İbn'İ Sİna

'Düşünürler-Filozoflar' forumunda Siraç tarafından 11 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    İbn'İ Sİna konusu
    İbn'İ Sİna
    İbn-i Sina
    İbn-i Sina (980-1037)

    İslam filozofu Aristotelesçi felsefe anlayışını İslam düşüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalışmış, görgücü-usçu bir yöntemin gelişmesine katkıda bulunmuştur

    Buhara yakınlarında Hormisen'de doğdu, 21 Haziran 1037'de Hemedan'da öldü Gerçek adı Ebu'l-Ali el-Hüseyin b Abdullah İbn Sina'dır Babası, Belh'ten göçerek Buhara'ya yerleşmiş, Samanoğulları hükümdarlarından II Nuh döneminde sarayla ilişki kurmuş, yüksek görevler almış olan Abdullah adlı birisidir İbn Sina, önce babasından, sonra çağın önde gelen bilginlerinden Natilî ve İsmail Zahid'den mantık, matematik, gökbilim öğrenimi gördü Bir süre tıpla ilgilendi, özellikle, hastalıkların ortaya çıkış ve yayılış nedenlerini araştırdı, sağıltımla uğraştı Bu alandaki başarısı nedeniyle, II Nuh'un özel hekimi olarak görevlendirildi, onu sağlığa kavuşturunca, dönemin önde gelen tıp bilginlerinden biri olarak önem kazandı

    İbn Sina'nın felsefeye karşı ilgisi deney bilimleriyle başlamış, Aristoteles ve Yeni-Platoncu görüşleri incelemekle gelişmiştir İslam ve Yunan filozoflarının görüşlerini yorumlayan ve eleştiren İbn Sina'nın ele aldığı sorunlar genellikle, Aristoteles ve Farabi'nin düşünceleriyle bağımlıdır Bunlar da, bilgi, mantık, evren (fizik), ruhbilim, ----fizik, ahlak, tanrıbilim ve bilimlerin sınıflandırılmasıdır Belli bir düşünce dizgesine göre yapılan bu düzenlemede her sorun bağımsız olarak ele alınıp çözümüne çalışılır

    Bilgi sezgi ile kazanılan kesin ilkelere göre sonuçlama yoluyla sağlanır Bu nedenle, bilginin gerçek kaynağı sezgidir Bilginin oluşmasında deneyin de etkisi vardır, ancak bu etki usun genel geçerlik taşıyan kurallarına uygundur Ona göre "bütün bilgi türleri usa uygun biçimlerden oluşur" Bilginin kesinliği ve doğruluğu usun genel kurallarıyla olan uygunluğuna bağlıdır Us kuralları, insanın anlığında doğuştan bulunan, değişmez ve genel geçerlik taşıyan ilkelerdir Sonradan, duyularla kazanılan bilgi için de bu kurallara uygunluk geçerlidir Deney verileri us ilkelerine göre, yeni bir işlemden geçirilerek biçimlenir, onların bundan öte bir önem ve anlamı yoktur Çelişmezlik, özdeşlik ve öteki varlık ilkeleri, usta bulunur, deneyden gelmez

    İbn Sina'ya göre varlık, tasarlamakla bağlantılıdır Bütün düşünülenler vardır ve var olanlar tasarlanabilen düşünülür biçimlerdir (makuller) Bu nedenle, düşünmekle var olmak özdeştir Atomcu görüşün ileri sürdüğü nitelikte bir boşluk yoktur Uzay ise, bir nesnenin kapladığı yerin iç yüzüdür Varlık kavramı altında toplanan bütün nesnelerin değişmeyen, sınır ve niteliklerini koruyan belli bir yeri vardır Devinme, bir nesnenin uzayda eyleme geçişidir

    Mantık insanı gerçeklere ulaştırmaz, yalnız birtakım yanılmalardan korur Düşünme yetisi gerçeği kavramak için mantıktan geçici bir araç olarak yararlanır Düşünme eyleminin sağlıklı olması için mantık, ilkeler ve kurallar koyabilir, anlıkta bulunan ve bilinen bilgilerden yola çıkarak, bilinmeyenleri saptama olanağı sağlar Bu özelliği nedeniyle, mantık, düşünmenin genel kurallarını bulan, düzenleyen, bu kurallar arasındaki gerekli bağlantıyı ve birliği kuran bir bilimdir Mantık kuralları, genel geçerlik taşıyan ve değişmeyen kesin kurallardır Mantığın kavramlar ve yargılar olmak üzere iki alanı vardır Her bilimsel bilgi ya kavram ya da yargılara dayanır Kavram, ilk bilgidir ve terim ya da terim yerine geçen bir nesneyle kazanılır Yargı ise, tasımla kazanılır

    Mantığın konusu incelenirken, tanım temel alınmalıdır Tanımlar birbirlerine bağlandıklarında, kanıt ve çıkarıma varılır Kavram, önce tekil bir algıdır (sezgi) Yargı ise, iki tekil terim arasındaki ilişkidir Kavramlar, açık ve kapalı belirleme olarak ikiye ayrılır Varlığın, töz, nicelik, nitelik, ilişki, yer, zaman, durum, iyelik, etki, edilgi gibi on kategorisi vardır

    İbn Sina mantığında en önemli yeri tanım tutar Bir kavramı tanımlamak için, bu kavramın bireylerinden biri göz önüne alınmalıdır Tikelin belirlenmesi tümelden kolaydır Eksiksiz bir tanım yakın cins ile yapılmalıdır En yetkin tanımsa, kavramın yakın cinsi ile türsel ayrımdan oluşur Tanım ikiye ayrılır; Gerçek tanım ve sözcük tanımları

    Önermeler, yüklemli ve koşullu olabilirler Yüklemli önerme, bir düşünce ötekine yüklendiği zaman ya onaylanır ya da yadsınır Koşullu önermeler, bir ötekinin koşulu ya da sonucu olarak bağlanan terimlerde görülür Önermeler varsayımlı, nitelik ve nicelikleri bakımından, tekil, belirsiz ve belirli olur Tasım, bitişik ve ayrık olmak üzere ikiye ayrılır Bitişik tasımların öncüleri anlam bakımından, sonuç önermesini içerir Ayrık tasımlarda ise sonuç önermesi öncüllerde bulunabilir

    Tümeller, bütün varlık türlerinin oluşumundan önce, Tanrı düşüncesinde, birer tanrısal kavram olarak vardır Varlıkların oluş nedeni ve onlara biçim kazandıran tümellerdir Tümeller Tanrı'da ussal olarak bulunan, nesnelerde ve bireylerde içkin olan, öteki de nesnelerin dışında ve anlıkla birlikte olan mantıksal tümel diye üçe ayrılır Birinci türe giren tümel, ----fiziği ilgilendirir İbn Sina fiziği, ----fiziğe giriş olarak düşünür

    Fiziğin konusu madde ve biçimden oluşan nesnelerdir Biçim, maddeden önce yaratılmıştır Maddeye bir töz özelliği kazandıran biçimdir Maddeden sonra ilinek gelir Biçimler maddeye, ilinekler ise, töze katılır Doğal nesneler kendi öz ve nitelikleriyle bilinir Bütün nitelikler de birinci nitelikler ve ikinci nitelikler olmak üzere ikiye ayrılır Birinci nitelikler nesnelere bağlıdır, ikinciler ise, nesnelerden ayrı olarak varlığını sürdürür İbn Sina'ya göre, nesnel evrende bulunan güç ve devinimin temelini ikinci nitelikler oluşturur Nesneler, kendilerinde bulunan gizli güçle devinime geçerler Bu güç ise, doğal güç, öznel güç, tinsel güç olmak üzere üç türlüdür Doğal güç, nesnede doğal biçim ve yerlerle ilgili nitelikleri taşır Çekim ve ağırlık bu türdendir Öznel güç, nesneyi devingen ya da durağan duruma getirir Bunda da, bilinçli ya da bilinçsiz olma özelliği bulunur Tinsel güç, herhangi bir organın, aracın yardımı olmaksızın doğrudan doğruya bir istençle eylemde bulunmaktadır Buna, gökkatlarının özleri adı da verilir İbn Sina'nın geliştirdiği bu güç kuramının kaynağı Aristoteles ve Yeni-Platonculuk'tur Ancak, o bu güçlerin sonsuz olduğu kanısında değildir Ona göre, zaman ve devinim kavramları da birbirine bağlıdır, çünkü, devinimin bulunmadığı, algılanmadığı bir yerde zaman da yoktur

    İbn Sina'nın felsefesinde, Aristotelesi'in geliştirdiği düşünce dizgesine uygun olarak, ruh kavramının önemli bir yer tuttuğu görülür Ona göre, biri bitkisel, öteki insanla ilgili olmak üzere, iki türlü ruh vardır İnsan ruhu, gövdeye gereksinme duymadan, doğrudan doğruya kendini bilir, bu nedenle, tinsel bir tözdür Gövdeyi devindiren, ona dirilik kazandıran bu tözün başka bir özelliği de, yetkin düşünme yeteneği anlık olmasıdır Düşünme eylemi yaratan ruhtur, o gövdeyi gerektirmez, ancak gövde var olabilmek için tini gereksinir İnsan ruhu gövde biçiminde değildir, usa uygun biçimleri kavramaya elverişli bir töz olduğundan, gövdesel yapıda yer alamaz Gövde, bölünebilen öğelerden oluşmuş bir bütündür, oysa tin, bir birliktir, bölünmeye elverişli değildir, sürekli olarak özünü ve birliğini korur Tin, bütün izlenimleri gövde aracılığıyla alır, anlık yoluyla kavramları, kavramlara dayanarak usa vurmayı oluşturur Bu yüzden, gövdeyle dolaylı bir bağlantısı vardır Ancak, bu bağlantı tin için bir oluş koşulu değildir

    Canlı sorununa, gözleme dayalı bir ruhbilim anlayışıyla çözüm arayan İbn Sina'ya göre dirilik bir bileşimdir Doğal organların, göksel güçler yardımıyla bileşmesinden canlılar ortaya çıkar Bu olay da, belli aşamalara uygun olarak gerçekleşir İlk ortaya çıkan canlı bitkidir Bitkide tohumla üreme, beslenme ve büyüme güçleri vardır İkinci aşamada ortaya çıkan hayvanda ise, kendi kendine devinme ve algı güçleri bulunur Devinme gücünden isteme ve öfke doğar Algı gücü de, iç ve dış algı olmak üzere ikiye ayrılır İnsan özü doğal evrim sürecinde en üst düzeyde gerçekleşmiş bir oluşumdur, bu nedenle, öteki varlıklardan ayrılır İnsanda dış algı duyumlarla, iç algı da , beynin ön boşluğunda bulunan ortak duyu ile sağlanır Duyularla alınan izlenimler bu ortak duyu ile beyne gider Beynin, ön boşluğunda sonunda, tasarlama yetisi bulunur Bu yeti duyu izlenimlerini sağlamaya yarar İnsan için en önemli olan düşünen öz yapıcı ve bilici güçlerle donatılmıştır Yapıcı güç (us) gerekli ve özel eylemler için gövdeyi uyarır Bilici güç ise, yapıcı gücü yönlendirir Özdekten ayrılan tümel biçimlerin izlerini alır Bu biçimler soyutsa onları kavrar, değilse soyutlayarak kavrar İnsanda iyiyi kötüden, yararlıyı yararsızdan ayıran yapıcı güçtür, bu nedenle bir istenç niteliğindedir

    Us konusunda İbn Sina ayrı bir düşünce ortaya atmıştır Ona göre us beş türlüdür Özdeksel us, bütün insanlarda ortak olup, kavramayı, bilmeyi sağlayan bir yetenektir Bir yeti olarak işlek us, yalın, açık ve seçik olanı bilir, eyleme yöneliktir, durağan bir güç niteliğinde değildir Eylemsel us, kazanılmış verileri kavrar ve ikinci aşamada bulunan ustan daha üstündür Kazanılmış us, kendisine verilen ve düşünebilen nesneleri bilir Aşama bakımından usun olgunluk basamağında bulunur Bu aşamada usun kavrayabileceği konular kendi özünde de vardır Kutsal us, usun en yüksek aşamasıdır Bütün varlık türlerinin özünü, kaynağını, onları oluşturan gücü, başka bir aracıya gereksinme duymadan, bir bütünlük içinde kavrar

    İnsan, ayrıntıları duyularla algılar, tümelleri usla kavrar Tümelleri kavrayan yetkin us, nesneleri anlama yeteneği olan etkin usa olanak sağlar İnsan usunun algıladığı ayrıntılar, kendi varlıkları dolayısıyla değil, nedenleri yüzünden vardır Us, bu kavranabilir nesneleri kazanabilmek için ilkin duyu verilerinden yararlanır Sonra duyu verilerini usun genel kurallarına göre işlemden geçirir, yargıları ortaya koymada onları aşar

    Yaratılış konusunda İbn Sina, varlığın sıralı düzeninde, "bir'den bir çıkar" ilkesine dayanır İlk "bir", zorunlu varlık, Tanrı'dır O'nun varlığı yalnız kendisini gerektirir Var olma, Tanrı'nın özünden gelen gerekimdir İlk neden ilk gerçekliktir Tanrı'dan ilk us ortaya çıkar Çokluk bu usla başlar Bundan da felek ve nefsin usları türer Her ustan da, o usun özü ve cismi oluşur Us cismi aracısız olarak devindiremeyeceği için, uslar sırasının sonunda etkin us, akıl bulunur Ondan da dünya ile ilgili nesnelerin maddesi, cisimlerin biçimleri ve insan özleri doğar Etkin us, tümünün yöneticisidir Yaratılış önsüzdür ve yeri de maddedir Madde, soyut ve tüm varlığın öncesiz olanı, nefsin eylem alanı, sınırı ve tüm parçaların kaynağıdır İlk us, kendisini ve zorunlu varlığı bilir Buradan ikilik doğar İlk us kendinde olanaklı, ilk varlık için ise zorunludur Her tikel feleğin ilk kımıldatıcısı vardır İlk kımıldatıcıları eyleme sokan tinsel varlıklardır Her feleğin de iyiliğini düşünen kımıldatıcı bir nefsi vardır Nefsin eylemi, etkin usa ulaşır

    Evrenin varlığı, zorunlu olan, Tanrı'yı gerektirir Başka bir varlığın etkisiyle var olan evren sonsuz olamaz Devinme, nesnenin özünde saklı güçten doğar Her nesnenin özünde devindirici bir güç vardır Nesne kendini kendinin etkin öznesi değildir Bu güç, nesneye biçim de kazandırır

    İbn Sina ----fiziği genelde Aristoteles ----fiziği ile Yeni-Platonculuk ve Kelam'ın bireşimidir Konusu, ilkler ilki, tüm oluşların, yaratışların, varlık bütününün kaynağı olan Tanrı'dır Tanrı, bütünlüğü nedeniyle nesnelerde, olay ve eylemlerde görünüş alanına çıkar Varlık vardır, yok olamaz

    Varlık üç bölüme ayrılır:

    1- Olanaklı varlık, nesnelerle ilgili değişimin, oluş ve bozulmanın egemen olduğu varlıktır Bu varlık ortamında görülen ne varsa belli bir süre içinde başlar ve biter
    2- Kendiliğinden olanaklı varlık Olanaklı olmasına karşın, ilk nedenle ilişkilerinden dolayı zorunluluk kazanır Tümellerin, yasaların bulunduğu evren Gökkürelerin usları böyledir
    3- Kendiliğinden zorunlu varlık, ilk neden ya da Tanrı'dır Değişmez ve çoğalmaz Çokluklar ondadır Tanrısal zorunluluk illkesi tüm yaratılanların da temel ilkesidir
    İbn Sina'nın benimsediği tanrıbilim dört ana konuyu içerir; Evren, ötedünya, ahiret, peygamberlik, Tanrı

    Evren yaratılmıştır Yaratıcı ve varedici Tanrı'dır O Kelamcılar'ın dediği gibi özgün yapıcı değildir, zorunludur İlk neden önsüz ve sonsuzdur Evrenin yaratılması, Tanrı'nın daha önceden varoluşunu gerektirir Evrenin bütününde yer alan gök katları tanrısal evrenin varlıklarıdır, bunların özleri meleklerdir Madde dünyasında oluş ve bozulma vardır Onların tanrısal niteliği yoktur Bu yaratma olayı da bir fışkırmadır

    Ölüm, tinin gövdeden ayrılmasıdır Gövdelerden ayrılan tinlerin geldikleri kaynakta toplanmaları insanda ötedünya kavramını oluşturur Ruh, tinsel bir tözdür, ölümsüzdür Gövdeye egemendir Ruh gövdeye girmeden önce etkin usta vardı İnsana bireyselliğini kazandıran odur Gövdenin yok olması, ruhun varlığını etkilemez Dirilme tinseldir

    İnsanları yaratan Tanrı, onlara verdiği özgür istençle iyi ile kötüyü seçme olanağı sağladı İstenç özgürlüğü, usla utku arasındaki çatışmadan ve ilkinin üstünlüğünden doğar İnsan elinden çıkan bütün bağımsız eylemler tanrısal kayra ile gerçekleşir Özgür istenç tüm insanlarda vardır Peygamberler de bu bakımdan birer insandır Ancak, onlarda insanların en yüceleri olan bilginlerde, bilgilerde olduğu gibi bir seziş vardır Bu üstün seziş gücü, kavrayış yeteneği peygamberlerin etkin us ile buluşmalarını, gerçekleri kavramalarını sağlar Bu üstün güç ve kavrayış vahy adını alır Üstün anlayış gücü taşıyan melekler, vahyi peygamberlere ulaştırırlar

    Tanrı, özü gereği bilicidir Kendi özünü bilmesi yaratmayı gerekli kılar İbn Sina İslam dinine ve Kuran'a dayanarak bilmeyi yaratma olarak niteler Yaratma eylemi Tanrı'nın kendi özüne karşı duyduğu sevgiden dolayıdır Tanrı tümelleri bilir Tikellerle ilgili bilgisi de, tümel nedensellikleri bilmesindendir

    Madde ve biçimin ilişkileri üzerinde bilimleri iç bölümde ele alırlar:

    1- Maddeden ayrılmamış biçimlerin bilimi: Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler
    2- Maddesinden iyice ayrı biçimlerin bilimi: ----fizik, mantık gibi yüksek bilimler
    3- Maddesinden ancak zihinde ayrılabilen, kimi yerde ayrı kimi yerde bir olan biçimlerin bilimi:
    Matematik, geometri, orta bilimler Zihin bu biçimleri doğru olarak maddesinden soyutlar
    Felsefe ise, kuramsal ve pratik diye ikiye ayrılır Kuramsal olan, bilmek yeteneğiyle elde edilen bilgileri kapsar Doğa felsefesi, matematik felsefesi ve ----fizik gibi pratik felsefe, bilmek ve eylemde bulunmak üzere elde edilen bilgilere dayanır

    İbn Sina, gerek Doğu gerekse Batı filozoflarını etkiledi Gazali, özellikle, ruh anlayışında ondan etkilendi İbn Sina'nın deneyci yanı, Gazali'yi kuşkuculuk'a götürdü Yapıtları 12yy'da Latince'ye çevrildi, ünü yayıldı Tanrıbilimci filozof Albertus Magnus, tin ve us ile güçleri konusunda İbn Sina'dan yararlandı

    YAPITLAR (başlıca): el-Kanun fi't-Tıb, (ös), 1593, ("Hekimlik Yasası"); Kitabü'l-Necat, (ös), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"); Risale fi-İlmü'l-Ahlak, (ös), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık"); İşarat ve'l-Tembihat, (ös), 1892, ("Belirtiler ve Uyarılar"); Kitabü'ş-Şifa, (ös), 1927, ("Sağlık Kitabı")



     

Bu Sayfayı Paylaş