tedbirine delalet eden en açık delillerdendir

    İnsan çamur özünden yaratıldı Çamur özünün bir çok şekil ve durumlara kabiliyeti vardır Fakat insanın başka bir suretle değil de kendisine has özellikleriyle malum olan ve en güzel surette meydana gelmesi mutlaka bir yaratıcının varlığını göstermektedir

    İnsana baktığımızda şunları görüyoruz:
    1- İnsanın başka varlıklarda bulunmayan kendisine mahsus bir sureti vardır

    2- İşitmek görmek koklamak hissetmek tatmak gibi ihtiyaçlarını temin edebilmesi için hazırlanmış bir takım vasıtalara (duyu organları) sahiptir

    3- İhtiyaç hasıl oldukça tertip üzere hazırlanmış gıda aletleri mesela yeni doğmuş çocuk gıdasını önce annesini emmek suretiyle temin eder Çünkü o bu sırada dişsizdir Gıdasını kendiliğinden temin edemez Bir müddet sonra dişlerle donatılır Gıdasını yemekle elde eder

    4- Ağızdan alınan gıdalar mideye gelir Mide kendisine ulaşan gıdaları pişirir Bu gıdalara öyle bir incelik verir ki bunlar en ince yollardan geçerek tâ saçlara ve tırnaklara kadar ulaşır

    5- Karaciğer öd (safra) çıkarmak vücudun şeker durumunu ayarlamak zehirleri bir dereceye kadar zararsız hale getirmek gibi bazı vazifeler için hazırlanmıştır

    6- Akciğer dışarıdan temiz havayı (oksijen) alıp kan dolaşımı ile dokulara iletmek ve kandan (karbondioksit alarak) kirlenen havayı nefesle dışarı vermek için hazırlanmıştır

    7- Ayrıca alınan gıdalardaki fazlalıkların atılması için gerekli aletler (a´zalar) Bunlardan başka tesadüfi olarak düşünülmesi imkansız olan mutlaka bunları tertip ve düzenleyen bir yaratıcının varlığını gerektiren sayılamayacak kadar çok şey vardır

    Bütün bunların çamur özü ve su ile düzenlenip kısımlara ayrılması mutlaka bir yaratıcıyı bir düzenleyiciyi gerektirir Bunu düşünen her akıl sahibi anlar Aynı şekilde bir plan dairesinde düzenleyen kasteden bir bina yapıcısı olmadan bir binanın meydana gelmesi bile mümkün olmayınca yukarıda saydığımız hallerin de bir yapıcı ve yaratıcı olmadan çamur ve su ile kendiliklerinden tertip ve düzen içerisinde meydana gelmeleri mümkün olamaz

    Sonra Allahü teâlâ mealen: "Gerçekten göklerin ve yerin yaratılışında gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için Allah?ın varlığını kudret ve azametini gösterir kesin deliller vardır" âyet-i kerimesiyle [Al-i imran 190] bu hususu (Allahü teâlâdan başka her şeyin sonradan yaratıldığı bunları Allahü teâlânın yarattığını) ve bunda çeşitli hikmetler bulunduğunu daha ziyade beyan eyledi Feleklerin (Dünya Ay Güneş vs) hareketiyle meydana gelen faydaların büyüklüğüne ve miktarına işaret buyuruldu

    Mesela gece insanların istirahatı olduğu gibi ve mahsüllerine fazla gelen güneş hararetini (sıcaklığını) serinletmektedir

    Gündüz ise mahlukatın dağılıp hareket etmeleri geçimlerini temin etmeleri için yaratılmıştır Eğer devamlı gece olsa idi karanlık onların fayda temin edecek şeylerin peşine düşüp bunları elde etmeye mani olacaktı Aynı şekilde devamlı gündüz olsa idi bu da zararlı olurdu Gündüzün aydınlığı fırsat bilinerek takatin (gücün) üstünde hırsla çalışılır kâfi miktarda istirahat etmedikleri için insanlar helak olurlardı

    Bundan dolayı onlara çalışmaları için takatlarını geçmeyecek şekilde zamanın bir kısmı gündüz istirahatları için yeterli bir miktarı da gece kılındı Böylece onların halleri mutedil (normal) olarak gecenin serinliğinden gündüzün sıcaklığından kendileri ekinleri malları ve hayvanları için lazım olan kadarını alacaklardır

    Böyle yapmakla Allahü teâlâ mahlukatına merhamet buyurmuş lütuf ve ihsanda bulunmuştur Yine mahlukatı kuşatan renk tabakası onların gözlerine münasip ve muvafık gelen renklerden yaratılmıştır Eğer bu renk şimdi alemi saran renkten olmasaydı gözleri bozacaktı

    Cisimlerin büyük ve ağır olmasına rağmen yer ve göklerin ve onlarda bulunan hükümlerin (kanunların); Allahü teâlânın tutmasına muhtaç olduğuna mealen "Doğrusu gökleri ve yeri zeval bulmaktan Allahü teâlâ koruyup tutuyor Andolsun ki zeval bulurlarsa onları Ondan başka kimse tutamaz Gerçekten O hâlimdir Azap için acele etmez gafurdur (çok bağışlayıcıdır) âyet-i kerimesiyle işaret buyuruldu (Fatır 41)
    Bu âyet-i kerime ile bize yer ve göklerin yerlerinde durmalarının Allahü teâlâdan başkası tarafından olmadığı ve onları bir durduran olmadan da yerlerinde durmalarının mümkün olmadığı bildirildi

    Sonra felsefecilerin tabiatçı inanışlarından dolayı ağaçların ve onlardan çıkan meyvelerin ancak yer su ateş ve havanın tesiri ile meydana geldiği hakkındaki iddialarının bozukluğunu bize; Allahü teâlâ mealen "Arzda birbirine komşu kıt´alar (kara parçaları) üzüm bağları ekinler çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki hepsi bir su ile sulanıyor Halbuki yemişlerin de bazısını bazısına üstün kılıyoruz (Tad renk ve kıymetleri başka başkadır) Şüphesiz ki bunlarda da düşünen bir topluluk için pek çok ibretler (alametler) vardır" buyurdu (Rad 4)

    Daha sonra Allahü teâlâ her şeyin yaratıcısı olduğuna bir olduğuna işlerinin intizam ve tertip dairesinde cereyan etmesi ile delil getirdi Allahü teâlâ işlerinde hiçbir ortağı bulunmadığını mealen "Eğer yer ile gökte Allah?tan başka ilahlar olsaydı bunların ikisi de fesada uğrar yok olurdu" âyet-i kerimesi ile bildirdi (Enbiya 22)

    Sonra önce yaratıldıklarını kabul ettikleri halde öldükten sonra tekrar diriltilmeyi inkâr edenlere karşı tekrar yaratılmalarının mümkün olduğunu bildirdi Onlar tekrar yaratılmayı uzak görerek çürümüş kemikleri kim diriltecek dedikleri zaman mealen "(Ey Resulüm) de ki: "Onları ilk defa yaratan diriltir ve O her yaratılanı tamamiyle bilir" buyurdu (Yasin 79)

    Sonra bunu onlara: Mealen "O (Allah) ki size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı da şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz" âyet-i kerimesi ile beyan eyledi (Yasin 80)

    Yaş ve yeşil iki ağaç olan ve rüzgar sebebi ile biri diğerine sürtülünce tutuşan uşar ve murah denilen ağaçlardan ateşin çıkarılmasını çürümüş kemiklere parçalanmış derilere hayatı iade etmenin caiz olduğuna delil getirdi (Uşar ile murah) eskiden Arapların ateş çıkarmak için kullandıkları iki ağaçtır)

    Sonra putlara tapanların yüzlerine vurarak kendi yonttukları şeylere ibadet etmenin bozukluğunu mealen "Siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" kavli ile beyan etti (Saffat 95)
    Sonra mealen "Sizi de yaptıklarınızı da Allahü teâlâ yarattı" buyurdu (Saffat 96)

    Böylece putlara değil kendisine ibadetin vacip olduğunu beyan etti Eğer sizin yontmanız olmadan put put olmuyorsa Allahü teâlânın yaratması olmadan da sizin suret ve heyetlerinizin olmayacağı evvel emirde (kolayca) bilinen bir şeydir Bundan dolayı sizi ve sizin yonttuğunuzu yaratmak sureti ile yonttuğunuz şeyleri de ben yaratmış olduğumdan ibadete onlar değil ben layığım; çünkü sizi işlerinizi yapmanıza muktedir kılan benim buyuruyor

    Allahü teâlâ Peygamberlerini inkâr edenleri de Enam suresi 91 âyet-i kerimesinde red buyurdu Mealen; "Yahudiler Allahü teâlânın kadrini gereği gibi tanıyamadılar Çünkü: "Allah hiçbir insana bir şey indirmedi" dediler (Vahy ve kitapları inkâr ettiler) Onlara de ki: "Musa´nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de parça parça kağıtlar haline koyup hesabınıza geleni açıkladığınız fakat çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin bilmediğiniz ve atalarınızın da bilmediği şeyler size (Peygamber diliyle Kur´an-ı kerimde) öğretilmiştir Ey Resulüm! Sen Allah (indirdi) de! Sonra onları bırak Bâtıl dedikodularında oynaya dursunlar"
    Nisa suresi 165 âyet-i kerimesinde ise mealen: "(iman edenleri Cennetle) müjdeleyici (küfredenleri Cehennemle) korkutucu olarak Peygamberler gönderdik ki bu Peygamberlerin gelişinden sonra insanların (yarın) kıyamette "Bizi imana çağıran olmadı" diye Allahü teâlâya bir hüccet ve özürleri olmasın" buyuruldu

    Resulullahın Ehl-i kitaba karşı onların kitaplarında kendi vasıflarının bildirilmesi isim ve hususiyetlerine işaretlerin bulunması ile delil getirdi Ehl-i kitap bunları gizledi

    Allahü teâlâ Resulullaha hak Peygamber olduğu ve bildirdiklerinin doğru olduğu hakkında mucizelerle yardım eyledi Resulullaha en büyük mucize olarak Kur´an-ı kerim verildi Müşrikler Kur´an-ı kerimin Allahü teâlânın kelamı olduğuna inanmıyorlar Hz Muhammed´in sözüdür diyorlardı Allahü teâlâ o zaman en fasih ve edebiyatta zirveye ulaşmış olanlarından Kur´an-ı kerimin on suresi veya bir suresi gibi bir söz söylemelerini istedi insanlar ve cinler bir araya gelseler bunu yapamayacaklarını bildirdi Nitekim onlar böyle bir söz söylemekten aciz kaldılar Böylece onların Resulullaha iman etmeme hususunda özürleri ortadan kalkmış oldu

    Hz Musa da Firavun´un sihirbazlarını asasıyla rezil ve rüsva etmekle hem sihirbazların ve hem de diğer insanların kendisine iman etmeme mazeretlerini gidermişti Musa aleyhisselamın asasından meydana gelen harikulade hallerin kendi güçleri dışında olduğuna böyle bir şeyi yapabilmenin hatırlarından bile geçmediğine böyle bir şeyi ancak Allahü teâlânın yapacağına hem sihirbazları ve hem de başkaları kanaat getirdi (Nihayet bu mucize karşısında sihirbazlar Hz Musa´ya iman ettiler)

    Hz İsa da ölüleri ilaçsız diriltmek anadan doğma körleri ve derisi alaca olanları iyileştirmek o zamanda insanları aciz bırakan şeylerle (mucizelerle) o devre göre tıpta en yüksek dereceye ulaşan tabiplerin kendisine inanmama mazeretlerini ortadan kaldırdı (Çünkü böyle işleri ancak Allahü teâlânın yardım ettiği bir kimse yapabilirdi)

    Resulullah da kendi kavminden olan edebiyatta yüksek dereceye ulaşan edebiyatçıların kendisine iman etmeme hususunda bu mazeretlerini bertaraf etti Çünkü Kur´an-ı kerimin edebi yüksekliğini onlar da kabul ediyorlardı

    İşte Resulullah efendimiz yukarıda bildirilen yanlış yollara sapmış kimselere getirdiği deliller ve mucizelerle yollarının bozuk olduğunu davet ettiği yolun ise doğru olduğunu anlatıyordu Resulullah efendimiz onlara daima karşısında duramayacakları deliller getirdiği aralarında uzun müddet kaldığı halde fevkalade ihtiraslarından dolayı iman etme şerefine kavuşamadılar

    Allahü teâlânın Resulullaha verdiği mucizelerden bazısı şöyledir:
    Şiddetli açlık vakitlerinde kalabalık cemaatı az bir yiyecek ile doyurması susuzluk zamanlarında mübarek parmakları arasında fışkıran suyla hayvanları ve sahiplerini kanana kadar su içirmesi kurdun kendisine konuşması kızartılmış koyunun ben zehirliyim diye haber vermesi ayın ikiye bölünmesi çağırması üzerine ağacın yerinden sökülerek huzurlarına gelmesi emri üzerine ağacın tekrar yerine gitmesi insanlar kalblerinde saklayıp da haber vermesini istedikleri şeyleri haber vermesi

    Allahü teâlâ gizliyi gizliden daha gizli olanları da bilir Her şey Onun yanında hazır gibidir Yer ve gökte hiç bir şey ondan gizli kalamaz

    Kıyamet günü müminler Allahü teâlâyı göreceklerdir Allahü teâlâ Kur´an-ı kerimde mealen: ?Nice yüzler vardır ki o gün (kıyamette) güzelliği ile parıldar (O yüzleri) Rablerine bakar? buyurmaktadır (Kıyamet 22-23)
    Resulullah da:
    "Ayı gördüğünüz gibi kıyamet gününde Rabbinizi mutlaka göreceksiniz Onu görmekte güçlük çekmeyeceksiniz" buyurmaktadır

    Allahü teâlâ yarattıklarından hiçbirine muhtaç değildir O istediğini saptırır istediğini hidayetiyle doğru yola iletir istediğini aziz istediğini fakir istediğini zengin eder Onun işlerinde asla noksanlık yoktur O her şeyin mutlak sahibi ve malikidir O istediğini yapar

    Allahü teâlâ mahlukatını iki kısma ayırdı Cennete gidecekleri isimleri ve babalarının isimleri ile beraber yazdı Cehenneme gideceklerin isimlerini de yazdı Resulullah efendimizle Hz Ömer arasında şöyle bir konuşma oldu Hz Ömer Peygamber efendimize "Ya Resulallah! Bizim evvelce hesap ve kitabımız görülüp bitmiş mi yoksa daha yeni başlanmış bir iş mi?" diye sorunca Resulullah efendimiz: "[Allahü teâlâ ezeli ilmi ile kimin cennetlik kimin cehennemlik olduğunu bildiği için] Bunlar hesabı ve kitabı görülüp bitmiş işlerdir" buyurdu Bunun üzerine Hz Ömer: "Öyleyse niçin ameller yapıyoruz (çalışıp çabalıyoruz) ya Resulallah?" diye sorunca Peygamber efendimiz: "İbadet yapınız! Herkese ezelde takdir edilmiş olan şeyi yapmak kolay olur" buyurdu

    [İnsanın işlerini Allahü teâlânın ezelde takdir etmesi demek insanın neleri irade edeceğini bilmesi ve dilemesi demektir Bunları Levh-i mahfuz?da yazmıştır Böyle olduğu için kulun mecbur olması gerekmez

    Takvimlere bir sene içinde güneşin ne zaman doğup ne zaman batacağı hesaplanarak yazılmıştır Güneş takvimde bildirilen saatlerde doğup batar Güneş takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz Takvime yazılması güneşin doğmasına ve batmasına tesir etmez

    İşte Allahü teâlânın da ezeli ilmi ile kulların kendi istekleri ile günah veya sevap işleyeceklerini bilmesi kulların işlerine cebri bir müdahale değildir]

    Allahü teâlâya ve Peygamber efendimizin iman etmeye davet ettiği şeylere iman eden kimseleri küfürden başka hiçbir günah imandan çıkarmaz imanlarını ancak küfür giderir Ehl-i kıble günahları sebebiyle imandan çıkmayıp dinin bütün emirleriyle mükelleftirler

    Ehl-i kıbleden olup günahkâr olanları da Allahü teâlâ mealen: "Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi (dirseklerinizle beraber) yıkayın başınızı mesh edin ve ayaklarınızı yıkayın Eğer cünüp iseniz boy abdesti alın" Maide suresi 6 âyet-i kerimesi ile mümin diye isimlendirmiştir Eğer akidesi bozuk olan Kaderiyye´nin [ve vehhabilerin] dediği gibi günahkârlar günahları sebebiyle imandan çıkmış olsalardı onlara abdest farz olmazdı Allahü teâlânın hitabı da bütün müminlere değil yalnız itaat edenlere olurdu Yine Allahü teâlâ mealen "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allahü teâlânın zikrine (hutbe dinlemeye namaz kılmaya) koşunuz Alış-verişi bırakın" buyurdu (Cum´a 9)

    Bu hitabı yalnız itaat edenlere tahsis buyurmadı Bu hitap aynı zaman da günahkârları da içerisine almaktadır

    Küfrü gerektiren bid?at ve işlerden başka herhangi bir günahı yaparak günahkâr olanlardan hiçbir kimse hakkında Cehennemliktir diye hükmedilemez Allah?ın ve Resulünün Cennetle müjdelediklerinden başka hiçbir müslüman için isim vererek Cennetliktir denilemez

    Allahü teâlâ Kur´an-ı kerimde mealen "Muhakkak ki Allahü teâlâ kendisine ortak koşanları bağışlamaz Bu günahtan başkasını dilediği kimseden mağfiret buyurur (affeder)" âyet-i kerimesi ile delalet ediyor (Nisa 6)

    Çünkü Allahü teâlâ kendisi haber vermedikçe asiler hakkındaki iradesinin ne olduğunu bilmeye kimse için yol yoktur Peygamber efendimiz: "Ehl-i kıbleden hiç kimseyi kendi kendinize Cennete yahut Cehenneme koymayınız" buyurdu

    İnsanların amellerini yazan hafaza melekleri vardır Allahü teâlâ bu hususa mealen "Halbuki üzerinde gözetleyici melekler var (Amellerinizi yazan ve Allah katında) kerim olan katip melekler var" âyet-i kerimesi ile delalet buyurdu (İnfitar 10-11)

    Kabir azabı haktır insanlar kabirlerinde diriltildikten sonra imtihan edilecek

    Kabirde sual sorulacak Allahü teâlâ dilediği kimseye cevap vermeyi kolaylaştıracaktır Kıyamet günü ilk sur üfürülünce göklerde olanlar ve Allahü teâlânın diledikleri bayılıp düşecek (ölecekler) ikinci surun üfürülmesi üzerine hepsi bakarak ayağa kalkacaklar (dirilecekler) Allahü teâlâ insanları ilk yaratmasında olduğu gibi yalın ayak ve çıplak olarak diriltecek (Dünyada iken) Allahü teâlâya itaat eden ve isyan eden bedenler kıyamet günü diriltilecektir Yine dünyada iken sevap ve günah işleyen eller ayaklar ve diller de diriltilecek sahipleri hakkında şahidlik edeceklerdir Allahü teâlâ insanların amellerini tartmak için terazi koyacak Kimin sevabı ağır gelirse o kurtulacaktır Kimin de sevabı hafif gelirse hüsran ve zarara uğrayacaktır Kıyamet gününde insanlara amel defterleri verilecek Amel defteri sağ eline verilen kimsenin hesabı kolay görülecektir Amel defteri sol eline verilenler azap göreceklerdir

    Sırat Cehennem üzerine kurulmuş bir köprüdür insanlar oradan amellerine göre süratli veya yavaş olarak geçecekler [Yalnız kıyamette köprü terazi vardır denince dünyadaki köprü ve teraziler akla gelmemelidir Sırat köprüsü için de durum böyledir Ahirette amellerin tartılması için terazi kurulacağına inanmalı fakat nasıl ne şekilde olduğunu düşünmemelidir Mesela (Sınıf geçmek için imtihan köprüsünden geçilir) diyoruz Halbuki imtihanın köprüye benzer tarafı yoktur Sırat köprüsü de bilinen köprülere veya imtihan köprüsüne hiç benzemez (SEbediyye)]

    Kalbinde zerre miktarı imanı olan kimse Cehennemde günahı kadar yandıktan sonra Cehennemden çıkacaktır

    Resulullahın şefaati ümmetinden büyük günah sahipleri için olacaktır

    Ümmetinden bir kavmi yanıp kara kömür olduktan sonra ateşten çıkarılarak hayat nehrine atılacaklar vücudu hiç azap görmemiş gibi terü taze olacak Kıyamet gününde Resulullahın havzı bulunup içmek için ümmeti oraya gelecektir Ondan içen kimse bir daha susamıyacaktırTuttukları doğru yolu; Peygamber efendimizden sonra değiştirenler o havuzdan uzaklaştırılacaklar

    Resulullahın mirac gecesi semaya çıkarıldığına dair habere iman etmek vaciptir

    Deccal´e İsa aleyhisselamın inerek Deccal´i öldüreceğine güneşin batıdan doğacağına Dabbet-ül-ardın çıkacağına ve bunlardan başka sika (güvenilir) zatların Peygamberden bize nakledip doğruluğunu bildirdikleri diğerleri gibi kıyametten önce vukua geleceklerine dair tevatür ile bildirilen diğer alametler hakkında gelen haberlere iman etmek lazımdır

    Peygamber efendimizin gerek Allahü teâlânın kitabında ve gerekse sahih olan hadis-i şeriflerinde bütün getirdiklerini tasdik etmeye bunların muhkemleriyle amel müşkil müteşabih olanların nassını ikrar etmenin (kabul etmenin) tefsirini ilim ihata edemeyecek olanların hakikatini ilmi ilahiyeye havale etmek vaciptir

    Müminlerin üzerine emr-i maruf ve nehy-i anil-münker (iyiliği emredip kötülükten alıkoyma) vaciptir Muktedir olurlarsa yapılan kötülüğe el ve dil ile mani olurlar Muktedir olmazlarsa kalbleri ile o işi kötü görürler

    Peygamber efendimizin hadis-i şerifi gereğince asırların hayırlısı Eshab-ı kiramın zamanıdır (asrıdır) Sonra Tabiin ve Tebe-i tabiin asırlarıdır

    Eshab-ı kiramın en üstünü Bedir muharebesine katılanlardır Bunların en üstünü Aşere-i mübeşşeredir (Cennetle müjdelenen on Sahabi) Aşere-i mübeşşerenin en üstünü dört halifedir [Hz Ebu Bekir Hz Ömer Hz Osman Hz Ali (radıyallahü teâlâ anhüm)] Bunların halifelikleri o zamandaki müslümanların rızası ile olmuştur Müslümanlar bu tertip üzere ittifak ettiler (birleştiler)

    Muhacir ve Ensardan ibaret olan Bedir ehli arasında Aşere-i mübeşşereden sonra efdaliyet hicret ve önce müslüman olmaya göredir Peygamberimizin da´vet ettiği şeylere iman ederek bir saat olsun kendisi ile görüşen yahut onu bir defa gören Eshab-ı kiram Tabiinden üstündür

    Eshab-ı kiram için haklarında söylenen hayır sözlerden başkasından sakınmalıdır Onların iyiliklerini yaymalı yaptıkları işler için sahih ve doğru tevil yolları aramalı takip ettikleri yolun en iyi yol olduğuna hüsni zan etmelidir

    [Eshab-ı kiram arasında olan muharebeleri iyi sebeplerden dolayı bilmelidir Bu ayrılıklar nefsin arzuları mevki rütbe sandalye kapmak başa geçmek sevgisinden dolayı değildi Çünkü bütün bunlar nefs-i emmarenin kötülükleridir Eshab-ı kiramın nefsleri ise insanların en iyisinin (aleyhisselam) sohbetinde karşısında tertemiz olmuştu

    Şu kadar var ki Emir´in yani Hz Ali´nin halifeliği zamanında olan muharebelerde o haklı idi Ondan ayrılan hata etti Fakat ictihad hatası olduğundan bir şey denemez Nerde kaldı ki fasık denilsin ictihad hatası fısk günah değildir Hatta ayıplamaya bile izin yoktur Çünkü ictihadda hata edene de bir sevap vardır Eshab-ı kiramın hepsi müctehid idi Hepsi adil idi

    Herbirinin verdiği haber makbul idi Hz Ali´ye uyanların ve ondan ayrılanların verdikleri haberler doğrulukta ve güvenilmekte farksız idi Aralarındaki muharebeler itimadın gitmesine mani olmamıştır

    O halde hepsini sevmek lazımdır Çünkü onları sevmek Peygamber efendimizin sevgisinden dolayıdır Bir hadis-i şerifte "Onları seven beni sevdiği için sever" buyurulmuştur Onlara düşmanlık Peygamberimize düşmanlık olur Hadis-i şerifte "Onlara düşmanlık eden bana düşman olduğu için eder" buyurulmuştur O büyükleri tazim etmek hürmet etmektir Onlara hürmetsizlik tahkir etmek Onu tahkirdir Evliyanın büyüklerinden Ebu Bekr-i Şibli buyuruyor ki: "Eshab-ı kirama tazim etmeyen kıymet vermeyen bir kimse Resulullaha iman etmemiş olur"] Bu hususta Selef-i salihin Peygamber efendimizin "Eshabımı zikrederlerse siz kendinizi tutunuz" hadis-i şerifine uydular Ehli ilim bu hadis-i şerifin manası için "iyiliklerinden başkası ile onları zikretmeyiniz (anmayınız) demektir dediler

    Yine Peygamber efendimiz: "Esbabım hakkında bana eziyet etmeyiniz Nefsim kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki eğer sizin biriniz hayır yolunda Uhud dağı kadar altın infak etse onların küçük ölçek hatta yarım ölçeklerine bile varamazsınız" buyurdu Yine Allahü teâlâ mealen "Muhammed (aleyhisselam) Allahü teâlânın Peygamberidir Onun beraberinde bulunanlar (Eshab-ı kiram) kâfirlere karşı çok şiddetli kendi aralarında gayet merhametlidirler Onları rüku ve secde eder halde (namaz kılarken) Allahü teâlâdan sevap ve rıza istediklerini görürsün Secde eserinden (çok namaz kılmaları yüzünden meydana gelen) nişanları yüzlerindedir İşte onların Tevrat´taki vasıfları budur" âyet-i kerimesi ile meth ve sena eyledi (Feth 29)

    Şeyhaynın (yani Hz Ebu Bekir ile Hz Ömer´in) diğer bütün ümmetten üstün olduğu muhakkaktır Buna inanmayan ya cahildir veya inatçıdır

    Yakub aleyhisselamın oğulları arasında meydana gelen işler onların kıymetini düşürmeyeceği gibi dünya işlerinde Eshab-ı kiram arasında olup-biten işler de onların kadr-u kıymetlerini düşürmez İster icma ettikleri ister ihtilaf ettikleri şeylerde olsun Selef-i salihinin sözlerinin dışına çıkmak hiçbir kimseye caiz değildir

    Peygamber efendimizin "Ehli havaric Cehennemin kelbleridir" ve "iki fırka var ki onlara şefaat etmem; mürcie ve kaderiyye" diye rivayet edilen hadis-i şeriflerine binaen Eshab-ı kiramı sevmeyenler hariciler kaderiyye ve mürcieden ibaret olan Ehl-i bid?ati zem ve onlardan uzak olup onlarla beraber olmamak gerektiğini islam âlimleri bildirmişlerdir

    Yine Peygamber efendimiz "Kaderiyye bu ümmetin mecusileridir" buyurdu

    Bunlar Allahü teâlânın yaratması gibi yaratabileceklerini iddia ettiler

    Müslümanların birbirlerine iyilik etmesi ve sevişmesi lazımdır Fakat Peygamberimizin Eshabından birisini yahut Ehl-i beytini ve ezvacını (mübarek zevcelerini) kötüleyenlerden uzaklaşmak gerekir

    İşte Selef-i salihinin üzerinde bulunduğu temel bilgiler bunlardır Selef-i salihin bilgilerde kitap ve sünnetin hükmüne tâbi oldular Halef (sonra gelen âlimler) de bu hususta onlara uydu Allahü teâlâ bizi ve sizi faydalandırsın)



    Site İçi Bir Hadis Ailelerinize Öğretiniz Malik b Huveyris (ra) şöyle anlattı:Yaşça birbirimize yakın gençler topluluğu olarak Allah Resulü´ne (as) geldik Yanında yirmi gece kaldık Allah Resulü merhametli ve ince kalpli idi Ailemizi özlediğimizi anlayınca geride ailelerimizden kimleri bıraktığımızı bizlere sordu Biz de kendisine haber verdik Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Ailelerinizin yanına dönünüz de içlerinde kalınız Onlara öğretiniz Yapılması gereken şeyleri onlara emrediniz Namaz (vakti) geldiğinde içinizden biri size ezan okusun Sonra en büyüğünüz size imamlık yapsın"Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 1080

    Bir Ayet Cibril´e Düşmanlık Edenler De ki: "Cibril´e kim düşman ise (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı) Allah´ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü´minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O´dur" (2/97)
     

Bu Sayfayı Paylaş