İlk Müslümanlar-1

'Sahabeler ve Alimler' forumunda tersinim tarafından 2 Eylül 2010 tarihinde açılan konu

  1. tersinim

    tersinim Yeni Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İlk Müslümanlar-1 konusu ÜMMÜLMÜMİNİN Hz. HATİCETÜLKÜBRA BİNT-İ HÜVEYLİD (r.anha)

    Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (a.s.v) ilk iman eden insan sevgili eşi Hz. Hatice (r.anha) validemizdir.
    Hz. Hatice’nin (r.anha) soyu peygamberimizin soyu ile Kusayy b. Kilab’da birleşmektedir.
    Hz. Hatice (r.anha) cahiliye döneminde Tahire diye anılırdı. Kureyş kadınları içinde soyca en üstün şerefçe en büyük servetçe en zengin olanı idi. İşini çok iyi bilir ve sıkı tutardı. Kendisi akıllı, uyanık ve ince ruhlu, ince düşünceli, mübârek bir kadın idi.
    Cebrail (a.s) Hira dağında gelip Alak suresinin ilk üç ayetini getirdikten sonra peygamberimiz çok korkmuş bir halde evine dönmüştü. Her zaman olduğu gibi kendisini sevgili eşi Hatice (r.anha) karşıladı. Peygamberimiz Onu görünce:
    -Ey Hatice! Uykuda gördüğüm ve sana anlattığım şeyi yüce Rabbim bana Cebrail’i (a.s.) göndererek açıkladı buyurup yüce Allah (c.c) tarafından gelenleri ve Cebrail’den (a.s.) işittiklerini haber verdi.
    Hz. Hatice R.anha):
    -Ey Muhammed! Müjdeler olsun. Vallahi Allah Senin hakkında hayırdan başka bir şey yapmaz. Sana Allah’tan gelen hak ve gerçektir. Sen muhakkak Allah’ın resulüsün dedi ve Ona inanan ilk insan olma şerefine ulaştı.
    Peygamberimiz Ona Cebrail’den (r.anha) öğrendiği gibi abdest almayı ve namaz kılmayı öğretti.
    Hz. Hatice (.anha) peygamberimize peygamberlik geldiği Pazartesi gününün sonuna doğru herkesten önce iman etmek ve namaz kılmak şerefine eren, Allah (c.c.) tarafından Cennet’te inciden bir köşkle müjdelenen mutlu Cennet Hatunu idi.
    Aynı zamanda O Allah’ın (c.c.) selamına da nail oldu.
    Peygamberimiz sırtında olan nübüvvet görevini taşımakta güçlük çektiği, kavmi tarafından yalanlandığı, ret olunduğu, türlü eziyetlere, işkencelere maruz kaldığı dönemlerde üzüntü içinde evine döndüğü zaman yüce Allah (c.c.) Resulünün üzüntüsünü Hz. Hatice’nin (a.anha) teselli ve teskin edici sözleriyle hafifletir, Onu Onunla güçlendirir, vazifesini Onunla kolaylaştırırdı.
    Peygamberimiz onun hakkında:
    -Halk beni inkârla karşıladığı zaman O bana inandı.
    Halk ben yalanladığı zaman O beni tasdik etti.
    Halk beni mahrum ettiği zaman O Bana malına ortak etti.
    Kadınlar bana evlattan mahrum ettiği zaman Allah (c.c.) bana ondan evlatlar nasip etti.
    Kendi zamanında kadınların en hayırlısı İmran’ın kızı Meryem idi.
    Bu ümmet kadınlarının en hayırlısı da Hatice’dir.
    Cennet kadınlarının üstünü Hatice bint-i Hüveylid, Fatıma bint-i Resulallah, Meryem bint-i İmran ve firavunu zevcesi Asiye bint-i Müzahim’dir buyurmuştur.
    Hz. Hatice (r.anha) nübüvvetin onuncu yılında, ramazan ayının başlarında vefat etti. Vefat ettiği zaman altmış beş yaşında idi.
    Hz. Hatice (r.anha) Hacun kabristanına defnedildi. Gömüleceği zaman peygamberimiz kabrinin içine girdi.
    Resulallah’a peygamberlik verildiği sıralarda ailesi, korumasına aldığı Hz. Ali b. Ebu Talib (k.v) ve evlatlık edindiği Zeyd b. Harise (r.anha) ile birlikte yedi kişi idi.
    En büyük kızı Hz. Zeynep (r.anha) henüz on yaşında olduğu halde Ebul As ile evlendirilmişti. Bu yüzden evde değildi.

    Allah (c.c.) ondan razı olsun.

    ==============

    Hz. RUKAYYE BİNT-İ RESULALLAH (r.anha)

    Hz. Hatice (r.anha) Müslüman olduğu zaman peygamberimiz yanına gelen ikinci kızı Hz. Rukayye’ye (r.anha) İslamiyet’i anlattı ve Müslüman olmasını istedi. O da Müslüman oldu. Hz. Rukayye (r.anha) Müslüman olduğunda yedi yaşlarındaydı ve peygamberimizin amcası Abdüluzza’nın (Ebu Leheb’in) oğullarından Utbe ile nişanlıydı.
    Peygamberimizin diğer kızları Hz. Ümmü Külsüm (r.anha) altı, Hz. Fatıma (r.anha) ise henüz beş yaşındaydı. Yedi yaşına girince ikisi de Müslüman oldular.
    Hz. Ümmü Külsüm (r.anha) Abdüluzza’nın (Ebu Leheb’in) diğer oğlu Uteybe ile nişanlıydı. Gerek Hz. Rukayye (r.anha) gerekse Hz. Ümmü Külsüm (r.anha) yaşları küçük olduğundan evlenme gerçekleşmemişti.
    Ebu Leheb’in oğlu Uteybe Hz. Rukayye’nin (r.anha) nişanını çok kötü bir şekilde atınca onun bu davranışı peygamberimizi çok üzmüştü. Peygamberimizin üzüntüsünü fark eden Hz. Osman b. Affan (r.anh) dünürcüler göndererek Hz. Rukayye’yi kendisi için istetti. Hz. Rukayye (r.anha), Hz. Osman (r.anh) ile evlendiğinde henüz sekiz yaşındaydı.
    Hz. Rukayye (r.anha) kocası Hz. Osman b. Affan (r.anh) ile birlikte birinci ve ikinci Habeş hicretine katıldı. Habeş ülkesinden Mekke’ye döndü. Oradan Medine’ye hicret ederek üç hicreti birleştirme şerefine erdi.
    Bedir savaşına çıkıldığı sıralarda Hz. Rukayye (r.anha) çok hasta idi. Bu nedenle kocası Hz. Osman (r.anh) Bedir savaşına katılamadı. Bedir dönüşünden kısa bir zaman sonrada vefat etti. Peygamberimiz tarafından cenaze namazı kılınarak Baki kabristanına defnedildi.

    Allah (c.c.) ondan razı olsun.

    ==========


    Hz. ALİ B. EBU TALİB (k.v)

    Müslüman olan üçüncü kişi Hz. Ali’dir (k.v.). Hz. Ali (k.v.) peygamberimizin amcası Ebu Talib’in en küçük oğludur. Annesi Ebu Talib’in amcasının kızı olan Fatıma bint-i Esed’tir. (r.anha) Fatıma bint-i Esed (r.anha) Haşimî kadınları içinde hem Haşimî erkek sülbünden erkek çocuk doğuran, hem de halife anası olanların ilkidir. Hz. Ali (k.v.) soy olarak peygamberimize en yakın olandır.
    Yüce Allah (c.c.) Hz. Ali’ye (k.v.) olan nimetlerinden ve onun hakkında dilediği iyiliklerden birisi de Kureyşîlerin kıtlığa ve açlığa uğrayıp peygamberimizin Hz. Ali’yi (k.v.) bakmak üzere küçük yaşlarda yanına alıp büyütmesidir. O peygamberimizin terbiyesi altında büyümüştür.
    Hz. Ali (k.v.), Hz. Hatice’den (r.anha) sonra peygamberimize inanan, onunla birlikte namaz kılan, yüce Allah’tan (c.c.) gelenleri tasdik eden ilk mümin ve Müslüman’dır.
    Bu konuda Hz. Ali (k.v.):
    “-Resulallah aleyhisselam Pazartesi günü peygamber gönderildi. Bende Salı günü Müslüman oldum. Ben, Resulallah aleyhisselam ile ilk namaz kılan adamım” demiştir.
    Hz. Ali (k.v.) Müslüman olduğunda on yaşındaydı.
    Peygamberimizle Hz. Hatice’yi (r.anha) namaz kılarlarken görünce:
    -Ya Muhammed! Şu yaptığınız nedir? Diye sordu.
    Peygamberimizde:
    -Ya Ali! Bu Allah’ın kendisi için seçtiği peygamberlerini onunla göndermiş olduğu dinidir. Ben seni bir ve tek olan Allah’a imana ve Ona ibadet etmeye, ne yarar nede zarar veremeyecek olan Lat, Uzza ve diğer putlara inkâra davet ediyorum buyurdu.
    O’nun bu sözleri üzerine Hz. Ali (k.v.):
    -Ya Muhammed! ben şu teklif ettiğin dini bu güne kadar hiç işitmedim. Ben babam Ebu Talib’e söyleyip ona danışmadıkça böyle bir iş yapmam dedi.
    Peygamberimiz peygamberlik işinin henüz açıklanmasına uygun bulmuyordu. Bu nedenle:
    -Ey Ali! Sana söylediğimi yaparsan yap. Yapmayacak, Müslüman olmayacaksan teklif ettiğim şu işi gizli tut, açığa vurma. Onun açığa vurulma zamanı henüz gelmemiştir dedi.
    Hz. Ali (k.v.) o gece bekledi. Yüce Allah (c.c.) kalbine İslam sevgisini düşürdü. Sabah olunca peygamberimizin yanına giderek:
    -Ya Muhammed! Senin dün bana söylediğin şey ne idi? Sen bana onu bir kez daha anlat dedi.
    Peygamberimizde:
    -Ey Ali! Sen Lâ İlâhe İllallâhü vahdehû la şerîke leh diyerek kendisinden başka ilah bulunmayan, bir olan, şeriki ortağı bulunmayan Allah’a şahadet edecek, Lat’a, Uzza’ya ve diğer putlara ret ve inkâr edecek, Allah’a (c.c.) denk tutulan her çeşit putlardan uzak duracaksın. İşte benim getirdiğim din budur buyurdu.
    Hz. Ali (k.v.) artık tereddüt etmedi. Hemen peygamberimizin buyruğunu yerine getirerek Müslüman oldu. Fakat Müslümanlığını babası Ebu Talib’ten çekinerek açığa vurmadı, bir müddet gizli tuttu ve peygamberimizin yanından hiç ayrılmadı.
    Hz. Ali (k.v.) Müslüman olduğunda on yaşındaydı.
    Peygamberimiz Hz. Ali’nin (k.v.) okuma yazma öğrenmesini sağlamıştı. Araplar arasında okuma yazma bilenler pek az olduğu halde Hz. Ali okuma yazma bilirdi.
    Gerek Hz. Ali (k.v.) gerekse Zeyd b. Harise (r.anh) peygamberimizin yanından hiç ayrılmazlardı.
    Dağların, tepelerin, ağaçların arasından geçip giderlerken karşılarına çıkan hiç bir dağ, hiç bir tepe, hiç bir ağaç yoktu ki peygamberimize:
    -Esselâmü Aleyke ya Resulallah = Selam olsun sana ey Allah’ın resulü diyerek selam vermesin.
    Peygamberimiz kuşluk vaktinde Kâbe’ye gider, orada kuşluk namazı kılardı.
    İlk dönemlerde Kureyş müşrikleri bu namazdan pek hoşnutsuzluk göstermezler, tedirgin olmazlardı. Onun kıldığı namazı Kâbe’ye yapılmış bir tazim hareketi zannederlerdi.
    Bundan sonra başka günlerde peygamberimiz namaz kılacağı zaman Hz. Ali (k.v.) ve Zeyd b. Harise (r.anh) o namaz kılarken oturup gözcülük yaparlardı.
    Peygamberimiz namaz vakti gelince Mekke vadilerinden bir vadiye doğru çıkar gider, Hz. Ali (k.v.) ve Zeyd b. Harise (r.anh) müşrik kişilerden gizli olarak peygamberimizle birlikte giderler, namazlarını oralarda kılarlar, akşamleyin dönerlerdi.
    Allah’ın (c.c.) dilediği bir zamana kadar böyle devam edildi. Fakat onların bu durumları bazı kişilerin dikkatlerini çekmişti.
    Bir gün Hz. Ali’nin (k.v.) annesi Fatıma bint-i Esed (r.anha) kocası Ebu Talib’e:
    -Ali’nin Muhammed’in yanına devam ettiğini ondan hiç ayrılmadığını görüyorum. Senin başına Muhammed tarafından oğlun hakkında güç yetiştiremeyeceğin bir iş gelmesinden korkuyorum dedi.
    Ebu Talib nice zamandır oğlu Ali’yi (k.v.) görmemişti. Onu merak edip durmaktaydı. Hanımına dönerek:
    -Demek oğlum bana bunun için mi görünmüyor? Diye sordu. Sonra peygamberimizle Hz. Ali’nin (k.v.) ardına düştü. Onları gizlice takip etti. Onları Batn-ı Nahle’de Ebu Dübb vadisinin ıssız bir yerinde namaz kılarlarken buldu.
    Peygamberimize:
    -Ey Kardeşimin Oğlu! Edindiğini gördüğüm şu din ne dinidir? Ben bu dini ne, gördüm ne de duydum. Sen bana bunu anlat dedi.
    Peygamberimiz:
    -Ey amca! Bu Allah’ın (c.c.) dinidir.
    Allah’ın (c.c.) meleklerinin dinidir.
    Allah’ın (c.c.) peygamberlerinin dinidir.
    Babamız İbrahim’in (a.s.) yitirilmiş dinidir ki Allah (c.c.) beni peygamber olarak bulunla bütün kullarına gönderdi.
    Ey amca!
    Öğütleyeceğim, doğru yola kılavuzlayacağım kimselerden buna en çok layık olan sensin. Bu yoldaki davetim kabul etmeye ve bu hususta bana yardımcı olmaya da sen herkesten daha layıksın.
    Ey amca!
    Sen her şeyi yaratıp kuşatan Allah’ın (c.c.) birliğine inan. Putlara taparak ona eş ve şerik koşma. Sen Lât’ı da Uzza’yı da diğer putları da terk et. Getirdiğim şu dine gir de kurtuluşa erenlerden ol buyurup amcasını İslamiyet’e, tevhide, Allah’ın (c.c.) birliğine inanmaya ve putları tapmaktan vazgeçmeye davet etti.
    Ebu Talib biraz düşündükten sonra:
    -Ey Kardeşimin Oğlu! Vallahi yaptığınız ya da söyledikleriniz şeylerde benim için bir sakınca yoktur. Fakat siz benim oturağımı hiç bir zaman havaya kaldıramazsınız. Ben istesem bile atalarımın dininden ve ona olan bağlılıktan ayrılmaya güç yetiremem. Fakat sen gönderildiğin şey üzerinde dur. Vallahi ben sağ oldukça yapmak istediğini tamamlayıncaya kadar sana hoşlanmayacağın bir şey erişmeyecektir dedi. Hz. Ali’ye (k.v.) de onun hoşlanmayacağı bir şey söylemedi. Ona sadece:
    -Ey oğulcuğum! Üzerinde bulunduğun bu din nedir? Diye sordu.
    Hz. Ali (k.v) de:
    -Babacığım! Ben Allah’a, Allah’ın resulüne iman ve Onun Allah tarafından getirdiklerini de tasdik ettim. Ben onunla birlikte namaz kıldım ve kendisine tabi oldum dedi.
    Bunun üzerine Ebu Talib:
    -Ey oğulcuğum! Şüphesiz ki Amcanın Oğlu seni ancak iyiliklere ve güzelliklere davet eder. Ondan gelenler senin için ancak hayırdır. O seni kötü yola kılavuzlamaz. Amcanın Oğlunun girmiş olduğu ve seni davet ettiği yola seninde isteyerek girmen ve ona yardım etmen yaraşırdır dedi.
    Ebu Talib’in bu sözleri peygamberimizi çok sevindirdi.
    Ebu Talib Hz. Ali (k.v.) ile peygamberimizi namaz kılar bir halde bırakıp evine geri döndü. O dönünce hanımı Fatıma hatun:
    -Ey Ebu Talib! Amcamın oğlu! Ben seni oğlunu arayıp bulmak üzere gider gördüm ama şimdi yalnız gelmektesin. Oğlun nerede? Diye sordu.
    Ebu Talib onun bu sorusuna:
    -Sen onu ne yapacaksın? Diye soruyu soruyla yanıtladı.
    Fatıma hatun:
    -Ey amcamın oğlu! Kadın kölem oğlunu Ecyad’ta namaz kılarken görmüş bulunmaktadır. O görülmemiş, bilinmeyen bir din üzerindedir. Sen oğlunun dinini değişmiş bulmayı uygun görür müsün? Diye çıkıştı.
    Ebu Talib:
    -Ey kadın! Sus! Sen bu işte oğlunu kendi haline bırak. O Amcasının Oğlunun yolu ve izi üzerindedir. Amcasının Oğluna arka ve yardımcı olmak elbet herkesten çok ona düşer. Vallahi eğer nefsimi Abdulmuttalib’in dinini bırakmak hususunda bana boyun eğmiş bulsaydım, eğer Kureyş kadınlarının beni kınamalarından korkmasaydım bende muhakkak Muhammed’e tabi olurdum. Çünkü O hâlimdir, emîndir ve tahirdir. O her kime kılavuz olduysa muhakkak ki hayırlara götürür dedi.
    Peygamberimiz yanında Hz. Hatice (r.anha) ve Hz. Ali (k.v.) olduğu halde bazen Kâbe’nin yanına gelirler, Onu karşılarına alıp bu şekilde namaz kılarlardı. Müşrikler ilk dönemlerde onların bu namazlarına ses çıkarmazlardı.
    Bu konuda Afif’el Kindî der ki:
    -Ben ticaret adamı idim. Peygamberimizin amcası Abbas b. Abdülmuttalib’te ticaret adamı idi. Yemene geldiğinde misafirim olur, Yemen ıtırı satın alıp, hac mevsiminde satardı. Kendisi yakın dostlarımdandı.
    Cahiliye döneminde ticaret için Mekke’ye gelmiş, Abbas b. Abdülmuttalib’in evine inmiş, ona misafir olmuştum. Ondan aile halkım için Mekke elbisesi ve ıtır satın almak istiyordum. Ben Abbas’ın yanında oturuyordum. Güneş gökte iyice yükselmiş olduğu halde Kâbe’ye bakıp duruyordum. O sırada olgunluk çağına girmiş genç bir adam Kâbe’nin yanına vardı. Başını göğe kaldırıp baktı, sonrada ayakta olduğu halde Kâbe’ye yöneldi. Sonra br çocuk gelip onun sağına durdu. Çok geçmeden bir kadın gelip onların arkalarına durdu. Sonra genç adam eğilip rükûya vardı, onlarda eğilip rükûya vardılar. Genç adam başını kaldırıp rükûdan doğruldu. Kadın ve çocukta başlarını kaldırıp doğruldular. Ardından olgun genç secdeye gitti. Çocukta kadında secdeye gittiler. Onları ve yaptıklarını görünce yanımda bulunan Abbas’a:
    -Ey Abbas! Ben şurada büyük bir iş ve şaşılacak bir olay görüyorum dedim.
    Abbas’ta sözlerimi onaylayıp:
    -Evet! Dediğin gibi bu büyük bir iştir. Sonra ardından bana:
    -Ey Afif’el Kindî! Şu gördüğün olgun genç kimdir biliyor musun? Diye sordu.
    Ben de Ona:
    -Hayır! bilmiyorum dedim.
    Abbas:
    -Şu gördüğün olgun genç Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib’tir. O Kardeşimin Oğludur deyip ardından:
    -Şu yanında bulunan çocuk kimdir biliyor musun diye sordu.
    Bende:
    -Bilmiyorum dedim.
    Abbas (r.a):
    -Şu yanındaki çocuk kardeşimin oğlu Ali b. Ebu Talib’tir. Onların ardındaki kadında Hatice bint-i Hüveylid’dir ki Kardeşimin Oğlunun zevcesidir.
    Kardeşimin Oğlu bize senin şu gördüğün ve onlarında salik bulundukları bu dini kendisine göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’ın emrettiğini söylemektedir. Vallahi ben bütün yeryüzünde bu dinde şu üçünden başka bir kimse bulunduğunu bilmiyorum dedi.
    Ve yanlarına gidip dördüncünün dördüncüsü, ikinci erkek mümin olmayı, Resulallah’a o zaman tabi olmuş, Allah’a o zaman iman etmiş olmayı ne kadar çok isterdim.
    Hz Ali (k.v.) ashab-ı kiramın en cesur, en yüreklilerinden birisi idi. Peygamberimiz bu konuda:
    -O düşmandan yüz çevirmez. O düşmana sırtını dönmez. O Allah’ı ve Allah’ın Resulünü sever, Allah ve Allah’ın Resulü de onu sever. Ali’yi münafık olanlar sevmez. Mümin olanlar ondan nefret etmez buyurmuştur. Onun için:
    -Allah’ım! Ona dost olana dost, düşman olana düşman ol diyerek dua etmiştir.
    Peygamberimiz Onu en küçük kızı Hz. Fatıma (r.anha) ile evlendirip kendine damat yaptı. Hz. Ali (k.v.) yanına geldiğinde:
    “-Ey Ali! Sen benim damadım ve torunlarımın babasısın.”
    “-Sen bendensin, bende sendenim.”
    “-Sen benim dünyada ve ahrette kardeşimsin.”
    “-Ey Ali! Bana göre sen Musa’ya göre Harun gibi olmaya razı değil misin? Şu farkla ki Benden sonra peygamber yoktur.”
    “-Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.”
    Burada mevla kelimesinin efendi anlamına geldiğini hatırlatalım.
    “-O benden sonra her müminin velisidir” buyurmuştur.
    Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret buyuracakları zaman müşrikler Onu öldürmek için evini kuşattıkları sırada Hz. Ali (k.v.) peygamberimizin döşeğine girip yatmaktan çekinmedi. Sabaha kadar müşrikleri oyaladı, peygamberimiz ile yoldaşının Sevr dağına ulaşıp gizlenmelerini sağladı. Müşrikler Onu peygamberimiz sandılar.
    Hz. Aişe (r.anha) validemize göre Hz. Ali (k.v.) ile hanımı Fatıma bint-i Resulallah (r.anha) peygamberimizin en çok sevdiği kişiler idi.
    Peygamberimiz bir gün onları ve torunlarını ridasının altına alarak:
    -Allah’ım! Bunlar benim ehl-i beytim, ev halkımdır. Onlardan günah kirlerini gider, tertemiz yap diyerek dua etti.
    Peygamberimiz Hz. Ali (k.v.) ile evlendirirken kızı Hz. Fatıma’ya (r.anha):
    -Sen ümmetimin en evvel Müslüman olanı, en çok bilgilisi ve en akıllı ve uslusu ile evlendirmeme razı değil misin diye buyurduğu gibi yine Hz. Ali (k.v.) hakkında:
    -Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır. İlim edinmek isteyen Onun kapısına gelsin buyurdu.
    Gerçekten de Hz. Ali (k.v.) çok büyük bir ilim sahibiydi.
    Onun karnı hikmet ve ilim ile dolu idi. Kendisi Kuran hafızıydı.
    Ona ilmin onda dokuzu verilmişti de kalan onda birine de bütün insanlarla birlikte ortaktı.
    Hz. Ali (k.v.) bu konuda:
    -Ey insanlar! Bana sorunuz. Vallahi bana soracağınız her şey hakkında size bilgi vereceğim.
    Bana Kitabullahtan sorunuz. Vallahi ben inen her ayetin nerede indiğini neye ve kime dair olduğunu bilirim. Bende her ayetin gecede mi gündüzde mi dağda mı düzde mi nazil olduğunu bilirim demiştir.
    Hz. Ömer (r.anh) Hz. Ali (k.v.) hakkında:
    -Bizim en büyük kadımız Ali’dir. Ebulhasanın bulunmadığı bir mecliste karışık dolaşık meselelerle karşılaşmaktan Allah’a sığınırım derdi.
    Muaviye b. Ebu Süfyan (r.anh) içinden çıkmakta güçlük çektiği karmaşık meseleleri Hz. Ali’ye (k.v.) yazarak sorardı. Şehit edildiğini duyunca:
    -Fıkıh ve ilim Ebu Talib’in Oğlunun ölümüyle gitti demekten kendini alamamıştı.
    Hz. Ali’yi (k.v.) yakından tanıyan ashaba göre o:
    Açık ve kesin sözlüydü. Lafı eveleyip gevelemezdi.
    Adaletle hükmeder, ne olursa olsun adaletten sapmazdı.
    Her yanından ilim ve hikmet fışkırırdı. Çok geniş ilim sahibiydi.
    Dünyadan ve dünya ziynetlerinden kaçınır, onlara iltifat etmezdi.
    Geceye ve gecenin sessizliğiyle baş başa kalmayı çok severdi. Sessizliğe ve yalnızlığa aşık ve alışıktı.
    Son derece ibret alıcı, uzun, uzun düşünücü idi. Adaletle ilgili konularda karar verirken acele etmezdi.
    Elbisenin kendine kısa geleninden, yemeğin katı olanından hoşlanırdı.
    Arkadaşlarının yanında bulunduğunda ayrıcalık istemezdi. Onun aralarında bulunuşu her hangi bir arkadaşı gibi idi.
    Kendisine bir şey sorulduğunda hemen cevap verir, bildirilmesini istenilen şeyi hemen bildirirdi.
    Din adamlarına karşı son derece saygılıydı. Yoksul ve zayıflara yakınlık ve ilgi gösterirdi.
    Güçlü olan bâtıl işinde ondan yüz bulmayı umamaz, zayıf olanda onun adaletinden umutsuzluğa düşmezdi.
    Yalnız kaldığında sakalını eline alır, boynunu büküp uzun, uzun düşünür; duygulanıp için, için ağlar:
    -Ey dünya! Aldatacaksan sen benden başkasını aldat. Benimle oyalanma. Benden başkasını aldatmaya bak.
    Benim sana aldanmam ne kadar uzak, ne kadar uzak.
    Ey dünya! Ben seni dönülmeyecek bir şekilde üç tâlakla boşadım.
    Bitmez görünürsün ama her yaratık gibi sende fanisin. Gerçekte ömrün kısa, değerin azdır.
    Ahret yolu ise çok uzundur.
    Ahret yolunun ıssızlığından, uzunluğundan, azığının azlığından ahh, ahh deyip dizlerimizi dövmekten başka elimizden ne gelir derdi.
    Onun şehit edildiğini duyan bir şair sahabi:
    -Onun ölümü bana gözlerinin önünde biricik oğlunu boğazlanırken gören bir babanın acısını verdi demekten kendini alamamıştı.
    Hz. Ali (k.v.) peygamberimizden kendilerinden razı olarak ayrıldığı altı, sağlıklarında cennetle müjdelediği on sahabiden birisiydi.
    Hz. Ali (k.v.) üç hasletle diğer ashaptan ayrılmıştı. Bu üç hasletle diğer ashaptan üstündü.
    1-Resulallah Hz. Ali’yi (k.v.) kızı Hz. Fatıma (r.anha) ile evlendirmiş O da Ona çocuk doğurmuştur. Peygamberimizin nesli kız evlat yoluyla devam etmiştir.
    2-Peygamberimiz mescidine açılan kapıların hepsini kapattırmış, yalnız Onun kapısını kapattırmamıştır.
    3-Hayber savaşında ashaptan pek çok kişi istediği halde bayrağı Ona vermiştir.
    Hz. Ali (k.v.) çok oruç tutar çok namaz kılardı.
    Kendini tamamen ibadete vermek için ashaptan bazı arkadaşları ile beraber, hadım olmaya karar vermişse de peygamberimiz tarafından engel olunmuştur. Peygamberimiz bu konuda:
    -Ey Ali! Ben sana iyi bir örnek değil miyim? Ben hem yemek yer hemde oruç tutarım. Kadınlarla birlikte olurum. Kendini hadım eden bizden değildir buyurmuştu.
    Hz. Ali (k.v.) hicretin otuz beşinci yılında Hz. Osman’dan (r.anh) sonra halife oldu. Hicretin kırkıncı yılının ramazanında sabah namazına giderken Abdurrahman b. Mülcem tarafından başına vurulup alnına kadar işleyen bir kılıç darbesiyle ağır yaralanmış, iki gece sonra şehit olmuştur.
    Peygamberimiz sağlığında onun bu şekilde şehit edileceğini haber vermişti.
    Hz. Ali (k.v.) şehit edildiğinde Resulallah ile Hz. Ebu Bekir (r.anh) gibi altmış üç yaşındaydı. Cenaze namazını oğlu Hz. Hasan (r.anh) kıldırdı ve Kûfe mezarlığına defnedildi.
    Hz. Ali (k.v.) kısaya yakın orta boylu, siyah ve büyük gözlü, güzel yüzlü idi. Yüzü ayın on dördü gibi parlak ve güzeldi.
    Büyük ve geniş karınlıydı.
    Geniş omuzlu; elleri, kolları pazıları çok kuvvetliydi.
    Boynu gümüş ibrik gibi uzun ve düz, başının üstü saçsızdı.
    Omuz başları dik ve yüksekti.
    Savaşa silkelene, silkelene gider, giderken düşmanlarına korku, dostlarına güven ve kıvanç verirdi. Savaşırken yürekli, güçlü ve sebatkâr idi. Hiç bir güçlük Onu geri döndürmezdi. Bu yüzden savaşta kiminle karşılaşsa muhakkak ona üstün gelirdi.
    Esmer tenli; sık, uzun ve enli sakallıydı. Sakalları bütün göğsünü doldururdu.
    Saçları ve sakalları bembeyazdı. Uzayan saçlarını ortadan ikiye ayırıp, yanlarına salardı.
    Siyah sarık sarar, sarığının bir ucunu arkasına bırakırdı. Halife olduğu zamanlarda bile üç dirhemlik gömlek giyer, kölelerine, hizmetçilerine giydiklerinden giydirir, yediklerinden yedirirdi. Son derece alçak gönüllü idi.

    Allah (c.c.) ondan razı olsun.

    ========
     

Bu Sayfayı Paylaş