İletişim Biliminin Temel Kavramları Nelerdir

'Diğer Mesleki Bilgiler' forumunda SeLeN tarafından 3 Aralık 2010 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    İletişim Biliminin Temel Kavramları Nelerdir konusu iletişimde başarılı olmanın yolları - sosyal bir iletişim süreci nasıl olmalıdır

    Bir iletişim olayının başarılı olması için gerekli şartların neler olduğu sorusu üzerinde duracağız.

    Sosyal bir iletişim sürecinin iskeletinde şu öğeler mevcuttur.

    1. Kaynak Kavramı

    Kaynak kavramını iletişim biliminde yerleşmiş olan communicator kavramının karşılığı olarak kullanmaktayız. Sosyal iletişim sürecinde kaynak kavramıyla, başka bir kimseye bir şey iletmek isteyen ve iletişimsel eylemin genel amacı olan, başkaları ile anlamların karşılıklı, yani ortak paylaşılması hususunu bir kanal aracılığıyla gerçekleştirmek isteyen kişi ifade edilmektedir.

    2. Mesaj Kavramı

    Mesaj (communicate), konuşmacı ile dinleyici veya kaynak ile hedef arasında ilişki sağlayan husustur. Ama şu noktalara dikkat etmek gerekir.

    1. Bir yandan, mesajda materyal fenomen, mesela; işaretler (alfabeler), optik sinyaller vs. söz konusudur.

    2. Diğer yandan, iletişim araç olarak sadece materyalin harekete geçirilmesinden ibaret değildir. Mesaj alıcıya yani hedefe iletilmek istenen her türlü içeriğin oluşturulmasıdır. Literatürde mesaj yerine “içerik” veya “ifade” kavramları da kullanılmaktadır.

    Bu anlamda mesaj belli bir durumda aktüel olarak üretilen işaretlerin tümü, sözlü ifadelerin ve bu esnada ortaya konulan davranışların şekillerinin (mesela jest, mimik vs.) bütünü olarak tanımlayabiliriz.

    3. Medya Kavramı

    İleticinin gönderdiği mesaj hedefe taşımayı sağlayan bir araç olarak karşımıza çıkar medya kavramı. İletici ve hedef arasındaki iletişimi sağlayan bir araçtır.

    4. Hedef Kavramı

    İletişim sürecinde, mesajın algılanması, yani mesajın erişmesi istenen kimse için hedef (Recipient) kavramı yerleşmiştir. Sosyal iletişimde kaynak ile hedef karşılıklı ilişkide bulunmaktadırlar. Bu nedenle sosyal iletişime yüz yüze iletişim de denir. İletişimin başarılı bir şekilde oluşması için özellikle şu iki husus önemli bir rol oynamaktadır.

    a) Durumun doğru yorumlanması.
    b) Anlamların aynı şekilde yorumlandığını control etmeyi sağlayan veiletişim biliminde feed back olarak bilinen hususun mevcut olması.


    Feed back (Başarılı Kontrol) Kavramı

    Sosyal iletişimin genel amacı, iletilmek istenen anlam içerikleri üzerinde karşılıklı bir anlaşma sağlamaktır. Feed back sayesinde kaynak, hedefin algılama ve anlama fonksiyonu hakkında bilgi edinmektedir. Ayrıca feed back iletişimde bulunanlar arasındaki anlaşmanın başarı durumu hakkında da bilgi vermektedir. Toparlarsak feed back kavramını şu şekilde tanımlayabiliriz.

    Feed back, kaynağın aktüelleştirdiği anlamı alıcının algılayıp algılamadığı, algılamışsa tepkisinin ne olduğu hakkında bilgi temin ettiği süreçtir.

    İletişim kimilerinin dediği gibi bir devrim değil, insanlıkla yaşayan ve başlayan bir süreçtir. Bu süreç, yer yüzündeki ilk iki insanın serüveniyle başlar, ve dünyanın artan nüfusuyla birlikte insan toplulukları içinde sürekli yeniden yapılanarak uzar gider. İnsanlar, içinde yaşadıkları her toplulukta iletişimin temel unsurları olan ileten ve iletilen rollerini mutlaka üstlenmişlerdir.
    İletişim en genel anlamıyla kültürünü oluşturan bireylerin düşünce değer yargı ve inançları sembol aşış verişleriyle olur. Edebiyatta bir toplumun tarihi ilerleyişi içinde birikimlerini temsil eden, toplumun değer yargılarından tutup da genel özelliklerine kadar bir çok bilgiyi edinmekte önemli bir konuma sahip olduğu için bu basamakta edebiyatın toplum içi ve dışı iletişimindeki yeri hiç şüphesiz önemlidir.

    Yirminci yüzyılda sembol alışverişinin tümüne yakın bir bölümü kitle iletişim araçları tarafından yapılmaktadır. Dolayısıyla kütle iletişim araçlarını “kültürün temel taşıyıcıları” olarak nitelendirmek mümkündür. Kitle iletişim araçları içerisinde yazınsal iletişimi sağlayan(roman, hikaye, makale, dergi vs.) araçlar toplum genelinde sıkça başvurulan bir yapı arz etmektedirler.
    Yazınsal iletişim genel olarak, dilsel iletişim bağlamında yer alır. Yazınsal iletişimde, “Söylem” olarak tanımlanan mesajlar (bildiriler) biri işitsel, biri görsel (yazı, imler) olan iki temel kanal aracılığıyla “dil” adı verilen düzgü (kod) sayesinde ve bu düzgüye uygun olarak gerçekleşirler.

    Yazınsal bildirinin düzgülenmesi bir kaynağı (yapımcı, yaratıcı, yazar) ve genellikle çoğul bir hedefi (dinleyici, okur.. dinleyiciler, okurlar..) gerektirir. Çağımızda kaynak ile hedef arasında, yayıncı, basıncı, kitap vb., aracılar vardır. Yazılı ya da sözlü olan bildirinin üretilmesi (gerçekleşmesi), bireysel (psikofizyolojik), toplumsal ve durumsal etmenleri harekete geçiren çok gizemli bir süreçtir. Bu süreç sonunda, içeriğin temasını ve bildirinin biçimini içeren bir yapı (metin) ortaya çıkar. İçeriğin teması metnin anlamını iletir. Ama biçimsel bir nesne olan mesajın doğrudan doğruya belirticisi değildir. Bununla birlikte iletişimde iletilen içeriktir, yani bir biçeme ayrılmaz bir biçimde bağlı olan anlamsal ve göndersel özdür. Çeviri ya da uyarlama işlemleri bu içerik ya da özde gerçekleşir. Her zaman sorulan bir sorudur, tartışılan konudur; Yazınsal bakımdan içerik mi, yoksa ifade mi (biçim, yapı) önemlidir ? Yazınsallık söz konusu ise, elbette, ifade (biçim, yapı) önemlidir. Yazınsal bildirinin bir düzgüsü olduğuna göre bu düzgünün çözümlemesi de yapılabilir doğal olarak. Düzgü çözümlemesi, okuma eylemini, olumlamayı, yorumlamayı, değerlendirme ve eleştiriyi içerir. Ancak düzgü çözümlemesi yöntemleri, kesinlikle düzgüleme yöntemleri değildirler. Yani yapısalcılık, göstergebilimsel çözümleme maksist eleştiri yöntemleri, birer düzgü çözümleme yöntemleridirler, fakat düzgüleme yöntemleri değildirler.
    Yazınsal bildirinin içeriği hedef kitlede öncelikle okuma eylemi gerektirir. Okuma; metinle okurun karşılaşması; anlama yorumlama şeklide tanımlanırken, “ ekoma ve yazma edğitimi, modern bilimin aydınlanma projesinin ön gördüğü üzere hakikat ve bilgiyi arama için değil, sadece okuma deneyiminin hazzı için yapılır. Bir kitaba sonran başlanabilir. Ortaya atlanabilir, sonra dönülebilir ve okuma girişe başvurularak sonuçlandırılabilir.” (Barthes, 1979) Böylelikle doğrusal okumadan (hiyerarşik, baskıcı tahakkümcü okumadan) farklı bir deneyimdir bu.
    Okurla metin arasındaki ilişki sadece okurun kurmaca bir dünyaya girişi değil ama bir karşıya gelmeyi – yani anlam için bir savaşımı – temsil eder.

    Sunulan metin okura alması için özendirilip, teşvik edildiği bir konumu teklif eder. Ne var ki, okurun metni harekete geçirmesi metin tarafından belirlenmez. Metin tarafından önerilen konumla okurun işgal ettiği konum arasındaki mesafe büyük veya küçük olabilir. Okurla metin arasındaki iktidar ilişkisi hep asimetriktir.

    Okuma kavramı geleneksel olarak yazılı metinlerle bu metinlerin tüketicileri arasındaki ilişkiyi tanımlamaktadır. Ne var ki son zamanlarda yazın eleştirisi ve kuramlarının iletişim alanına ithal edilmesiyle ve her türlü iletişim metniyle bu metni alanlar arasındaki ilişkinin ayrıntılı çözümleme gerektiren karmaşık bir süreç olduğu görüşünün kabul görmeye başlamasıyla birlikte bugün kitle iletişim araştırmalarında da kullanılmaktadır.

    Okur, okuyucu olarak adlandırılan mesajın iletileceği hedef kitle ise, metnin alımlayıcısı; gözlemci, anlamı üreten şeklinde tanımlanır.

    Okurun doğuşu, yazarın ölümü pahasına olmak zorundadır. Okur eğlendirilecek, eğitilecek veya hoşça vakit geçirtilecek bir edilgen özne değildir. Metinle okur ilişkisi, metni okurun kurabileceği ama metnin de karşılaşmayı denetlediği şeklindedir. “Okur, metni salt okuma deneyiminin hazzı, verdiği zevk için okur” (Roland Barthes). Modemizmde ise okurun konumu metnin neye dair olduğunu bulgulamakla kısıtlıdır. Okur, bu anlayışa göre metne ilişkin anlamı reddedebilir, kısmen kavrayabilir, (seçicilik); vb.. Bu anlamda tümüyle edilgen değildir verili, metne ilişkin anlamla mücadele eder. Okur bu anlamda etkindir ama bu etkileşimin hedefi olan anlam yaratma bakımından edilgendir.

    Geleneksel iletişim kavramı okuru (alıcı/hedef kitle vb.) hep bu tür kavramlaştırmış, modellerini bu kavramlaştırıma dayandırmıştır. Anlam metnin üretiminde değil, alımında ortaya çıkar. Uç anlayışla okur, metni okuma ediminde “yazar” veya yorumlar.

    Metin “ima edilen bir okuru” çağırır ve bu metinle fiili okur, arasında karakter bakımından fenomenolojik bir etkileşimi gerektirir. Bu iki yanlı bir iletişim ilişkisi (Wolgrangser). Bir metinde boşluklar vardır ve okuma edimi sırasında okur belirsizlikleri açık hale getirir. Okur boşlukları doldurmakta özgürdür. Ama zamanda metinde sunulan kılıflarla da kısıtlıdır, metin önerir veya eğitir, okunursa son şeklini verir veya kurar.

    Kitle iletişimi açısından okur kavramlaştırılmanın önemi çok fazladır. 1960’larda kitle iletişimine egemen olan eğilim “kütleler”i sessiz çoğunluk, dolayısıyla da modern toplumun atıl bir unsuru olarak görmekti. Eleştirel toplumbilim, kitleyi (özellikle orta sınıfı) zihin yapıları “alıklık aşılayan” kültür endüstrisince yoğrulan topluluklar olarak görüyordu.

    Kitle iletişimi doğrudan doğruya insanların tavır, tutum, duygu ve düşünceleriyle ilgilidir. Kitle iletişiminin ana malzemelerini de bunlar oluşturur. İletişim bilimindeki klasik iletişim süreci içerisinde yer alan “mesaj” edebiyatla ilişkili olarak okuyucunun duygu, düşünce tavır ve tutumlarıyla örülür.

    Toplumda, birbiriyle etkileşimde bulunan bir çok toplumsal sistem vardır. Bu toplumsal sistemler içinde en temel olan, toplum düşünce, değer yargı ve inançları bütünü olarak tanımlanan kültür sistemidir. Kültür bütün sistemlerin merkezinde yer alır ve bilgiye dayanan kuramsal ve açıklayıcı bir rol üstlenir. Aynı zaman da tüm temel yönelmeleri ve alt sistemleri birleştirir. Edebiyatta bir dönemin yansıması bakımından okurun geçmişle iletişimini, birikimlerini kıyaslamasını ve varolan gerçeklerden yola çıkarak mantığına uygun olanı benimsemesinde yardımcı olur. Bu aşamada iletişimi sağlayan bir araç görünümüne girer ve iletişimin önemli bir basamağı şeklinde ele alır. Kültür benzetmesi olarak dönem dönem bir birikimi edebiyat içerisinde okur bulabilir. Kütle iletişimi bir çok bakımdan toplum bildirişimi şeklinde işler. Toplum, iletişimin hem kodlayan (ileten-kaynak) hem de kodu açan ve yorumlayan (iletilen-hedef alıcı) unsuru olarak görev yapar.

    Toplum, dünyadaki değer toplumlarla ilişkilerin devam etmesi için ve toplumun yeni üyelerine kültürün aktarılması için mesajlar kodlar. (Bir edebi eserdeki temanın okuyucuda uyandırmak istediği ana duygu gibi.) Gözlerimizi ve kulaklarımızı neredeyse sonsuz denecek kadar büyük mesafelere eleştirme ve sesimizi ve yazılı kelimeciklerimizi dinleyici veya okuyucu bulabildiğimiz yerlere ulaştırma iktidarına sahip olan kitle iletişimi bu bakımdan toplumsal haberleşme içinde büyük bir sorumluluk payı yüklemiştir. Ebedi eserler, radyo, televizyon ve çağımızda önemli bir mesafe kat eden internet ufukları bizim için gözlenmektedirler. Liderlerin ve uzmanların düşündüklerini bize duyurarak, kamu sorunlarının tartışılmasını sağlayarak bu araçlar, dengi ve filmler de dahil ufukta görünenleri yorumlamamızda ve ona karşı ne yapılması gerekiyorsa bu konuda bir karara varmamızda bize yardımcı olurlar. Ders kitapları ve eğitim filmleri, kültürümüzü kodlama işinde diğer bütün araçlara olanak hazırlayan araçlardır.

    Hiç şüphe yok ki kitle iletişim araçları toplumsal kültürün ilk belirleyicilerindendir. Artık iletişim olmaksızın toplum olmak mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında bütün insan toplumları iletişim toplumu olmuşlardır. İletişim için “kapsamlı bir kültür hareketi” demek fazla da iddialı olmaz. İletişim, insanların duygu, düşünce ve tavırlarına nüfuz ettikçe de onun ekonomik ya da siyasi yapısından çok kültürler üzerindeki etkisi ön planda olacaktır.

    Kitle iletişim araçları bir yandan çağdaşlaşma ve demokratikleşme sürecinin bir gereği olarak geliştirilip kullanılırken diğer yandan iletişim teknolojisi sahibi ülkelerin kültür emperyalizmine yönelik amaçlarına da zemin hazırlayan bir yapı olarak yayılmaktadır.

    İletişim mekanizmasının yoğun baskısıyla birlikte güçsüz insanlar kendilerine sunulan bir yaşam biçimi çerçevesinde yaşar. Öylece uyur, yer, konuşur yada düşünürler. Özellikle yoğun bir hedef olarak seçilmiş az gelişmiş ülkelerde kitle iletişim araçlarıyla yayılan kültür paketlerinin etkisinden kurtulmak mümkün değildir.

    İletişim, gelişmiş ülkeler için bir kültür yayma aracı olarak kullanılırken, az gelişmiş ülkelerde gelişmeyi hızlandırıcı bir araç ve ulusal kültür oluşumunda bir çıkış yolu olarak düşünülebilir. Buna örnek Afrika ülkeleridir. Afrika ülkeleri kültürel kimlik konusuna büyük önem vermektedir. Bu, sömürgeciliğe karşı bir tepki olmuştur. Kültürel kimlik Afrika’da bir özgürlük ve bağımsızlık kavramı olarak kök salmıştır.

    Bu anlamda yazılı ve sözlü edebiyatı oluşturan öğelerinde dahil olduğu iletişim araçlarına düşen görevler vardır:

    · Kültürel zenginlikleri ortaya çıkarmak, tanıtmak,
    · Bunların aracılığı ile ulusal birliği güçlendirmek,
    · Yerleşmiş değerleri vurgulamak,
    · Sonuçta ise yalnızca geleneksel iletişim yöntemlerini yaşatmak ve bunları çağdaş iletişim yöntemlerine uydurmak değil, iletilenlerin içeriğinde gelenekleri izlerini sürdürebilmektir.

    Ne var ki, gelişme yolundaki ülkeler şöyle bir durumla karşı karşıya kalmışlardır; Bir yanda çağdaş iletişim olanaklarını geliştirmek için geniş yatırımların yapılması zorunluluğu vardır. Yeni araçlarla iletilecek programların sağlanması da geniş harcamaları gerektirir. Yeni araçlar sürekli program yayınlayarak yapılan yatırımları haklı göstermeye yönelmişlerdir.

    Fakat genç ülkeler bu program ve mesajları kısa zamanda üretme olanaklarına kavuşamamışlardır. Bu yüzden de dışarıdan bol bol program getirişmiş, bu da kültürel yüzleşmeye yol açmıştır. Kendi edebi tarihimizde buna benzer izlere rastlarız. Edebi eserlerin toplumlar arası etkileşimde bir köprü vazifesi kurduğu dönemlerde bilhassa farklı ve güçlü medeniyetlerle karşılıklı iletişimin yaşandığı dönemlerde toplum olarak edinilen bilgi birikimi iletişimin olumsuz bir sonucu olarak toplum için bölünmeler kültür yozlaşmaları, toplum içinde toplum şeklinde gruplaşmaları yaratmıştır. (Tanzimat dönemi yanlış batılaşma hareketleri gibi.)
    Kendi iletişim teknolojilerini, kendi edebiyatında benliğini oluşturamamış, bu yapıyı sağlamlaştıramamış toplumlar söz konusu iletişim süreci içinde kültür bozulmasını ve sonuçta yıkımı yaşamaya mahkumdurlar. Çünkü kültür, artık iletişimle yaşayan ve şekillenen bir sisteme dönüşmüştür.

    Bu ne benzeri durumlara düşmemek için yapılan çalışmalar okur-yazar ilişkisi, iletişimi içinde düzeltilmeye çalışılmıştır. Örneğin Tanzimat Dönemi’ni yaşarken görülen eksiklikler, yapılan hatalar, bir taraftan da yazarın kişisel görüşleri ışığında şekillenerek okuyucuya, halka doğru olanı verme çabasına dönüşmüştü. Yani bu dönem edebiyatla eğitim çalışmaları gerçekleştirilmiş de diyebiliriz. İletişimin eğitim gayesi ile uygulaması yoplumda az da olsa bir yanlışları düzeltmeye itmiştir insanları.

    Eğitim ve iletişim kavramları birbirini zaman zaman kapsamak ve benzer özellikler göstermekle birlikte birbirinden de farklıdır. İletişimi daha iyi kavramak ve edebiyatında bir eğitim görevi üstlendiğini düşünerek bu kavramları açıklamak için imge (imaj) ve bilgi kavramları üzerinde durulması gerekir. Her iki kavram içinde sözlük karşılığı, “nesnel geçerliğin insan zihninde yansıması” biçimindedir. Bir edebi eserin (didaktik içerikli) kişi üzerinde etkisi şu şekildedir.


    Kaynak:

    Prof. Erol Mutlu / İletişim Sözlüğü
    Konca Yumlu / Kitle İletişim Araştırmaları
    Metin Karadağ / Yazılı Sözlü Anlatım


    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş