İlim ve Hoşgörü ile Bezenen Bir Selçuklu Beyliği: Artuklular

'Tarihi Bilgiler' forumunda DeMSaL tarafından 14 Temmuz 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    İlim ve Hoşgörü ile Bezenen Bir Selçuklu Beyliği: Artuklular konusu [​IMG]

    Yeni bir coğrafyada yeni bir kuruluş

    Selçuklu zamanında, 12. asır başlarında Güneydoğu Anadolu'da Diyarbakır, Mardin, Hasankeyf, Silvan, Kızıltepe, Nusaybin, Dara, Harput ve Halep coğrafyasında hâkimiyet kuran Artuklu Beyliği (1101-1409); Oğuzların Döğer Boyu'ndan olup adını Alparslan ve Melikşah'ın büyük kumandanlarından Artuk b. Eksuk Bey'den almıştır. Artuk Bey, Alparslan'ın Anadolu'nun fethiyle vazifelendirdiği kuvvetlerin içinde bir komutan olarak bulunmuş, diğer Selçuklu komutanları ile birlikte önemli vazifeler üstlenmiştir. Kaynakların ittifakla belirttiğine göre akıllı, kudretli ve kahraman bir insan olan Artuk Bey, Melikşah zamanında da önemli görevler üstlenmeye devam etmiş, önce Hulvan'a tayin edilmiş, sonra Bahreyn seferine gönderilmiş, akabinde de Diyarbakır'ın fethinde vazifelendirilmiştir. Artuk Bey vefatına (1091) kadar, Doğu ve Güneydoğu'da Selçuklularla bağlantılı olarak hep sahnede olmuştur. Ölümünü takip eden yıllarda ise, oğulları İl-Gazi ve Sökmen'in liderliğinde yeni bir devlet kurulmuştur.

    Teşkilat yapıları

    Artuklular; Güneydoğu ve Suriye'nin kuzeyinde Haçlılara karşı bölge hâkimiyetinin korunmasında büyük hizmetler etmişlerdir. Artuk Bey'in vefatından sonra devlet, oğulları Sökmen, İl-Gazi ve Belek arasında eski Türk devlet geleneklerine göre üçe bölünmüştür. Dolayısıyla İl-Gazi ve Belek'in bütün gayretine rağmen devletin siyasî ve hukukî birliği sağlanamamıştır. Burada, eski Türk devletlerinde var olan siyasî egemenliğin şehzadeler arasında taksim geleneğinin bir şekilde devam ettiğini söyleyebiliriz. Daha çok Büyük Selçuklu Devleti'ne tâbi olduklarından, devlet teşkilâtı, müessesesi ve idare tarzı bakımından tamamen onları örnek almışlardır.1Yani bu yapılanma Selçuklu devlet teşkilâtının bir devamı gibidir. Artuklu liderleri hükümdarlık unvanları olarak daha çok emir, melik sultan, meliku'l-umera, Kutbuddin, Necmuddin gibi İslâmî kültüre ait isimleri tercih etmişlerse de, Orta Asya geleneğinden alp, sagun, inanç, kutluğ ve yabgu gibi unvanlar ile İran geleneğinin bir yansıması olan pehlivan-ı cihan ve Hüsrev-i İran gibi sıfatları da kullanmışlardır.

    İdari anlayışları

    Selçuklu tarihi ve bölge coğrafyası açısından önemli bir misyona sahip Artuklular, bu coğrafyada üç asırdan fazla hâkimiyet kurmuşlar ve bölgelerinin sosyal, kültürel hayatına damgalarını vurmuşlardır. Yönetimleri altında Türkler, Kürtler, Araplar başta olmak üzere Ermeni, Süryani, Yahudi ve Rumlarla birlikte Bâtınîler, İsmailîler ve Yezidîler2 de yaşamıştır. Artuklular, bütün İslâm-Türk devletlerinde görüldüğü şekliyle bu unsurların kendi lisanını konuşmasına, kendi din ve mezheplerine göre ibadetlerini yapmasına imkân vermiş ve bu hoşgörü anlayışını asırlarca yaşatmıştır. Öyle ki gayrimüslimleri himaye etmiş, onların kalblerini kazanmıştır.3 Tarihleri boyunca topraklarında yaşayan milletler için adalet ve barışın sembolü kabul edilen Artuklu Beyliği, belki de barış içinde bir arada yaşamanın en güzel örneklerinden birini vermiştir. Çeşitli din, mezhep ve etnik kökenlere sahip topluluklar üzerinde hâkimiyetlerini tesis eden Artuklu hükümdarlarının Müslüman olmayanlarla münasebetleri bu açıdan önem arz etmektedir. Onlar, Müslüman olmayan unsurlara siyasî, ekonomik ve dinî konularda adaletle yaklaşmayı esas almışlar, diğer İslâm toplumlarında olduğu gibi dinler arası anlayış ve saygı diyebileceğimiz hoşgörüyü tesis etmeye çalışmışlardır. Bu anlayışın neticesi olarak Müslüman halk da, farklı din ve mezhepten olanlarla iyi diyaloglar kurmuş ve onlarla barış içinde bir arada yaşamıştır. İcraatları ile İslâm dünyasında hayranlık uyandırmış Artuklular, günümüze kadar bölgede varlığını devam ettiren hatırı sayılır bir gayrimüslim nüfusun varlığını korumasında da pay sahibidirler. Yani Artuklu coğrafyasında etnik bir ayrılık mevcut değildi.4

    Bunun yanında Sökmen, İl-Gazi, Belek ve diğer Artuklu hükümdarları, Büyük Selçukluların en zayıf zamanlarında bile onlara sadık kalmışlardır. Kendilerini Selçukluya karşı tahrik eden ve onlarla karşı karşıya getirmeye çalışan hiçbir dış müdahaleye fırsat vermemişler ve bunu bir prensip olarak benimsemişlerdir.

    Dini hayatları

    Artuklular, hükmettikleri yerlerde İslâm'a çok büyük önem vermiş ve Ehl-i Sünnet çizgisine bağlı kalmaya özen göstermişlerdir. Onların sosyal, siyasî ve kültürel hayatlarında dinin güçlü varlığı hep kendini hissettirmiştir. Sultanlar ve devlet adamları da, Müslümanca ve zahidane bir hayat tarzını gaye edinmişlerdir. Hakk'ın rızasını kazanmak, onların en büyük ideali olmuş ve hayatlarını bu ideale adamışlardır. Dinî ve içtimaî hayatı canlı tutmak için sınırları dâhilindeki hemen her yere cami ve medreseler yaptırmışlar, bunların yaşaması için de, geniş vakıf zincirleri kurmuşlardır. Ulema ise sahip olduğu yüksek statüyle, cemiyetin ilim ve din alanındaki ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli roller üstlenmiştir. Dolayısıyla o bölgenin insanı, İslâm âlimlerine özel bir saygı göstermiş ve bu saygı günümüze kadar hiç eksilmeden devam etmiştir. Denilebilir ki Artuklu Beyliği, meşrûiyetini İslâm'dan alan bir siyasî yapılanma oluşturmuş ve mânevî otorite olarak da, Halife'ye bağlı kalmıştır. Artuklularda, örf de devlet yönetiminde önemli bir yer tutmuş; fakat örfün İslâm'a uygunluğuna ciddi özen gösterilmiştir.5

    İlim ve kültür anlayışı

    İlme ve ilim adamına sahip çıkma, ülkeye ilim müesseseleri kazandırma Artuklu hükümdarları için önemli bir hedef olmuştur. Öncelikle hâkim oldukları coğrafyada, bir medeniyet zemini oluşturma adına çalışmalara başlamışlar ve ülkeyi cami, medrese, imaret, zaviye, hastane, köprü, kervansaray ve kalelerle süsleyerek bir medeniyet diyarı hâline getirmeyi başarmışlardır. Artuklu mirası birçok eser, bugün hâlâ ayakta durmaktadır.

    İlim müesseseleri ve yetişen ilim adamları

    İlmin yükselmesinin, âlimlerin himayesi ve kurumların inşası ile olacağını çok iyi bilen Artuklu hükümdarları öncelikle ilim ve kültürün himayesini vazifeleri saymış, bu hususta hiç ihmal göstermemişlerdir. Medreselerin bir medeniyetin inşa ve devamında aslî unsurlar olduğunu düşünerek hareket etmişler, başta Diyarbakır olmak üzere Mardin, Meyyafarkin, Koçhisar ve Hasankeyf gibi büyük merkezlerde ilim adına gerekli kurumları inşa etmişlerdir. Bu kurumlarda başta tıp, matematik, felsefe, mühendislik olmak üzere ilmin bütün branşları okutulmuştur. Mardin fethedildikten 10 yıl sonra bir ilim ve kültür merkezi hâline gelmiştir. Anadolu'da ilk medreselerden birinin Mardin'de kurulması ve El-Cezeri gibi bir ilim adamının o devirde yetişmesi, Artukluların ilme verdikleri değerin bir göstergesidir.

    Artuklularda ticaret ve ekonomi

    Artuklu hükümdarları ticarî ve sosyal hayatı canlı tutmak için ülkeyi çarşı, kervansaray ve köprülerle donatmışlardır. Vergileri düşük tutmayı genel politika olarak uygulamışlar, dolayısıyla komşu ülkelerden göçler olmuş ve Artuklu egemenlik alanlarında ekonomik hayat diğer ülkelere nazaran daha çok canlanmıştır. Devlet bu ticarî canlılıktan ciddi gelir elde etmiş, Mardin yakınlarındaki Koçhisar zamanla milletler arası bir pazar hâline gelmiştir. O günün zor şartlarında bu kadar büyük yatırımların yapıldığı ve bütün bölgeye örnek teşkil eden bir coğrafyanın bugün ekonomik, kültürel ve siyasî sıkıntılar içinde olması ne kadar da düşündürücüdür?

    Dipnotlar

    1- Ejder Okumuş, "Artuklularda Din-Toplum İlişkileri", Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 7, Güz 2008, S. 26, s. 243.
    2- Age., s. 241.
    3- Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2001, s. 225.
    4- Age, s. 236.
    5- Okumuş, Agy., s. 243

    Kaynaklar

    - Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2001, s. 134–236.
    - Yaşar Yücel- Ali Sevim, Türkiye Tarihi, Cilt 1, TTK Yayınları, Ankara 1990, s. 164–170.
    - Coşkun Alptekin "Artuklular", TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 3, İstanbul 1991, s. 415–417.
    - Ara Altun, "Artuklular", TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 3, İstanbul 1991, Sayfa 418–419.
    - Ejder Okumuş, "Artuklularda Din-Toplum İlişkileri", Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 7, Güz 2008, S. 26, s. 235–251.


    Kaynak: sizinti.com.tr
     

Bu Sayfayı Paylaş